Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 309 | Eylül 2004

                   

 

 


"Yeşil ışık.." Yüzyılın projesi

İbrahim KARAGÜL     Yeni Şafak / 07 Ekim 2004

Avrupa Komisyonu Türkiye'nin ilerleme raporunu onayladı. "Tam üyelik müzakerelerine başlanması"nı öngören raporda, endişe edildiği gibi Türkiye'ye özgü şartlar öne sürülmedi. "Demokratikleşme ve insan haklarında sorun yaşandığı takdirde üyeliğin askıya alınacağı"na ve serbest dolaşıma ilişkin sınırlamalar, Türkiye'nin önüne ciddi birer engel olarak çıkarılamayacak. Yeni uluslararası sistem arayışı ve yaşanan küresel bölünme Türkiye-AB yakınlaşmasının harcını oluşturuyor. Dolayısıyla taraflar, zorlukların üstesinden gelmenin yolunu bulacaklar. Olağanüstü gelişmeler, küresel ölçekte dalgalanmalar yaşanmazsa, Türkiye'nin üyeliği tahmin edilenden daha hızlı gerçekleşecek. Avrupa Birliği nasıl büyük bir proje ise Türkiye-Avrupa ortaklığı da en az o kadar büyük bir proje.

Türkiye'nin üyelik sürecinin Avrupa içinde yol açtığı tartışma kimseyi şaşırtmasın. İlerleme raporundan sonra bu tartışmalar daha da şiddetlenecek. Müzakerelerin başlanmasından sonra ise, daha hassas, daha kırılgan ve can alıcı sorunlar tartışma alanına çekilecek.

Önceleri sadece Türkiye'nin ekonomik ve siyasi verileriyle bakılan, 11 Eylül sonrası Avrupa Birleşik Devletleri vizyonundan hareketle jeopolitik gerekçelerle ele alınan Türkiye tartışması, müzakere tarihinin yaklaşmasıyla ekonomik ve siyasi alandan din/kültür/medeniyet alanına kayıyor. Zira hem Avrupa hem de Türkiye ilk kez gerçeklerle yüzleşiyor. Müzakere tarihinden sonra yürütülecek pazarlıklarda bu durum kendini daha fazla hissettirecek. Avrupa ilk kez bu kadar zor bir kararla karşı karşıya. Türkiye gibi çok büyük ve zor bir ülkenin Birleşik Avrupa projesine yapacağı katkı ya da ödeteceği bedel, kısa vadeli ekonomik ve siyasi verilerle anlaşılabilecek bur durum değil.

Dünya tarihinde görülmemiş bir model denemesi var karşımızda. İki dünya savaşı yaşayan Avrupa, kendi içindeki çatışmaları bir kenara itip, 450 milyonluk bir birliğe dönüşebildi. Haçlı Savaşları'ndan bu yana devam eden, Endülüs ve Osmanlı ile sembolleşen çatışmalarla dolu bir tarih üzerine benzer bir ortaklık/birlik tesis edilip edilemeyeceği tartışılıyor. Elbette hem Avrupa'nın hem de Türkiye'nin bu birliktelikten tek taraflı ekonomik, siyasi ve kültürel beklentileri var. Ancak özellikle son üç yılda, Türkiye-AB ilişkilerinin niteliğinde derin bir değişim yaşanıyor. Türkiye için AB üyeliği, medeniyet/batılılaşma ve refah projesi idi. Şimdi iki taraf için de jeopolitik önceliklerin belirlediği güvenlik projesine dönüştü, ortak çıkarlar merkeze oturdu. Anglo-Amerikan-İsrail cephesinin Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyaya yönelik tasarrufları Türkiye için tehlike çanlarının çalmasına neden olurken, aynı cephenin tek yanlı küresel sistem inşası ve İslam coğrafyasına tek başına hakim olmaya dönük projeleri AB'nin küresel aktör olma hedefini sabote ediyor, birliği parçalanmaya doğru sürüklüyor.

Din/medeniyet mi, jeopolitik gerekçeler mi?

