|

Türk Kamyon Şoförlerine
Saldırıların Perde Arkası
Sedat LAÇİNER /
24.09.2004 / ZAMAN
Son günlerde Türk kamyon
şoförlerine, Kızılay ekibine, Türkmenlere ve diğer Türkiye ile ilgili
kişi ve kurumlara yapılan saldırılar tesadüf olarak yorumlanabilecek
çizgiyi aşmış durumda. Türk şirketleri Irak'ta en çok saldırılanlar
arasında ve Türkiye'ye karşı bir tür yıldırma operasyonu sürdürülüyor.
Saldırılar dinci veya milliyetçi bazı örgütlerin adları ile açıklanmaya
çalışılsa da, söz konusu eylemler bireysel ve tesadüfi olmanın çok
ötesinde. Saldırılar sadece siyasi nedenlerle de açıklanamaz. Sorunun
ardında siyasi olduğu kadar ticari ve dinî yorumlara kadar uzanan
karmaşık bir ağ bulunuyor.
Saldırıların perde arkası...
Türkiye ve Türk girişimleri Irak'ta sanılanın aksine bir değil, birçok
yönden saldırı altında. İlk olarak gerçekten, ‘direnişçi' olarak
adlandırılan grupların saldırıları var ve bu saldırılar özellikle kamyon
şoförleri ve gazeteciler gibi kolay hedeflere yöneliyor. Ancak
saldırılarda son dönemde yaşanan artış bir manipülasyona da işaret
ediyor. Çünkü Irak'ta kimin direnişçi, kiminse provokatör olduğunu ayırt
edebilmek oldukça güç. Maskeli ve eli silahlı birçok kişi kendisini
direnişçi olarak tanıtıyor ve eylem yapıyor. Türkiye'nin son dönemde
direnişçileri provoke edecek herhangi bir eylemde bulunmadığı, aksine
Filistin sorunu, Kuzey Irak gibi konularda bu tür örgütlerce
memnuniyetle karşılan bazı girişimlerde bulunduğu hatırlanacak olur ise
kamyon şoförlerine yönelen eylemleri sadece Iraklı direnişçiler ile
açıklamak imkansızdır. Yine direnişçiler veya dinci örgütlerce
gerçekleştirildiği iddia edilen eylemlerin zamanlaması da bu konudaki
şüpheleri artırmaktadır.
Türk hedeflerine ikinci önemli saldırı Türkiye'nin son aylarda artan
İsrail'e dönük eleştirilerinden memnun olmayan kişi ve gruplardan
gelmektedir. Irak Savaşı'na görünüşte katılmamış olsa da Irak'ta,
İsrail'in varlığı Amerikan ve İngiliz kaynaklarınca da doğrulanmış bir
gerçektir. Neredeyse her köy ve kasabada görev alan bir İsrailli ya da
İsrail bağlantılı kişiler görmek mümkündür. Bu kişiler hapishanelerde
sorgularda yer almaktan ticari faaliyetlere kadar çok farklı alanlarda
çalışmaktadırlar. Amerikan güçlerinin ihtiyaçlarını karşılayan
firmaların neredeyse tamamının Yahudi kişilere ait olması dikkat
çekicidir. Öyle ki diğer ülkelerden mal tedarik edilirken dahi doğrudan
alım yapılmamakta, İsrailli veya Avrupalı-Amerikalı bir Musevi şirketi
tercih edilmektedir. Irak'ta faaliyet gösteren İsrail bağlantılı
kişilerin önemli bir kısmı bölge dillerini anadili olarak konuşmakta,
görüntü olarak diğer kişilerden ayırt edilememekte, hatta İsrail
pasaportu dahi taşımamaktadırlar. Türkiye, son dönemde Filistin
konusundaki çıkışlarına ek olarak İsrail'in, Irak ile ilgili en temel
beklentilerine de darbe vurmaktadır. Bunların başında şüphesiz
Barzani-Talabani ikilisinin siyasi olarak bir devlet seviyesine
taşınması gelmektedir. Irak'ın kuzeyine, bölgenin diğer ülkelerine de
yayılabilecek bir Kürt oluşumunun kurulmasının önündeki tek engel olarak
Türkiye ve Türkmenler görülmektedir. Türk kamyonlarına yapılan
saldırılar, kamyoncuların öldürülmesi ve rehin alma olaylarında birer
birer Türk firmaların Irak'tan uzaklaştırılmaları Irak pazarındaki
ticari ve siyasi rekabeti de etkilemektedir. Bir yandan Türk etkisi
Irak'ta zayıflamakta ve daha az Türk varlığı gören Türkmenler
kendilerini yalnız hissetmekte, diğer taraftan ise Türk firmalarının
çekildiği alanlar başka gruplarca doldurulmaktadır. En kötü ihtimalle
Irak'a doğrudan giremeyen Türk firmaları aracıları artırarak Irak'a
girebilmektedir. Örneğin daha önce karayoluyla doğrudan Irak'a mal
pazarlayabilen bazı firmalar Danimarka, İtalya, Ürdün vb. ülkeler
üzerinden, ama şaşırtıcı bir şekilde neredeyse tamamı Yahudi sahipleri
olan firmalar ile çalışarak Irak'a mal satabilmektedirler.
