|

İdeoloji Değil Psikoloji
Alev ALATLI / 21.05.2004 / ZAMAN
Eurovision
şarkı yarışmasında Türkiye’nin kendilerini muhatap almak zorunda
kalmasından dolayı pek bir "sevindirik" olan Güney Kıbrıs sunucusunun
"Hello, Constantinople!" demesi var. Korhan Abay’ın uyarılarına rağmen
ve ısrarla, "Hello, Constantinople!" Kaba, arsız bir "intikam" biçimidir
yaraya tuz basmak ama böyle.
Zülfü Livaneli’nin, Mikis Theodorakis’in "Türklerle birlikte yaşamaya
hayır!" kampanyasına katılmasına şaşırması var. Özdemir İnce’nin "Ritsos
da böyle yapardı," itirafı var. Örnekler çoğaltılabilir arşa kadar. Bir
de hatırlatma: bahse konu şahıslar, politikacı değil, asker değil,
"sanatçı!" Müzik ruhun gıdası, evrensel kardeşliğin en temel aracı;
şairler, yeryüzünün en insancıl insanları.
TRT sunucusunun, Bükreş televizyonuna "Hello, Eflak!" diye seslenmesini
düşünebiliyor musunuz? Ya da, Viyana’yı, "Hello, Nemçe!" diye
selâmlamasını? Öyle mi yapmalıydılar, elbette, hayır! Geçmişe takılıp
kalmak, sağlıklı aklın belirtisi değildir. Nekrofiliyanın
-ölüseviciliğin- bir sendromu da "olması gerektiği düşünülen"i, "olana
rağmen" gerçekleştirmeye çalışmak. Aklın kurgusunu gerçeğin yerine ikame
etmeye çabalamak ki, hemen her zaman kıyım değilse, ağır baskı ile
sonuçlanır. Almanya’nın tüm sorunlarını ülkesindeki Yahudi varlığına
bağlayan Hitler’in ne yaptığı ortada. Aynı şekilde, aklı matematiğe
ermeyen çocuğu fizikçi olmaya zorlamak ideolojik bir tutumdur ki, bu
bağlamda, Irak’a Avro-Amerikan tipi demokrasi dayatmaya benzer.
Dayatılan, her iki durumda da "aklî" bir kurgudur, ne ki, yaygın inancın
tersine "aklın yolu bir" değildir, hayır. İnsanoğlu, yolunu, bildik
bilmedik milyonlarca etkinin arasından bulur. Akıl, psikolojik
yapılanmasını oluşturan unsurlardan sadece birisi ve en kolay
yitirilenidir. Böyle bakıldığında, "akılcılık" -dilerseniz,
"rasyonalite"- bir vakıadan çok, "niyet"tir. Barışın sürekli olduğu bir
dünya, meselâ, bir "niyet"tir. Akıl, barış önerir ama barışa ulaşmanın
yolunu belirleyen insanın geçmiş deneyimleri ve bu deneyimlerden oluşan
psikolojisi. Theodorakis gibi bir usta son tahlilde "Türklerle birlikte
yaşamaya hayır" diyorsa, bu, yüreğinin sesini dinlediğinde duyduğu
itirazdır.
11 Eylül ve barış sempozyumu
"Yüreğinin sesini dinle!" İnsanı sahiciliğe davet... Şu şerhle ki,
sahici çoğu zaman akıl kârı olan değildir. Bunun içindir ki, takıyye
hayatın bir parçasıdır. Susarlar, insanlar. Akıl kârı olana biat
ediyormuş gibi yaparlar.
Önümde bir davetiye duruyor, "Kültürlerarası Diyalog Platformu"
KADİP’ten: "Son yıllarda dünyamızı saran ve insanlığı derin acılara
boğan terör belası ve yığınlarca insanın ölümüne, milyonlarca masum
insanın da yaralanarak sakat kalmasına sebep olan savaş afeti, bugün de
küremizi ve bölgemizi tehdit eden en büyük iki felaket olarak karşımızda
durmaktadır. 11 Eylül’de Amerikan halkının yaşadığı, daha sonra dünyanın
değişik bölgelerinde tekrarlanan olaylar insanlığı büyük acılarla yüz
yüze getirmiştir. Bir sivil toplum örgütü olan ...KADİP, gerek
ülkemizde, gerekse bütün dünyada barış, hoşgörü ve diyalog anlayışının
gelişmesi için büyük çaba sarf etmekte, büyük dinlere, kadim kültürlere
ve medeniyetlere beşiklik etmiş bulunan ülkemizin zenginliklerini
evrensel kültür mirası çerçevesinde insanlığa tanıtmaya
çalışmaktadır..." Ve 60 din önderinin katıldığı "Hz. İbrahim’in
Aydınlığında Dinler ve Barış Sempozyumu.
