İçişleri
Bakanlığı döneminde yapılan yolsuzluk operasyonlarında ilk defa bu
olayların "yargı ayağı" olduğunu dile getirmiş bir siyasetçi olan
Sadettin Tantan, "Bizim zamanımızdaki değişik operasyonlarda bazı yargı
mensupları tutuklanmıştı." diyor. Tantan'a göre, yargı reformu
yapılacaksa bunun en önemli ayaklarından biri "Türkiye Başsavcılığı"
kurulması olmalı. "O zaman çok güçlü bir arşiv oluşacak, dosyalar sümen
altında kalmayacak."
Tantan'ın bu sözleri iki açıdan önem taşıyor. Birincisi, bazı dosyaların
Yargıtay'da kaybolduğunu bizzat Yargıtay Başkanı açıklamış durumda.
Ikincisi, Alaattin Çakıcı olayı sebebiyle çeşitli suçlamalara muhatap
olan Yargıtay Başkanı ile ilgili dosya her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'na gönderilmiş olsa da yine de onun başkanlık yaptığı
kuruma gönderilmiş oldu. Halbuki Türkiye Başsavcılığı olsaydı, bu
dosyaya doğrudan orası bakacak, böylece Yargıtay Başkanı bile olsa
herkes hakkında en tarafsız soruşturma yapılmış olacaktı.
Ünlü
reklamcı Nail Keçili'nin, "Tantan Berna Yılmaz'ı kaçıracaktı"
açıklamasına Tantan, "Onu Mahkemeye verdik, avukatlarımız mahkeme
işlemlerini başlattı. Onun kim olduğunu kamuoyu biliyor." diyor. Eski
Başbakan Mesut Yılmaz, eşi Berna Yılmaz'ın kaçırılması teşebbüsünü
doğrularken, bunun Sadettin Tantan'la ilgili olmadığını açıklamış, ama
arkasından şu şaşırtıcı cümleleri kullanmıştı: "Tantan değişik bir
insan. Berna'nın yurtdışı çıkışlarını kontrol altına aldırmış. Bursa'nın
Orhangazi ilçesi kaymakamına talimat vermiş. Berna, zaman zaman
yurtdışına Bursa'daki bir havaalanından Bursa'da oturan bir aile
dostumuzun uçağıyla gidiyordu. Çıkışlarına baktırmış."
Gerçekten de Istanbul Emniyet Müdürlüğü'nü ait, "Ilgili Makama"
başlığını taşıyan 30 Aralık 2000 tarihli bir belgede Berna Yılmaz'ın
Istanbul Atatürk Havalimanı'ndan, Bodrum'dan ve Ankara Eseneboğa
Havalimanı'ndan 1999-2000 dönemindeki yurtdışı çıkışlarını gösteren bir
belge var. Belgede Bursa'dan yapılan çıkışlar yeralmıyor. Onu da Mesut
Yılmaz açıklamış oldu. Yılmaz, bu araştırmanın Sadettin Tantan
tarafından yaptırıldığını öne sürüyor. Bizim edindiğimiz bilgiler bu
dönemde Ankara'daki bazı makamların Berna Hanım'ın "valizlerine" merak
sardığını gösteriyor. Mesut Yılmaz'ın "Bursa'daki aile dostumuz" dediği
kişinin de Yalçın Sünnetçioğlu olduğu vurgulanıyor. Çünkü Berna
Yılmaz'ın Sünnetçioğlu'nun uçağını zaman zaman kullandığı biliniyor.
Peki Berna Hanım'ın seyahatlerini merak eden Sadettin Tantan mıydı? Veya
sadece Tantan mıydı? Üçüncü soru ise şöyle olabilir: Acaba Tantan,
sadece başka bir makamdan kendisine ulaşan bir isteği mi yerine getirdi?
Tantan, Berna Yılmaz'ın yurtdışı seyahatleri ile ilgili araştırmayı
kendisinin yaptığını kabul etmiyor:
"Belgenin üstünde 'ilgili makama' yazısı var. Bizim o zaman oturduğumuz
makamın adı belli: Içişleri Bakanlığı. Eğer bu bilgiyi yazılı isteseniz
size yazılı olarak gelir. Telefon etseniz, telefon emrinize istinaden
aşağıdaki bilgileri size gönderiyorum der. Üst makam nasıl emir
vermişse, alt makam bunu ilgi tutarak cevap verir. Orada Içişleri
Bakanlığı'na demiyorsa, bilgiyi isteyen biz değiliz. Nasıl olmuş, ben de
bilmiyorum. Isteyen makam bunu niye istedi, bir şey için mi
kullanacaktı, bunu bilmiyorum. Bursa Yenişehir Havaalanından yapılan
çıkışları da Mesut Bey'in açıklamalarından öğrendim."
VALİZLERDE NE VARDI?
Tantan'ın bu açıklamalarından sonra, Berna Hanım'ın valizleri olayı daha
da esrarengiz bir boyut kazanıyor. Bizim tanıdığımız Tantan, eğer bu
araştırmayı yapan kendisi olsa, bu şekilde kesin olarak reddetmez,
mutlaka açık bir kapı bırakırdı. O zaman ister istemez aklımıza "Beyaz
Enerji" davası ve "Mavi akım soruşturması" geliyor. Acaba Istanbul
Emniyet'inden bu bilgiyi Ankara'da bu soruşturmaları yapan savcılar mı
istedi? Tantan veya diğer bir makam değilse o zaman savcılar seçeneği
akla geliyor.
Yalnız,
Türkiye'de son yıllarda enteresan bir gelişmeye daha dikkat çekelim.
Insanların telefon konuşmaları, özel hayatları kadar yurtdışı
seyahatleri ve bu seyahatlerde dolaşan valizler de artık fena halde
birilerinin ilgi alanına giriyor. Telekulak ile elde edilmiş telefon
konuşma bantları, özel hayatları kasetlere alınmış kişiler kadar,
valizleri mercek altına alınan kişiler de var. Örneğin böylesi bir
ilginç olayı ünlü spor yorumcusu Erman Toroğlu iki hafta önce şöyle
yazdı:
"29
Nisan 2003 tarihinde Prag'da oynanan Çek Cumhuriyleti-Türkiye ümit milli
maçından sonra, Prag hava limanında neler oldu? Ingiliz Kemal lakaplı,
Ingiltere'de dönercilik yapan Kemal Öz kafilede miydi? Kafiledeki
malzeme ve masör çantalarına veya güvenlikten sorumlu kişilerin
çantalarına birşeyler konuldu mu? Bir çanta bulunamayınca bayağı bir
panik yaşandı mı? Veya bazı şahıslara Istanbul'da alınmak üzere emaneten
birşeyler verildi mi? Geçtiğimiz federasyon bu konuda bir araştırma
yaptı mı? Veya yeni federasyon geriye dönüp böyle bir araştırmaya
ihtiyaç duyacak mı? Çünkü kafile başkanı da benim her taşın altından
çıkar dediğim Levent Kızıl'dı."
Hemen
hatırlatalım. Levent Kızıl, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı'na
seçilen Levent Bıçakçı'nın listesinde yeraldı ve halen federasyon
yönetiminde. Görüyorsunuz, sedace Berna Hanım'ın valizleri merak
edilmiyor. Spor kafilelerinin valizleri de artık birilerinin ilgi
alanında yer alıyor. Doğal olarak herkes merak ediyor: O valizlerde ne
vardı?