Avrupa Komisyonu Türkiye'nin ilerleme raporunu onayladı.
"Tam üyelik müzakerelerine başlanması"nı öngören raporda, endişe
edildiği gibi Türkiye'ye özgü şartlar öne sürülmedi. "Demokratikleşme ve
insan haklarında sorun yaşandığı takdirde üyeliğin askıya alınacağı"na
ve serbest dolaşıma ilişkin sınırlamalar, Türkiye'nin önüne ciddi birer
engel olarak çıkarılamayacak. Yeni uluslararası sistem arayışı ve
yaşanan küresel bölünme Türkiye-AB yakınlaşmasının harcını oluşturuyor.
Dolayısıyla taraflar, zorlukların üstesinden gelmenin yolunu bulacaklar.
Olağanüstü gelişmeler, küresel ölçekte dalgalanmalar yaşanmazsa,
Türkiye'nin üyeliği tahmin edilenden daha hızlı gerçekleşecek. Avrupa
Birliği nasıl büyük bir proje ise Türkiye-Avrupa ortaklığı da en az o
kadar büyük bir proje.
Türkiye'nin üyelik sürecinin Avrupa içinde yol açtığı tartışma kimseyi
şaşırtmasın. İlerleme raporundan sonra bu tartışmalar daha da
şiddetlenecek. Müzakerelerin başlanmasından sonra ise, daha hassas, daha
kırılgan ve can alıcı sorunlar tartışma alanına çekilecek.
Önceleri sadece Türkiye'nin ekonomik ve siyasi verileriyle bakılan, 11
Eylül sonrası Avrupa Birleşik Devletleri vizyonundan hareketle
jeopolitik gerekçelerle ele alınan Türkiye tartışması, müzakere
tarihinin yaklaşmasıyla ekonomik ve siyasi alandan din/kültür/medeniyet
alanına kayıyor. Zira hem Avrupa hem de Türkiye ilk kez gerçeklerle
yüzleşiyor. Müzakere tarihinden sonra yürütülecek pazarlıklarda bu durum
kendini daha fazla hissettirecek. Avrupa ilk kez bu kadar zor bir
kararla karşı karşıya. Türkiye gibi çok büyük ve zor bir ülkenin
Birleşik Avrupa projesine yapacağı katkı ya da ödeteceği bedel, kısa
vadeli ekonomik ve siyasi verilerle anlaşılabilecek bur durum değil.
Dünya tarihinde görülmemiş bir model denemesi var karşımızda. İki dünya
savaşı yaşayan Avrupa, kendi içindeki çatışmaları bir kenara itip, 450
milyonluk bir birliğe dönüşebildi. Haçlı Savaşları'ndan bu yana devam
eden, Endülüs ve Osmanlı ile sembolleşen çatışmalarla dolu bir tarih
üzerine benzer bir ortaklık/birlik tesis edilip edilemeyeceği
tartışılıyor. Elbette hem Avrupa'nın hem de Türkiye'nin bu
birliktelikten tek taraflı ekonomik, siyasi ve kültürel beklentileri
var. Ancak özellikle son üç yılda, Türkiye-AB ilişkilerinin niteliğinde
derin bir değişim yaşanıyor. Türkiye için AB üyeliği, medeniyet/batılılaşma
ve refah projesi idi. Şimdi iki taraf için de jeopolitik önceliklerin
belirlediği güvenlik projesine dönüştü, ortak çıkarlar merkeze oturdu.
Anglo-Amerikan-İsrail cephesinin Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyaya
yönelik tasarrufları Türkiye için tehlike çanlarının çalmasına neden
olurken, aynı cephenin tek yanlı küresel sistem inşası ve İslam
coğrafyasına tek başına hakim olmaya dönük projeleri AB'nin küresel
aktör olma hedefini sabote ediyor, birliği parçalanmaya doğru sürüklüyor.
Din/medeniyet mi, jeopolitik gerekçeler mi?