Akıl, niyeti övüyor övmesine de, gönül, Üçüncü Oturumu yöneteceği
bildirilen Haham Herman Schaalman isimli şahsın psikolojisini düşünmeden
edemiyor: adamcağız, Yahova’nın evrenselleşmesine gönül huzuru ile nasıl
rıza gösterecek? Öyle ya, Yahova, İsrailoğullarının özel rabbıdır,
"Kendi adıma yemin ederim ki, kutsadığım zaman seni kutsayacağım;
döllendirdiğim zaman senin tohumlarını yeryüzündeki yıldızlar,
kıyılardaki kum taneleri kadar çoğaltacağım ve senin tohumun tüm
düşmanlarının kapısını tutacak ve dünyanın bütün ulusları senin
tohumunla kutsanacak, çünkü sen benim sesimi dinledin." (1) Yahova,
İsrailoğullarına kendisinin sözünden çıkmadıkları sürece kendilerinin
"inşa etmedikleri büyük ve zengin şehirler, içlerini kendilerinin
doldurmadıkları iyi şeylerle dolu evler, kendilerinin biriktirmedikleri
sularla dolu sarnıçlar, ekmedikleri bağlar ve zeytinlikler," verecek,
onlar da "yiyecek ve doyacaklardır." Yahova’nın bu tutumunun hakça
olmadığını düşünenlere cevabı da şöyledir, "... benden nefret edenlerden
babalar günahını çocuklar üzerinde, üçüncü nesil üzerinde ve dördüncü
nesil üzerinde arayan ve beni seven ve emirlerimi tutanların
binlercesine inayet eden kıskanç bir Allahım." (2) Tövbe estağfirullah!
"Ve Rab Abram’a dedi: ... seni büyük millet edeceğim, ve seni mübarek
kılacağım, ve senin adını büyük edeceğim, ... ve yeryüzünün bütün
kabileleri sende mübarek olacaktır." (3) Sonra Kur’an İbrahim Sûresi (4)
"Hani İbrahim şöyle niyaz etmişti: Ya Rabbi, bu şehri güven içinde kıl;
beni ve evlâtlarımı da putlara tapmaktan uzak tut."
New York mu, Şatila mı!
Bu noktada haham hazretlerine sorulacak soru, "Hangi şehir?" sorusu
olmalıydı, "New York mu? Şatila mı?" Oturumların yöneticisi Prof. Dr.
Bekir Karlığa’nın neler çektiğini tahmin edebiliyorum. Haham Schaalman,
zorlanır da VI. Oturum’da tebliğ vereceği bildirilen Prof. Dr. Thomas
Michel ne yapar, "Oğlun İsa Mesih’in Urucu bizi sevince boğsun. Yeniden
yaradılışta biz de O’nu izleyelim, çünkü O’nun Urucu bizim övüncümüz ve
umudumuzdur..."
Ve ünlü Amerikan yazarı, Mark Twain, "Gerçek, Kurgu’dan daha acayiptir,
çünkü Kurgu, olabilirlikleri gözetmek durumundadır; Gerçek’in öyle bir
zorunluluğu yoktur." Kurgu, akıldır, gerçek psikoloji. Kurgu,
hoşgörüdür; gerçek, tahammül. Hoşgörü, sonsuz olabilir ama tahammül
sınırlıdır. "Hello, Constantinople!" diye de patlar, "Türkiye ve
Türklere karşı haftalarca süren derin bir ilgi duydum -ancak, ‘ilgi’
asla sempati değil. Ne NATO, ne AB, ne de Atatürk’ün Avrupalılaştırma
iddiası Türk’ü benim arkadaşım, mon frere, benim benzerim, mon
semblable, yapamazdı. Öyle olmasını da istemedim. Türkiye’den ve
Türklerden istediğim başkaydı- belki de Avrupa’nın evcil sıcaklığının
anti-tezi," diye de. Son tahlilde hakim olan ideoloji değil, psikoloji
dediğim budur.
(1) Tekvin, 22:16-18 (2) aynı e., s. (3) Tekvin, 12:1-3 (4) İbrahim
Sûresi, 35 (5) Philip Glazebrook, Kars’a Seyahat, 1984
|
 |
|