|

Fahrenheit 2004
Tamer KORKMAZ / 26.05.2004 /
ZAMAN
"-Uyduruk
bir zamanda yaşıyoruz: Uyduruk bir seçimin sonuçlarına göre uyduruk bir
başkan seçildi. Şimdi de böyle bir başkan bizi uyduruk gerekçelerle
savaşa götürüyor..."
Amerikalı aykırı yönetmen Michael Moore, iki yıl önceki Oscar töreninde
Dabılyu Bush’a bu sözlerle bayrak açmıştı. O gece "Benim Cici Silahım"
adlı belgeseliyle Oscar kazanan Moore, bu kez de Bush yönetimini
eleştirdiği "Fahrenheit 9/11" filmiyle Cannes’da Altın Palmiye Ödülü’nü
aldı...
Adeta ‘muz orta’ niyetine, "Sizce Bush bu ödüle nasıl tepki gösterir?"
diye sordular, Moore’a. Muhalif yönetmenin cevabı aynen şöyleydi:
"-Acaba Bush bu ödülün ne olduğunu biliyor mu? Umarım, ona bu haberi
kraker yerken vermezler!"
Böylelikle Moore, Bush’un daha önce ‘televizyon izlerken boğazına kraker
kaçıp da koltuktan düşmesine’ atıfta bulunuyordu: Moore, aşağı yukarı
aynı saatlerde Dabılyu Başkan’ın, Teksas’taki çiftliğinde dağ
bisikletine binerken düşüverdiğinden ve çenesi-üst dudağı-burnu-sağ
eli-iki dizinden yaralanmayı başardığından habersizdi!
"Fahrenheit 9-11" belgeseli başlangıçta büyük ödül için pek akla
gelmiyordu. Ancak gösterimler esnasında gördüğü yoğun ilgi ile büyük bir
atak yaptı. Sonuçta, 1956 yılında Cousteau’nun ‘Sessiz Dünya’
belgeselinden bu yana büyük ödül ilk kez bir belgesel filme gitti.
Fransızların siyasi tepkisi ile Quentin Tarantino’nun başkanlığını
yaptığı jürideki dört Amerikalının duyarlılıkları birleşince, belgesel
mesajını dünyanın dört bucağına; ama daha ziyade Atlantik’in Öte Yanı’na
yollamış oldu...
Michael Moore, belgeselinin adı ile, Ray Bradbury’nin unutulmaz
romanının yani ‘Fahrenheit 451’in kulaklarını çınlatıyor. Moore,
Bradbury’den esinlenerek ‘totaliter rüzgarlar’a gönderme yapıyor.
Belgeselde, Amerikalıların 11 Eylül sonrasında yeni saldırılar
endişesiyle duydukları korkunun, yönetim tarafından Irak’ın işgalini
meşrulaştırmak için kullanıldığı vurgulanıyor. Bush’u 2000 seçimlerini
‘çalmakla’ suçlayan Moore, Bush ve Bin Ladin aileleri arasındaki "iş
bağlantıları"nı da irdeliyor. ‘Asker oğlundan aldığı son mektubu okuyan
acılı anne’den ‘asker toplama turu’na, oradan Irak’ta ihale kapmak için
çabalayan büyük şirketlere kadar geniş bir sorgulama cephesi açan
belgesel, Iraklı savaş kurbanlarını da eksen alıyor: Ebu Garib Skandalı
artı her ay yüzlerce sivilin öldüğü güncel bir atmosferde Moore’un
belgeseli, ABD’nin Irak Politikası-Savaşı-Batağı’nı daha da derinden
kazmak anlamına geliyor.
Fahrenheit 9/11’in dağıtımının engellenmiş olması belgeseli iyice ilginç
kılıyor: Walt Disney stüdyolarının, belgeselin ABD’de dağıtımına karşı
gardını alması, filmin adının Bradbury’nin romanına atıfta bulunmakta ne
kadar isabetli-haklı olduğunu ortaya koyuyor. Moore’un belgeseli sadece
içeriği ile değil yaşamakta olduğu dağıtım sorunu ile de işlevsellik
kazanmış durumda!
Belgeselin gösterimini kasımdaki başkanlık seçiminin öncesinde
gerçekleştirmek isteyen Moore, Altın Palmiye’yi Charlize Theron’un
elinden aldıktan hemen sonra salondakilere "Sayenizde bu film Amerika’da
izlenecek" diye seslenmişti. Moore’un kazandığı ödülün filmin dağıtım
sorununu aşma şansını kuvvetlendirdiği bir gerçek; ancak bu bir garanti
anlamına gelmiyor. Nitekim, Moore daha sonra hâlâ sonuçtan emin
olmadığını hissettirdi ve "Altın Palmiye kazanan bir filmin ABD’de
dağıtımcı bulamaması halinde büyük bir şoka uğrarım." deme gereğini
duydu...
Fahrenheit 9/11’in ABD’de dağıtımı engellenmeye devam ederse, bu durum
filmin temel tezini iyice kemikleştirecek; ‘ambargolu’ belgesel, -Irak’a
demokrasi ihracı hikayesi şöyle dursun- ABD’nin kendi içinde ne hale
geldiğini de simgelemiş olacak!
|
 |
|