Biz ne
kadar olmaz, olamaz, olabilmez desek de özellikle son birkaç yıldır
birileri hep araya sokuşturuyor "islamcı şair"i. Bunu o kadar
dikkatsizce, ne dediklerini o kadar az umursayarak yapıyorlar ki,
şiirden ve şairden anlayan bizler, onların bu sözde deyimi araya
sokuşturması üstünde durma gereği duymuyoruz. Bu yüzden bu sözde deyim
de meydanı boş bulmuş bütün diğer yanlış, eksik, çarpık, kasıtlı, kötü
kullanımlar gibi klişeleşiyor, kendisini yaygınlaştırıyor, alışkanlık
haline getiriyor.
Son
günlerde o kadar çok kullanıldı ki, bizler dahi kullanacağız neredeyse.
"İslamcı şair", "İslamcı şair"… ama var mı öyle bir şey; ya da ateş
olmayan yerden bu duman nasıl çıkıyor? Kim bunlara islamcı, şair ve
dahası islamcı şair unvanını veriyor? İstanbul’da, Ankara’da ya da
taşrada bir "İslamcı Şairler Odası" filan var da bizim haberimiz mi yok?
Klişe,
topluluğun zor meselelerde zora girmeden iletişimini sürdürebilmesi için
kullanılagelen, yoksa ve gerekiyorsa icat edilen şifre ya da parola gibi
bir unsurdur. "Pis burjuva!" Bunun hiçbir anlamı yok; ama arkadaşınız
parayla ilgili bir bencillik yaptığında hemen patlatırsınız: "Pis
burjuva!" Oysa ne dediğiniz, neyi kastettiğiniz belli bir mesafeden
bakılınca belli değildir. "Açgözlü" mü dediniz yoksa "bencil" mi, "adi"
mi, "para canlısı" mı; herhangi biri olabilir, hiçbiri olmayabilir de.
Yanlış kullanmış da olabilirsiniz, belki de şaka ediyorsunuzdur; sırf
canınız öyle demek istediği için söylemiş de olabilirsiniz. "Pis
burjuva!" ya da "islamcı şair", "sofistike bir balo", "mükemmel bir
hatun", "şık bir duruş" vs. vs.
İslam
din, İslamcılık da tarz-ı siyaset oldukları veçhile kendilerine mensup
olan insanı bir dinin, bir tarz-ı siyasetin belirlediği gibi
belirlerler. Şairin TV spikerinden, tekstil atölyesinde çalışan genç
kızların üniversite öğrencilerinden bir farkı/ayrıcalığı yoktur İslam ve
İslamcılık karşısında. Hayatı dini ve din dışı ya da siyasi ve siyaset
dışı ("siyasetler üstü") olarak bölmek İslam’a aykırıdır ve İslamcılığın
köküne kibrit suyu ekmek demektir. Demek oluyor ki müslüman her yerde ve
her şekilde müslüman, islamcı da gene öyledir. Profesyonellik din ve
siyaset hususunda geçerli değildir; söz konusu olan ilahiyat veya
siyasetbilim profesörlüğü değilse tabii.
Hal bu
iken "islamcı şair" deyiminde bir hakikat payı varmış gibi görünüyor.
Öyleyse, yani hakikat pay edilebilen bir şeyse daha iyisi "müslüman
şair" demek. Sonra da bunun ayrımlarına varılır: "milli görüşçü şair",
"nurcu şair", "kadiri/nakşibendi şair", "fundamentalist şair",
"gelenekçi/yenilikçi şair" ilh. Aslında bu bile deyimin geçersizliğini
açıkça gösteriyor ama biz muhakememizi sürdürelim.
Hakikat
payı varmış gibi görünüyor ama aslında deyimin her iki kelimesi de
kendisiyle ilgili bir yalanı, yanlışı, bozukluğu gizlemek için diğer
kelimeyi foya olarak kullanıyor. "İslamcı şair" dedikleri ya da
kendisine öyle diyen, dedirten kişi aynı anda hem islamcı
olmayışını/olamayışını hem de şair olmayışını/olamayışını gizleme
çabasındadır. İslamcı değildir ama bir şekilde islamcı görünmesi
gerekmektedir. O zaman şiire bulaşmanın çıkar yol olduğunu kabul eder ve
bulaşır. Böylece hem islamcı katına çıkacak hem de şairlik imajından (Ne
matah şeyse artık!) yararlanabilecektir. Böylece İslamcılığın
gerektirdiği muhakeme ve davranışı gerçekleştiremediğini gizleme şansı
bulur. Yazdığı şiirlerde (?) İslamcılığa, daha doğrusu İslamcılık
sandığı şeye atıfta ("göndermede") bulunması yetecek gibidir.
