|

Çeçenistan’da Çaresizlik:
Moskova İkinci Kez Afganistan Tuzağı İçinde
Knut Mellenthin
Çeviren: Feride YILDIZ
Junge Welt, 10.09.2004
Kendi
evini balta ile bin parçaya bölmeye çalışan birine yapılacak iyilik,
teşvik edici tezahürat değil, açık ihtarlarla aklının başına
getirilmesidir!
Rusya, üç seneyi geçmeyen bir kesinti süresi hariç, 1994’den itibaren
kendi özerk cumhuriyeti Çeçenistan’da savaşmakta. O küçük devlet harabe
haline geldi, yüzbinlerce insan mülteci durumunda, halkın % 70’inden
fazlası işsiz. Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin’in Aralık 1994’de
Çeçenistan’a girme emrini vermesinden 10 yıl sonra, Çeçenistan’da barışa
ulaşılmaması bir tarafa, savaşın Yeltsin’in halefi olan Wladimir
Putin’in de fazlasıyla dramatik bir şekilde ifade ettiği gibi, Kuzey
Kafkaslara yayılma tehlikesi büyümekte ve hatta Rus Federasyonunun
istikrarını tehlikeye atmakta.
Toplam olarak- ordusu, polisi ve gizli servisi ile- Rusya 80.000 bin
kişilik (yani Amerikaların Irak’taki askerlerinin yarısı kadar) bir
birliği Çeçenistan’a yerleştirmiş bulunmakta. Ama bunun yanında
Çeçenistan Irak’ın nüfusunun ve arazisinin sadece % 4’ü kadar bir
arazisi var. Putin’in 1999’da başlattığı ikinci Çeçenistan savaşında
ölen Rus askerlerinin sayısı Aralık 2002’de bile 4.572’e ulaşmıştı. O
zamandan bu yana resmi rakamlar mevcut değil. Asker anaları komitesi
ikinci Çeçenistan savaşında vefat eden askerlerin sayısının 13.000’e
yakın olduğunu tahmin ediyor. Çeçen tarafında sivil halkın verdiği
kayıplar onbinleri buluyor. Çeçenistan’daki savaş Rusya’nın ekonomisini
zora sokuyor, devlet ve toplumdaki totaliter eğilimleri teşvik ediyor,
Rusya’nın uluslararası prestijine zarar verip dış politikada
eylemlerinin alanını daraltıyor.
Rusya, İslam dünyasına karşı emperyalist hedef gütmemesine rağmen, ABD
ve Batı Avrupa’ya nazaran kendi topraklarında militan İslam ile zorbaca
yüzleşmekten daha ağır bir şekilde mağdur. ABD’de müslümanların sayısı
nüfusun % 2’sine bile ulaşmazken, Rusya’da farklı tahmin ve kriterler ve
bölgesel yoğunlaşmalarla birlikte % 7 ve 17 arası. Sonuç itibariyle,
Rusya kendisini ileride de Amerikan stratejisi olan ‘Medeniyetler
Çatışması’nın genç partneri olarak görmeye devam ederse, bunun kendisini
Amerika’ya nazaran çok daha fazla bir şekilde rahatsız edeceği kesin.
Yeltsin savaşı başlattı
Cumhurbaşkanı Putin uluslararası terörün kendi ülkesine savaş ilan
ettiğini iddia ediyor. Ama gerçek şu ki, Boris Yeltsin tecrübe sahibi
olan ordunun tavsiyesine ve Duma çoğunluğuna karşı inandırıcı neden ve
vesile bulunmazken Çeçenistan’a Aralık 1994’de savaş ilan etti. Ayrıca
gerçek şu ki, bugüne kadar politik alanda yersiz ve gaddar savaş
yönetimindeki metodları ile Çeçenistan’da terörizm ateşini söndüreceğine
alevlendirip, etrafına sıçramasına neden oldu.
Çeçenistan’daki savaş, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Aralık’ta resmen
feshedilmesiyle sonuçlanan Yaz/Sonbahar 1991’deki durumun sonradan
beliren etkisidir. Merkez devletin tüm yapılarının sorgulanması ile
birlikte doğan telaşla birlikte, Rusya’ya bağlı olan Çeçen ve İnguşların
otonom devleti Kasım 1991’in başlarında bağımsızlığını ilan etti. Rusya
cumhurbaşkanı Yeltsin bu olaya hemen tepki göstererek 9 Kasım 1991’de
Grozni’ye asker gönderdi; olağanüstü hal ilan etti ve bir vali tayin
etti. İki gün sonra Rus parlamentosu Yeltsin’in önlemlerini politik ve
askeri teknik açıdan kötü hazırlanmış olmasından dolayı reddedip, Çeçen
Cumhurbaşkanı Cevher Dudayev ile sorunun politik çözümü hakkında
görüşmeyi uygun gördü.
