Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 309| Eylül  2004

                   

 

 


  

“İslamcı Şair” Niçin Olmaz?

Hakan ARSLANBENZER

Biz ne kadar olmaz, olamaz, olabilmez desek de özellikle son birkaç yıldır birileri hep araya sokuşturuyor "islamcı şair"i. Bunu o kadar dikkatsizce, ne dediklerini o kadar az umursayarak yapıyorlar ki, şiirden ve şairden anlayan bizler, onların bu sözde deyimi araya sokuşturması üstünde durma gereği duymuyoruz. Bu yüzden bu sözde deyim de meydanı boş bulmuş bütün diğer yanlış, eksik, çarpık, kasıtlı, kötü kullanımlar gibi klişeleşiyor, kendisini yaygınlaştırıyor, alışkanlık haline getiriyor.

Son günlerde o kadar çok kullanıldı ki, bizler dahi kullanacağız neredeyse. "İslamcı şair", "İslamcı şair"… ama var mı öyle bir şey; ya da ateş olmayan yerden bu duman nasıl çıkıyor? Kim bunlara islamcı, şair ve dahası islamcı şair unvanını veriyor? İstanbul’da, Ankara’da ya da taşrada bir "İslamcı Şairler Odası" filan var da bizim haberimiz mi yok?

Klişe, topluluğun zor meselelerde zora girmeden iletişimini sürdürebilmesi için kullanılagelen, yoksa ve gerekiyorsa icat edilen şifre ya da parola gibi bir unsurdur. "Pis burjuva!" Bunun hiçbir anlamı yok; ama arkadaşınız parayla ilgili bir bencillik yaptığında hemen patlatırsınız: "Pis burjuva!" Oysa ne dediğiniz, neyi kastettiğiniz belli bir mesafeden bakılınca belli değildir. "Açgözlü" mü dediniz yoksa "bencil" mi, "adi" mi, "para canlısı" mı; herhangi biri olabilir, hiçbiri olmayabilir de. Yanlış kullanmış da olabilirsiniz, belki de şaka ediyorsunuzdur; sırf canınız öyle demek istediği için söylemiş de olabilirsiniz. "Pis burjuva!" ya da "islamcı şair", "sofistike bir balo", "mükemmel bir hatun", "şık bir duruş" vs. vs.

İslam din, İslamcılık da tarz-ı siyaset oldukları veçhile kendilerine mensup olan insanı bir dinin, bir tarz-ı siyasetin belirlediği gibi belirlerler. Şairin TV spikerinden, tekstil atölyesinde çalışan genç kızların üniversite öğrencilerinden bir farkı/ayrıcalığı yoktur İslam ve İslamcılık karşısında. Hayatı dini ve din dışı ya da siyasi ve siyaset dışı ("siyasetler üstü") olarak bölmek İslam’a aykırıdır ve İslamcılığın köküne kibrit suyu ekmek demektir. Demek oluyor ki müslüman her yerde ve her şekilde müslüman, islamcı da gene öyledir. Profesyonellik din ve siyaset hususunda geçerli değildir; söz konusu olan ilahiyat veya siyasetbilim profesörlüğü değilse tabii.

Hal bu iken "islamcı şair" deyiminde bir hakikat payı varmış gibi görünüyor. Öyleyse, yani hakikat pay edilebilen bir şeyse daha iyisi "müslüman şair" demek. Sonra da bunun ayrımlarına varılır: "milli görüşçü şair", "nurcu şair", "kadiri/nakşibendi şair", "fundamentalist şair", "gelenekçi/yenilikçi şair" ilh. Aslında bu bile deyimin geçersizliğini açıkça gösteriyor ama biz muhakememizi sürdürelim.

Hakikat payı varmış gibi görünüyor ama aslında deyimin her iki kelimesi de kendisiyle ilgili bir yalanı, yanlışı, bozukluğu gizlemek için diğer kelimeyi foya olarak kullanıyor. "İslamcı şair" dedikleri ya da kendisine öyle diyen, dedirten kişi aynı anda hem islamcı olmayışını/olamayışını hem de şair olmayışını/olamayışını gizleme çabasındadır. İslamcı değildir ama bir şekilde islamcı görünmesi gerekmektedir. O zaman şiire bulaşmanın çıkar yol olduğunu kabul eder ve bulaşır. Böylece hem islamcı katına çıkacak hem de şairlik imajından (Ne matah şeyse artık!) yararlanabilecektir. Böylece İslamcılığın gerektirdiği muhakeme ve davranışı gerçekleştiremediğini gizleme şansı bulur. Yazdığı şiirlerde (?) İslamcılığa, daha doğrusu İslamcılık sandığı şeye atıfta ("göndermede") bulunması yetecek gibidir. Dergilerimiz kendisine ağzına kadar açıktır. Namaz kılmaz ama secdeden söz eder, mesela secdeye varan bir gül tahayyül eder. Zulme karşı koymayı bir tarafa bırakın, zulmü görse yüzünden tanımaz ve kendi zulmüne karşı kayıtsız ve idraksizdir; ama Tağut’tan, Tuğyan’dan, Nuh’dan (a.s.), Musa’dan (a.s.), hele İsa’dan (a.s.) dem vurmaktan geri kalmaz. Rüya görmez ama şiirindeki bütün unsurlar hülya içre yüzmektedirler. Amentü hakkında şüpheleri vardır, ama meleklerle ahbapmışçasına bir tavır takınır. Nefs tezkiyesinden uzaktır, ama şiirleri (?) şeyhten, dervişten, tespih ve takkeden geçilmez.

