Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 306 | Haziran 2004

                   

 

 


  

Çıkar Gözetmeyen Çabalar

Atasoy MÜFTÜOĞLU

Emperyalizmin bütün kriterleri, istisnasız keyfi kriterlerdir. Emperyalizmler, her dönemde şiddet, terör yoluyla egemenlik peşinde olmuşlardır. Bunun yanında, günümüzde yaşandığı üzere, Amerikan emperyalizmi ve Siyonist emperyalizm işgal altında tuttukları halklara karşı üstün ırk mücadelesi, üstün kültür ve üstün değer mücadelesi de vermektedir. İnsanlık nezdinde ırkçılıktan daha büyük bir felaket tasavvur olunamaz. Kana dayalı biyolojik ırkçılıktan daha büyük bir zalimlik olamaz. Bütün bir insanlığı, militarizm yoluyla, şiddet ve terör yoluyla Batı değerlerinin sınırları içerisine almaya çalışmaktan daha büyük bir günah olmaz.
İçerisinde yaşadığımız günlerde emperyalizmler, soykırım siyasetleri ve kültürel soykırımlar temelinde siyaset yapıyor. Şoven kültürler her koşulda militarist yaklaşımlar, dayatmacı yaklaşımlar, çatışmalar ve karşıtlıklar üretiyor. Kapitalizm yaşadıkça emperyalizmlerin de buna bağlı olarak yaşayacağı anlaşılıyor. Kapitalizmin başarıları çoğaldıkça, kötülükleri de o ölçüde çoğalıyor. Kapitalist irade ihtiyaç duyduğunda istediği rejimleri para ile satın alabiliyor, yanaşma rejimler, yönetimler kurdurabiliyor. Otoriter, militer ideolojik dil aracılığıyla toplumların bağımsız tercih yetenekleri yok edilebiliyor. İdeolojik kişilerle yönetilen toplumlar, ilgili toplumları duygusuz ve ruhsuz hale getiriyor. Sistem, toplumların refahına değil, güçlü azınlıkların, oligarşilerin çıkarına hizmet ediyor.
Günümüzde sermayenin dokunulmazlığı var. Hiçbir iktidar, büyük kredi kurumlarının iktidarından bağımsız olmayı başaramıyor. Para uzmanlarının tayin edici rollerini de hatırlamak gerekiyor.
Ahlaki değerlerden, vicdani değerlerden bağımsız bir ekonomik hayat, büyük adaletsizliklere ve büyük kötülüklere neden oluyor. İnsanı, toplumu maddi anlamda olduğu kadar, manevi anlamda da, sömürerek elde edilen ahlaksız zenginlik, ahlaksız itibar, ahlaksız imtiyaz ve konumlar İslam nazarında kınanmış ve yasaklanmıştır. Spekülatif maddi kazançlar ve konumlar ahlaksız olduğu gibi, spekülatif manevi kazançlar ve konumlar da ahlaksızdır. İnsanı ve toplumu manevi anlamda sömürmek, temel insani ve ahlaki ölçüleri yok sayarak, hangi anlamda olursa olsun menfaat ilişkisi içerisine girmek, hayatı kirletmek anlamına gelir.
Müslüman olmak demek, zenginlik, iktidar,makam, mevki, şöhret karşısında ilahi ölçüleri, ilkeleri ve ahlaki sınırları korumak ve en güzel şekilde temsil etmek demektir.
Hayatımızın, varoluşumuzun ahlaki anlamını hiçbir koşulda ihmal edemeyiz, unutamayız. Günümüzde, İslami kesimlerde, hiçbir ilkeye bağlı bulunmayan bir tür taşracılık, bir şekilde çoğalıyor. Ahlakın içeriğini ilahi irade belirler, ahlaki tüm ölçüler aynı zamanda aklın da kabul ettiği ölçülerdir, ahlaki ölçüler insanlık fıtratı ile uyum içerisindedir.
Günümüzde İslam algısı olumsuz yönde değişiyor. Uygarlığımızın, kültürümüzün sicilinde asla barbarlık, vahşet olmadığı halde, yalana dayalı imge ve imaj üretimi ile İslam ve Müslümanlar karalanıyor. İslami düşünce hayatı, küresel dalgalanmalardan, propagandadan etkileniyor, gerçeği asla yansıtmayan kışkırtıcı ve yıkıcı bir söylem tarafından yönlendiriliyor. Düşünsel alanda edilgin tüketiciler haline getiriliyoruz, mevsimlik tercihlerle koşullandırılıyoruz. Zihinlerimizin ve ruhlarımızın bir şekilde köleleştirildiğine tanık oluyoruz. İslami hassasiyetler bireyselleşiyor; zamanı ve mekanı yalnızca sezgilerle tanımlayan bir zihniyet din haline geliyor. Mal fetişizmi büyüyor, sürüye katılanlar çoğalıyor. Hayatımızı anlamsız güncel tercihler işgal ediyor; düşüncelerimizi ve kalbimizi anlamsız ilgiler ve uğraşlarla kirletiyoruz. Görececilik etkilerini artırıyor, görececilik temel, kuşatıcı İslami hassasiyetleri zayıflatıyor. Anlam ve amaçları toplumsallaştırma çabaları/uğraşları, yerini folklorik ilgilere terk ediyor.