O zamanlar Yeltsin parlamenterlerin çoğunluğunun isteğine boyun eğiyordu
ve birlikleri geri çekti. Bu kararına etkide bulunan birkaç neden olmuş
olabilir: Yeltsin’in konumu o zamanlar henüz belirgin değildi.
Gorbaçov’a karşı süregelen iktidar mücadelesi kesin bir şekilde
bitirilmemişti. Yeltsin’in Rus demokratların başadamı olarak henüz yeni
kazandığı konumu parlamento ile yüzleşmesi sonucu yara alabilirdi. Bunun
haricinde Çeçenistan’daki askeri macerası cesaret kırıcı idi: Rus
askerleri Grozni’de kendilerine açık açık istenilmediklerini ifade eden
insan kitlesi ile çok yakın yüzleşiyorlardı. Ordu mensuplarının
çoğunluğu, kararlı fakat silahsız insan kitlesine karşı kaba kuvvet
kullanmaktan kaçınıyordu. Bunun sonucunda Rus birliği Kasım 1991’de
moral çöküntüye uğramış bir şekilde Çeçenistan’dan geri çekildi.
Elbette o zamanki geri çekilme kararı Yeltsin’in muhalifleri tarafından
da bölgenin terkedilişi ve Çeçenlerin egemenliğini kabul edilişi olarak
görülmemişti ve zaten bu da hiç bir zaman kayda değer bir Rus
politikacısından böyle istenmemişti. Politik stratejinin içeriği
şöyleydi: Çeçenistan’ın Rusya’ya ekonomik bağlılığını ve genel olarak
bağımlılığını hissedilir bir şekilde kullanmak, bu şekilde ayrılıkçılara
federasyonun dışında bu küçük devletin gerçekçi bir hayatta kalma
ihtimalinin bulunmadığını anlatmak. Başarılı bir karar, Haziran 1992’de
verildi, maksat İnguş halkına federasyonun içerisinde kendilerine ait
cumhuriyet statüsünü tanımak, böylece ayrımcıları güçsüzleştirmekti.
Yeltsin’in muhalefeti destekleyerek otoriter hüküm süren Cevher
Dudayev’i zayıf düşürme çabaları başarısız olunca, 11 Aralık 1994’de
Çeçenistan’a saldırı emri verildi. Resmi verilere göre ilk başta 24.000
asker görev başındayken, sonraları sayı 38.000’e yükseltildi.
Çeçenistan’a karşı yapılan operasyon, baştan beri anketlerin de
belgelendirdiği gibi, sadece Rus halkı tarafından sempati duymamış,
farklı nedenlerden dolayı ordu ve politikacıların çoğunluğu tarafından
da reddedilmişti. Eleştirmenler arasında yer alan ve Afganistan’da son
başkomutan olan General Boris Gromow, Afganistan’da yapılan yanlışların
tekrarlanmaması için uyarılarda bulunuyordu (Rus ordusunun Moldavya’daki
eski komutanı General Alexander Lebed de eleştirmenler arasında
bulunuyordu). Operasyonun ilk günlerinde pek çok emre itaatsizlik
hadisesi görülüyordu; bunlara Generallerin tepkileri de dahil… Çeçenleri
cezalandırma operasyonunu kayıtsız şartsız destekleyen tek güç demagog
Wladimir Jirinowski’nin aşırı sağ partisiydi.
Bu koşullar altında yine de saldırı kararının alınmasının sebepleri ne
idi? Prensip itibariyle Yeltsin ve danışmanlarının savaşı yanlış
beklentilerle başlattıkları tahmin edilebilir. Herhalde Grozni’yi bir
hafta içinde zaptedeceklerini ve belki bir ay içinde Çeçenistan’ın zor
ulaşılan bölgelerindeki son direniş yuvalarını çöküntüye uğratacaklarını
düşünüyorlardı. İşgal bu anlamda başarısından dolayı legalize edilecek
ve eleştiriler kendi kendine yıkılacaktı.
Askeri/siyasi bir fiyasko
Çeçenistan operasyonu umulmadık bir askeri ve politik fiyaskoya dönüştü.
Ancak 28 Aralık 1994’de yani işgalin başlangıcından 3 hafta sonra Rus
kara askerleri sokak çatışmalarında ağır kayıplar verdikleri başkent
Grozni’de ayaklarını yere sağlam bastılar.
9 Şubat’da Grozni’nin tamamen Rus ordusunun kontrolü altında olduğu
söyleniyordu. Gerçekte ise bu Çeçen birliklerin çoğunluğunun şehirden
geri çekildikleri anlamına geliyordu fakat gerilla savaşı Grozni’de de
devam ediyordu.
Savunma bakanı Pawel Gratçow için Grozni’deki harabelerin zaptedilmesi
onun her fırsatta tekrarladığı gibi duruma tümden hakim olduklarının ve
sadece birkaç ‘terör eylemi’ ile baş etmeleri gerektiğinin kanıtıydı.
