Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


  

Sebatayist (!) Marx

Fatih YAŞLI / 09.09.2004 / RADİKAL

Alev Alatlı'nın son kitabı "Aydınlanma Değil Merhamet"e göre, Karl Marx Sabetayist, Engels, Lenin, Herzen ve Troçki de mason Sabetayizm mevzuunun yalnızca islami çevrelerde tartışılan bir konu olmaktan çıkıp daha geniş bir okur yazar kitlesinin gündemine oturması Yalçın Küçük'ün artarda yayımlanan kitapları ile söz konusu oldu. Bu kitaplar öylesine etkili olmuştu ki, tanıdığım birçok insanın, işi biraz da şakaya vurarak, Küçük'ün verdiği Sabetayist isim-soyadı listelerine baktıklarına ve böylelikle kendilerinin Sabetayist olup olmadıklarını anlamaya çalıştıklarına şahit oldum; aynı şeyi kendim de yaptım ve hemen herkes gibi benim ismimin de listede olduğunu gördüm. Şimdi bu listeye bir isim daha, üstelik yurtdışından bir isim daha eklendi: Karl Marx. Üstelik eklemeyi yapan Yalçın Küçük değil, son günlerde en az onun kadar popüler bir isim olan Alev Alatlı.
Alatlı'nın yeni kitabı "Gogol'un İzinde" dörtlemesinin ilk cildi "Aydınlanma Değil Merhamet" geçtiğimiz ay piyasaya çıktı ve baskı adedine bakılırsa büyük bir ilgiyle karşılandı. Ancak bu satış başarısına karşın, Türk mütefekkirler henüz yaz rehavetinden sıyrılamamış olacaklar ki, kitap üzerine benim görebildiğim kadarıyla henüz yeterince yazı yayınlanmadı. Halbuki hem edebiyat eleştirisi açısından hem de Alatlı'nın ileri sürdüğü birçok iddia nedeniyle "Aydınlanma Değil Merhamet"in yoğun bir şekilde tartışılması gerekiyor. Böyle bir tartışma için ise, yazarın kitapta Marx'a ilişkin söyledikleri bir çıkış noktası olarak ele alınabilir.
Büyük bomba
Alatlı, 501 sayfalık kitap boyunca, Rus tarihinin ve toplumunun pek bilinmeyen yönlerine eğiliyor ve "derin Rusya"ya ait gözlemlerini bir Türk aydını ile onun Rus dostlarının perspektifinden bizlere aktarmaya çalışıyor. Mevzu elbette ki çoğu kez, sosyalizme, Ekim Devrimi'ne ve Bolşeviklere geliyor, oradan da Marx'a uzanıyor. Ancak, Alatlı "büyük bombayı" en sona saklıyor. Kitabın bitmesine sadece sekiz sayfa kala, kitabın anlatıcı rolünü de üstlenen kahramanı Güloya, bir Rus prensi olan arkadaşı Aleksi'ye soruyor: "Marx, farmason muydu?" Aleksi şöyle yanıtlıyor bu soruyu: "Fransız Büyük Doğu Locası. Karl Marks, otuz ikinci derece farmasondu. Engels, Lenin, Stalin, Herzen, Troçki de Grand Orient'ten." Ancak, konu burada kapanmıyor. Yedi sayfa sonra, Güloya'nın bir başka arkadaşı Nadya şu yorumda bulunuyor Marx'ın masonluğu hakkında: "Otuz ikinci derece, Büyük Doğu Locası. Dedesi hahamdı, amcası hahamdı, annesi Meier Katzellenbogen'in ahfadından, tüm sülalesi hahamdı. Marx, o kitabı Frank'ın reformlarına bilimsel altyapı teşkil etsin diye yazdı." Frank'ın kim olduğunu ise Aleksi'den öğreniyoruz: "Jacob Frank. Sabetayist Frankist tarikatının kurucusu."
Marx'ın Yahudiliği üzerinden yürütülen spekülasyonları, bir arama motoruna Marx ve Yahudi sözcüklerini yazarak, bazı internet siteleri üzerinden takip edebilirsiniz; hatta bu sitelerden Marx'ın "satanist olduğunu" da öğrenebilirsiniz! Ancak Marx'ı Sabetayist ilan etme onuruna, en azından bu topraklarda, ilk olarak Alev Alatlı'nın nail olduğunu söyleyebiliriz: Marx masondur ve Frankist tarikatının da üyesidir, tarikatın kurucusu Frank ise Sabetayisttir, dolayısıyla Marx da Sabetayisttir.
