|

Geleneksel ve Modern Hurafelerin
Birlikte İğdiş Ettiği Rabbani Bir Terbiye Okulu: ORUÇ
Mehmet DURMUŞ İktibas Dergisi /
Sayı 251 Yıl: 1999
Eğer Kur'an tamamen tarihsel değilse
(!), oruç "bizden öncekilere olduğu gibi" bize de "farz kılındı." (1)
Ramazan ayı oruç ayıdır; Ramazan ayı'na yetişen mü'minler oruç
tutmalıdırlar. Çünkü Rabbimiz, "Sizden kim (Ramazan) ayına ulaşırsa oruç
tutsun!" buyurmaktadır. (2) Bu ayet, Ramazan ayına yolcu v.s. olmayarak
giren mü'minleri oruç tutma görevi ile yükümlü kılmaktadır. (3)
Orucun illeti son derece yalın ve açıktır; herkesin anlayabileceği bir
dille beyan edilmiştir; "[Oruç tutmakla] belki ittika edersiniz...!" (4)
Şu halde Orucun sebeb-i hikmeti takva'dır. Korunmaktır. Bu sebebi, bir
pozitif bilim sarahati misali açımlamamız mümkün değildir. Ama,
mü'minler tecrübe ile, orucun hikmeti hakkında çok şeyler
öğrenmektedirler. Okuma-yazma bilmeyen inanmışlar bile sayfalar dolusu
hikmetler sayabilecek kadar doludurlar...
Oruç ayında mü'minlerin sevincini, kalplerinin huzurla ve itminanla
dolduğunu görmemek için, kalbi mühürlenenlerden olmak gerekir! Tıpkı
yüzlerinde bulunan secde izi gibi, orucun izi de mü'minlerin yüzlerinde
okunabilir. Bu, onların Allah'ın emrine teslim olmalarından doğmaktadır,
ilahi terbiye; Allah'ın Rububiyetinin tecellisi Ramazan ayında mü'minler
üzerinde temaşa edilebilmektedir. Afrika'dan Çecenistan'a; Hakkari'den
İstanbul'a; Amerika'dan Almanya'ya kadar, dünyanın dört bucağındaki
mü'minler, ortak bir çağrı ile ortak bir günde, ortak bir ibadete, aynı
gayelerle bismillah demektedirler. Tıpkı namazda, bir tarağın dişleri
gibi Allah'ın önünde baş eğen mü'minler, oruçta da Allah adına yeme-içme
ve şehvetlerine gem vurmaktadırlar.
Oruç, İblis'in çağrısına kendini kaptırmamış mü'minlerin, Allah'a kul
olduklarını gösterdikleri önemli bir şahitliktir. İblis'in şöyle veya
böyle güdümüne aldıkları içinse, iyi bir muhasebe mevsimi, uyanışın
start noktası olabilir.
Öyle zannediyorum ki, içinde sahtelik, yılışıklık, şeytanca
dalkavuklukların -doğal olarak- yer almadığı, yegane değilse de en
önemli bir ibadettir oruç. Bunun için, oruç tutanlar ittika etmiş
olmaktadırlar.
Oruç, insanları reel dünyanın bunaltan sahteliklerinden, İslam karşıtı
toplumsal hayatın kasvetli ortamından biraz ötelere, mavera'ya götüren
bir manevi atmosfere sahiptir. Özellikle açların, susuzların,
kimsesizlerin, bakımsızların teemmül edilmesi için iyi bir fırsattır
Ramazan ayı...
Kur'an'da Oruç
Kur'an, her konuda olduğu gibi oruç ve oruca ilişkin hükümleri de,
herkesin anlayabileceği, gayet açık ve yalın bir dille, sözü
dolaştırmadan açıklamıştır. Bunları kısaca belirtmekte yarar vardır.
1. Oruç, Ramazan ayında tutulur. (Fıkıh literatürüyle konuşursak,
"Ramazan orucu farzdır.") Dolayısıyla oruç "sayılı günlerdir", yani 29
ya da 30 gündür. (5)
2. Ancak, mü'minlerden kim hasta olur, ya da yolculukta bulunursa, o
günlerde tutmaz. Diğer günlerde, yedikleri günler sayısınca tutarlar.
