|

Korkunç Trajediler
Atasoy
MÜFTÜOĞLU
Günümüzde insanlığa faşist bir düşünce, faşist bir kültür, faşist bir
siyaset ve faşist bir tarih dayatılıyor. İnsanlık, ideolojik/politik
rekabet nedeniyle yıkıcı bir kategorileştirmeye, ayrımcı saldırgan bir
söyleme, bilinçli kıyım politikalarına maruz bırakılıyor.
Endüstriyel/teknolojik uygarlık en kötü insanlık suçlarını işliyor,
çapulculuk yapıyor. İslam Dünyası toplumlarının geleceğini faşist bir
irade belirlemeye çalışıyor. Amerika, İngiltere ve İsrail insanlığa
nefreti öğretiyor, sistemli bir şekilde kaos üretiyor. Günümüzde yaşanan
en büyük özgürlük, en kapsamlı özgürlük işgal, katliam ve tecavüz
özgürlüğüdür.
Çok yeni
bir proje olmayan Büyük Ortadoğu Projesi ile ötedenberi İslamın
tasfiyesi amaçlanıyor. İslami unsurların sisteme dahil edilmesi
planlanıyor. İslam’ın kişisel hassasiyetlerle sınırlı, sisteme entegre
olmuş, liberalleştirilmiş ve millileştirilmiş bir kimliğe dönüştürülmesi
isteniyor. Büyük Ortadoğu Projesi ile Amerikan hegemonyasına direnen
kesimleri etkisizleştirmek, Ortadoğu'da nihai anlamda nüfuz sahibi
olmak, bölgeye yoğun bir şekilde yerleşmek isteyen Amerika, bu yolla
bölgeye kendi değerlerini ve hayat tarzını da kazandırmak istiyor.
Batı
Dünyası her alanda kendisini üstün bir konuma yerleştirirken, Batı
dışında kalan dünyayı da kendisi tanımlamakta ve "öteki"leştirmektedir.
Batı kültürünün ürettiği kavramlar seçkinlerin çıkarlarına hizmet
veriyor. Sistem, bütün insanlığın haklarını ve özgürlüklerini eşit
derecede önemli bulan bir anlayışa sahip değildir. Sistem sürekli
olarak, sistemli olarak İslami Dünyayı mutsuzluğa sürükleyen bir
sistemdir. Dünya Düzeni insanlığın bütününe eşit bir değerlendirmeyle
yaklaşmıyor, insanlığın bütün kesimlerini eşit ilgiye ve saygıya değer
bulmuyor. İnsanlığın bütün kesimlerini aynı ölçüde önemli bulmayan bir
sistemde hiç bir zaman adalet olamaz. Sistem yine bilinçli olarak Batı
ile Doğu arasına ideolojik sınırlar ve çizgiler koymaya devam ediyor.
"Özgürlük" ve "demokrasi" kavramları farklı yerlerde, farklı anlamlar
ifade edebiliyor.
Türkiye'nin Avrupa Birliği yolundaki yönelişi yeni bir Islahat Fermanı
izlenimi veriyor. Avrupa Birliği'ne katılmak, Avrupa'nın ekonomik,
sosyal, siyasal, kültürel zihniyetini ve kurumlarını kabul etmek
anlamına geliyor. İslam Dünyası toplumlarının kendi hayat tarzlarını,
dünya görüşlerini, kültür ve uygarlıklarını temsil etme, tayin etme
gücüne ve iradesine sahip olmamaları anlaşılabilir bir durum değildir.
Bugün,
insanlık, asla desteklenemez, haksız, insafsız ve ırkçı bir dünya düzeni
karşısındadır. Bu insafsız düzen, güçsüzlerin hayat ve özgürlük
haklarını değersizleştirmektedir. Bu düzen, kötülük yapmaktan, yıkım
yapmaktan, işkence yapmaktan hoşlanmaktadır. Emperyalizm nezdinde
Müslüman hayatların hiç bir değeri yoktur. İçerisinde bulunduğumuz
dönemde Amerika, Türkiye'yi kendi çıkarlarına uygun bir model haline
getirerek, İslam dünyasına pazarlayabilmek için yoğun hazırlıklar
yapıyor. Kimi İslami unsurlar, Neo-Nurculuk örneğinde olduğu gibi bu
projenin uydusu haline getiriliyor, bu konuda teslimiyetçi bir
işbirlikçilik sergileniyor.
Bugünün
hedonist dünyasında emperyalizm, faşizm, Siyonizm eksiksiz ve yoğun bir
sadizm şeklinde somutlaşıyor. Amerika, İngiltere ve İsrail uluslararası
hukuk ve gelenekler karşısında küstah bir ahlaksızlık ve saygısızlık
içerisindedir. Amerika, İngiltere ve İsrail duygusal, biçimsel tepkileri
umursamıyor, içi boş kınama mesajlarına hiç aldırmıyor. Türkiye, İsrail
ile stratejik işbirliğini sürdürüyor, askeri ilişkilerini sürdürüyor,
sürdürdüğü silah alımlarıyla İsrail savunma sanayiine katkıda bulunuyor,
Siyonizme güç veriyor.
