|

İmam Hatip Sorunu
Murat BELGE / 25.05.2004 /
RADİKAL
İmam-hatip
liseleri konusu, bu ülkede iki köklü eğilimin yüzyüze ya da
yan yana gelmesiyle, buluşmasıyla, bugünkü biçimini aldı. Bunlardan biri
devletin denetleme eğilimi; daha doğrusu, bu konudaki durdurulamaz azmi.
İkincisi de Türkiye yurttaşının işini bedava gördürmekteki kararlılığı.
Bugünkü tartışmalarda, Kemalist cephe 'tevhid-i tedrisat'tan dem
vuruyor. Evet, Osmanlı'nın son demlerinde, hayatın her köşe bucağına
bulaşmış olan 'alaturka/alafranga' ayrımı (amiyane deyimiyle ifade
edelim) elbette eğitim alanında da kendini gösterecekti. Onun için,
toplumda var olan ikili ideolojik yapı eğitim alanında da, mahalle
mektepleriyle, medreseleriyle sürüp gitti; Cumhuriyet'te bunlar bir süre
devam etti. Ama Cumhuriyet döneminde de, 1924'te 'tevhid-i tedrisat'
çıkarken, bir yandan da imam-hatip okulu açılıyordu. Bunları açanlar da
'gericiler' değildi herhalde.
Türkiye'de ne zaman Kemalistler iktidardaysa, imam-hatip sayısı artış
göstermiştir. Benim bulduğum sayılara göre, 1960'ta bu sayı 20'ye
çıkıyor. 27 Mayıs bunu tersine çevirmiyor. 1970'te okul sayısı 70'i
buluyor; ama 12 Mart bunlara ilişmiyor. Evren'in saltanatında sayının
büsbütün arttığı zaten hep konuşulur.
Bunda şaşacak bir şey yok. Türk usulü 'laiklik' zaten bu demek. Devlet,
Diyanet'i kendi içine aldığı gibi, 'dini eğitim' denen şeyi de kendi
yapıyor. Yapıyor ki onun istemediği bir 'söz' söylenmesin, onaylamadığı
bir 'bilgi' yayılmasın, bir 'düşünce' uyanmasın. 'Din işleriyle devlet
işlerini birbirinden ayırma'nın Türkçesi bu. Biz böyle ayırıyoruz.
Stalin'in devleti güçlendirerek yok etmesi politikası gibi bir şey.
Gazetede Bakan Cemil Çiçek'in bu konuya ilişkin sözlerine baktım. O da
bunun ne kadar gerekli olduğunu söylemiş. Devlet bu işi ihmal edince,
Almanya'da olduğu gibi, kötü niyetli kişiler araya giriyor ve halkı
aldatıp 'yanlış' bir din öğretiyorlar.
Bu arada 'din'in kendisini tartışan da yok. Onun bir 'doğru'su
olduğundan şüphe etmiyoruz; 'doğrusu'nun 'bizimki' olduğundan da.
Benim anladığım anlamda laik olan bir devlet, dinin tamamını kucaklamak
ve denetlemek için bizimki gibi çabalamaz; dini bütünüyle kendi
bünyesinden çıkarmaya bakar. İmam-hatip okulları için benim önereceğim
nihai çözüm de bu. Laik olduğunu iddia eden devletin dini öğretim
yapılması için kaynak, öğretmen vb. ayırmasına gerek yoktur. Zaten bütün
bu alanlarda son derece yetersiz. Dini öğretim, bunu gerekli gören sivil
toplum kesimlerine bırakılsın. 'Özel okul' statüsünde çalışsın bu
öğretim kurumları. Ya paralı hayırseverler karşılasın masraflarını ya da
aileler bedelini ödeyerek çocuklarını istedikleri gibi okutsunlar ya da
bunun karma biçimlerini bulsunlar. Devlet her alanda olduğu gibi burada
da denetimini kursun, 'müfettiş' göndersin, demokratik olmak koşuluyla
istediğini yapsın. Bu okulların mezunları da yükseköğretime devam etmek
isteyenler hangi sınavlara giriyorsa girsin, oradaki nesnel başarısına
göre hayatını belirlesin.
Ama bu bence gerçekten laik formüle yalnız 'laikçiler' değil,
'mütedeyyin' denilen kesim de itiraz edecektir. Başta söylediğim gibi,
bir kesim bununla elinden denetimi kaçıracağı için, öbürü de elinden
parasını kaçıracağı için. Kimse tuttuğunu elinden kaçırmak istemiyorsa,
o zaman bu kör dövüşüyle devam edeceğiz. Gücü yeten, istediği yasayı
çıkarıp ibreyi oraya buraya yaslayacak. Sonra, 'Diyanetli',
'imam-hatipli' bu devlet düzenine, 'Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin
sistemi' diyeceğiz ve bunu ilelebet müdafaa ve muhafaza eyleyeceğiz.
|
 |
|