(6) Çünkü Allah bizim için kolaylık diler, zorluk çekmemizi dilemez.
3. Oruç tutacak takati olmayan, ihtiyarlık gibi, müzmin hastalık gibi
ciddi mazereti olan mü'minle, tutamadıkları günler sayısı kadar fidye
vereceklerdir. Fidye, bir miskini doyuracak kadar bir miktardır. (8)
Fidye ve sadaka-i fıtr miktarını arpa ya da buğday ile ta'yin etmek,
utanılacak bir davranıştır. Çünkü artık toplumun kahir ekseriyetinin
evinde arpa ya da buğday yer almamaktadır. Ve hiçbir müslüman, hiçbir
öğünde arpa ya da buğdayla karnını doyurmamaktadır. Şu halde, fakire
vereceğimiz fidye ya da fitrenin de, yaşanan gerçek hayata tekabül
etmesi icab eder. Bu, ahlaki bir zorunluluktur. Bu da bir fidyenin, bir
fakiri bir gün doyuracak bir miktar olması anlamına gelmektedir.
Oruç tutmaya gerçekten dayanamayan mü'minlere bu ruhsatın verildiği,
ayetteki "yutiqune" lafzından anlaşılmaktadır. Bu lafız üzerinden çokça
tartışma olmuşsa da, Elmalılı M.Hamdi Yazır'ın, en doğru yorumu
özetlediğine inanıyoruz. (9)
4. Üçüncü maddede bahsedildiği üzere, oruç tutamadığı için fidye verecek
olanlar, fidye miktarını diledikleri kadar artırabilirler. Bu tatavvudur
ve kendileri için hayırlıdır. (10)
5. Bununla beraber, "oruç tutmaya dayanamıyorum" gerekçesiyle oruç
tutmayan, ama gerçekte dayanabilen insanlar, sadece yalan söylüyor
olabilirler. Bu gibi insanlara oruç tutturmanın, imandan başka herhangi
bir yaptırımı olmadığı gibi, gereği de yoktur. Çünkü Allah oruç tutmayı
mü'minlere emretmiştir. Mü'minler ise, Rableri'nin emirlerini, kulluk
bilinci ile, huşu ve ihlasla yerine getirirler.
Mü'minler bilmelidirler ki, "Oruç tutmak sizin için daha hayırlıdır."
(11)
6. Orucun başlangıcının nihai sınırı, gecenin karanlığından tanyerinin
aydınlığının fark edildiği andır. Bir başka anlatımla, sahur vakti,
"şafağın beyaz çizgisi [gecenin] siyah çizgi(sin)den ayırd edilinceye
kadar", (12) yani, sabahleyin şafak dökünceye, tan yeri iplik gibi
ağarıncaya kadar", "sabahın bu beyaz ipliği doğacağı an"a kadar (13)
devam etmektedir.
7. Orucun bitimi, Kur'an'ın, "geceye kadar" tabir ettiği, gecenin
çökmesi, yani akşamın olması, gündüzün bitmesidir. (14)
8. Oruç tutmak aynı zamanda, mü'min erkek ve kadınlara, karı-koca
ilişkilerini yasak kılmaktadır. Oruç tutulan günün gecesinde bu ilişki
helal kılınmıştır. Çünkü mü'min hanımlar, eşleri için; mü'min erkekler
de hanımları için bir elbise gibidirler.
İşte Kur'an'ın, oruç ibadetiyle ilgili emirleri bu maddelerde
özetlendiği kadardır. Görüldüğü kadar herhangi bir karışıklık, muğlaklık
içermemektedir.
Ama rivayetlerin ördüğü geleneğe ait hurafeler ağında oruç oruç olmaktan
çıkmaktadır, iş bu hurafeler ağındaki oruç ile Allah'ın dini İslam'ın
orucu arasındaki fark, Kur'an'la klasik bir ilmihal kitabı arasındaki
fark kadar barizdir!
