Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 306 | Haziran 2004

                   

 

 


  

İmam Hatip Sorunu    

Murat BELGE / 25.05.2004 / RADİKAL

İmam-hatip liseleri konusu, bu ülkede iki köklü eğilimin yüzyüze ya da
yan yana gelmesiyle, buluşmasıyla, bugünkü biçimini aldı. Bunlardan biri devletin denetleme eğilimi; daha doğrusu, bu konudaki durdurulamaz azmi. İkincisi de Türkiye yurttaşının işini bedava gördürmekteki kararlılığı.
Bugünkü tartışmalarda, Kemalist cephe 'tevhid-i tedrisat'tan dem vuruyor. Evet, Osmanlı'nın son demlerinde, hayatın her köşe bucağına bulaşmış olan 'alaturka/alafranga' ayrımı (amiyane deyimiyle ifade edelim) elbette eğitim alanında da kendini gösterecekti. Onun için, toplumda var olan ikili ideolojik yapı eğitim alanında da, mahalle mektepleriyle, medreseleriyle sürüp gitti; Cumhuriyet'te bunlar bir süre devam etti. Ama Cumhuriyet döneminde de, 1924'te 'tevhid-i tedrisat' çıkarken, bir yandan da imam-hatip okulu açılıyordu. Bunları açanlar da 'gericiler' değildi herhalde.
Türkiye'de ne zaman Kemalistler iktidardaysa, imam-hatip sayısı artış göstermiştir. Benim bulduğum sayılara göre, 1960'ta bu sayı 20'ye çıkıyor. 27 Mayıs bunu tersine çevirmiyor. 1970'te okul sayısı 70'i buluyor; ama 12 Mart bunlara ilişmiyor. Evren'in saltanatında sayının büsbütün arttığı zaten hep konuşulur.
Bunda şaşacak bir şey yok. Türk usulü 'laiklik' zaten bu demek. Devlet, Diyanet'i kendi içine aldığı gibi, 'dini eğitim' denen şeyi de kendi yapıyor. Yapıyor ki onun istemediği bir 'söz' söylenmesin, onaylamadığı bir 'bilgi' yayılmasın, bir 'düşünce' uyanmasın. 'Din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırma'nın Türkçesi bu. Biz böyle ayırıyoruz. Stalin'in devleti güçlendirerek yok etmesi politikası gibi bir şey.
Gazetede Bakan Cemil Çiçek'in bu konuya ilişkin sözlerine baktım. O da bunun ne kadar gerekli olduğunu söylemiş. Devlet bu işi ihmal edince, Almanya'da olduğu gibi, kötü niyetli kişiler araya giriyor ve halkı aldatıp 'yanlış' bir din öğretiyorlar.
Bu arada 'din'in kendisini tartışan da yok. Onun bir 'doğru'su olduğundan şüphe etmiyoruz; 'doğrusu'nun 'bizimki' olduğundan da.
Benim anladığım anlamda laik olan bir devlet, dinin tamamını kucaklamak ve denetlemek için bizimki gibi çabalamaz; dini bütünüyle kendi bünyesinden çıkarmaya bakar. İmam-hatip okulları için benim önereceğim nihai çözüm de bu. Laik olduğunu iddia eden devletin dini öğretim yapılması için kaynak, öğretmen vb. ayırmasına gerek yoktur. Zaten bütün bu alanlarda son derece yetersiz. Dini öğretim, bunu gerekli gören sivil toplum kesimlerine bırakılsın. 'Özel okul' statüsünde çalışsın bu öğretim kurumları. Ya paralı hayırseverler karşılasın masraflarını ya da aileler bedelini ödeyerek çocuklarını istedikleri gibi okutsunlar ya da bunun karma biçimlerini bulsunlar. Devlet her alanda olduğu gibi burada da denetimini kursun, 'müfettiş' göndersin, demokratik olmak koşuluyla istediğini yapsın. Bu okulların mezunları da yükseköğretime devam etmek isteyenler hangi sınavlara giriyorsa girsin, oradaki nesnel başarısına göre hayatını belirlesin.
Ama bu bence gerçekten laik formüle yalnız 'laikçiler' değil, 'mütedeyyin' denilen kesim de itiraz edecektir. Başta söylediğim gibi, bir kesim bununla elinden denetimi kaçıracağı için, öbürü de elinden parasını kaçıracağı için. Kimse tuttuğunu elinden kaçırmak istemiyorsa, o zaman bu kör dövüşüyle devam edeceğiz. Gücü yeten, istediği yasayı çıkarıp ibreyi oraya buraya yaslayacak. Sonra, 'Diyanetli', 'imam-hatipli' bu devlet düzenine, 'Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin sistemi' diyeceğiz ve bunu ilelebet müdafaa ve muhafaza eyleyeceğiz.
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...