|

Türkiye’ye Karşı 10 Neden
Jacques Schuster
Roger Köppel
27.09.2004 / RADİKAL
Avrupa'ya ait değil, insan
haklarını çiğniyor, göç tehlikesi var, birlik fikri ortadan kalkar,
ekonomik, siyasi ve sosyal maliyeti kaldıramayız
1. Türkiye Avrupa'ya ait değil.
Türkiye Avrupa'ya hiçbir zaman ait olmadı. Ne coğrafi ne de kültürel
açıdan. Türkiye, antik çağın mirasını, Yahudi-Hıristiyan etiğini,
Rönesansı ve Aydınlanma'yı yaşamadı, tıpkı bizim harem kültürünü
yaşamadığımız gibi.
Gerçi Osmanlılar 1683'te Viyana önlerine kadar gelmişlerdi, fakat şans
eseri Polonya ve Alman orduları onları geri püskürtmeyi başarmıştı.
Günümüzde Türkiye'nin sadece Trakya bölgesi Avrupa'da yer alıyor.
Coğrafyanın söz konusu yapılması durumunda, İstanbul hakkında
konuşulabilir: Boğaz'daki kent Yeni Çağın ve AB'nin ilk büyük şehri.
Gerçekten de, Avrupa dışındaki bir ülkeyi AB'ye alanlar, İsrail, Mağrip
ülkeleri, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya'yı da kabul etmek zorunda. Bu
şekilde, coğrafi bir birlik ve ortak bir tarih ve kültür alanı olan
Avrupa sona erer.
2. Ankara insan haklarını ihlal ediyor.
Avrupa'nın, kendi kendini sorgulama kabiliyeti var. Oysa Ankara hiçbir
zaman bu yeteneğe sahip olamadı. Bugüne kadar tüm Türk hükümetleri ve
parlamentoları, ayrıca birçok Türk tarihçisi 1895-1896 ile 1914-1915
yılları arasında gerçekleştirilen Ermeni soykırımını inkâr etti.
Bundan daha da kötüsü, Erdoğan'ın göreve gelmesinden sonra bile halen
tüm Türkiye'de işkence yapılıyor. Bunu, Türk İnsan Hakları Vakfı tespit
etti. Sadece ağustosa kadar 600 işkence vakası belgelendi. Başbakan dün
Brüksel'de, işkenceden vazgeçileceği sözünü verse de, insan haklarının
korunması sağlanmışa benzemiyor. Halbuki, Eyfel Kulesi'nin Paris'in bir
parçası olması gibi, insan haklarının korunması da Avrupa'nın bir
parçası.
3. Bir göç tehlikesi söz konusu.
Avrupa Birliği'nde serbest dolaşım prensibi bulunuyor. İsteyen istediği
yere taşınabilir. Her ne kadar Brüksel, Polonya durumunda yaptığı gibi
Türkiye'ye yedi yıla kadar varan bir geçiş süreci belirlese de, serbest
dolaşım bir AB üyesi olarak Türkiye için de geçerli olacak.
Bu birçok Anadolulu çiftçiyi harekete geçirecek. Uzmanlar, yaklaşık 3
milyon kişinin kuzeybatıya doğru göç edeceğinden endişeleniyor. AB'de
yaklaşık 15 milyon Müslüman yaşıyor, sadece Almanya'da ise 2.5 milyon
Türk var. İstisnalar hariç, bunların entegrasyonu başarısızlıkla
sonuçlandı. Büyük bir Türk göçü, yalnızca sorunların artmasına yol
açacak.
4. Birlik fikri ortadan kalkar.
Avrupa'yı, İkinci Dünya Savaşı'nın harabelerinden çıkarma çabalarında
daima, Winston Churchill'in 1946 yılında Zürih konuşmasında ifade ettiği
gibi, "bir nevi Avrupa Birleşik Devletleri" oluşturma fikri de
yatıyordu.
Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin çoğu, bugüne kadar buna bağlı kaldı.
Ortak para biriminin oluşturulması bir yana, Avrupa Topluluğu'nun adının
Avrupa Birliği olarak değiştirilmesi de bunun bir kanıtı. Birlik
karakteri korunmak ve Birlik derinleştirilmek isteniyorsa, bunun için
Avrupalı bir 'biz duygusu' gerekiyor. Bundan 20 yıl sonra, en büyük
nüfusa sahip AB ülkesi olacak olan Türkiye, asıl Avrupa devletlerini
birbirinden ayıracak. İngiltere Ankara'nın üyeliğini tam da bu yüzden
destekliyor. Çünkü İngilizler, Türkiye'nin üyeliği aracılığıyla Avrupa
Birliği'ni bir serbest ticaret bölgesine çevirmeyi ve siyasi derinleşme
sürecini engellemeyi umuyor.
