Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 309 | Eylül  2004

                   

 

 


 

Korkunç Trajediler

Atasoy MÜFTÜOĞLU

Günümüzde insanlığa faşist bir düşünce, faşist bir kültür, faşist bir siyaset ve faşist bir tarih dayatılıyor. İnsanlık, ideolojik/politik rekabet nedeniyle yıkıcı bir kategorileştirmeye, ayrımcı saldırgan bir söyleme, bilinçli kıyım politikalarına maruz bırakılıyor. Endüstriyel/teknolojik uygarlık en kötü insanlık suçlarını işliyor, çapulculuk yapıyor. İslam Dünyası toplumlarının geleceğini faşist bir irade belirlemeye çalışıyor. Amerika, İngiltere ve İsrail insanlığa nefreti öğretiyor, sistemli bir şekilde kaos üretiyor. Günümüzde yaşanan en büyük özgürlük, en kapsamlı özgürlük işgal, katliam ve tecavüz özgürlüğüdür.

Çok yeni bir proje olmayan Büyük Ortadoğu Projesi ile ötedenberi İslamın tasfiyesi amaçlanıyor. İslami unsurların sisteme dahil edilmesi planlanıyor. İslam’ın kişisel hassasiyetlerle sınırlı, sisteme entegre olmuş, liberalleştirilmiş ve millileştirilmiş bir kimliğe dönüştürülmesi isteniyor. Büyük Ortadoğu Projesi ile Amerikan hegemonyasına direnen kesimleri etkisizleştirmek, Ortadoğu'da nihai anlamda nüfuz sahibi olmak, bölgeye yoğun bir şekilde yerleşmek isteyen Amerika, bu yolla bölgeye kendi değerlerini ve hayat tarzını da kazandırmak istiyor.

Batı Dünyası her alanda kendisini üstün bir konuma yerleştirirken, Batı dışında kalan dünyayı da kendisi tanımlamakta ve "öteki"leştirmektedir. Batı kültürünün ürettiği kavramlar seçkinlerin çıkarlarına hizmet veriyor. Sistem, bütün insanlığın haklarını ve özgürlüklerini eşit derecede önemli bulan bir anlayışa sahip değildir. Sistem sürekli olarak, sistemli olarak İslami Dünyayı mutsuzluğa sürükleyen bir sistemdir. Dünya Düzeni insanlığın bütününe eşit bir değerlendirmeyle yaklaşmıyor, insanlığın bütün kesimlerini eşit ilgiye ve saygıya değer bulmuyor. İnsanlığın bütün kesimlerini aynı ölçüde önemli bulmayan bir sistemde hiç bir zaman adalet olamaz. Sistem yine bilinçli olarak Batı ile Doğu arasına ideolojik sınırlar ve çizgiler koymaya devam ediyor. "Özgürlük" ve "demokrasi" kavramları farklı yerlerde, farklı anlamlar ifade edebiliyor.

Türkiye'nin Avrupa Birliği yolundaki yönelişi yeni bir Islahat Fermanı izlenimi veriyor. Avrupa Birliği'ne katılmak, Avrupa'nın ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel zihniyetini ve kurumlarını kabul etmek anlamına geliyor. İslam Dünyası toplumlarının kendi hayat tarzlarını, dünya görüşlerini, kültür ve uygarlıklarını temsil etme, tayin etme gücüne ve iradesine sahip olmamaları anlaşılabilir bir durum değildir.

Bugün, insanlık, asla desteklenemez, haksız, insafsız ve ırkçı bir dünya düzeni karşısındadır. Bu insafsız düzen, güçsüzlerin hayat ve özgürlük haklarını değersizleştirmektedir. Bu düzen, kötülük yapmaktan, yıkım yapmaktan, işkence yapmaktan hoşlanmaktadır. Emperyalizm nezdinde Müslüman hayatların hiç bir değeri yoktur. İçerisinde bulunduğumuz dönemde Amerika, Türkiye'yi kendi çıkarlarına uygun bir model haline getirerek, İslam dünyasına pazarlayabilmek için yoğun hazırlıklar yapıyor. Kimi İslami unsurlar, Neo-Nurculuk örneğinde olduğu gibi bu projenin uydusu haline getiriliyor, bu konuda teslimiyetçi bir işbirlikçilik sergileniyor.

Bugünün hedonist dünyasında emperyalizm, faşizm, Siyonizm eksiksiz ve yoğun bir sadizm şeklinde somutlaşıyor. Amerika, İngiltere ve İsrail uluslararası hukuk ve gelenekler karşısında küstah bir ahlaksızlık ve saygısızlık içerisindedir. Amerika, İngiltere ve İsrail duygusal, biçimsel tepkileri umursamıyor, içi boş kınama mesajlarına hiç aldırmıyor. Türkiye, İsrail ile stratejik işbirliğini sürdürüyor, askeri ilişkilerini sürdürüyor, sürdürdüğü silah alımlarıyla İsrail savunma sanayiine katkıda bulunuyor, Siyonizme güç veriyor.

