Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


  

Türk Kamyon Şoförlerine Saldırıların Perde Arkası

Sedat LAÇİNER / 24.09.2004 / ZAMAN

Son günlerde Türk kamyon şoförlerine, Kızılay ekibine, Türkmenlere ve diğer Türkiye ile ilgili kişi ve kurumlara yapılan saldırılar tesadüf olarak yorumlanabilecek çizgiyi aşmış durumda. Türk şirketleri Irak'ta en çok saldırılanlar arasında ve Türkiye'ye karşı bir tür yıldırma operasyonu sürdürülüyor. Saldırılar dinci veya milliyetçi bazı örgütlerin adları ile açıklanmaya çalışılsa da, söz konusu eylemler bireysel ve tesadüfi olmanın çok ötesinde. Saldırılar sadece siyasi nedenlerle de açıklanamaz. Sorunun ardında siyasi olduğu kadar ticari ve dinî yorumlara kadar uzanan karmaşık bir ağ bulunuyor.
Saldırıların perde arkası...
Türkiye ve Türk girişimleri Irak'ta sanılanın aksine bir değil, birçok yönden saldırı altında. İlk olarak gerçekten, ‘direnişçi' olarak adlandırılan grupların saldırıları var ve bu saldırılar özellikle kamyon şoförleri ve gazeteciler gibi kolay hedeflere yöneliyor. Ancak saldırılarda son dönemde yaşanan artış bir manipülasyona da işaret ediyor. Çünkü Irak'ta kimin direnişçi, kiminse provokatör olduğunu ayırt edebilmek oldukça güç. Maskeli ve eli silahlı birçok kişi kendisini direnişçi olarak tanıtıyor ve eylem yapıyor. Türkiye'nin son dönemde direnişçileri provoke edecek herhangi bir eylemde bulunmadığı, aksine Filistin sorunu, Kuzey Irak gibi konularda bu tür örgütlerce memnuniyetle karşılan bazı girişimlerde bulunduğu hatırlanacak olur ise kamyon şoförlerine yönelen eylemleri sadece Iraklı direnişçiler ile açıklamak imkansızdır. Yine direnişçiler veya dinci örgütlerce gerçekleştirildiği iddia edilen eylemlerin zamanlaması da bu konudaki şüpheleri artırmaktadır.
Türk hedeflerine ikinci önemli saldırı Türkiye'nin son aylarda artan İsrail'e dönük eleştirilerinden memnun olmayan kişi ve gruplardan gelmektedir. Irak Savaşı'na görünüşte katılmamış olsa da Irak'ta, İsrail'in varlığı Amerikan ve İngiliz kaynaklarınca da doğrulanmış bir gerçektir. Neredeyse her köy ve kasabada görev alan bir İsrailli ya da İsrail bağlantılı kişiler görmek mümkündür. Bu kişiler hapishanelerde sorgularda yer almaktan ticari faaliyetlere kadar çok farklı alanlarda çalışmaktadırlar. Amerikan güçlerinin ihtiyaçlarını karşılayan firmaların neredeyse tamamının Yahudi kişilere ait olması dikkat çekicidir. Öyle ki diğer ülkelerden mal tedarik edilirken dahi doğrudan alım yapılmamakta, İsrailli veya Avrupalı-Amerikalı bir Musevi şirketi tercih edilmektedir. Irak'ta faaliyet gösteren İsrail bağlantılı kişilerin önemli bir kısmı bölge dillerini anadili olarak konuşmakta, görüntü olarak diğer kişilerden ayırt edilememekte, hatta İsrail pasaportu dahi taşımamaktadırlar. Türkiye, son dönemde Filistin konusundaki çıkışlarına ek olarak İsrail'in, Irak ile ilgili en temel beklentilerine de darbe vurmaktadır. Bunların başında şüphesiz Barzani-Talabani ikilisinin siyasi olarak bir devlet seviyesine taşınması gelmektedir. Irak'ın kuzeyine, bölgenin diğer ülkelerine de yayılabilecek bir Kürt oluşumunun kurulmasının önündeki tek engel olarak Türkiye ve Türkmenler görülmektedir. Türk kamyonlarına yapılan saldırılar, kamyoncuların öldürülmesi ve rehin alma olaylarında birer birer Türk firmaların Irak'tan uzaklaştırılmaları Irak pazarındaki ticari ve siyasi rekabeti de etkilemektedir. Bir yandan Türk etkisi Irak'ta zayıflamakta ve daha az Türk varlığı gören Türkmenler kendilerini yalnız hissetmekte, diğer taraftan ise Türk firmalarının çekildiği alanlar başka gruplarca doldurulmaktadır. En kötü ihtimalle Irak'a doğrudan giremeyen Türk firmaları aracıları artırarak Irak'a girebilmektedir. Örneğin daha önce karayoluyla doğrudan Irak'a mal pazarlayabilen bazı firmalar Danimarka, İtalya, Ürdün vb. ülkeler üzerinden, ama şaşırtıcı bir şekilde neredeyse tamamı Yahudi sahipleri olan firmalar ile çalışarak Irak'a mal satabilmektedirler.
