Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 309 | Eylül  2004

                   

 

 


  

Zina Suç Sayılacakmış

Mehmed DURMUŞ

Türk Ceza Kanununun birçok maddesini yeniden düzenleyen AKP hükümeti, muhalefet partisi CHP ile anlaşarak, zinanın suç kapsamına alınması için çaba harcamaktadır. Son anda ‘nazik’ bir müdahale olmazsa, zina TCK’da suç sayılacak. Ancak şu an itibariyle, henüz tam mutabakat sağlayamadıkları, onlara göre ‘detay’ sayılabilecek hususları gidermeye çalışıyorlar. Bu arada, CHP’nin, "zina suçu, erkek-kadın her kesimi kapsamalı, tek taraflı kadını mağdur edecek bir düzenleme olmamalı, kadın-erkek eşitliğine zarar vermemeli" mealli yaklaşımı ve bu tasarı ile ilgili geneldeki iyimser tutumu, pek tekin değildir ve bazı hukukçuların yorumuna göre CHP bununla, resmi nikah yaptırmamış, ‘imam nikahı’ ile evli olan insanları hedeflemektedir.

Gelelim bu işin, bizi ilgilendiren yorumuna.

1. Zinanın TCK’na suç olarak sokulması, göründüğü kadar yalınkat bir olay olmayıp, birkaç boyutlu siyasi-kültürel bir hadisedir. Biz şimdi bunları öncelik sırasına göre değerlendirmeye çalışalım. Olayın birinci boyutu, islamizasyon politikalarıyla ilintisidir. Buna isterseniz, ‘halkın havasını alma’ da diyebilirsiniz. Laik rejim, AKP kanalıyla zinayı ‘suç’ sayarak, toplumun muhafazakar kesimine, şöyle göz kırpma kabilinden, küçük çaplı bir bahşiş vermiş olmaktadır. Gerçi, şu anda, rejimin böyle bir göz kırpmaya, dahası, islamizasyon politikalarına ihtiyacı var mı ki? diye sorulabilir. Bu soru tamamen haksız da sayılmaz. Fakat, ahlaksızlığın ayyuka çıktığını herkes bilmekte, her yerde bunlar konuşulmaktadır; bizzat konuşanların da ne kadar masum olduğu sorgulanmaksızın da olsa… Dolayısıyla, soysuzlaşmanın verdiği büyük rahatsızlığı kısmen de olsa yatıştırmanın belki bir reçetesi olur, en azından "daha ne yapalım?" diyebilecek bir mazeret olur diye düşünülmüş olmalıdır, iş bu kanuni düzenlemeyle.

Hatırlanacağı üzere, Turgut Özal döneminde de, Allah’a ve bazı dini değerlere küfretmek suç kapsamına alınmıştı ve bu durum halkın büyük takdirini toplamıştı. Halbuki o yasak, akşamları sokak köşelerinde kafa çeken ‘akşamcılar’ı, sarhoş olduğu için, ne dediğini, ne yaptığını bilmeyen, acınası birkaç tipi ancak istiab edebilirdi. İşte tam bu noktada, ‘Allah’a küfür etmek’ nedir, nasıl olur? Kimler Allah’a küfür etmektedirler? Allah’a küfür etmek, Türkçe’de algılandığı gibi sadece sövgü lafızlarıyla mı olur? Bütün bu soruların okkalı tarafından cevaplandırılması gerekmektedir. Bu sorulara, eğri oturuyorsak bile doğru cevap vermeyi göze alabilirsek göreceğiz ki, sarhoş kişilerin veya sokaktaki birkaç zavallının ağzından çıkan küfür lafızları, ‘Allah’a küfür’ nedir sorusuna karşılık yazacağımız cevap listesinin en sonunda yer alacaktır. Allah’a küfür, daha doğrusu, ‘Allah’ı küfür’, tıpkı Mekke müşrikleri misali, yaratıcı, rüzgarı estiren, yağmuru yağdıran olarak Allah’ı bilip de, Allah’ın vaz ettiği dine teslim olmamak, Allah’ın vaz ettiği hayat nizamına göre yaşamayı kabul etmemektir. Allah’ın hükümlerini, en doğru, en adil hüküm; Allah’ın şeriatını en sahih yol olarak kabul ve iman etmemektir. Kısacası Allah’ın yarattığı hakikatleri, inzal ettiği buyrukları örtmek, yok saymak, fark edilmemesi için çaba sarfetmek gerçek küfürdür.