Bu noktada, ilk olarak, yazarın bir roman yazdığından, bu iddiaları dile getirenin onun roman kişilerinden biri olduğundan ve kurgusal bir metnin mutlaka gerçekleri dile getirmek zorunda olmayışından bahsedilebilir. Ancak bu, söz konusu olan tarihsel bir kişilik ise kesinlikle geçerli ve ahlâki değildir. Üstelik yazar, kitaba epigraf olarak Mark Twain'in "Gerçek, kurgu'dan daha acayiptir, çünkü kurgu, olabilirlikleri gözetmek durumundadır; gerçeğin öyle bir zorunluluğu yoktur" sözünü seçerek anlattıklarının gerçek olduğunu zaten söylüyor. Dolayısıyla "sadece" Alatlı'nın kahramanları değildir Marx konusundaki iddiaların sahibi, Alatlı da inanıyor kendi yazdıklarına ve dolayısıyla konunun muhatabı durumundadır.
Sosyalist komplo
İkinci olarak söylenebilecek olan ise "Evet ne olmuş?" minvalindedir: "Ne olmuş Marx masonsa ya da Frankist ise? Bu Marx'ın felsefesini ya da teorisini çürütmez ki!" Bu itiraz da kanımca son derece yanlıştır. Çünkü Alatlı, örneğin Marx'a ait bir zaaftan ya da bir davranış bozukluğundan, yani onun felsefesini doğrudan ilgilendirmeyen bir olgudan bahsetmiyor ki, basitçe "bu neyi değiştirir?" diyebilelim. Marx'ın mason olduğunu ya da bir tarikat üyesi olduğunu söylemek bir anda hem onun teorisini hem de siyasi pratiğini geçersiz kılmak, hadi Alatlı'nın o çok sevdiği sözcükle söyleyelim "hükümsüzleştirmek" değilse nedir? Tarihsel materyalist felsefenin kurucusu bir düşünürü, gizli bir tarikatın üyesi, enternasyonalin kurucusu bir eylem adamını, bir mason ilan ettikten sonra geride sahiden de hükmü olan bir şey kalmamış demektir. Ve elbette ki Marx'ın takipçileri olan isimleri, Engels'i, Lenin'i ve diğerlerini mason ilan edip, aynı locaya üye olduklarını söylemek, sosyalizmi de büyük bir komplonun parçası yapmak ve bir kenara fırlatmaktan başka bir anlama gelebilir mi?
Alatlı eğer bu iddialarını kitabın satışını artıracak bir unsur olarak görmüyorsa ve bize "diğer ciltleri bekleyin" demeyecekse, iddialarına temel olan argümanları ve kanıtları, yazacağı bir makale ile bizlerle paylaşmalı. Ancak bunlar internetteki anti-semitik ya da ezoterik sitelerdeki listelerden farklı, Alatlı'nın bilim insanı kimliğine yakışır nitelikte olmalıdır. Böyle bir makale yazılmalı, çünkü söz konusu olan herhangi bir felsefe, dünya görüşü ya da ideoloji değildir. Söz konusu olan geçmişte ve bugün milyonlarca insanın uğruna ölüme gitmekten imtina etmediği bir gelecek tasarımı, üzerine binlerce kitap yazılan bir bilim, dünyayı anlamanın anahtarını hâlâ daha elinde bulunduran bir felsefedir. Böyle bir makale yazılmalı, çünkü özellikle 11 Eylül sonrası başımıza musallat olan tüm insanlık tarihinin komplo teorileri ve dünyayı yöneten gizli güç odakları üzerinden yazılmaya çalışılması girişimlerinin de artık ciddi bir şekilde tartışılması gerekiyor. Yıllar önce Alatlı "Orda Kimse Var mı?" diye sormuştu hepimize, şimdi aynı soruyu "Aydınlanma ve Merhamet"in ardından, Alatlı'nın kendisine yöneltmek gerekiyor: Orda kimse var mı?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...