Ilımlı İslam tehdit altında!
Türk hedeflerine artan saldırıların bir diğer ayağını ise radikal dinci ve silahlı gruplar oluşturuyor. El-Kaide ve benzeri gruplar için sanılanın aksine en önemli tehlike Batı veya İsrail değil, Türkiye. Çünkü ilk baştakiler zaten doğal düşman ve onların saldırıları El-Kaide ve benzerlerini zayıflatmıyor, aksine güçlendiriyor. Ancak Türkiye'nin 11 Eylül'den sonra Müslüman dünyada ağırlığını artırması, Arap dünyası ve İran ile olan buzları eritmesi Batılıların ‘ılımlı İslam' olarak tanımladıkları anlayışı ciddi bir alternatif haline getiriyor ve bu da aslında dinci gruplar için gerçek bir rakip anlamına geliyor. Müslüman olmalarına karşın Türk kamyon şoförlerinin öldürülmelerine cevaz veren bazı sözde ruhani liderlerin fetvalarının altındaki bir neden de bu.
Dördüncü önemli saldırı noktasını ise Barzani ve Talabani çevresi oluşturuyor. Uzun dönemli çıkarlardan çok kısa vadeli kazançlardan hareket eden bu gruplar bazen Türk şirketlerinden abartılı vergi yoluyla pratikte rüşvet ve haraç alıyorlar. Türkiye'ye tepkilerini göstermek istediklerinde Türk kamyonlarını hedef alabiliyorlar. Bir yandan Türkiye kapısına ihtiyaçları olan Iraklı Kürt gruplar diğer taraftan kapıdan giriş-çıkışları etnik olarak Türk olmayan kişilerin yapmamasını tercih ediyor. Irak'ta güvenlik sorunu arttıkça kendilerine duyulan ihtiyacın artacağını düşünen Talabani ve Barzani ikilisinin en önemli önceliği ise bir devlet oluşturulması ve Irak'ın kuzeyini ‘Kürt' bölgesi olarak tescil ettirebilmek. Özellikle Türkmenleri elimine etmek isteyen ikili Türkiye'nin özellikle bugünlerde Irak'ın kuzeyinde daha az faal olmasını tercih ediyor.
Son olarak Türk hedeflerine en büyük zarar Amerikan güçlerinden geliyor. Pentagon ve Irak'taki Amerikan güçleri içinde bir grup, Türkiye'yi Amerikan çıkarları için tehlikeli buluyor ve Irak'tan uzak tutmak için elinden geleni yapıyor. Telafer'de yaşananlar bunun en açık göstergesi. PKK'nın Irak'ta barınmasından Türk şirketlerine yeterli güvenliğin sağlanmaması, saldırganların takip edilmemesi Türk hedeflerine saldırılar arasında yer alıyor. Çelişkili görünmekle birlikte Amerikan güçlerinin Türk hedeflerine karşı tavrı iki farklı hedef güdüyor. Bir yandan Türkiye, Irak dışında tutuluyor, diğer yandan ise Türkiye ile Iraklı direnişçiler karşı karşıya getirilmiş oluyor. Bu sayede Washington merkezli cephenin en önemli Müslüman üyesi de elde tutulmuş oluyor. Aksi takdirde bu kadar çok çıkarları zedelenen, hatta doğrudan hedef alınan bir Türkiye'yi uzun süre Ortadoğu'da Amerikan çıkarlarına uyumlu bir çizgide tutabilmek mümkün olamazdı. Sonuç olarak Türkiye siyasi, dinî ve ticari hesaplar ile hedef alınıyor. Birbirine düşman görünen gruplar Irak'ta Türkiye'ye karşı benzeri tavırlar sergileyebiliyorlar. Her grup Türkiye'yi kendi yaklaşımına çekmeye, bir yandan Irak dışında tutup, sınırların ötesinde bir müttefik yapmaya gayret ediyor. Böyle bir çoklu saldırı ise çok yönlü bir diplomasiyi gerektiriyor. Aksi takdirde bir saldırıdan kurtulmak için adımlar atan Türkiye kendisini çok daha ağır bir çapraz ateş altında bulabilir.

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU BAŞKANI

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...