Buna rağmen Mart ayının sonuna kadar Argun, Gudermes ve Şali
şehirlerinin yerle bir olmasına ve – kontrol altına alınmasına- kadar
günlerce evden eve çatışmalar gerekiyordu. Nisan 1995’in başlarında
geriye kalan birkaç küçük yerin de fethi gerçekleştirildi. Mayıs ayında
Yeltsin ABD Başkanı Clinton ile görüşmesinde Çeçenistan’da artık savaş
eylemlerinin bulunmadığını duyurdu. Sadece bazı yasadışı grupların
silahsızlandırılması gerektiğini söylüyordu.
Ama aslında Çeçenlerin direnişi öyle güçlü ve sürekliydi ki 1996’da
ateşkes kararı alındı ve Rus birlikleri geri çekildi. Dudayev’in 1996’da
Rus roketi tarafından arabasının parçalanması sonucu öldürülmesinden
sonra, 1997’de Aslan Meşedov Çeçenistan Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
Eylül 1999’da Wladimir Putin Başbakan seçildiği zaman ikinci Çeçenistan
savaşını başlatma kararı aldı. Dış etken Çeçen çetelerin Dağıstan’a
girmeleri ve Rusların evlerine seri şekilde yapılan ve bugüne kadar
aydınlığa kavuşturulamamış bombalı saldırılardı. Ama arka planda o
zamana kadar kendini kanıtlayamamış olan Putin’in Aralık 1999’da
yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisini güçlü adam olarak
gösterme amacı da yatıyordu.
Askeri yönden ikinci Çeçenistan savaşının birincisine nazaran daha kısa
ve başarılı olacağı sanılıyordu. Birçok kez Moskava düşmanın yenilgiye
uğradığını ve durumun normale dönüşmeye başladığını duyurdu. Gerçekten
de zaman zaman silahlanmış Çeçen grupların eylemlerini ufak tefek
aksiyonlara indirgemeyi başarıyorlardı. Şu sıralar Çeçen grupların
önemli ölçüde güçlendiği ve birkaç yüz savaşçı ile koordine edilmiş
saldırılar yapma durumunda oldukları gözüküyor. Kuzey Kafkasların başka
bölümlerinde de eylem yapıp savaşçı toplayabiliyor ve içyüzünü
bilenlerin tahminine göre Moskava sadığı olan yönetim ve güvenlik
sisteminde sempatizanlarının hayli desteğini görüyor.
Çocuk katilleriyle müzakere mi ?
Kuzey Osetya’da Beslan’da katliam ile sonuçlanan okuldaki rehin
olayından sonra Putin ‘çocuk katilleri’ ile görüşmeyeceğini söyledi.
Kastettiği kişiler Almanya, ABD ve Büyük Britanya’da özgür hareket eden
ve ajistasyon yapan Meşedov ve onun ‘hükümet üyeleri’ idi. Onlarla
görüşmek Putin için Amerikan hükümetinin Bin Ladin ile diyaloğa girmesi
kadar gerçekdışıydı.
Bu benzetme yanlıştı. Doğru olan Putin’in Meşedov’a karşı red duruşunu
Şaron’un Arafat’a karşı gösterdiği tutum ile kıyaslamak. İki durumda da
‘çocuk katili’ gibi olayı ahlakileştiren sahte argümanlar birbirine çok
benziyor.Ve iki durumda da görüşmeleri red tutumları görece ılımlı ve
pragmatik güçleri zayıflatırken aşırıları güçlendiriyordu. Moskova
devlet televizyonunda Beslan’daki rehin alma hadisesinden sağ kurtulan
ve tutuklanan rehineci gösteriliyordu ve kendisi eylemin Meşedov ve onun
askeri komutanı Şamil Basayev adına yapıldığını iddia ediyordu. Ama emin
olunabilinir ki o adam kendisine reji tarafından dikte edilenleri tıpa
tıp tekrarlıyordu ve aksi takdirde zaten televizyona çıkartılmazdı. Bu
suçlama Putin’e aslında ta 1999’da aldığı görüşmeme kararını bilahare ve
bütün gelecek zaman için meşrulaştırmak için gerekliydi.
Meşedov ve ‘hükümet üyeleri’ sırf Beslan’daki rehin alma olayından değil
ondan önce gerçekleşen iki yolcu uçağına saldırıdan ve bir Çeçen bayanın
Moskova’da düzenlediği suikasttan da kesin bir şekilde uzak durdular.