Geleneğin Orucu
Hemen hemen bütün konularda olduğu gibi, oruç konusunda, tıpkı
İsrailoğulları'nın, kesmeleri emredilen inek konusunda, tıynetlerinin
gereği sordukları sorularla işi sarpa sardırmaları; emr-i İlahi'yi
sabote etmeye yeltenmeleri gibi, işi sarpa sardırmanın, orucu tutulmaz
hale getirmenin bir anlamı olmasa gerektir. Bütün mesele, gündüzün
başlangıcından, akşama kadar, Allah rızası için, sırf Allah buyurduğu
için yeme içmeden ve cinsel arzularından feragat ederek, ortak ilahi
terbiye sistemine katılmaktan ibarettir. Tıpkı namazda, Hacc'da v.b.
olduğu gibi, oruçta da ibadetin özünü kaçıran zihniyet, onu "karmaşalar
harikası'na dönüştürmeyi başarabilmektedir. Kesilmesi gereken ineğin
rengi, tüyleri v.s. önemsiz olması gibi; oruca ilişkin, ilmihal
kitaplarının büyüttüğü teferruatın da önemi yoktur ki, Kur'an üzerinde
durmamıştır.
1. Oruç konusunda ilk sapma, üç aylar adı altında, Ramazan orucuna-
mukarin iki ay (Receb ve Şaban) daha ilave etmeleridir. Üstelik bu
ayları da, "Şa'ban benim ayım, Ramazan Allah'ın ayıdır." (15) gibi,
sözde Peygamberi bir taksim ve tayinle, Peygamber'e ve Allah'a ait olmak
üzere ikiye ayırmışlardır. Bilahare bu taksimde bir tadilata ve açık
artırmaya gidilmiştir:
"Receb Allah'ın ayı, Şa'ban benim ayım, Ramazan ise ümmetimin ayıdır."
(16) Böyle bir taksimi Kur'an'a rağmen yapanları, Allah'a havale
etmekten başka çıkar bir yol bulunmamaktadır.
2. Kadir gecesi gibi kandiller ihdas ederek, bu gecenin, silahını hiç
çıkarmadan bir ay boyunca Hak düşmanlarıyla bin ay savaşan bir adamın
amelinden daha hayırlı olduğunu iddia etmek;(17) bu gecelerde Allah
adına halka cennet dağıtmak, Kur'an dışı bir inanıştır.
3. Oruca ilişkin oldukça mübalağalı sevap bahşeden rivayetler, İslam'ın
orucundan bahsetmemektedir. Bunlardan birine göre, Allah Ramazan'ın her
bir gecesinde altıyüz bin kişiyi cehennemden azad etmektedir. Ramazan'ın
son gününde ise, cehennemden azad edilmedik kimse kalmamaktadır... (18)
4. Orucu farz, vacib, nafile, mekruh; muayyen farz,
gayr-ı muayyen farz,; muayyen vacib, gayr-ı muayyen vacib; sünnet,
müstehab, mendup; eyyam-ı bıyz oruçları; mekruh, tahrimen mekruh,
tenzihen mekruh, savm-i visal, savm-ı Davudi savm-ı tdehr, mesnun (19)
gibi nevilere ayırmak da Kur'an'la karşılaştırma yapılamayacak kadar
karmaşık ve alakasızdır.
5. Oruç için dil ile niyet edilmesi gerekmemektedir. Çünkü önemli olan,
kişinin ne yaptığının farkında olması, kalbindeki niyetidir, insanlar
daha Ramazan ayı gelmeden önce zaten oruca hazırlanmaktalar; oruca
başlamak toplumsal bir eyleme dönüşmektedir Üstelik sahur yemeğine
kalkan kişinin hu hali, oruca niyet değil de nedir? Nitekim ilmihal
kitaplarında da, Ramazan orucunda niyet gerekmediği tasrih edilmektedir.
(20) Bununla beraber, aynı kitapların, niyet konusunda sayfalarca
teferruata girmeleri kafaları karıştırmaktadır.
6. Kur'an-ı Kerim'de orucunu — mazeretsiz olarak — bozan kişinin altmış
gün keffaret orucu tutacağına ilişkin bir emir yoktur. Kur'an'da,
mü'minlerle aralarında antlaşma bulunan bir topluluktan mü'min bir
kişiyi öldüren birine, -eğer köle azadı ve diyet görevini yapamıyorsa-
60 gün oruç tutması emredilir. (21) Yahut karısına zıhar yapıp da, bir
köleyi de azad edemeyenler de (peşpeşe) altmış gün oruç tutacaklardır.