İslam’ın sınırlarının, içeriğinin ve işlevlerinin, Amerikan ve Avrupa emperyalizmleri aracılığıyla belirlenmeye başlanmasıyla birlikte, entelektüel hayatımız İslami karakterini yitirmeye başlamıştır. Çevremizde entelektüel atanet ve meskenet büyüdüğü için, İslami bilinç ve algının özgürlüğü gereği gibi temsil edilemiyor. Her durumda inançlarımızın, düşüncelerimizin, kimlik ve kişiliğimizin, onurumuzun bilincinde olmamız gerekiyor. Hangi alanda olursa olsun, kişisel tutkularımız, tercihlerimiz ilahi ölçü ve dengeyi bozmamalıdır. Gerçek anlamda bir bilgi, bilinç, birikim ve ahlak bütünlüğüne sahip olmaksızın, sahip olunan manevi konumlara dikkat etmeliyiz. Düşünsel, ahlaki ve siyasi boyutlar, içerikler, ilişkiler birbirinden bağımsız olamaz.
Ahlaki anlamda İslam’ı temsil ettiğini iddia eden bir kimse, siyasal anlamda sistemi, statükoyu ve egemenleri temsil edemez.
Manevi, ahlaki liderlik konumunda bulunanlar, her tür iktidar ilişkisi karşısında bağımsız olmayı başardıkları takdirde ahlaklı olurlar, ahlaki itibar sahibi olurlar. Düşüncelerini küresel egemenlerin, tiranların eğilimleri doğrultusunda yapılandıran, konumlandıran; egemen yapıları hiçbir şekilde sorgulama ihtiyacı duymayan; egemen baskıcı yapılara ve uygulamalara hiçbir zaman muhalefet etmeyen; kendi yorumlarını ve çözümlemelerini çok eşsiz ve çok önemli bulan; kendileri üzerinde hiçbir şekilde çalışma ihtiyacı duymayan; kendilerinin, bütün sorunların yanıtlarına sahip oldukları izlenimini veren; itaatkar entelektüeller, itaatkar cemaat liderleri, bu tutumlarıyla büyük düşünsel yenilgiler alıyor, ahlaki bir hezimet içerisinde kişiliksizliği ve onursuzluğu seçiyorlar. Statükoyu ve sistemi haklı çıkarmaya çalışan zihniyet, oportünist bir hareket noktasına sahip bulunduğu için, hem ahlaki anlamda, hem de siyasal anlamda büyük bir hiçlik ve işlevsizlik içerisindedir. Yalnızca sahip bulundukları ayrıcalıkları ve ayrıcalıklı konumlarını muhafaza edebilmek için kendilerini sistemin kucağına atanlar vicdani bir çölleşme içerisindedirler.
Müslüman halklar günümüzde katlanılamaz aşağılanma biçimlerine maruz kalıyor, siyasal bir dehşete maruz bırakılıyor. İşgal altında bulunan ülkelerde hayat tamamen bir işkence halini almıştır. Hiçbir işgal hiçbir şekilde haklı çıkarılamazken, çarpıtılmış, yalan gerçeklerle bütün bir dünya kandırılabiliyor, masum halklara yönelik, masum sivillere yönelik terör, bombardıman, katliam bütün yoğunluğuyla sürüyor. Barbar, vahşi işgallere direnen onurlu, izzetli, vakur Müslümanlar terörizmle suçlanabiliyor, klişelerden ibaret bir dil’le, gerçeğimizi asla yansıtmayan çirkin imajlarla mahkum edilmeye çalışılıyor.
Emperyalizmin, İslam toplumlarında sınırsız iğrenç suçlar ve günahlar işlediği günümüzde, yapılabilecek en anlamlı seçim, bir direniş zemininde bulunmaktır.
Bütün varlıklarıyla özgürlük mücadelesine katılan bütün direnişçilere selam olsun.
Özellikle günümüzde, sorumlu, bilinçli, dayanışmacı, etkili, aktif, katılımcı, paylaşımcı, sorgulayıcı toplumlara çok ihtiyacımız var. Etkili siyasal pratikler, etkili siyasal düşünceler ve kültürle sağlanabilir. Toplumlarımız geçmişin mirası ile geleceğin ufku ve çerçevesi arasında bir denge kurmak zorundadır. Toplumlarımızın siyasal bilincini yükseltmek gerekir. Irkçılıklara, güç siyasetlerine, ideolojik ayrımcılıklara, emperyalizmlere son verildiği taktirde, terör ve şiddet siyasetleri de son bulmuş olacaktır.
Gerçek bir varoluş yoğunluğu, düşünsel bir yoğunluk ister, ahlaki bir yoğunluk ister.
İnançlarımız ve düşüncelerimizle ilgili yoğunluğu, inanç ve düşüncelerimize aşkla bağlı olduğumuzda sağlayabiliriz.
İnançlarımızı ve düşüncelerimizi aşkla sevmemiz, aşkla yaşatmamız ve yükseltmemiz gerekir.
İnançlarımız kişisel çıkarlara, hizip, cemaat çıkarlarına alet edilemez.
Hayatlarını, ilişkilerini ve düşüncelerini ilahi hakikate göre değil de, hizip ve cemaat çıkarlarına göre düzenleyenlerin, hayatlarında hiçbir mukaddes’e yer yoktur.
İlahi hakikat’e hizmet, çıkar gözetmeyen çabalar ister.
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...