Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 311 | Kasım  2004

                   

 

 


  

Çeçenistan’da Çaresizlik:
Moskova İkinci Kez Afganistan Tuzağı İçinde

Knut Mellenthin
Çeviren: Feride YILDIZ
Junge Welt, 10.09.2004

Kendi evini balta ile bin parçaya bölmeye çalışan birine yapılacak iyilik, teşvik edici tezahürat değil, açık ihtarlarla aklının başına getirilmesidir!
Rusya, üç seneyi geçmeyen bir kesinti süresi hariç, 1994’den itibaren kendi özerk cumhuriyeti Çeçenistan’da savaşmakta. O küçük devlet harabe haline geldi, yüzbinlerce insan mülteci durumunda, halkın % 70’inden fazlası işsiz. Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin’in Aralık 1994’de Çeçenistan’a girme emrini vermesinden 10 yıl sonra, Çeçenistan’da barışa ulaşılmaması bir tarafa, savaşın Yeltsin’in halefi olan Wladimir Putin’in de fazlasıyla dramatik bir şekilde ifade ettiği gibi, Kuzey Kafkaslara yayılma tehlikesi büyümekte ve hatta Rus Federasyonunun istikrarını tehlikeye atmakta.
Toplam olarak- ordusu, polisi ve gizli servisi ile- Rusya 80.000 bin kişilik (yani Amerikaların Irak’taki askerlerinin yarısı kadar) bir birliği Çeçenistan’a yerleştirmiş bulunmakta. Ama bunun yanında Çeçenistan Irak’ın nüfusunun ve arazisinin sadece % 4’ü kadar bir arazisi var. Putin’in 1999’da başlattığı ikinci Çeçenistan savaşında ölen Rus askerlerinin sayısı Aralık 2002’de bile 4.572’e ulaşmıştı. O zamandan bu yana resmi rakamlar mevcut değil. Asker anaları komitesi ikinci Çeçenistan savaşında vefat eden askerlerin sayısının 13.000’e yakın olduğunu tahmin ediyor. Çeçen tarafında sivil halkın verdiği kayıplar onbinleri buluyor. Çeçenistan’daki savaş Rusya’nın ekonomisini zora sokuyor, devlet ve toplumdaki totaliter eğilimleri teşvik ediyor, Rusya’nın uluslararası prestijine zarar verip dış politikada eylemlerinin alanını daraltıyor.
Rusya, İslam dünyasına karşı emperyalist hedef gütmemesine rağmen, ABD ve Batı Avrupa’ya nazaran kendi topraklarında militan İslam ile zorbaca yüzleşmekten daha ağır bir şekilde mağdur. ABD’de müslümanların sayısı nüfusun % 2’sine bile ulaşmazken, Rusya’da farklı tahmin ve kriterler ve bölgesel yoğunlaşmalarla birlikte % 7 ve 17 arası. Sonuç itibariyle, Rusya kendisini ileride de Amerikan stratejisi olan ‘Medeniyetler Çatışması’nın genç partneri olarak görmeye devam ederse, bunun kendisini Amerika’ya nazaran çok daha fazla bir şekilde rahatsız edeceği kesin.
Yeltsin savaşı başlattı
Cumhurbaşkanı Putin uluslararası terörün kendi ülkesine savaş ilan ettiğini iddia ediyor. Ama gerçek şu ki, Boris Yeltsin tecrübe sahibi olan ordunun tavsiyesine ve Duma çoğunluğuna karşı inandırıcı neden ve vesile bulunmazken Çeçenistan’a Aralık 1994’de savaş ilan etti. Ayrıca gerçek şu ki, bugüne kadar politik alanda yersiz ve gaddar savaş yönetimindeki metodları ile Çeçenistan’da terörizm ateşini söndüreceğine alevlendirip, etrafına sıçramasına neden oldu.
Çeçenistan’daki savaş, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Aralık’ta resmen feshedilmesiyle sonuçlanan Yaz/Sonbahar 1991’deki durumun sonradan beliren etkisidir. Merkez devletin tüm yapılarının sorgulanması ile birlikte doğan telaşla birlikte, Rusya’ya bağlı olan Çeçen ve İnguşların otonom devleti Kasım 1991’in başlarında bağımsızlığını ilan etti. Rusya cumhurbaşkanı Yeltsin bu olaya hemen tepki göstererek 9 Kasım 1991’de Grozni’ye asker gönderdi; olağanüstü hal ilan etti ve bir vali tayin etti. İki gün sonra Rus parlamentosu Yeltsin’in önlemlerini politik ve askeri teknik açıdan kötü hazırlanmış olmasından dolayı reddedip, Çeçen Cumhurbaşkanı Cevher Dudayev ile sorunun politik çözümü hakkında görüşmeyi uygun gördü.
