Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 309 | Eylül  2004

                   

 

 


  

İslam’ın Modernize Edilmesini Teşvik Etmek

 

Daniel Pipes

Çeviren : Selvet AKGÜN

New York Sun, 06.04.2004

Teröre karşı küresel savaş sadece Antiterör tedbirlerleriyle kazanılamaz; bu aynı zamanda teröristlerin ve sempatizanlarının hedefleri ve metodlarının yanlışlığı ve boşa gideceği konusunda ikna edilmelerini gerektiriyor. Ancak bunu nasıl sağlayabiliriz?

Ben, şiddetin ideolojik ve dini kaynaklarına yoğunlaşarak şunu söylerim: ‘Yakın savaş hedefi militan İslam’ın çökertilmesi, son hedef ise İslam’ın modernize edilmesi olmalı.’ Acele etmeyin; henüz bu politikanın neticelerinin ayrıntılarından bahsetmedim.

Tam da bu durum tespitini, Rand Corporation’dan Cheryl Benard’ın yapması benim sevincimi açıklıyor; o tesbitlerini ‘Civil Democratic Islam: Partners, Resources and Strategies’(Sivil-demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler - Rand Corporation’ın web sitesinde tamamı okunabilir) başlıklı küçük bir kitapçıkta yayınladı.

Benard İslam’ın Modernleştirilmesi işinin nefes tüketici hedefini kabul ediyor: Eğer bir ulusun gelişimi cesaret kırıcı bir görev ise, o zaman bir dinin gelişimi ‘ölçülemeyecek kadar tehlikeli ve kompleks’dir. Bu daha önce hiç denenmedi; biz ayak basılmamış bir alana doğru gidiyoruz.

‘Civil Democratic Islam’ üç konu işliyor: İslam’ın kendi içinde rekabet eden müslüman yorumları; hangi yorum İslam’ın daha ılımlı versiyonuna katkı sağlar; ve Batılı hükümetler için siyasi tavsiyeler.

Başka analizciler gibi Benard da, müslümanların dinleri ile ilişkilerinde dört guruba ayrıldıklarını saptıyor:

Fundamentalistler, bunlar yine iki guruba ayrılıyor: Radikaller (Taliban gibi) totaliter bir düzen kurma girişimlerinde şiddete başvurmaya hazırlar. Skripturalistler (Kutsal yazılara bağlılar- Suud monarşisi gibi) daha çok dini kurumsal kökten geliyorlar ve daha az şiddete meyilliler.

Gelenekçiler, bunlar da iki gurupta mütalaa edilebilir:  Muhafazakarlar (Irak’taki Büyük-Ayetullah Ali Sistani gibi) ortodoks kuralları ve eskiden beri süregelen davranış kalıplarını mümkün mertebe muhafaza etmek istiyorlar. Reformcular (Kuveyt’in yöneticileri gibi) aynı hedeflere sahipler, fakat detayda daha esnek ve hedeflerine ulaşma konusunda daha kurnazlar.

Modernistler (Libya’daki Muammer Kaddafi gibi) İslam ile Modernitenin bağdaşabilir olduğundan yola çıkıyorlar ve bunu tarihe gidip kanıtlamaya gayret ediyorlar.

Laikler yine iki guruba ayrılıyorlar: Büyük çoğunluğu (Türkiye’deki Atatürkçüler) dini özel mesele olarak saygıyla karşılıyor, fakat kamu hayatında bir etkinliğine müsaade etmiyorlar. Radikaller (Komünistler gibi) dini yanlış görüyorlar ve tümden reddediyorlar.

Yazar bu bakışaçılarını zeki ve ikna edici bir sunuşla canlandırıyor; bu açıların farklılıklarını envai çeşit konu bağlamında örneklendiriyor, has İslami devletin kuruluşundan eşlerini dövme iznine sahip kocalara kadar. Yazar haklı olarak değer yargıları ve hayat tarzları üzerinde çok duruyor ve çok eşlilik konusundaki ikiyüzlülüğün şiddet kullanımı konusundakinden daha az yaygın olduğu tesbitinde bulunuyor.

Bu guruplardan hangisi bir ittifak için daha uygun? Modernistler, diyor Benard, ‘modern, demokratik toplumun değer yargıları ve ruhuna zihnen en çok yakınlar’. Gelenekçiler düşman, zira onlar ‘bize karşı duruyorlar ve biz onlara karşı duruyoruz.’ Gelenekçilerin kullanılabilir demokratik elementler için bir potansiyelleri var, ancak fundamentalistlerle, onlara sırtlarını dayamak için ortak yönleri çok fazla. Laikler İslam’ı düzene sokmak için çok anti-Batıcılar.

Daha sonra Benard dinin geliştirilmesi için çok yollu bir strateji öneriyor:

Fundamentalistlerin gayri ahlakiliği ve ikiyüzlülüğü gayri meşru kılınmalı. Onların liderlerinin rüşvetçiliği konusunda araştırmacı muhabirlik cesaretlendirilmeli. Gelenekçiliğin zaafları, özellikle gericilik için çaba sarfetmesi tenkit edilmeli.

Öncelikle modernistleri desteklemek lazım; zaman zaman laikleri desteklemek gerekiyor. Gelenekçiler fundamentalistlere karşı taktiksel olarak desteklenmeli. Fundamentalistler sürekli bir muhalefetle karşılaşmalılar.

Müslüman kitleler, Batılı-demokratik modernitenin değerlerine kendinden emin bir tarzda davet edilmeli. Seküler sivil ve kültürel kurumlar oluşturma konusunda insanlar cesaretlendirilmeliler. Gelecek nesile konsantre olunmalı. Doğru yaklaşım sahibi devletler, gruplar ve fertler yardım almalılar.

Ben Bayan Benard’ın genel yaklaşımına katılıyorum, ancak 200 yılı aşkın bir zamandır İslam’ı bugünkü realiteyle bağdaştırmayı başaramamış olan müslüman modernistler için beslediği heyecana şüpheyle yaklaşıyorum. Büyük oryantalist H. A. R. Gibb 1947’de modernist düşünceyi ‘entellektüel teşevvüşe ve felce uğratıcı bir romantikçilike’ batmışlıkla yargılıyordu. Ben 1983’de yayınlanan bir kitapta modernizmi, ‘kendi öngörüleri ve argümanlarının isabetsizliğinde takılıp kalmış yorgun bir hareket olarak’ tanımlayarak önemsizliğini anlattım. O zamandan beri de iyiye doğru hiçbir gelişim olmadı.

Ben modernistlerden ziyade, seküler çizginin ana akımının, inanç kardeşlerini umutsuzluk ve radikalizm bataklığından kurtarabilecek, geleceğe dönük tek müslümanlar olarak görülmesini teklif ediyorum. Sekülaristler kendini kanıtlamanın ön şartı olan din ile siyasetin ayrıştırılmasıyla başlıyorlar; bu sadece Batı dünyasına iyi hizmetler sunmadı, fakat günümüzün başarı hikayesi olan Türkiye’de de işledi.

Eğer müslümanlar sekülerizme yönelirlerse, kendi tarihlerinin korkunç çağı bir son bulur.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...