Türk
Ceza Kanununun birçok maddesini yeniden düzenleyen AKP hükümeti,
muhalefet partisi CHP ile anlaşarak, zinanın suç kapsamına alınması için
çaba harcamaktadır. Son anda ‘nazik’ bir müdahale olmazsa, zina TCK’da
suç sayılacak. Ancak şu an itibariyle, henüz tam mutabakat
sağlayamadıkları, onlara göre ‘detay’ sayılabilecek hususları gidermeye
çalışıyorlar. Bu arada, CHP’nin, "zina suçu, erkek-kadın her kesimi
kapsamalı, tek taraflı kadını mağdur edecek bir düzenleme olmamalı,
kadın-erkek eşitliğine zarar vermemeli" mealli yaklaşımı ve bu tasarı
ile ilgili geneldeki iyimser tutumu, pek tekin değildir ve bazı
hukukçuların yorumuna göre CHP bununla, resmi nikah yaptırmamış, ‘imam
nikahı’ ile evli olan insanları hedeflemektedir.
Gelelim
bu işin, bizi ilgilendiren yorumuna.
1.
Zinanın TCK’na suç olarak sokulması, göründüğü kadar yalınkat bir olay
olmayıp, birkaç boyutlu siyasi-kültürel bir hadisedir. Biz şimdi bunları
öncelik sırasına göre değerlendirmeye çalışalım. Olayın birinci boyutu,
islamizasyon politikalarıyla ilintisidir. Buna isterseniz, ‘halkın
havasını alma’ da diyebilirsiniz. Laik rejim, AKP kanalıyla zinayı ‘suç’
sayarak, toplumun muhafazakar kesimine, şöyle göz kırpma kabilinden,
küçük çaplı bir bahşiş vermiş olmaktadır. Gerçi, şu anda, rejimin böyle
bir göz kırpmaya, dahası, islamizasyon politikalarına ihtiyacı var mı
ki? diye sorulabilir. Bu soru tamamen haksız da sayılmaz. Fakat,
ahlaksızlığın ayyuka çıktığını herkes bilmekte, her yerde bunlar
konuşulmaktadır; bizzat konuşanların da ne kadar masum olduğu
sorgulanmaksızın da olsa… Dolayısıyla, soysuzlaşmanın verdiği büyük
rahatsızlığı kısmen de olsa yatıştırmanın belki bir reçetesi olur, en
azından "daha ne yapalım?" diyebilecek bir mazeret olur diye düşünülmüş
olmalıdır, iş bu kanuni düzenlemeyle.
Hatırlanacağı üzere, Turgut Özal döneminde de, Allah’a ve bazı dini
değerlere küfretmek suç kapsamına alınmıştı ve bu durum halkın büyük
takdirini toplamıştı. Halbuki o yasak, akşamları sokak köşelerinde kafa
çeken ‘akşamcılar’ı, sarhoş olduğu için, ne dediğini, ne yaptığını
bilmeyen, acınası birkaç tipi ancak istiab edebilirdi. İşte tam bu
noktada, ‘Allah’a küfür etmek’ nedir, nasıl olur? Kimler Allah’a küfür
etmektedirler? Allah’a küfür etmek, Türkçe’de algılandığı gibi sadece
sövgü lafızlarıyla mı olur? Bütün bu soruların okkalı tarafından
cevaplandırılması gerekmektedir. Bu sorulara, eğri oturuyorsak bile
doğru cevap vermeyi göze alabilirsek göreceğiz ki, sarhoş kişilerin veya
sokaktaki birkaç zavallının ağzından çıkan küfür lafızları, ‘Allah’a
küfür’ nedir sorusuna karşılık yazacağımız cevap listesinin en sonunda
yer alacaktır. Allah’a küfür, daha doğrusu, ‘Allah’ı küfür’, tıpkı Mekke
müşrikleri misali, yaratıcı, rüzgarı estiren, yağmuru yağdıran olarak
Allah’ı bilip de, Allah’ın vaz ettiği dine teslim olmamak, Allah’ın vaz
ettiği hayat nizamına göre yaşamayı kabul etmemektir. Allah’ın
hükümlerini, en doğru, en adil hüküm; Allah’ın şeriatını en sahih yol
olarak kabul ve iman etmemektir. Kısacası Allah’ın yarattığı
hakikatleri, inzal ettiği buyrukları örtmek, yok saymak, fark edilmemesi
için çaba sarfetmek gerçek küfürdür.
Allah’a
ve Rasulü’ne, Allah’ın dinine, kitabına, şeriatına topyekün savaş ilan
edilecek, bu kavramlar olabildiğince hakarete, aşağılamaya, karalamaya
maruz kalacak, bunlara ceza vermeyi bırakın, bilakis teşvik edilecek,
sonra da birkaç zavallının ağzından çıkan sarhoş sözleri için ceza
maddesi çıkartacaksınız… Bu hadise akla ister istemez meşhur namus
kirleten kadı ve kadıyı şikayet edecek merci bulamama temsiline
benzemektedir. Ya da, eti tuzladık kokmasın diye, ama ya tuz da
kokmuşsa… Kısacası, ideolojik olarak zaten varlık sebebi Allah’ı küfür
olan bir siyasi yapının, "Allah’a küfür edenleri cezalandırma kanunu"
çıkartması ne kadar da aleni bir tuzaktır öyle!