Deneme, hem Hristiyan dünyası ile İslam dünyası arasındaki ilişkilere
yeni bir boyut kazandıracak hem çok kutuplu dünya arayışında gelişen
bloklaşmaları derinden etkileyecek. Ne Avrupa'nın, ne Türkiye'nin, ne de
İslam dünyasının, sürecin yol açacağı kazanım ve sarsıntıları yeterince
tartışma fırsatı bulduğu söylenemez. Üyelik, sadece Türkiye, sadece
Avrupa ya da sadece ABD'nin Türkiye'ye ilişkin hesaplarıyla sınırlı bir
gelişme değil, yeni küresel sisteme ilişkin pazarlıkların en çetin
konusu. Dolayısıyla küresel düzeyde etkileri olacak. Bu yönüyle, 21.
yüzyıl dünya tarihinin en önemli olaylarından biri olarak anılacak. Bu
nedenle siyasi kriterler, ekonomik durum veya Türkiye'nin yaptığı
reformlar, bu büyük pazarlıkta ikincil etkiye sahip.
Türkiye'nin üyeliği, Batı'nın İslam'la ilişkilerinde nasıl bir yol
çizeceği, "İslam meselesini halletme"de ne tür yöntemler izleyeceği
konusunda en ciddi girişim. ABD'nin Müslümanlara bakışını belirleyen
güvenlik perspektiflerinin büyük oranda AB tarafından da benimsendiği
düşünüldüğünde, Avrupa-İslam yakınlaşmasının tek yanlı bir
müdahaleciliğe doğru sürüklenmesi muhtemel. Bu durum, Türkiye'nin de
içinde bulunduğu Avrupa içinde yeni bir çatışma alanı oluşmasına zemin
hazırlayacak. Türkiye, sahip olduğu bütün stratejik değerlerini kaybetme
riskiyle karşı karşıya kalacak. Bugün, İslam dünyasının "terör"
ekseninde tartışılması kimseyi yanıltmasın. Yakın zamanda bu
değerlendirme tarzı değişecek ve Müslüman dünyadaki yoğun dinamizm bir
temsil mekanizmasının gelişmesine öncülük edecek. Bugün
jeopolitikçilerin öncülüğünü yaptığı "Süper Avrupa"nın, o zaman, dini ve
kültürel değerleri öne alması mümkün. Bu da, Türkiye'nin içinde yer
aldığı Avrupa'da bir iç çatışmaya neden olacağı gibi, İslam dünyası ile
düşmanlıkların belirlediği yeni bir hesaplaşma dönemi başlatabilecek.
Avrupa kendi İslam politikasını geliştiremedi, Türkiye de "Avrupa'da
İslam" politikası geliştiremedi. Müzakereler başladığında, özellikle tam
üyelik söz konusu olduğunda bu eksiklik Avrupa içinde kendini
hissettirecek. Müzakereler, ağırlıklı olarak jeopolitik gerekçeler,
küresel denge ve AB'nin bir dünya gücü olmasına yönelik beklentiler
etrafında seyredecek. Ancak din/medeniyet merkezli tartışmalar giderek
jeopolitik gerekçelerle yer değiştirecek.
ABD, AB, Rusya ve Asya-Pasifik gibi güç merkezleri küresel denklemi
belirlerken, bütün küresel hesapların merkezinde yer alan İslam dünyası,
bu aktörlerin arasında yer alma şansını yakalayamadı. Dolayısıyla yeni
küresel sistemi belirlemede rolü yok. Türkiye'nin üyeliği, İslam
dünyasının belirleyici güçlerden biri olma arayışını sınırlayacak. En
azından hem Avrupa hem de Amerika böyle düşünüyor. Böylece bir
potansiyel aktör devre dışı bırakılmış, paylaşımın dışına itilmiş,
ganimet haline getirilmiş olacak. Yani, Türkiye'nin üyeliği ile İslam
dünyasına yönelik tasfiye yeni bir boyut kazanacak, Batı için "İslam
tehlikesi" Türkiye topraklarında durdurulacak.
Türkiye'yi AB dışına atacak her girişim, bu coğrafyanın da kendi yolunu
çizme arayışına güç katacak. AB bu hatayı yapmayacak, ABD de. Bu nedenle
Türkiye'nin tam üyelik süreci beklenenden daha kararlı ilerleyecek.
Türkiye'nin bu "tehlike"yi Batı adına ne kadar durdurabileceği ya da
üyeliğin Avrupa-İslam ilişkilerine olumlu katkısı bambaşka bir tartışma
konusu.
ikaragul@yenisafak.com.tr