|

Çıkar Gözetmeyen Çabalar
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Emperyalizmin bütün kriterleri, istisnasız keyfi kriterlerdir.
Emperyalizmler, her dönemde şiddet, terör yoluyla egemenlik peşinde
olmuşlardır. Bunun yanında, günümüzde yaşandığı üzere, Amerikan
emperyalizmi ve Siyonist emperyalizm işgal altında tuttukları halklara
karşı üstün ırk mücadelesi, üstün kültür ve üstün değer mücadelesi de
vermektedir. İnsanlık nezdinde ırkçılıktan daha büyük bir felaket
tasavvur olunamaz. Kana dayalı biyolojik ırkçılıktan daha büyük bir
zalimlik olamaz. Bütün bir insanlığı, militarizm yoluyla, şiddet ve
terör yoluyla Batı değerlerinin sınırları içerisine almaya çalışmaktan
daha büyük bir günah olmaz.
İçerisinde yaşadığımız günlerde emperyalizmler, soykırım siyasetleri ve
kültürel soykırımlar temelinde siyaset yapıyor. Şoven kültürler her
koşulda militarist yaklaşımlar, dayatmacı yaklaşımlar, çatışmalar ve
karşıtlıklar üretiyor. Kapitalizm yaşadıkça emperyalizmlerin de buna
bağlı olarak yaşayacağı anlaşılıyor. Kapitalizmin başarıları çoğaldıkça,
kötülükleri de o ölçüde çoğalıyor. Kapitalist irade ihtiyaç duyduğunda
istediği rejimleri para ile satın alabiliyor, yanaşma rejimler,
yönetimler kurdurabiliyor. Otoriter, militer ideolojik dil aracılığıyla
toplumların bağımsız tercih yetenekleri yok edilebiliyor. İdeolojik
kişilerle yönetilen toplumlar, ilgili toplumları duygusuz ve ruhsuz hale
getiriyor. Sistem, toplumların refahına değil, güçlü azınlıkların,
oligarşilerin çıkarına hizmet ediyor.
Günümüzde sermayenin dokunulmazlığı var. Hiçbir iktidar, büyük kredi
kurumlarının iktidarından bağımsız olmayı başaramıyor. Para uzmanlarının
tayin edici rollerini de hatırlamak gerekiyor.
Ahlaki değerlerden, vicdani değerlerden bağımsız bir ekonomik hayat,
büyük adaletsizliklere ve büyük kötülüklere neden oluyor. İnsanı,
toplumu maddi anlamda olduğu kadar, manevi anlamda da, sömürerek elde
edilen ahlaksız zenginlik, ahlaksız itibar, ahlaksız imtiyaz ve konumlar
İslam nazarında kınanmış ve yasaklanmıştır. Spekülatif maddi kazançlar
ve konumlar ahlaksız olduğu gibi, spekülatif manevi kazançlar ve
konumlar da ahlaksızdır. İnsanı ve toplumu manevi anlamda sömürmek,
temel insani ve ahlaki ölçüleri yok sayarak, hangi anlamda olursa olsun
menfaat ilişkisi içerisine girmek, hayatı kirletmek anlamına gelir.
Müslüman olmak demek, zenginlik, iktidar,makam, mevki, şöhret karşısında
ilahi ölçüleri, ilkeleri ve ahlaki sınırları korumak ve en güzel şekilde
temsil etmek demektir.
Hayatımızın, varoluşumuzun ahlaki anlamını hiçbir koşulda ihmal
edemeyiz, unutamayız. Günümüzde, İslami kesimlerde, hiçbir ilkeye bağlı
bulunmayan bir tür taşracılık, bir şekilde çoğalıyor. Ahlakın içeriğini
ilahi irade belirler, ahlaki tüm ölçüler aynı zamanda aklın da kabul
ettiği ölçülerdir, ahlaki ölçüler insanlık fıtratı ile uyum
içerisindedir.
Günümüzde İslam algısı olumsuz yönde değişiyor. Uygarlığımızın,
kültürümüzün sicilinde asla barbarlık, vahşet olmadığı halde, yalana
dayalı imge ve imaj üretimi ile İslam ve Müslümanlar karalanıyor. İslami
düşünce hayatı, küresel dalgalanmalardan, propagandadan etkileniyor,
gerçeği asla yansıtmayan kışkırtıcı ve yıkıcı bir söylem tarafından
yönlendiriliyor. Düşünsel alanda edilgin tüketiciler haline
getiriliyoruz, mevsimlik tercihlerle koşullandırılıyoruz. Zihinlerimizin
ve ruhlarımızın bir şekilde köleleştirildiğine tanık oluyoruz. İslami
hassasiyetler bireyselleşiyor; zamanı ve mekanı yalnızca sezgilerle
tanımlayan bir zihniyet din haline geliyor. Mal fetişizmi büyüyor,
sürüye katılanlar çoğalıyor. Hayatımızı anlamsız güncel tercihler işgal
ediyor; düşüncelerimizi ve kalbimizi anlamsız ilgiler ve uğraşlarla
kirletiyoruz. Görececilik etkilerini artırıyor, görececilik temel,
kuşatıcı İslami hassasiyetleri zayıflatıyor. Anlam ve amaçları
toplumsallaştırma çabaları/uğraşları, yerini folklorik ilgilere terk
ediyor.
