Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


  

“Tesettürlü Kadınlar Çok Rüküş, Besleme Gibi Giyiniyorlar”

Fatma K. BARBAROSOĞLU / 03.09.2004 / YENİ ŞAFAK

Seküler zihniyetteki insanlarla konuşma ve karşılıklı birbirini dinleme anlayışının gerçekleşmesi için, öncelikle nezaket paydasında eşitlenmeyi kabul etmemiz gerektiğini bu sütundan sık sık ifade ettim. Ama şu bir gerçek ki, alnı secdeye değenler günde beş vakit aynı kıbleye yönelenler, henüz kendi aralarında nezaketi gerçekleştirebilmiş değiller.
Başlık gördüğünüz gibi tırnak içi bir ifadeden oluşuyor. Yani bendenize değil Şevket Eygi'ye ait. Şevket Eygi geçtiğimiz pazar Ayşe Arman'a verdiği röportajda tesettürlü kadınların hizmetçi ve beslemelere benzediğini söyleyip, giyim işini becermek için muhakkak Fransız modacılardan yardım alınması gerektiğini ifade ediyor.
Tesettürlü kadınlara karşı pek keskin olan Şevket Eygi bu keskinliğini nedense sözkonusu Ayşegül Tecimer olduğunda derhal yumuşatıyor. Ayşegül Tecimer'in adının tarihi eser kaçakcısı olarak öne çıktığının hatırlatılması üzerine de, onun ne kadar bilgili olduğundan hareketle bir savunmaya geçiyor.
Eleştiri elbette olacak. Ama eleştirmek ile yargılamak ve aşağılamak arasında hiçbir bağlantı yoktur. Eleştirmek görmek ve gördüklerinden bir değerlendirmeye gitmek demektir. Aşağılamak, küfretmek ve mahkum etmek eleştirel bakışın ürünü değildir.
Tesettürlü bir kadın mutlaka birinci sınıf giyinmek zorunda diye bir dayatma, giyimin ekonomik ve kültürel bağlantılarını dışarıda bırakmaya dayalı bilgisizce yapılmış bir dayatmadır. Söz konusu başörtülü kadınların kıyafeti olduğunda toplumun en düşük gelir seviyesindeki kadınların giyim zevki ile, ekonomik gelir seviyesi en yüksek olan kadınların, ya da ülkeyi yöneten başbakan ve bakan eşlerinin aynı zevksizlik paydasında eşitlenmeye kalkılması inciticidir. Şevket Eygi başörtülü hanımlar beni affetsinler diye başlamış hizmetçi ve besleme benzetmesini kullandığı cümlesine. Neden affesinler Sayın Eygi? Ayşegül Tecimer'in gayrı ahlaki her türlü davranışını zevk ve estetik paydada eşitlenmek uğruna parantez içine alıp da, bütün başörtülüleri aşağıladığınız için mi? Fransız modacılardan yardım istemek gibi bir ifade ancak giysinin taşıyan ile değer kazanacağını bilmemekten kaynaklanır. Tolstoy üniversite mezunu olabilmek için kişinin dedesinin de üniversite mezunu olması gerektiğini söyler. Şu bir vakadır ki modern hayat, toplumsal hayatın özel hayatı daraltmak pahasına genişlediği bir durumdur. İnsanlar evlerinden daha çok dışarıda yaşıyorlar. Bu tesettürlü kadınlar için yeni bir durumdur. Kamusal alanın yasaklarından ziyadesiyle etkilenmiş olan başörtülü kadınların çekingen davranışları, bazıları tarafından kıyafeti taşıyamamak gibi algılanıyor.
Ne giyerseniz giyin o kıyafeti "taşıyamıyor" gibi algılandığınızda rükuş görülürsünüz. Dikkat ediniz taşıyamadığınızda ifadesini kullanmıyorum. "Taşıyamıyor" gibi algılandığınızda diyorum. Bu ne demektir sizden uymanız beklenen davranışları göstermediğiniz zaman kıyafetinizi ya da makamınızı taşıyamadığınız söylenir.
Kıyafetlerin bazıları tarafından rüküş görülmesinin sebebi kıyafetlerin kalite ya da estetik açıdan zaaf göstermesinden daha fazla tesettürlü kadınların herkes tarafından ölçülüp biçilecek, tasarlanacak, yeniden tasarlanacak kumaşlar olarak görülmesinden kaynaklanıyor.
Üstelik tesettürlü kadınlar kötü giyiniyor da, moda mağduru olarak ortalıkta dolaşan bedenleri estetik açıdan uygun olsa da olmasa da açmakta beis görmeyen açık kadınlar pek mi estetik giyiniyor?
Şevket Eygi, Müslümanların türban ve Ayasofya meselesine takıldıklarını söylüyor. Peki bizzat kendilerinin neye takılıp kaldığını idrak ediyorlar mı? Zevk ve estetik açıdan kimseleri beğenmeyen üstad toplumsal hayata hangi estetik değerleri katmıştır? Yayınladığı eserlerle kitabın estetik bir ürüne dönüşebilirliği noktasında yayın dünyasında öncü bir isim mi olmuştur?
Ak Parti'nin iktidarından itibaren tesettürlü kadınların giyim zevki, elbiseleri taşıma biçimleri, mankenlerle hizalamaya tâbi tutuluyor. Bu hizalama, estetiği bir terör olarak "başımızda " estiriyor.
Şevket Eygi, estetik terörün Müslüman ayağı olarak tarihe geçmek istemiyorsa, öldürmeye kıyamayıp kavanozlarda muhafaza ettiği akreplere gösterdiği merhameti, Ayşe Arman'ın dirseklerinden kurtardığı karıncalara gösterdiği özeni, mümin kadınlara da göstermek durumundadır. Unutmayınız ki Fahriâlem Efendimiz "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" buyuruyor. Güzel ahlakın içinde güzel elbiseler giyme şartı hiç yok. "Ne elbiseler gördük içlerinde insan, ne insanlar gördük üstlerinde elbise yoktu."
NOT: Şehir dışında olduğum için Dindar Ve adlı yazımda yanlış olarak geçen Polonyalı sosyolog Danilevsky ifadesini ancak bugün özür dileyerek düzeltiyorum. Ve adlı eserin yazarı Candinsky olacak.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...