(22)
"Altmış gün oruç keffareti" Kur'an'da işte bu bağlamda sözkonusu
edilmektedir. Buna rağmen, gelenek, "ramazan ı şerifte, bir özrü
bulunmaksızın muayyen şartlar dahilinde orucunu bozan bir mükellefe,
köle azadı, (buna kadir değilse) iki ay muttasıl oruç, (buna da kadir
değilse) altmış fakire yemek yedirmek gibi bir ceza faturası
çıkartmıştır. Üstelik de "bu tertibe riayet bizce ve şafîilerce
lazımdır" derken, (23) bu tertibi hangi Kur'an ayetine dayandırdığını
açıklamak gereği duymamaktadır.
Kur'an, orucu müminlere emretmektedir. Kafirler ya da münafıklar veya
fasıkların oruç tutması diye bir bahis sözkonusu değildir. Müşriklerin
Beyt yanındaki namazları nasıl ki, "ıslık çalmak ve el çırpmak' (24)
mesabesinde ise, oruçları da tıpkı bunun gibidir! Yani müşrikler zaten
oruçlu değiller ki, orucu bozmalarına ilişkin bir hukuk bulunsun! Eğer
orucunu bozan, bir mü'min ise, ona da hakettiği ceza —her ne ise— Rabbi
verecektir. İki ay muttasıl oruç tutturmak polisiye tedbirlerle
olamayacağına göre, tamamen kişinin inisiyatifine kalmıştır. Altmış gün
oruç tutma cezasını kabul edip de, Ramazan'da birkaç gün tutmamak gibi
bir hamakatı bir mü'minden beklemek çirkin bir iştir.
7. Geleneğe göre orucu bozan şeyler bozmayanlardan çok fazladır dense
yeridir ve bunlar bazan trajikomik bir manzara arzetmektedir. Aynı
zamanda çelişik olan bunlardan bazılarını hatırlamak gerekirse:
• Unutarak bir şey yiyip içmekle oruç bozulmaz;fakat uykuda iken ve
hataen bir şey yiyip içmekle bozulur! (25)
• Dişlerin arasından çıkan kan birtakım vaziyetlere göre, orucu
bozmaktadır. (26)
• Gözyaşı veya ter bir iki katreden fazla ise orucu bozar! (27)
• Uçan- bir sineğin boğaza gitmesi orucu bozmadığı gibi, dişe konulan
bir karanfilin tadı tükrükle boğaza giderse o da orucu bozmaz; fakat
karanfilin kendisi giderse bozulur! (28)
• Bile bile kusmak, —eğer ağız dolusu ise— orucu bozar! (20)
• Ölüye mukarenet (cinsel temas)dan dolayı da galiba, inzal vaki olursa
bozuluyor, olmazsa bozulmuyor! (30) Acaba "ölüye tecavüz eden hir adamın
orucu" İslam’ın neresinde ki, fakihlerimiz buna dair hüküm ihdas
ediyorlar?! Böyle bir fetva ile, ölüye tecavüze meşruiyet
kazandırdıklarının acaba idrakinde midirler?!
• Şimdi çok daha traji-komik bir hüküm geliyor: İstinca ederken nefes
almamak gerekir; çünkü içeriye su girerse oruç bozulur! (31)
• Vücudun herhangi bir yerinden mesela, bir odun parçası girdirilir de,
tamamen kaybolursa orucu bozar; eğer bir kısmı açıkta kalırsa bozmaz!
(32)
• Daha bazı fetvaları, edebimiz elvermediği için anmaktan imtina
ediyoruz.
8. Bir kimse Ramazan ayı boyunca baygın kalırda, (nasıl oluyorsa?!) daha
sonra ayılırsa kaza ile mükellef olur. Fakat, Ramazan ayı boyunca cinnet
halinde olan kimse, iyileşince kaza etmez! (33)
9. Geleneğe göre, 10 yaşındaki
çocuklar, oruç tutmakla emrolunur; tutmazlarsa hafifçe dövülür! (34)
Görüldüğü gibi, abesle iştigal cinsinden geleneksel hurafeler Rabbimiz
Allah'ın kullarını terbiye için emrettiği orucu, bambaşka bir hale
sokmuştur. Hurafeler ağında oruç, adeta bir labirente, bir muammaya
dönüşmüştür. Böyle bir oruç mü'minleri terbiye etmekten ziyade dinden
uzaklaştırabilir.