Dergilerimiz kendisine ağzına kadar açıktır. Namaz kılmaz ama secdeden
söz eder, mesela secdeye varan bir gül tahayyül eder. Zulme karşı
koymayı bir tarafa bırakın, zulmü görse yüzünden tanımaz ve kendi
zulmüne karşı kayıtsız ve idraksizdir; ama Tağut’tan, Tuğyan’dan,
Nuh’dan (a.s.), Musa’dan (a.s.), hele İsa’dan (a.s.) dem vurmaktan geri
kalmaz. Rüya görmez ama şiirindeki bütün unsurlar hülya içre
yüzmektedirler. Amentü hakkında şüpheleri vardır, ama meleklerle
ahbapmışçasına bir tavır takınır. Nefs tezkiyesinden uzaktır, ama
şiirleri (?) şeyhten, dervişten, tespih ve takkeden geçilmez.
Bu
tasvire tıpı tıpına uyan bir tek şair yoktur herhalde, ama birçoklarında
bunun işaretlerine sık sık rastlanır. İslamcılıktan, giderek
Müslümanlıktan sınıfta kalan bu insanlar şiirin torpiline sığınıyorlar.
(Onların gerçek ideolojisi klavyede "i" harfi "u"nun yanında olduğu için
"İslamcılık" yerine önce yanlışlıkla yazdığım "Uslamcılık"tır; onlar
uslu kimselerdir. Uslu kaldıkları sürece İslamcılıktan da şiirden de
"kurul kararıyla" geçirileceklerini umut ederler.) Tam tersi de aynen
geçerli. Şiirlerine güvenselerdi bunu zaten yapmazlardı. Şiir çünkü
başkalarına, belli bir inanç ya da hareket topluluğuna (giderek
velinimete, müşteriye) hoş görünmek için sunulan bir metin değildir.
Böyle bir metnin üzerinde birtakım pırıltıların uçuşması onun şiir
oluşuna delil olmaz.
Birinin
bir başkasının şiirini övmek için "peygamberane içerik" gibi bir deyim
uydurup kullandığını duymuştum. "Peygamberane içerik"… bu ancak sahici
bir peygamberin sahici hayatında içerilen bir şey olsa gerektir. Tabii o
kişi o metinde Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) söz edilmesini
kastediyordu; ama Peygamber’den söz etmek niçin peygamberane sayılsın?
İlhan Berk de söz ediyor Peygamber Efendimiz’den. Hem de kendince överek
söz ediyor. "Estetik bir şekilde" söz ediyor. Oysa İlhan Berk Müslüman
bile değil ve aslında şiirinde Peygamber’den "estetik bir şekilde" söz
etmesi için bu şart da değil – "estet" olması yeter. İsmet özel bir
şiirinde Fidel Castro’yu övdü diye Kübacı, Hakan Albayrak da "Humeyni"
başlıklı bir şiir yazdı diye İrancı olmuş olmuyor. Hasılı kelam, din de
siyaset de amellerin niyetlere göre olduğu ve insan sözlerinin insan
sözlerinden ibaret olduğu bilincini şart koşuyor.
"İslamcı
şair"in "şair" kısmında da bir arıza olduğunu söylemiştik. Şiiri
söyleyen, islamcı olsun olmasın, şiir tecrübe ve ortamının herhangi bir
kesiminde kendisini şiirin dışından, üstünden veya altından bir başka
sıfatla sıfatlandırmayı anlamlı bulmaz. Şiir ototelik bir oluştur her
şeyden önce; amacını kendi içinde taşır ve buna ulaşma yolu kendisinden
başka bir şey değildir. Şiire ve şaire yüklenen sıfatlar bir tür
coğrafileştirme edimini içerirler. Şiirin yanını yöresini, bir şiirin
bir başka şiir karşısındaki konumunu, şiirin başka şeyler karşısındaki
duruşunu ışıtmaya yarar bu sıfatlar. Eleştiri ve kuram başlıbaşına bu
tür coğrafileştirme edimleridir.
Dolayısıyla şiir-siyaset veya şiir-inanç bağıntılarını açmak ciddi bir
uğraşı gerektirir; haksız ve temelsiz bir klişenin her şeyi açıklamasını
beklemek bu bakımdan da yanlıştır. Klişe, herkesin bildiği varsayılan
bir şeydir. Şiirse bilinenin donduğu (herkesçe bilindiği) yerde
bilinmeyene doğru bir itiliş, kopuş demektir. "İslamcı şair" hem
islamcının hem de şairin önünü kesmek için konmuş bir settir. Samimi bir
islamcının, gerçek bir şairin İslamcılığın ve şiirin düşmanlarınca
konmuş bu sete takılması düşünülemez bile.
Atlılar, Sayı: 12