Kâbus
üreten bugünün karanlık tarihi, bugünün karanlık ilişkileri karşısında
yeteri kadar sesimizi yükseltemiyor, gereği kadar etkili tavırlar
alamıyoruz. Resmi yalanlar, resmi manipülasyonlar bilincimizi baskı
altına alabiliyor. Kanla ve savaşla sürdürülen dehşetengiz
"uygarlaştırma" politikaları korkunç trajedilere yol açıyor. Bugünün
tarihine kayıtsız kalmak demek, ahlaksız tanıklar olarak anılmak
demektir. Karşı karşıya bulunduğumuz süreçler, karanlık bir kader
değildir. Bu süreçlere bir şekilde engel olabiliriz. İslami
tercihlerimizi bilgiyle, bilinçle, aşkla, eylemle güçlendirebiliriz.
Tekbencilikleri ahlaki yoğunluklarla aşabiliriz. İçten bağlılıklarımızla
varlığımıza yeni anlamlar kazandırabiliriz. Kişisel çıkar için
bağlılıklarımızı feda edemeyiz. Çıkara dayalı her tercih, hayatı ve
ilişkileri çok anlamsız hale getirir. İnançlarımızı, değerlerimizi ve
düşüncelerimizi konjonktürel fırtınalar karşısında gerektiği gibi
savunamadığımız takdirde herşeyimizi yitiririz. Karşı-söyleme teslim
olmamalıyız. Ahlaki ve vicdani sorumluluklar yüklenerek gerçek tavırlar
almalıyız.
Acı
çekenler için sorumluluk alabilmeliyiz. Kendimizi sorgulama sürecine
girebilmeliyiz. Düşünce hayatımız, sanat-edebiyat hayatımız insanlık
acıları karşısında tarafsız kalamaz. İçerisinde yaşadığımız karanlık
tarihin korkunç gerçekleri edebiyat-sanat hayatına gereği gibi
yansımıyor. İslam, büyük sorumlulukların ve büyük umutların kaynağıdır.
Her mücadele bilinçli bir fedakarlığı içerir, tutkulu bir bağlılığa
ihtiyaç duyar. Bizler, Müslümanlar olarak ulusal ayrımları yok eden, çok
derin, çok güçlü bağlara sahibiz. Aziz İslam Ümmeti çapında aynı
anlamlara ait olmanın bilincini çok yükseklere taşımamız gerekir.
Varlığımızı bütün boyutlarıyla geliştirmeli ve güçlendirmeliyiz. Daha
çok içerik üreterek, daha çok anlam üreterek, daha çok anlamlı ilişki ve
iletişim üreterek, daha çok sorumluluk ve bilinç üreterek, çölleşme,
çürüme ve yozlaşmadan kurtulabiliriz. Sınırsız kötülükler üreten, insan
hayatını cehenneme çeviren emperyalist, faşist ve siyonist politikaların
haksız saldırıları ve aşağılamaları karşısında siyasal cesaret ve onur
gerekiyor; radikal sorgulamalar ve yaklaşımlar gerekiyor. Yeni bir
bilinç inşa etmeksizin, yeni toplumların inşa edilemeyeceği anlaşılıyor.
Batı Dünyasında akılcılık yanlış yolda ilerlerken, İslam Dünyasında tek
yanlı duyarlıklar ve sezgicilikler yanlış yolda ilerliyor. Bu nedenle
temel noktalar/esaslar üzerinde tutarlı/bütünlüklü bir bilinç
oluşturulamıyor. Bu nedenle parçalanmışlıklar, kopukluklar,
karmaşıklıklar, görüş ayrılıkları, siyasal tepkisizlikler,
marjinalleşmeler, kollektif sorumsuzluklar, küçük siyasetler,
dengesizlikler, eylemsizlikler, körleşmeler sürüp gidiyor.+
İslam’ın
kapsayıcı ve kuşatıcı niteliğini yansıtmayan; temel, öncelikli, nihai
değerlere dayalı olmayan bir mücadeleden herhangi bir sonuç beklenemez.
Yabancılaşmalardan ve parçalanmalardan yeni bir inşa çıkarılamaz. Her
parçalanma zayıflığın, güçsüzlüğün, edilginliğin ve pasifliğin
kaynağıdır. Bilincimizi, hassasiyetlerimizi ve duyarlıklarımızı evrensel
bir düşünüş ve ilişki biçimine dönüştürmeliyiz. Evrensel olan,
geleneksel olanı da içerebilir, yaşatabilir; ancak geleneksel olan,
evrensel olanı içermez; geleneksel alan, daha çok yerel özellikler,
içerikler taşır. |