O zamanlar Yeltsin parlamenterlerin çoğunluğunun isteğine boyun eğiyordu ve birlikleri geri çekti. Bu kararına etkide bulunan birkaç neden olmuş olabilir: Yeltsin’in konumu o zamanlar henüz belirgin değildi. Gorbaçov’a karşı süregelen iktidar mücadelesi kesin bir şekilde bitirilmemişti. Yeltsin’in Rus demokratların başadamı olarak henüz yeni kazandığı konumu parlamento ile yüzleşmesi sonucu yara alabilirdi. Bunun haricinde Çeçenistan’daki askeri macerası cesaret kırıcı idi: Rus askerleri Grozni’de kendilerine açık açık istenilmediklerini ifade eden insan kitlesi ile çok yakın yüzleşiyorlardı. Ordu mensuplarının çoğunluğu, kararlı fakat silahsız insan kitlesine karşı kaba kuvvet kullanmaktan kaçınıyordu. Bunun sonucunda Rus birliği Kasım 1991’de moral çöküntüye uğramış bir şekilde Çeçenistan’dan geri çekildi.
Elbette o zamanki geri çekilme kararı Yeltsin’in muhalifleri tarafından da bölgenin terkedilişi ve Çeçenlerin egemenliğini kabul edilişi olarak görülmemişti ve zaten bu da hiç bir zaman kayda değer bir Rus politikacısından böyle istenmemişti. Politik stratejinin içeriği şöyleydi: Çeçenistan’ın Rusya’ya ekonomik bağlılığını ve genel olarak bağımlılığını hissedilir bir şekilde kullanmak, bu şekilde ayrılıkçılara federasyonun dışında bu küçük devletin gerçekçi bir hayatta kalma ihtimalinin bulunmadığını anlatmak. Başarılı bir karar, Haziran 1992’de verildi, maksat İnguş halkına federasyonun içerisinde kendilerine ait cumhuriyet statüsünü tanımak, böylece ayrımcıları güçsüzleştirmekti.
Yeltsin’in muhalefeti destekleyerek otoriter hüküm süren Cevher Dudayev’i zayıf düşürme çabaları başarısız olunca, 11 Aralık 1994’de Çeçenistan’a saldırı emri verildi. Resmi verilere göre ilk başta 24.000 asker görev başındayken, sonraları sayı 38.000’e yükseltildi.
Çeçenistan’a karşı yapılan operasyon, baştan beri anketlerin de belgelendirdiği gibi, sadece Rus halkı tarafından sempati duymamış, farklı nedenlerden dolayı ordu ve politikacıların çoğunluğu tarafından da reddedilmişti. Eleştirmenler arasında yer alan ve Afganistan’da son başkomutan olan General Boris Gromow, Afganistan’da yapılan yanlışların tekrarlanmaması için uyarılarda bulunuyordu (Rus ordusunun Moldavya’daki eski komutanı General Alexander Lebed de eleştirmenler arasında bulunuyordu). Operasyonun ilk günlerinde pek çok emre itaatsizlik hadisesi görülüyordu; bunlara Generallerin tepkileri de dahil… Çeçenleri cezalandırma operasyonunu kayıtsız şartsız destekleyen tek güç demagog Wladimir Jirinowski’nin aşırı sağ partisiydi.
Bu koşullar altında yine de saldırı kararının alınmasının sebepleri ne idi? Prensip itibariyle Yeltsin ve danışmanlarının savaşı yanlış beklentilerle başlattıkları tahmin edilebilir. Herhalde Grozni’yi bir hafta içinde zaptedeceklerini ve belki bir ay içinde Çeçenistan’ın zor ulaşılan bölgelerindeki son direniş yuvalarını çöküntüye uğratacaklarını düşünüyorlardı. İşgal bu anlamda başarısından dolayı legalize edilecek ve eleştiriler kendi kendine yıkılacaktı.
Askeri/siyasi bir fiyasko