Allah’a ve Rasulü’ne, Allah’ın dinine, kitabına, şeriatına topyekün savaş ilan edilecek, bu kavramlar olabildiğince hakarete, aşağılamaya, karalamaya maruz kalacak, bunlara ceza vermeyi bırakın, bilakis teşvik edilecek, sonra da birkaç zavallının ağzından çıkan sarhoş sözleri için ceza maddesi çıkartacaksınız… Bu hadise akla ister istemez meşhur namus kirleten kadı ve kadıyı şikayet edecek merci bulamama temsiline benzemektedir. Ya da, eti tuzladık kokmasın diye, ama ya tuz da kokmuşsa… Kısacası, ideolojik olarak zaten varlık sebebi Allah’ı küfür olan bir siyasi yapının, "Allah’a küfür edenleri cezalandırma kanunu" çıkartması ne kadar da aleni bir tuzaktır öyle! 

Zinanın suç sayılması kanun tasarısı bir açıdan da, baklava çalan -ki baklavaya da gerçekten ihtiyaç duyan- çocukları ‘hırsız’ kategorisine alıp, onlara 6-9 yıl hapis cezası verip de, memleketin asıl ve gerçek hırsızlarına hiç kimsenin dokunamaması gibi bir durumdur.

İşte, zinayı suç sayan yeni TCK düzenlemesinin bundan bir farkı olduğunu zannetmiyorum.

2. Zina kavramına getirilen tanım tamamen sığ, daraltılmış ve manipülatiftir. Çünkü bu tasarının satır araları okunduğunda, zinanın sadece evliler bağlamında ele alındığı görülmektedir. O da, birtakım kayıtlarla sınırlıdır. Evli olmayan kişilerin bu suçu işlemesiyle ilgili herhangi bir düzenleme -bildiğim kadarıyla- bulunmamaktadır. Tabi benim, ne AKP’den, ne de başka bir partiden, Kur’an’ın öngördüğü doğrultuda bir ceza kanunu düzenlemesini beklemem sözkonusu değildir. Ben bu olayı kendi bağlamında değerlendirmeye çalışıyorum. Tıpkı yukarıda verdiğim iki örnekte olduğu gibi, diyelim ki, orta direkten bir ailenin tarafları yani karı ya da koca (yeni TCK bu kavramları da ilga ediyor, yerine ‘eş’ terimini getiriyor ya), birbirlerini zina isnadıyla savcılığa şikayet ettiler. Onlara, ‘sosyal bir hukuk devleti’ olan sistemin ceza kanunu işletildi ve gereken ceza ile cezalandırıldı. Peki, aristokrat kesim ne olacak? Toplumda şeytani bir şöhrete sahip olan, gençliğin tanrıçası ve tanrısı olmuş bir sürü ahlak düşkününün akıl almaz iğrençlikleri, şerefli Kitabımız Kur’an’ın tanımıyla "kötülük ve pis bir yol" olan zinayı alenileştirmeleri, televizyonlardaki eğlence sefahetleri hangi kanunun suç kapsamına girecek? Türkiye’de hangi mekanlarda, hangi otellerde, hangi eğlence merkezlerinde ne tür iğrençlikler işlendiğini, herkes az çok bilmektedir. Peki oralardaki zina da zina kapsamına alınabilecek mi? Ne mümkün! Demek ki, TCK tasarısını hazırlayanların ‘zina’ tanımı ile, gerçekteki zina tanımı birbirinden tamamen farklıdır. Daha, internet kanalıyla veya diğer vizyon araç gereçleriyle yayılan ahlaksız yayınları saymadık. Kızların her gün açılacak yeni bir yerlerini keşfeden ve de ahlakı, edebi, iffeti, namusu, utanmayı, arlanmayı tamamen yok eden modacıları, televizyonların binbir türlü ad altında sonuçta sadece zinayı teşvik eden yayınlarını, lüks eğlence merkezlerini, diskotekleri, randevü evlerini, artık fuhşun sokağa taştığını v.s. hatırlatmadık. Bütün bunları işleyenlere herhangi bir ceza verilmeyeceği gibi, zina kapsamına alınmayacaklar bile.

Zina kelimesi arapçadır v, evli olmayan (nikahsız) iki kişinin (kadın ve erkeğin) gayrı meşru cinsel ilişkisine denir. Zina Allah’ın yasakladığı bir suçtur. Çünkü zina gerçekten pis bir yoldur. Zina, Lut kavmi gibi, şehvetini tanrı edinmiş, zevkperestliğin en aşağı derekesine düşmüş soysuz toplumların bir özelliğidir. Nezih bir toplum, şerefli bir hayat, erdemli bir toplum için zinanın kesinlikle yasaklanması gerekirdi ve Rabbimiz de bunu buyurmuştur. Gelin görün ki, İslam karşıtı bir kültür, ‘zina’ gibi bir kavramı keyfince işlemekte, içini boşaltıp kendine göre bir anlam doldurmaktadır. Tıpkı bazı Müslümanların da, başka kültürlere has kavramları aynı muameleye tabi tuttukları gibi… Kısacası, dünya güzellik yarışmasında birinci ge/tiril/en bir kızı yanına alıp, Davos toplantısı gibi, çok önemli bir toplantıya götüren AKP liderinin başbakan olduğu ülkenin ‘zina’ anlayışı ile, Kur’an’ın ‘zina’ anlayışı elbette bir ve aynı değildir.