Ilımlı İslam tehdit altında!
Türk hedeflerine artan saldırıların bir diğer ayağını ise radikal dinci
ve silahlı gruplar oluşturuyor. El-Kaide ve benzeri gruplar için
sanılanın aksine en önemli tehlike Batı veya İsrail değil, Türkiye.
Çünkü ilk baştakiler zaten doğal düşman ve onların saldırıları El-Kaide
ve benzerlerini zayıflatmıyor, aksine güçlendiriyor. Ancak Türkiye'nin
11 Eylül'den sonra Müslüman dünyada ağırlığını artırması, Arap dünyası
ve İran ile olan buzları eritmesi Batılıların ‘ılımlı İslam' olarak
tanımladıkları anlayışı ciddi bir alternatif haline getiriyor ve bu da
aslında dinci gruplar için gerçek bir rakip anlamına geliyor. Müslüman
olmalarına karşın Türk kamyon şoförlerinin öldürülmelerine cevaz veren
bazı sözde ruhani liderlerin fetvalarının altındaki bir neden de bu.
Dördüncü önemli saldırı noktasını ise Barzani ve Talabani çevresi
oluşturuyor. Uzun dönemli çıkarlardan çok kısa vadeli kazançlardan
hareket eden bu gruplar bazen Türk şirketlerinden abartılı vergi yoluyla
pratikte rüşvet ve haraç alıyorlar. Türkiye'ye tepkilerini göstermek
istediklerinde Türk kamyonlarını hedef alabiliyorlar. Bir yandan Türkiye
kapısına ihtiyaçları olan Iraklı Kürt gruplar diğer taraftan kapıdan
giriş-çıkışları etnik olarak Türk olmayan kişilerin yapmamasını tercih
ediyor. Irak'ta güvenlik sorunu arttıkça kendilerine duyulan ihtiyacın
artacağını düşünen Talabani ve Barzani ikilisinin en önemli önceliği ise
bir devlet oluşturulması ve Irak'ın kuzeyini ‘Kürt' bölgesi olarak
tescil ettirebilmek. Özellikle Türkmenleri elimine etmek isteyen ikili
Türkiye'nin özellikle bugünlerde Irak'ın kuzeyinde daha az faal olmasını
tercih ediyor.
Son olarak Türk hedeflerine en büyük zarar Amerikan güçlerinden geliyor.
Pentagon ve Irak'taki Amerikan güçleri içinde bir grup, Türkiye'yi
Amerikan çıkarları için tehlikeli buluyor ve Irak'tan uzak tutmak için
elinden geleni yapıyor. Telafer'de yaşananlar bunun en açık göstergesi.
PKK'nın Irak'ta barınmasından Türk şirketlerine yeterli güvenliğin
sağlanmaması, saldırganların takip edilmemesi Türk hedeflerine
saldırılar arasında yer alıyor. Çelişkili görünmekle birlikte Amerikan
güçlerinin Türk hedeflerine karşı tavrı iki farklı hedef güdüyor. Bir
yandan Türkiye, Irak dışında tutuluyor, diğer yandan ise Türkiye ile
Iraklı direnişçiler karşı karşıya getirilmiş oluyor. Bu sayede
Washington merkezli cephenin en önemli Müslüman üyesi de elde tutulmuş
oluyor. Aksi takdirde bu kadar çok çıkarları zedelenen, hatta doğrudan
hedef alınan bir Türkiye'yi uzun süre Ortadoğu'da Amerikan çıkarlarına
uyumlu bir çizgide tutabilmek mümkün olamazdı. Sonuç olarak Türkiye
siyasi, dinî ve ticari hesaplar ile hedef alınıyor. Birbirine düşman
görünen gruplar Irak'ta Türkiye'ye karşı benzeri tavırlar
sergileyebiliyorlar. Her grup Türkiye'yi kendi yaklaşımına çekmeye, bir
yandan Irak dışında tutup, sınırların ötesinde bir müttefik yapmaya
gayret ediyor. Böyle bir çoklu saldırı ise çok yönlü bir diplomasiyi
gerektiriyor. Aksi takdirde bir saldırıdan kurtulmak için adımlar atan
Türkiye kendisini çok daha ağır bir çapraz ateş altında bulabilir.
ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR
KURUMU BAŞKANI |