Bu tasvire tıpı tıpına uyan bir tek şair yoktur herhalde, ama birçoklarında bunun işaretlerine sık sık rastlanır. İslamcılıktan, giderek Müslümanlıktan sınıfta kalan bu insanlar şiirin torpiline sığınıyorlar. (Onların gerçek ideolojisi klavyede "i" harfi "u"nun yanında olduğu için "İslamcılık" yerine önce yanlışlıkla yazdığım "Uslamcılık"tır; onlar uslu kimselerdir. Uslu kaldıkları sürece İslamcılıktan da şiirden de "kurul kararıyla" geçirileceklerini umut ederler.) Tam tersi de aynen geçerli. Şiirlerine güvenselerdi bunu zaten yapmazlardı. Şiir çünkü başkalarına, belli bir inanç ya da hareket topluluğuna (giderek velinimete, müşteriye) hoş görünmek için sunulan bir metin değildir. Böyle bir metnin üzerinde birtakım pırıltıların uçuşması onun şiir oluşuna delil olmaz.

Birinin bir başkasının şiirini övmek için "peygamberane içerik" gibi bir deyim uydurup kullandığını duymuştum. "Peygamberane içerik"… bu ancak sahici bir peygamberin sahici hayatında içerilen bir şey olsa gerektir. Tabii o kişi o metinde Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) söz edilmesini kastediyordu; ama Peygamber’den söz etmek niçin peygamberane sayılsın? İlhan Berk de söz ediyor Peygamber Efendimiz’den. Hem de kendince överek söz ediyor. "Estetik bir şekilde" söz ediyor. Oysa İlhan Berk Müslüman bile değil ve aslında şiirinde Peygamber’den "estetik bir şekilde" söz etmesi için bu şart da değil – "estet" olması yeter. İsmet özel bir şiirinde Fidel Castro’yu övdü diye Kübacı, Hakan Albayrak da "Humeyni" başlıklı bir şiir yazdı diye İrancı olmuş olmuyor. Hasılı kelam, din de siyaset de amellerin niyetlere göre olduğu ve insan sözlerinin insan sözlerinden ibaret olduğu bilincini şart koşuyor.

"İslamcı şair"in "şair" kısmında da bir arıza olduğunu söylemiştik. Şiiri söyleyen, islamcı olsun olmasın, şiir tecrübe ve ortamının herhangi bir kesiminde kendisini şiirin dışından, üstünden veya altından bir başka sıfatla sıfatlandırmayı anlamlı bulmaz. Şiir ototelik bir oluştur her şeyden önce; amacını kendi içinde taşır ve buna ulaşma yolu kendisinden başka bir şey değildir. Şiire ve şaire yüklenen sıfatlar bir tür coğrafileştirme edimini içerirler. Şiirin yanını yöresini, bir şiirin bir başka şiir karşısındaki konumunu, şiirin başka şeyler karşısındaki duruşunu ışıtmaya yarar bu sıfatlar. Eleştiri ve kuram başlıbaşına bu tür coğrafileştirme edimleridir.

Dolayısıyla şiir-siyaset veya şiir-inanç bağıntılarını açmak ciddi bir uğraşı gerektirir; haksız ve temelsiz bir klişenin her şeyi açıklamasını beklemek bu bakımdan da yanlıştır. Klişe, herkesin bildiği varsayılan bir şeydir. Şiirse bilinenin donduğu (herkesçe bilindiği) yerde bilinmeyene doğru bir itiliş, kopuş demektir. "İslamcı şair" hem islamcının hem de şairin önünü kesmek için konmuş bir settir. Samimi bir islamcının, gerçek bir şairin İslamcılığın ve şiirin düşmanlarınca konmuş bu sete takılması düşünülemez bile.

Atlılar, Sayı: 12

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...