Demokrasinin egemen olduğu toplumlarda özgürlük ve muasır medeniyet seviyesi adı altında, zinanın olabilmesi için hiçbir gayret esirgenmemektedir. Zinaya götüren bütün şartlar alabildiğine serbesttir. Zinanın olmamasını istemek, nezih bir hayat yaşamak talebi ise bir o kadar yasak ve engellidir. Lut kavmi, Peygamberleri Lut’a, kendilerini ahlaksızlıktan vazgeçmeye davet etmesi üzerine, "onları yurdunuzdan kovun! Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demişlerdi. (A’raf, 82). Bugün de, zinasız bir toplum özlemi çeken mü’minler, çağdaş Lut kavimleri tarafından aynı biçimde azarlanmaktadır.

Görün bakın, zinanın olabildiği kadar teşvik edildiği şu toplumda, bu ceza kanunu çıkarsa, imam nikahı ile evli olan birkaç insandan başka hiç kimseyi cezalandırmayacaklardır.

Peki bu durumda, bu yapılan çalışmalar, toplumun gözünü boyamak değil de nedir?

3. Son yıllarda bazı Müslüman kesimler, özgürlük kelimesini dillerine pelesenk ettiler. Kişi haklarını, insan haklarını göklere çıkarmaktadırlar. Müslüman kesimler tam bir liberalleşme yaşadılar. O kadar ki neredeyse kendi kitaplarından bile şüphe duyar oldular. Bu zihinsel evrilmenin siyasi alandaki temsilcisi herhalde AKP’dir. İşte şimdi, zinayı suç sayan kanuni düzenleme ile özgürlük kavramı arasında tam bir çelişki yaşamaktadırlar. Evli olmayanların zinasını suç saymamakla özgürlük ilkesine tam da uygun(!) hareket etmiş durumdadırlar. Peki, evli olanların zinasına hangi hakla karışmaktadırlar? Evli olanlar da insan, ‘kişi’ değil mi? Onlar da, kendilerine hiçbir merciinin özel hayatlarına müdahale etmemesini isteme hakkına sahip değiller mi? Bu özgürlüğü onlara nasıl çok görebilirsiniz?! Ama görülüyor ki, bu kanunu düzenleyen komisyon böyle düşünmüyor! Demek ki, hiçbir olay tek başına, mücerret bir olay değildir! Bir zina tek başına bir hadise değildir. Zina sadece iki kişiyi değil, bütün kişileri ilgilendirmektedir, ahlakı ilgilendirmektedir, Allah’ı ilgilendirmektedir, hakkı, adaleti, namusu, temizliği, dürüstlüğü ilgilendirmektedir. Dolayısıyla, evlilerin zinası nasıl cezalandırmayı hak ediyorsa, evli olmayanların zinası da en az o kadar cezayı hak eder ve bunun için Rabbul alemin, insanın ‘özgürlüğünü’ kısıtlamış ve zinaya yaklaşmayı bile yasak saymıştır. Bu konuda evli-bekar ayrımı da getirmemiştir.

‘Özgürlük’le zinanın suç sayılması birbiriyle çelişir. Bu durumda Müslüman kesimler, ya özgürlük düşüncelerini yeniden gözden geçirecekler, ya da zinanın suç sayılmamasını savunacaklar. Olaya bu açıdan bakan ve "Devletin yatak odasında işi ne?" diye soran ‘ögürlükçüler’ bu sorularıyla, eleştirdiğimiz zihinleri zor durumda bırakmaktadırlar.

4. Zinanın suç sayılması, ama ‘günah’ olduğuna inanılmaması, bu düzenlemenin yapıldığı siyasi vasatın tam laik bir vasat olduğunu göstermesi bakımından öğreticidir. Türkiye gibi ülkelerde, AKP gibi partiler vasıtasıyla İslami hedeflere ulaşılabileceğini vehmetmekten bir türlü usanmayan akıllara iyi bir ders verme imkanıdır. Tabi böyle bir dersi almak niyeti varsa…

Sonuç itibariyle, beşeri toplumlar sadece ve sadece Allah’ın buyruklarına tam teslim olarak ancak huzurlu bir hayata kavuşabilirler. Kafirler, İslam’da huzurun olduğunu hiçbir zaman ve asla itiraf etmeyeceklerdir. Onlar "kinleriyle geberinceye" kadar bu düşmanlıkları devam edecektir. Onların maşası işlevini gören diğer zümreler ise hem kendilerini aldatacaklar, kendilerini inkar etmenin zıvanalığını yaşayacaklar, hem de kitleleri yanlış yönlendirmenin, küfrü ve fuhşiyatı güzel göstermenin vebaliyle vicdan azabından kurtulamayacaklardır.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...