Zinanın
suç sayılması kanun tasarısı bir açıdan da, baklava çalan -ki baklavaya
da gerçekten ihtiyaç duyan- çocukları ‘hırsız’ kategorisine alıp, onlara
6-9 yıl hapis cezası verip de, memleketin asıl ve gerçek hırsızlarına
hiç kimsenin dokunamaması gibi bir durumdur.
İşte,
zinayı suç sayan yeni TCK düzenlemesinin bundan bir farkı olduğunu
zannetmiyorum.
2.
Zina kavramına getirilen tanım tamamen sığ, daraltılmış ve
manipülatiftir. Çünkü bu tasarının satır araları okunduğunda, zinanın
sadece evliler bağlamında ele alındığı görülmektedir. O da, birtakım
kayıtlarla sınırlıdır. Evli olmayan kişilerin bu suçu işlemesiyle ilgili
herhangi bir düzenleme -bildiğim kadarıyla- bulunmamaktadır. Tabi benim,
ne AKP’den, ne de başka bir partiden, Kur’an’ın öngördüğü doğrultuda bir
ceza kanunu düzenlemesini beklemem sözkonusu değildir. Ben bu olayı
kendi bağlamında değerlendirmeye çalışıyorum. Tıpkı yukarıda verdiğim
iki örnekte olduğu gibi, diyelim ki, orta direkten bir ailenin tarafları
yani karı ya da koca (yeni TCK bu kavramları da ilga ediyor, yerine ‘eş’
terimini getiriyor ya), birbirlerini zina isnadıyla savcılığa şikayet
ettiler. Onlara, ‘sosyal bir hukuk devleti’ olan sistemin ceza kanunu
işletildi ve gereken ceza ile cezalandırıldı. Peki, aristokrat kesim ne
olacak? Toplumda şeytani bir şöhrete sahip olan, gençliğin tanrıçası ve
tanrısı olmuş bir sürü ahlak düşkününün akıl almaz iğrençlikleri,
şerefli Kitabımız Kur’an’ın tanımıyla "kötülük ve pis bir yol" olan
zinayı alenileştirmeleri, televizyonlardaki eğlence sefahetleri hangi
kanunun suç kapsamına girecek? Türkiye’de hangi mekanlarda, hangi
otellerde, hangi eğlence merkezlerinde ne tür iğrençlikler işlendiğini,
herkes az çok bilmektedir. Peki oralardaki zina da zina kapsamına
alınabilecek mi? Ne mümkün! Demek ki, TCK tasarısını hazırlayanların
‘zina’ tanımı ile, gerçekteki zina tanımı birbirinden tamamen farklıdır.
Daha, internet kanalıyla veya diğer vizyon araç gereçleriyle yayılan
ahlaksız yayınları saymadık. Kızların her gün açılacak yeni bir
yerlerini keşfeden ve de ahlakı, edebi, iffeti, namusu, utanmayı,
arlanmayı tamamen yok eden modacıları, televizyonların binbir türlü ad
altında sonuçta sadece zinayı teşvik eden yayınlarını, lüks eğlence
merkezlerini, diskotekleri, randevü evlerini, artık fuhşun sokağa
taştığını v.s. hatırlatmadık. Bütün bunları işleyenlere herhangi bir
ceza verilmeyeceği gibi, zina kapsamına alınmayacaklar bile.
Zina
kelimesi arapçadır v, evli olmayan (nikahsız) iki kişinin (kadın ve
erkeğin) gayrı meşru cinsel ilişkisine denir. Zina Allah’ın yasakladığı
bir suçtur. Çünkü zina gerçekten pis bir yoldur. Zina, Lut kavmi gibi,
şehvetini tanrı edinmiş, zevkperestliğin en aşağı derekesine düşmüş
soysuz toplumların bir özelliğidir. Nezih bir toplum, şerefli bir hayat,
erdemli bir toplum için zinanın kesinlikle yasaklanması gerekirdi ve
Rabbimiz de bunu buyurmuştur. Gelin görün ki, İslam karşıtı bir kültür,
‘zina’ gibi bir kavramı keyfince işlemekte, içini boşaltıp kendine göre
bir anlam doldurmaktadır. Tıpkı bazı Müslümanların da, başka kültürlere
has kavramları aynı muameleye tabi tuttukları gibi… Kısacası, dünya
güzellik yarışmasında birinci ge/tiril/en bir kızı yanına alıp, Davos
toplantısı gibi, çok önemli bir toplantıya götüren AKP liderinin
başbakan olduğu ülkenin ‘zina’ anlayışı ile, Kur’an’ın ‘zina’ anlayışı
elbette bir ve aynı değildir.