Çeçenistan operasyonu umulmadık bir askeri ve politik fiyaskoya dönüştü. Ancak 28 Aralık 1994’de yani işgalin başlangıcından 3 hafta sonra Rus kara askerleri sokak çatışmalarında ağır kayıplar verdikleri başkent Grozni’de ayaklarını yere sağlam bastılar.
9 Şubat’da Grozni’nin tamamen Rus ordusunun kontrolü altında olduğu söyleniyordu. Gerçekte ise bu Çeçen birliklerin çoğunluğunun şehirden geri çekildikleri anlamına geliyordu fakat gerilla savaşı Grozni’de de devam ediyordu.
Savunma bakanı Pawel Gratçow için Grozni’deki harabelerin zaptedilmesi onun her fırsatta tekrarladığı gibi duruma tümden hakim olduklarının ve sadece birkaç ‘terör eylemi’ ile baş etmeleri gerektiğinin kanıtıydı. Buna rağmen Mart ayının sonuna kadar Argun, Gudermes ve Şali şehirlerinin yerle bir olmasına ve – kontrol altına alınmasına- kadar günlerce evden eve çatışmalar gerekiyordu. Nisan 1995’in başlarında geriye kalan birkaç küçük yerin de fethi gerçekleştirildi. Mayıs ayında Yeltsin ABD Başkanı Clinton ile görüşmesinde Çeçenistan’da artık savaş eylemlerinin bulunmadığını duyurdu. Sadece bazı yasadışı grupların silahsızlandırılması gerektiğini söylüyordu.
Ama aslında Çeçenlerin direnişi öyle güçlü ve sürekliydi ki 1996’da ateşkes kararı alındı ve Rus birlikleri geri çekildi. Dudayev’in 1996’da Rus roketi tarafından arabasının parçalanması sonucu öldürülmesinden sonra, 1997’de Aslan Meşedov Çeçenistan Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
Eylül 1999’da Wladimir Putin Başbakan seçildiği zaman ikinci Çeçenistan savaşını başlatma kararı aldı. Dış etken Çeçen çetelerin Dağıstan’a girmeleri ve Rusların evlerine seri şekilde yapılan ve bugüne kadar aydınlığa kavuşturulamamış bombalı saldırılardı. Ama arka planda o zamana kadar kendini kanıtlayamamış olan Putin’in Aralık 1999’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisini güçlü adam olarak gösterme amacı da yatıyordu.
Askeri yönden ikinci Çeçenistan savaşının birincisine nazaran daha kısa ve başarılı olacağı sanılıyordu. Birçok kez Moskava düşmanın yenilgiye uğradığını ve durumun normale dönüşmeye başladığını duyurdu. Gerçekten de zaman zaman silahlanmış Çeçen grupların eylemlerini ufak tefek aksiyonlara indirgemeyi başarıyorlardı. Şu sıralar Çeçen grupların önemli ölçüde güçlendiği ve birkaç yüz savaşçı ile koordine edilmiş saldırılar yapma durumunda oldukları gözüküyor. Kuzey Kafkasların başka bölümlerinde de eylem yapıp savaşçı toplayabiliyor ve içyüzünü bilenlerin tahminine göre Moskava sadığı olan yönetim ve güvenlik sisteminde sempatizanlarının hayli desteğini görüyor.
Çocuk katilleriyle müzakere mi ?
Kuzey Osetya’da Beslan’da katliam ile sonuçlanan okuldaki rehin olayından sonra Putin ‘çocuk katilleri’ ile görüşmeyeceğini söyledi. Kastettiği kişiler Almanya, ABD ve Büyük Britanya’da özgür hareket eden ve ajistasyon yapan Meşedov ve onun ‘hükümet üyeleri’ idi. Onlarla görüşmek Putin için Amerikan hükümetinin Bin Ladin ile diyaloğa girmesi kadar gerçekdışıydı.
Bu benzetme yanlıştı. Doğru olan Putin’in Meşedov’a karşı red duruşunu Şaron’un Arafat’a karşı gösterdiği tutum ile kıyaslamak. İki durumda da ‘çocuk katili’ gibi olayı ahlakileştiren sahte argümanlar birbirine çok benziyor.Ve iki durumda da görüşmeleri red tutumları görece ılımlı ve pragmatik güçleri zayıflatırken aşırıları güçlendiriyordu. Moskova devlet televizyonunda Beslan’daki rehin alma hadisesinden sağ kurtulan ve tutuklanan rehineci gösteriliyordu ve kendisi eylemin Meşedov ve onun askeri komutanı Şamil Basayev adına yapıldığını iddia ediyordu. Ama emin olunabilinir ki o adam kendisine reji tarafından dikte edilenleri tıpa tıp tekrarlıyordu ve aksi takdirde zaten televizyona çıkartılmazdı. Bu suçlama Putin’e aslında ta 1999’da aldığı görüşmeme kararını bilahare ve bütün gelecek zaman için meşrulaştırmak için gerekliydi.