Modern Hurafeler
Geleneksel hurafelerin yanısıra, modern hurafeler de onlardan beter
derecede İslam'ın oruç ibadetini tahrif ve tağyir etmiştir.
Herşeyden önce, Ramazan ayı, İslam düşmanı laik medyanın müslüman
mahallesinde salyangoz satışına tanıklık etmektedir. 12 Ay boyunca
İslam'a küfreden medya, Ramazan ayında birden İslam dostu(!)
kesiliveriyor. Hemen hemen hepsi mutlaka ya Kur'an meali ya dini bir
kitabı; ya da üzerinde lafzatullah bulunan bir kolye, teşbih, takke,
seccade gibi, fetiş yerine koydukları bir eşyayı eşantiyon olarak
veriyor. Çünkü müslümanları en hafif deyimle, iyi bir pazar olarak
görmektedirler. Bütün yıl boyunca takunya'ya ve 'takunyacular'a küfreden
bu iki yüzlüler, bir ay boyunca takunyacı kesiliyorlar.
Diğer yandan Ramazan ayı, son yıllarda ihya edilen bir "neo-putperest
adeti" olarak, fahişelerden lezbiyenlere; kart laiklerden, hoşgörü vaizi
hocaefendilere; Cumhurbaşkanlarından İlahiyat Fakültesi hocalarına;
hırsız müteahhitlerden, tarikat şeyhlerine varıncaya kadar, modern
devasa plazalarda verilen iftar yemeklerine tanıklık etmektedir. Yani
din, sadece siyasete değil, her türlü şarlatanlığa alet edilmektedir.
İftar yemeği, mü'minlerin Rableri'nin rızası için tuttukları orucun
akşamında yedikleri yemektir. (Ki o mü'mînlerin Peygamberi, bazan sadece
birkaç hurma ile, ya da arpa ekmeği ve tuzla orucunu açmış idi.) İftar
sofrasında da, orucun feyzi, manevi muhasebesi devam etmeli iken,
sözkonusu muhteşem salon iftarlarında sadece ve sadece daha fazla laik
kalmaya daha fazla Kemalist, daha fazla ulusçu, daha fazla —ve gerçek—
demokrat olmaya yemin edilmekte; İslam'ın siyasetle hiçbir ilişkisinin,
alakasının olmadığı, dinle siyasetin ayrı ayrı şeyler olduğuna dair
yeminler tazelenmektedir.
Hoşgörü adına iftar yemekleri düzenleyip oraya Allah'ın yasakladığı ne
kadar cürüm varsa onların faillerini —ve de mef'ullerini— çağırıp,
vizyonda nakısa bulunmasın için dindarlara yer vermeyen keramet-füruş
hocaefendiler, anlatmaya çalıştığımız modern hurafelerin tipik
örnekleridir. O toplantılara, andığımız biyolojik insanlardan ziyade,
mesela tinerci çocukları çağırsalar, çok daha inandırıcı olma şansını
yakalarlardı.
Her demde laikleri rahatlatma gayretinde olan din baronları da Ramazan
ayında olağanüstü atak olmak durumundadırlar...
Bu arada, müslümanların da kendilerini hesaba çekmeleri, geleneksel ya
da modern sapmaların rüzgarına kapılmamak için azami ihlas ve takvayı
kuşanmaları gerekmektedir. Kimi zamanlar, müslümanlar arasında da
Ramazan ayı sırf kendi gettolarında kendilerini ağırladıkları; izzet-i
ikramı kendileri için ardına kadar yaydıkları bir şölene
dönüşebilmektedir. Yani kokteyllerde yapılan israf ve savurganlığın
yeşil olanı evlerde yapılabilmektedir.
Halbuki Kur'an'ın infak emirleri Ramazan'da, her zamankinden daha fazla
alakadar etmelidir müslümanları. Peygamberlerinin, suffa ashabı'na olan
ilgisini hatırdan çıkarmamalılar.
Ramazan ayının sonunda Ramazan bayramı da ne acı ki, İslami edimlerle
paganist geleneklerin kaynaştığı üç günlük bir festivale
dönüşebilmektedir.