İslam’ın sınırlarının, içeriğinin ve işlevlerinin, Amerikan ve Avrupa
emperyalizmleri aracılığıyla belirlenmeye başlanmasıyla birlikte,
entelektüel hayatımız İslami karakterini yitirmeye başlamıştır.
Çevremizde entelektüel atanet ve meskenet büyüdüğü için, İslami bilinç
ve algının özgürlüğü gereği gibi temsil edilemiyor. Her durumda
inançlarımızın, düşüncelerimizin, kimlik ve kişiliğimizin, onurumuzun
bilincinde olmamız gerekiyor. Hangi alanda olursa olsun, kişisel
tutkularımız, tercihlerimiz ilahi ölçü ve dengeyi bozmamalıdır. Gerçek
anlamda bir bilgi, bilinç, birikim ve ahlak bütünlüğüne sahip
olmaksızın, sahip olunan manevi konumlara dikkat etmeliyiz. Düşünsel,
ahlaki ve siyasi boyutlar, içerikler, ilişkiler birbirinden bağımsız
olamaz.
Ahlaki anlamda İslam’ı temsil ettiğini iddia eden bir kimse, siyasal
anlamda sistemi, statükoyu ve egemenleri temsil edemez.
Manevi, ahlaki liderlik konumunda bulunanlar, her tür iktidar ilişkisi
karşısında bağımsız olmayı başardıkları takdirde ahlaklı olurlar, ahlaki
itibar sahibi olurlar. Düşüncelerini küresel egemenlerin, tiranların
eğilimleri doğrultusunda yapılandıran, konumlandıran; egemen yapıları
hiçbir şekilde sorgulama ihtiyacı duymayan; egemen baskıcı yapılara ve
uygulamalara hiçbir zaman muhalefet etmeyen; kendi yorumlarını ve
çözümlemelerini çok eşsiz ve çok önemli bulan; kendileri üzerinde hiçbir
şekilde çalışma ihtiyacı duymayan; kendilerinin, bütün sorunların
yanıtlarına sahip oldukları izlenimini veren; itaatkar entelektüeller,
itaatkar cemaat liderleri, bu tutumlarıyla büyük düşünsel yenilgiler
alıyor, ahlaki bir hezimet içerisinde kişiliksizliği ve onursuzluğu
seçiyorlar. Statükoyu ve sistemi haklı çıkarmaya çalışan zihniyet,
oportünist bir hareket noktasına sahip bulunduğu için, hem ahlaki
anlamda, hem de siyasal anlamda büyük bir hiçlik ve işlevsizlik
içerisindedir. Yalnızca sahip bulundukları ayrıcalıkları ve ayrıcalıklı
konumlarını muhafaza edebilmek için kendilerini sistemin kucağına
atanlar vicdani bir çölleşme içerisindedirler.
Müslüman halklar günümüzde katlanılamaz aşağılanma biçimlerine maruz
kalıyor, siyasal bir dehşete maruz bırakılıyor. İşgal altında bulunan
ülkelerde hayat tamamen bir işkence halini almıştır. Hiçbir işgal hiçbir
şekilde haklı çıkarılamazken, çarpıtılmış, yalan gerçeklerle bütün bir
dünya kandırılabiliyor, masum halklara yönelik, masum sivillere yönelik
terör, bombardıman, katliam bütün yoğunluğuyla sürüyor. Barbar, vahşi
işgallere direnen onurlu, izzetli, vakur Müslümanlar terörizmle
suçlanabiliyor, klişelerden ibaret bir dil’le, gerçeğimizi asla
yansıtmayan çirkin imajlarla mahkum edilmeye çalışılıyor.
Emperyalizmin, İslam toplumlarında sınırsız iğrenç suçlar ve günahlar
işlediği günümüzde, yapılabilecek en anlamlı seçim, bir direniş
zemininde bulunmaktır.
Bütün varlıklarıyla özgürlük mücadelesine katılan bütün direnişçilere
selam olsun.
Özellikle günümüzde, sorumlu, bilinçli, dayanışmacı, etkili, aktif,
katılımcı, paylaşımcı, sorgulayıcı toplumlara çok ihtiyacımız var.
Etkili siyasal pratikler, etkili siyasal düşünceler ve kültürle
sağlanabilir. Toplumlarımız geçmişin mirası ile geleceğin ufku ve
çerçevesi arasında bir denge kurmak zorundadır. Toplumlarımızın siyasal
bilincini yükseltmek gerekir. Irkçılıklara, güç siyasetlerine, ideolojik
ayrımcılıklara, emperyalizmlere son verildiği taktirde, terör ve şiddet
siyasetleri de son bulmuş olacaktır.
Gerçek bir varoluş yoğunluğu, düşünsel bir yoğunluk ister, ahlaki bir
yoğunluk ister.
İnançlarımız ve düşüncelerimizle ilgili yoğunluğu, inanç ve
düşüncelerimize aşkla bağlı olduğumuzda sağlayabiliriz.
İnançlarımızı ve düşüncelerimizi aşkla sevmemiz, aşkla yaşatmamız ve
yükseltmemiz gerekir.
İnançlarımız kişisel çıkarlara, hizip, cemaat çıkarlarına alet edilemez.
Hayatlarını, ilişkilerini ve düşüncelerini ilahi hakikate göre değil de,
hizip ve cemaat çıkarlarına göre düzenleyenlerin, hayatlarında hiçbir
mukaddes’e yer yoktur.
İlahi hakikat’e hizmet, çıkar gözetmeyen çabalar ister.
|
 |
|