|

“Tesettürlü Kadınlar Çok Rüküş,
Besleme Gibi Giyiniyorlar”
Fatma K.
BARBAROSOĞLU / 03.09.2004 / YENİ ŞAFAK
Seküler zihniyetteki insanlarla
konuşma ve karşılıklı birbirini dinleme anlayışının gerçekleşmesi için,
öncelikle nezaket paydasında eşitlenmeyi kabul etmemiz gerektiğini bu
sütundan sık sık ifade ettim. Ama şu bir gerçek ki, alnı secdeye
değenler günde beş vakit aynı kıbleye yönelenler, henüz kendi aralarında
nezaketi gerçekleştirebilmiş değiller.
Başlık gördüğünüz gibi tırnak içi bir ifadeden oluşuyor. Yani bendenize
değil Şevket Eygi'ye ait. Şevket Eygi geçtiğimiz pazar Ayşe Arman'a
verdiği röportajda tesettürlü kadınların hizmetçi ve beslemelere
benzediğini söyleyip, giyim işini becermek için muhakkak Fransız
modacılardan yardım alınması gerektiğini ifade ediyor.
Tesettürlü kadınlara karşı pek keskin olan Şevket Eygi bu keskinliğini
nedense sözkonusu Ayşegül Tecimer olduğunda derhal yumuşatıyor. Ayşegül
Tecimer'in adının tarihi eser kaçakcısı olarak öne çıktığının
hatırlatılması üzerine de, onun ne kadar bilgili olduğundan hareketle
bir savunmaya geçiyor.
Eleştiri elbette olacak. Ama eleştirmek ile yargılamak ve aşağılamak
arasında hiçbir bağlantı yoktur. Eleştirmek görmek ve gördüklerinden bir
değerlendirmeye gitmek demektir. Aşağılamak, küfretmek ve mahkum etmek
eleştirel bakışın ürünü değildir.
Tesettürlü bir kadın mutlaka birinci sınıf giyinmek zorunda diye bir
dayatma, giyimin ekonomik ve kültürel bağlantılarını dışarıda bırakmaya
dayalı bilgisizce yapılmış bir dayatmadır. Söz konusu başörtülü
kadınların kıyafeti olduğunda toplumun en düşük gelir seviyesindeki
kadınların giyim zevki ile, ekonomik gelir seviyesi en yüksek olan
kadınların, ya da ülkeyi yöneten başbakan ve bakan eşlerinin aynı
zevksizlik paydasında eşitlenmeye kalkılması inciticidir. Şevket Eygi
başörtülü hanımlar beni affetsinler diye başlamış hizmetçi ve besleme
benzetmesini kullandığı cümlesine. Neden affesinler Sayın Eygi? Ayşegül
Tecimer'in gayrı ahlaki her türlü davranışını zevk ve estetik paydada
eşitlenmek uğruna parantez içine alıp da, bütün başörtülüleri
aşağıladığınız için mi? Fransız modacılardan yardım istemek gibi bir
ifade ancak giysinin taşıyan ile değer kazanacağını bilmemekten
kaynaklanır. Tolstoy üniversite mezunu olabilmek için kişinin dedesinin
de üniversite mezunu olması gerektiğini söyler. Şu bir vakadır ki modern
hayat, toplumsal hayatın özel hayatı daraltmak pahasına genişlediği bir
durumdur. İnsanlar evlerinden daha çok dışarıda yaşıyorlar. Bu
tesettürlü kadınlar için yeni bir durumdur. Kamusal alanın yasaklarından
ziyadesiyle etkilenmiş olan başörtülü kadınların çekingen davranışları,
bazıları tarafından kıyafeti taşıyamamak gibi algılanıyor.
Ne giyerseniz giyin o kıyafeti "taşıyamıyor" gibi algılandığınızda rükuş
görülürsünüz. Dikkat ediniz taşıyamadığınızda ifadesini kullanmıyorum.
"Taşıyamıyor" gibi algılandığınızda diyorum. Bu ne demektir sizden
uymanız beklenen davranışları göstermediğiniz zaman kıyafetinizi ya da
makamınızı taşıyamadığınız söylenir.
Kıyafetlerin bazıları tarafından rüküş görülmesinin sebebi kıyafetlerin
kalite ya da estetik açıdan zaaf göstermesinden daha fazla tesettürlü
kadınların herkes tarafından ölçülüp biçilecek, tasarlanacak, yeniden
tasarlanacak kumaşlar olarak görülmesinden kaynaklanıyor.
Üstelik tesettürlü kadınlar kötü giyiniyor da, moda mağduru olarak
ortalıkta dolaşan bedenleri estetik açıdan uygun olsa da olmasa da
açmakta beis görmeyen açık kadınlar pek mi estetik giyiniyor?
Şevket Eygi, Müslümanların türban ve Ayasofya meselesine takıldıklarını
söylüyor. Peki bizzat kendilerinin neye takılıp kaldığını idrak
ediyorlar mı? Zevk ve estetik açıdan kimseleri beğenmeyen üstad
toplumsal hayata hangi estetik değerleri katmıştır? Yayınladığı
eserlerle kitabın estetik bir ürüne dönüşebilirliği noktasında yayın
dünyasında öncü bir isim mi olmuştur?
Ak Parti'nin iktidarından itibaren tesettürlü kadınların giyim zevki,
elbiseleri taşıma biçimleri, mankenlerle hizalamaya tâbi tutuluyor. Bu
hizalama, estetiği bir terör olarak "başımızda " estiriyor.
Şevket Eygi, estetik terörün Müslüman ayağı olarak tarihe geçmek
istemiyorsa, öldürmeye kıyamayıp kavanozlarda muhafaza ettiği akreplere
gösterdiği merhameti, Ayşe Arman'ın dirseklerinden kurtardığı
karıncalara gösterdiği özeni, mümin kadınlara da göstermek durumundadır.
Unutmayınız ki Fahriâlem Efendimiz "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere
gönderildim" buyuruyor. Güzel ahlakın içinde güzel elbiseler giyme şartı
hiç yok. "Ne elbiseler gördük içlerinde insan, ne insanlar gördük
üstlerinde elbise yoktu."
NOT: Şehir dışında olduğum için Dindar Ve adlı yazımda yanlış olarak
geçen Polonyalı sosyolog Danilevsky ifadesini ancak bugün özür dileyerek
düzeltiyorum. Ve adlı eserin yazarı Candinsky olacak. |