Deneme, hem Hristiyan dünyası ile İslam dünyası arasındaki ilişkilere yeni bir boyut kazandıracak hem çok kutuplu dünya arayışında gelişen bloklaşmaları derinden etkileyecek. Ne Avrupa'nın, ne Türkiye'nin, ne de İslam dünyasının, sürecin yol açacağı kazanım ve sarsıntıları yeterince tartışma fırsatı bulduğu söylenemez. Üyelik, sadece Türkiye, sadece Avrupa ya da sadece ABD'nin Türkiye'ye ilişkin hesaplarıyla sınırlı bir gelişme değil, yeni küresel sisteme ilişkin pazarlıkların en çetin konusu. Dolayısıyla küresel düzeyde etkileri olacak. Bu yönüyle, 21. yüzyıl dünya tarihinin en önemli olaylarından biri olarak anılacak. Bu nedenle siyasi kriterler, ekonomik durum veya Türkiye'nin yaptığı reformlar, bu büyük pazarlıkta ikincil etkiye sahip.

Türkiye'nin üyeliği, Batı'nın İslam'la ilişkilerinde nasıl bir yol çizeceği, "İslam meselesini halletme"de ne tür yöntemler izleyeceği konusunda en ciddi girişim. ABD'nin Müslümanlara bakışını belirleyen güvenlik perspektiflerinin büyük oranda AB tarafından da benimsendiği düşünüldüğünde, Avrupa-İslam yakınlaşmasının tek yanlı bir müdahaleciliğe doğru sürüklenmesi muhtemel. Bu durum, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Avrupa içinde yeni bir çatışma alanı oluşmasına zemin hazırlayacak. Türkiye, sahip olduğu bütün stratejik değerlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak. Bugün, İslam dünyasının "terör" ekseninde tartışılması kimseyi yanıltmasın. Yakın zamanda bu değerlendirme tarzı değişecek ve Müslüman dünyadaki yoğun dinamizm bir temsil mekanizmasının gelişmesine öncülük edecek. Bugün jeopolitikçilerin öncülüğünü yaptığı "Süper Avrupa"nın, o zaman, dini ve kültürel değerleri öne alması mümkün. Bu da, Türkiye'nin içinde yer aldığı Avrupa'da bir iç çatışmaya neden olacağı gibi, İslam dünyası ile düşmanlıkların belirlediği yeni bir hesaplaşma dönemi başlatabilecek.

Avrupa kendi İslam politikasını geliştiremedi, Türkiye de "Avrupa'da İslam" politikası geliştiremedi. Müzakereler başladığında, özellikle tam üyelik söz konusu olduğunda bu eksiklik Avrupa içinde kendini hissettirecek. Müzakereler, ağırlıklı olarak jeopolitik gerekçeler, küresel denge ve AB'nin bir dünya gücü olmasına yönelik beklentiler etrafında seyredecek. Ancak din/medeniyet merkezli tartışmalar giderek jeopolitik gerekçelerle yer değiştirecek.

ABD, AB, Rusya ve Asya-Pasifik gibi güç merkezleri küresel denklemi belirlerken, bütün küresel hesapların merkezinde yer alan İslam dünyası, bu aktörlerin arasında yer alma şansını yakalayamadı. Dolayısıyla yeni küresel sistemi belirlemede rolü yok. Türkiye'nin üyeliği, İslam dünyasının belirleyici güçlerden biri olma arayışını sınırlayacak. En azından hem Avrupa hem de Amerika böyle düşünüyor. Böylece bir potansiyel aktör devre dışı bırakılmış, paylaşımın dışına itilmiş, ganimet haline getirilmiş olacak. Yani, Türkiye'nin üyeliği ile İslam dünyasına yönelik tasfiye yeni bir boyut kazanacak, Batı için "İslam tehlikesi" Türkiye topraklarında durdurulacak.

Türkiye'yi AB dışına atacak her girişim, bu coğrafyanın da kendi yolunu çizme arayışına güç katacak. AB bu hatayı yapmayacak, ABD de. Bu nedenle Türkiye'nin tam üyelik süreci beklenenden daha kararlı ilerleyecek. Türkiye'nin bu "tehlike"yi Batı adına ne kadar durdurabileceği ya da üyeliğin Avrupa-İslam ilişkilerine olumlu katkısı bambaşka bir tartışma konusu.

ikaragul@yenisafak.com.tr

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...