Sonuç
Oruç ayı Ramazan, biz müminlerin de iç muhasebesinin yoğun olduğu günler
olmalıdır. Ramazan, imanımız ve İslamımız üzerine hangi tuğlayı
koyduğumuzun; geride bıraktığımız bir yılda, bizden sonra hayırla yad
edilecek ne gibi icraatta bulunduğumuzun; önümüzdeki yılda bunların ne
olacağının bir hesabını sadece ve sadece kendi kendimize verdiğimiz bir
mevsim olsun varsın. Bu şekilde, çok önemli bir enfüsi inkılâp
gerçekleştirmiş oluruz. Afaktaki inkılâplar bundan sonra düşünülebilir
ancak...
Dipnotlar:
1. 2/Bakara, 183.
2. 2/Bakara, 185.
3. Zemahşeri, Keşşaf, I/227-228; Beyzavi, Envaru't-Tenzil, (Mecmua,
1/260-261); Esed, Kur'an Mesajı, 1/51.
4. 2/Bakara, 183.
5. 2/Bakara, 184-185.
6. 2/Bakara, 184-185.
7. 2/Bakara, 185.
8. .2/Bakara, 184.
9. Elmalılı, Hak Dini, I/498-505.
10. 2/Bakara, 184.
11. 2/Bakara, 184.
12. 2/Bakara, 187. Ayetin yorumu için bkz. Esed, Kur'an Mesajı, I/53.
"haytu'l-ebyad", "haytu'l-esved" tabiri için ayrıca bkz. er-Ragıb
el-isfehani, el-Müfredat, 232.
13. Elmalılı, Hak Dini, I/530. "Fecrin hakikati, gerçek sabahtır.
Yalancı sabaha ancak yalancı kaydıyla fecir denilir. Bunun için,
gündüzün başlangıcının ve imsakin vacib oluşunun, fecr-i sadık
başlangıcından başladığına icma vardır." "...Çünkü yemenin haramlığını
gösterecek olan beyazlık miktarı, gerçek sabahın başlangıcı ve ilk
anıdır." Elmalılı, aynı yer.
14. 2/Bakara, 187. Elmalılı, 1/531.
15. el-Münavi, Feyzu'l-Kadir, İV/162; el-Acluni, Keşfu'l-Hafa, H/9.
16. Suyuti, el-Leali'l-Masnua, 11/114. Ayrıca bu konuda Abdulkadir
Geylani'ye atfen yayınlanmış (Üç aylar ve Faziletleri, 3. bşk. Nur
Dağıtım, Ankara, Tarihsiz) bir kitapçık var. Bkz. s. 25.
17. Hazin, Lübabü't-Te'vil, (Mecmuatun Mine't-Tefasir içinde), VI/548:
Abdulkadir Geylani, Üç Aylar ve Faziletleri, s. 108.
18. Suyuti, el-Leali'l-Masnua, II/1O?.
19. Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, ist. tarihsiz, s. 271-274;
el-Miftah Şerhu Nuri’il.. Mısır-1958, s. 126-128.
20. Bilmen, Büyük İslam ilmihali, s. 205, Nuru'l-lzah s. 128.
21. 4/Nisa. 92.
22. 58/Mücadele, 3-4.
23. Bilmen, Büyük İslam ilmihali s.304.
24. 8/ Enfal, 35.
25. Bilmen, Düyük İslam ilmihali, 5. 289.
26. Bilmen, Büyük İslam ilmihali, s. 289-290.
27. Bilmen, Düyük İslam ilmihali, s. 290.
28. Bilmen. Büyük İslam ilmihali, s. 290.
29. Bilmen, Büyük lslam ilmihali, e. 290.
30. Bilmen, Büyük İslam ilmihali, s. 291.
31. Bilmen, Büyük İslam ilmihali, s. 202.
32. Bilinen, Büyük İslam ilmihali, S. 293.
33. Bilmen. Büyük İslam ilmihali, s 295
34. Bilmen, BüyüK İslam İlmihali, s. 295. Bu hükümler için ayrıca
el-Miftah Şerhu Nuri'l-İzah’ın 131-136. sayfalarına; İbrahim Halebi,
Mülteka Tercümesi, İst-1980, I/35O-356. sayfalarına bakılabilir. |