Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 306 | Haziran 2004

                   

 

 


  

Fahrenheit 2004  

Tamer KORKMAZ / 26.05.2004 / ZAMAN

"-Uyduruk bir zamanda yaşıyoruz: Uyduruk bir seçimin sonuçlarına göre uyduruk bir başkan seçildi. Şimdi de böyle bir başkan bizi uyduruk gerekçelerle savaşa götürüyor..."
Amerikalı aykırı yönetmen Michael Moore, iki yıl önceki Oscar töreninde Dabılyu Bush’a bu sözlerle bayrak açmıştı. O gece "Benim Cici Silahım" adlı belgeseliyle Oscar kazanan Moore, bu kez de Bush yönetimini eleştirdiği "Fahrenheit 9/11" filmiyle Cannes’da Altın Palmiye Ödülü’nü aldı...
Adeta ‘muz orta’ niyetine, "Sizce Bush bu ödüle nasıl tepki gösterir?" diye sordular, Moore’a. Muhalif yönetmenin cevabı aynen şöyleydi: "-Acaba Bush bu ödülün ne olduğunu biliyor mu? Umarım, ona bu haberi kraker yerken vermezler!"
Böylelikle Moore, Bush’un daha önce ‘televizyon izlerken boğazına kraker kaçıp da koltuktan düşmesine’ atıfta bulunuyordu: Moore, aşağı yukarı aynı saatlerde Dabılyu Başkan’ın, Teksas’taki çiftliğinde dağ bisikletine binerken düşüverdiğinden ve çenesi-üst dudağı-burnu-sağ eli-iki dizinden yaralanmayı başardığından habersizdi!
"Fahrenheit 9-11" belgeseli başlangıçta büyük ödül için pek akla gelmiyordu. Ancak gösterimler esnasında gördüğü yoğun ilgi ile büyük bir atak yaptı. Sonuçta, 1956 yılında Cousteau’nun ‘Sessiz Dünya’ belgeselinden bu yana büyük ödül ilk kez bir belgesel filme gitti. Fransızların siyasi tepkisi ile Quentin Tarantino’nun başkanlığını yaptığı jürideki dört Amerikalının duyarlılıkları birleşince, belgesel mesajını dünyanın dört bucağına; ama daha ziyade Atlantik’in Öte Yanı’na yollamış oldu...
Michael Moore, belgeselinin adı ile, Ray Bradbury’nin unutulmaz romanının yani ‘Fahrenheit 451’in kulaklarını çınlatıyor. Moore, Bradbury’den esinlenerek ‘totaliter rüzgarlar’a gönderme yapıyor.
Belgeselde, Amerikalıların 11 Eylül sonrasında yeni saldırılar endişesiyle duydukları korkunun, yönetim tarafından Irak’ın işgalini meşrulaştırmak için kullanıldığı vurgulanıyor. Bush’u 2000 seçimlerini ‘çalmakla’ suçlayan Moore, Bush ve Bin Ladin aileleri arasındaki "iş bağlantıları"nı da irdeliyor. ‘Asker oğlundan aldığı son mektubu okuyan acılı anne’den ‘asker toplama turu’na, oradan Irak’ta ihale kapmak için çabalayan büyük şirketlere kadar geniş bir sorgulama cephesi açan belgesel, Iraklı savaş kurbanlarını da eksen alıyor: Ebu Garib Skandalı artı her ay yüzlerce sivilin öldüğü güncel bir atmosferde Moore’un belgeseli, ABD’nin Irak Politikası-Savaşı-Batağı’nı daha da derinden kazmak anlamına geliyor.
Fahrenheit 9/11’in dağıtımının engellenmiş olması belgeseli iyice ilginç kılıyor: Walt Disney stüdyolarının, belgeselin ABD’de dağıtımına karşı gardını alması, filmin adının Bradbury’nin romanına atıfta bulunmakta ne kadar isabetli-haklı olduğunu ortaya koyuyor. Moore’un belgeseli sadece içeriği ile değil yaşamakta olduğu dağıtım sorunu ile de işlevsellik kazanmış durumda!
Belgeselin gösterimini kasımdaki başkanlık seçiminin öncesinde gerçekleştirmek isteyen Moore, Altın Palmiye’yi Charlize Theron’un elinden aldıktan hemen sonra salondakilere "Sayenizde bu film Amerika’da izlenecek" diye seslenmişti. Moore’un kazandığı ödülün filmin dağıtım sorununu aşma şansını kuvvetlendirdiği bir gerçek; ancak bu bir garanti anlamına gelmiyor. Nitekim, Moore daha sonra hâlâ sonuçtan emin olmadığını hissettirdi ve "Altın Palmiye kazanan bir filmin ABD’de dağıtımcı bulamaması halinde büyük bir şoka uğrarım." deme gereğini duydu...
Fahrenheit 9/11’in ABD’de dağıtımı engellenmeye devam ederse, bu durum filmin temel tezini iyice kemikleştirecek; ‘ambargolu’ belgesel, -Irak’a demokrasi ihracı hikayesi şöyle dursun- ABD’nin kendi içinde ne hale geldiğini de simgelemiş olacak!
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...