5. Maliyetin altından kalkılamaz.
Bu, her alan için geçerli: Mali, siyasi ve sosyal açıdan. Çeşitli
bağımsız kuruluşların uzmanları, Türkiye'nin AB üyeliği maliyetinin, 1
Mayıs'ta üye olan 10 ülkenin maliyetinden daha pahalı olacağını
hesapladı. Ankara'nın, bu yeni 10 ülke ile aynı muameleye tabi tutulduğu
düşünüldüğünde, Türkiye'nin maliyetinin 45 milyar euro'dan fazla olacağı
hesaplanıyor.
Ancak iş bu kadarla da kalmıyor: Türkiye'deki GSYİH'nın halihazırda
yüzde 14'ünü teşkil eden tarım sektörü, Brüksel'i ve AB tarım
politikalarını çok zor duruma sokacak. Ayrıca Türkiye, AB kurumları
bünyesinde en büyük ülke olarak Fransa, Almanya ve İngiltere kadar söz
sahibi olacak. AB tarihinde ilk kez, en yoksul ülke siyasi açıdan baskın
bir role sahip olacak.
6. AB, bir yardım kuruluşu değil.
Türkiye'deki gelişme, Türkiye'nin içişleriyle ilgili bir konu.
Türkiye'nin kendisi ve üyelik taraftarları, bunu böyle görmüyor. Bunlar,
ülkede belirli bir siyasi çizgiyi kabul ettirmek için AB'yi araç olarak
kullanıyor.
Türkiye, reformları ve modernleşmeyi kendi çıkarına olduğu için
gerçekleştirmeli. Türkiye, siyasi ev ödevlerini kendi başına çözmeli.
7. Strateji argümanı geçerli değil.
Üyelikten yana olanlar, teröre karşı verilen mücadelede kültürler
çatışması gerilimini azaltmak için, AB üyesi bir Türkiye'nin Batılı ve
kalkınmış bir Müslüman ülke modeli olarak Müslüman Arap dünyasına örnek
oluşturacağını vurguluyor. Ancak Türkiye o ülkelerde, örneğin Japonların
Kore'de sevildikleri kadar seviliyor. Birçok Arap, Türkleri sömürgeci
bir güç olarak hâlâ unutmuş değil. Türkiye, Doğu ile Batı arasında bir
köprü değil. Ayrıca, stratejik meselelerde öncelikle NATO yetkili.
Türkler 1949 yılından bu yana NATO'ya üye.
8. AB'nin kötü komşuları olacak.
Ankara'nın AB üyesi olması durumunda, Avrupa'nın sınırları dünyanın
merkezi ihtilaf bölgelerine dayanacaktır. Birdenbire, savaş tehditlerine
eğilimli ve aşırı unsurları barındırma potansiyeline sahip çok tatsız
rejimlerden oluşan komşularımız olacak. Asya, Arap yarımadası ve hatta
belki de Afrika'dan gelip Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçmek isteyecek
bu insanları durdurabilmek için, binlerce kilometre uzunluğundaki
sınırın sürekli olarak sıkı bir şekilde kontrol edilmesi gerekecek.
9. Üyelik sözü masaldır.
Amerikalılar NATO'nun güneydoğu kanadını ekonomik açıdan da istikrara
kavuşturmak için Soğuk Savaş döneminde, Türkiye'nin ekonomik açıdan
ayağa kalkmasına yardımcı olunmasını istedi. Avrupa Altılar Kulübü bu
nedenle 1964 yılında imzalanan Ortaklık Anlaşması'nın 28. maddesi
uyarınca Ankara'ya prensipte katılım imkânı sundu. Ancak, bu madde ile
Avrupa Ekonomik Topluluğu kastediliyordu. Siyasi birliğe üyelik hiçbir
zaman tartışma konusu olmamıştı. Avrupalılar, Türkiye'yi tam üye olarak
AB'ye entegre etmedikleri takdirde, sözlerinde durmamış olmayacak. Bu
kaygı yersiz.
10. Daha mantıklı seçenekler mevcut.
Ankara reform çizgisini sürdürdüğü takdirde, tam üye olmaksızın da
(zaten halihazırda AB'nin ortak üyesi) modern bir demokrasi haline
gelecek. Türkiye, NATO çerçevesinde korunacak. Bunun haricinde
Türkiye'ye Gümrük Birliği'nde daha fazla öncelikler tanınabilir.
Halihazırda mevcut olan yardım programları da genişletilebilir. Türkiye,
Avrupa'nın komşuları arasında yer alıyor, NATO'da ittifak ortağıdır. O
halde sorun ne? |