Demokrasinin egemen olduğu toplumlarda özgürlük ve muasır medeniyet
seviyesi adı altında, zinanın olabilmesi için hiçbir gayret
esirgenmemektedir. Zinaya götüren bütün şartlar alabildiğine serbesttir.
Zinanın olmamasını istemek, nezih bir hayat yaşamak talebi ise bir o
kadar yasak ve engellidir. Lut kavmi, Peygamberleri Lut’a, kendilerini
ahlaksızlıktan vazgeçmeye davet etmesi üzerine, "onları yurdunuzdan
kovun! Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demişlerdi.
(A’raf, 82). Bugün de, zinasız bir toplum özlemi çeken mü’minler, çağdaş
Lut kavimleri tarafından aynı biçimde azarlanmaktadır.
Görün
bakın, zinanın olabildiği kadar teşvik edildiği şu toplumda, bu ceza
kanunu çıkarsa, imam nikahı ile evli olan birkaç insandan başka hiç
kimseyi cezalandırmayacaklardır.
Peki bu
durumda, bu yapılan çalışmalar, toplumun gözünü boyamak değil de nedir?
3.
Son yıllarda bazı Müslüman kesimler, özgürlük kelimesini dillerine
pelesenk ettiler. Kişi haklarını, insan haklarını göklere
çıkarmaktadırlar. Müslüman kesimler tam bir liberalleşme yaşadılar. O
kadar ki neredeyse kendi kitaplarından bile şüphe duyar oldular. Bu
zihinsel evrilmenin siyasi alandaki temsilcisi herhalde AKP’dir. İşte
şimdi, zinayı suç sayan kanuni düzenleme ile özgürlük kavramı arasında
tam bir çelişki yaşamaktadırlar. Evli olmayanların zinasını suç
saymamakla özgürlük ilkesine tam da uygun(!) hareket etmiş
durumdadırlar. Peki, evli olanların zinasına hangi hakla
karışmaktadırlar? Evli olanlar da insan, ‘kişi’ değil mi? Onlar da,
kendilerine hiçbir merciinin özel hayatlarına müdahale etmemesini isteme
hakkına sahip değiller mi? Bu özgürlüğü onlara nasıl çok
görebilirsiniz?! Ama görülüyor ki, bu kanunu düzenleyen komisyon böyle
düşünmüyor! Demek ki, hiçbir olay tek başına, mücerret bir olay
değildir! Bir zina tek başına bir hadise değildir. Zina sadece iki
kişiyi değil, bütün kişileri ilgilendirmektedir, ahlakı
ilgilendirmektedir, Allah’ı ilgilendirmektedir, hakkı, adaleti, namusu,
temizliği, dürüstlüğü ilgilendirmektedir. Dolayısıyla, evlilerin zinası
nasıl cezalandırmayı hak ediyorsa, evli olmayanların zinası da en az o
kadar cezayı hak eder ve bunun için Rabbul alemin, insanın ‘özgürlüğünü’
kısıtlamış ve zinaya yaklaşmayı bile yasak saymıştır. Bu konuda
evli-bekar ayrımı da getirmemiştir.
‘Özgürlük’le zinanın suç sayılması birbiriyle çelişir. Bu durumda
Müslüman kesimler, ya özgürlük düşüncelerini yeniden gözden
geçirecekler, ya da zinanın suç sayılmamasını savunacaklar. Olaya bu
açıdan bakan ve "Devletin yatak odasında işi ne?" diye soran
‘ögürlükçüler’ bu sorularıyla, eleştirdiğimiz zihinleri zor durumda
bırakmaktadırlar.
4.
Zinanın suç sayılması, ama ‘günah’ olduğuna inanılmaması, bu
düzenlemenin yapıldığı siyasi vasatın tam laik bir vasat olduğunu
göstermesi bakımından öğreticidir. Türkiye gibi ülkelerde, AKP gibi
partiler vasıtasıyla İslami hedeflere ulaşılabileceğini vehmetmekten bir
türlü usanmayan akıllara iyi bir ders verme imkanıdır. Tabi böyle bir
dersi almak niyeti varsa…
Sonuç
itibariyle, beşeri toplumlar sadece ve sadece Allah’ın buyruklarına tam
teslim olarak ancak huzurlu bir hayata kavuşabilirler. Kafirler,
İslam’da huzurun olduğunu hiçbir zaman ve asla itiraf etmeyeceklerdir.
Onlar "kinleriyle geberinceye" kadar bu düşmanlıkları devam edecektir.
Onların maşası işlevini gören diğer zümreler ise hem kendilerini
aldatacaklar, kendilerini inkar etmenin zıvanalığını yaşayacaklar, hem
de kitleleri yanlış yönlendirmenin, küfrü ve fuhşiyatı güzel göstermenin
vebaliyle vicdan azabından kurtulamayacaklardır.