Elbetteki bunun da ispat kuvveti ancak Putin’in karşı tezininki
kadardır. Meşedov ve adamları Batı dünyası ile yasal imkanlarını
tehlikeye sokmamak için zaten daima ve rutin olarak bütün terör
eylemleri ile hiç bir alakaları olmadıklarını iddia ediyorlar. Çoğu
eylemin kendilerinin kontrolü altında olmadığı ve farklı grupların geniş
ölçüde özgür hareket ettikleri de kesin. Bu gerçek de Arafat’ın durumu
ile paralellik teşkil ediyor.
Putin, Beslan’daki rehin alma olayını sırf Meşedov’un değil yanı sıra El
Kaide’nin de üstüne atmaya çalışırken pek tutarlı akıl yürütmüyor. Tek
somut ipucu, El-Kaide’nin bir parçası olduğunu iddia eden ‘İslambuli
tugayları’ adlı esrarengiz bir grubun uçak saldırısı ve Moskova’daki
intihar saldırılarının sorumluluğunu üstlenmesi. Fakat ‘Tugaylar’ gurubu
Beslan’daki eyleme karışmadıklarını ifade ettiler. Son bilgilere göre bu
grup Mısır istihbaratı tarafından dağıtılmış durumda. Buna göre
‘İslambuli tugayları’ hayal gücü yüksek 7 şahısdan oluşmakta ve bunlar
hiçbiri eyleme dönüşememiş bazı planlar hazırlamışlardı.
Bir başka sahte argüman da, Beslan’daki rehin alma olayına katılanların
arasında 9 ya da 10 Arabın bulunduğuna dair yavaş yavaş yanlışlığı
meydana çıkan haberdi. Artık haber programlarında bunlardan söz
edilmiyor. Bunun yerine önde gelen çete üyelerinin Rus federeasyonunun
çok-uluslu yelpazesini temsil ettiklerine dair haberler kesinleşiyor.
Putin için El Kaide kavramı ‘teröre karşı uluslararası koalisyonu’nun
büyük dünyasına girmek için özlemini çektiği giriş bileti mahiyetinde.
Bundan ABD ve diğer Batı ülkelerinin Çeçenistan’da ve daha çok Kuzey
Kafkasya’nın birçok bölgelerindeki savaş sürdürme tarzının niteliğini
eleştirmiyeceklerini ve onu bu alanda rahat bırakacaklarını boşu boşuna
ümid ediyor. Bu taktik sayesinde Rus Cumhurbaskanı İsrail’deki Şaron
hükümeti gibi yoldaşlar kazanıyor, bunlardan Moskova’nın bölgedeki işgal
politikası için teknik açıdan birçok şey öğrenebilir, fakat bunlardan
daha çok kaba kuvvet kullanarak ve diyalogdan kaçınarak durumu daha da
vahimleştirmeyi ve siyasi bir çözümden uzaklaşmayı ögrenebilir.
Rusya ikinci bir kez Afganistan tuzağına yakalandı: kökünde gayet makul
ama militan İslami fundamentalizm ile perspektifi olmayan askeri
çatışmanın tuzağında. Bu fundamentalistler Çeçen yelpazesinde başından
beri liderliği ellerinde tutmuyorlardı ama her iki tarafın gayri akli ve
gayri insani tarzda yürüttüğü savaş sürecinde liderliği kazandılar.
Afganistan’da olduğu gibi bu durumda da Rusya’nın savaşı kazanmıyacağı
kesin değil, ama kesin olan bu savaştan her iki tarafın da büyük hasar
göreceği.
Rusya kendini ABD tarafindan yönetilen ‘teröre karşı uluslararası
koalisyonu’nun genç partneri olarak görmeye devam ederse birşey
kazanamaz. Bu şiar altında Cumhurbaşkanı Putin 11 Eylül’den sonra ABD’yi
eski Sovyet merkez Asya’da Rus sınırına yakın askeri üs kurmaya adeta
davet etti. Halbuki Rusya’nın gerçek baş düşmanı İslami aşırılık değil.
Bunlarla çatışma gereksiz yere gayri akli bir şekilde tırmandırılmasaydı
sadece bir marjinal problem teşkil edecekti, asıl baş düşman olan ABD,
Rus federasyonu etrafında ördüğü çemberi neredeyse gediksiz kapattı.
Rusya’nın ulusal çıkarları çerçevesinde yapacağı en doğru şey, riskleri
ne kadar büyük olursa olsun ve sonuçtan emin olunamasa da, Çeçen
sorununu kısa bir zamanda çözmek, Meşedov haricinde başka meşru temsilci
olmadığı sürece onunla görüşmek, ve gerekirse askerlerini geri çekip
Çeçenistan’ın bağımsızlığını kabullenmektir. Çünkü şu an uygulanan
politikalar (özellikle ‘sert el politikasının’ daha da
şiddetlendirilmesi) gerginliğin Kuzey Kafkasya’nın diğer bölgelerine
yayılması neticesini doğurabilir ki bu da işlerin daha kötüye gitmesi
anlamına gelir. |