Kâbus üreten bugünün karanlık tarihi, bugünün karanlık ilişkileri karşısında yeteri kadar sesimizi yükseltemiyor, gereği kadar etkili tavırlar alamıyoruz. Resmi yalanlar, resmi manipülasyonlar bilincimizi baskı altına alabiliyor. Kanla ve savaşla sürdürülen dehşetengiz "uygarlaştırma" politikaları korkunç trajedilere yol açıyor. Bugünün tarihine kayıtsız kalmak demek, ahlaksız tanıklar olarak anılmak demektir. Karşı karşıya bulunduğumuz süreçler, karanlık bir kader değildir. Bu süreçlere bir şekilde engel olabiliriz. İslami tercihlerimizi bilgiyle, bilinçle, aşkla, eylemle güçlendirebiliriz. Tekbencilikleri ahlaki yoğunluklarla aşabiliriz. İçten bağlılıklarımızla varlığımıza yeni anlamlar kazandırabiliriz. Kişisel çıkar için bağlılıklarımızı feda edemeyiz. Çıkara dayalı her tercih, hayatı ve ilişkileri çok anlamsız hale getirir. İnançlarımızı, değerlerimizi ve düşüncelerimizi konjonktürel fırtınalar karşısında gerektiği gibi savunamadığımız takdirde herşeyimizi yitiririz. Karşı-söyleme teslim olmamalıyız. Ahlaki ve vicdani sorumluluklar yüklenerek gerçek tavırlar almalıyız.

Acı çekenler için sorumluluk alabilmeliyiz. Kendimizi sorgulama sürecine girebilmeliyiz. Düşünce hayatımız, sanat-edebiyat hayatımız insanlık acıları karşısında tarafsız kalamaz. İçerisinde yaşadığımız karanlık tarihin korkunç gerçekleri edebiyat-sanat hayatına gereği gibi yansımıyor. İslam, büyük sorumlulukların ve büyük umutların kaynağıdır. Her mücadele bilinçli bir fedakarlığı içerir, tutkulu bir bağlılığa ihtiyaç duyar. Bizler, Müslümanlar olarak ulusal ayrımları yok eden, çok derin, çok güçlü bağlara sahibiz. Aziz İslam Ümmeti çapında aynı anlamlara ait olmanın bilincini çok yükseklere taşımamız gerekir.

Varlığımızı bütün boyutlarıyla geliştirmeli ve güçlendirmeliyiz. Daha çok içerik üreterek, daha çok anlam üreterek, daha çok anlamlı ilişki ve iletişim üreterek, daha çok sorumluluk ve bilinç üreterek, çölleşme, çürüme ve yozlaşmadan kurtulabiliriz. Sınırsız kötülükler üreten, insan hayatını cehenneme çeviren emperyalist, faşist ve siyonist politikaların haksız saldırıları ve aşağılamaları karşısında siyasal cesaret ve onur gerekiyor; radikal sorgulamalar ve yaklaşımlar gerekiyor. Yeni bir bilinç inşa etmeksizin, yeni toplumların inşa edilemeyeceği anlaşılıyor. Batı Dünyasında akılcılık yanlış yolda ilerlerken, İslam Dünyasında tek yanlı duyarlıklar ve sezgicilikler yanlış yolda ilerliyor. Bu nedenle temel noktalar/esaslar üzerinde tutarlı/bütünlüklü bir bilinç oluşturulamıyor. Bu nedenle parçalanmışlıklar, kopukluklar, karmaşıklıklar, görüş ayrılıkları, siyasal tepkisizlikler, marjinalleşmeler, kollektif sorumsuzluklar, küçük siyasetler, dengesizlikler, eylemsizlikler, körleşmeler sürüp gidiyor.+

İslam’ın kapsayıcı ve kuşatıcı niteliğini yansıtmayan; temel, öncelikli, nihai değerlere dayalı olmayan bir mücadeleden herhangi bir sonuç beklenemez. Yabancılaşmalardan ve parçalanmalardan yeni bir inşa çıkarılamaz. Her parçalanma zayıflığın, güçsüzlüğün, edilginliğin ve pasifliğin kaynağıdır. Bilincimizi, hassasiyetlerimizi ve duyarlıklarımızı evrensel bir düşünüş ve ilişki biçimine dönüştürmeliyiz. Evrensel olan, geleneksel olanı da içerebilir, yaşatabilir; ancak geleneksel olan, evrensel olanı içermez; geleneksel alan, daha çok yerel özellikler, içerikler taşır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...