Meşedov ve ‘hükümet üyeleri’ sırf Beslan’daki rehin alma olayından değil ondan önce gerçekleşen iki yolcu uçağına saldırıdan ve bir Çeçen bayanın Moskova’da düzenlediği suikasttan da kesin bir şekilde uzak durdular. Elbetteki bunun da ispat kuvveti ancak Putin’in karşı tezininki kadardır. Meşedov ve adamları Batı dünyası ile yasal imkanlarını tehlikeye sokmamak için zaten daima ve rutin olarak bütün terör eylemleri ile hiç bir alakaları olmadıklarını iddia ediyorlar. Çoğu eylemin kendilerinin kontrolü altında olmadığı ve farklı grupların geniş ölçüde özgür hareket ettikleri de kesin. Bu gerçek de Arafat’ın durumu ile paralellik teşkil ediyor.
Putin, Beslan’daki rehin alma olayını sırf Meşedov’un değil yanı sıra El Kaide’nin de üstüne atmaya çalışırken pek tutarlı akıl yürütmüyor. Tek somut ipucu, El-Kaide’nin bir parçası olduğunu iddia eden ‘İslambuli tugayları’ adlı esrarengiz bir grubun uçak saldırısı ve Moskova’daki intihar saldırılarının sorumluluğunu üstlenmesi. Fakat ‘Tugaylar’ gurubu Beslan’daki eyleme karışmadıklarını ifade ettiler. Son bilgilere göre bu grup Mısır istihbaratı tarafından dağıtılmış durumda. Buna göre ‘İslambuli tugayları’ hayal gücü yüksek 7 şahısdan oluşmakta ve bunlar hiçbiri eyleme dönüşememiş bazı planlar hazırlamışlardı.
Bir başka sahte argüman da, Beslan’daki rehin alma olayına katılanların arasında 9 ya da 10 Arabın bulunduğuna dair yavaş yavaş yanlışlığı meydana çıkan haberdi. Artık haber programlarında bunlardan söz edilmiyor. Bunun yerine önde gelen çete üyelerinin Rus federeasyonunun çok-uluslu yelpazesini temsil ettiklerine dair haberler kesinleşiyor.
Putin için El Kaide kavramı ‘teröre karşı uluslararası koalisyonu’nun büyük dünyasına girmek için özlemini çektiği giriş bileti mahiyetinde. Bundan ABD ve diğer Batı ülkelerinin Çeçenistan’da ve daha çok Kuzey Kafkasya’nın birçok bölgelerindeki savaş sürdürme tarzının niteliğini eleştirmiyeceklerini ve onu bu alanda rahat bırakacaklarını boşu boşuna ümid ediyor. Bu taktik sayesinde Rus Cumhurbaskanı İsrail’deki Şaron hükümeti gibi yoldaşlar kazanıyor, bunlardan Moskova’nın bölgedeki işgal politikası için teknik açıdan birçok şey öğrenebilir, fakat bunlardan daha çok kaba kuvvet kullanarak ve diyalogdan kaçınarak durumu daha da vahimleştirmeyi ve siyasi bir çözümden uzaklaşmayı ögrenebilir.
Rusya ikinci bir kez Afganistan tuzağına yakalandı: kökünde gayet makul ama militan İslami fundamentalizm ile perspektifi olmayan askeri çatışmanın tuzağında. Bu fundamentalistler Çeçen yelpazesinde başından beri liderliği ellerinde tutmuyorlardı ama her iki tarafın gayri akli ve gayri insani tarzda yürüttüğü savaş sürecinde liderliği kazandılar. Afganistan’da olduğu gibi bu durumda da Rusya’nın savaşı kazanmıyacağı kesin değil, ama kesin olan bu savaştan her iki tarafın da büyük hasar göreceği.
Rusya kendini ABD tarafindan yönetilen ‘teröre karşı uluslararası koalisyonu’nun genç partneri olarak görmeye devam ederse birşey kazanamaz. Bu şiar altında Cumhurbaşkanı Putin 11 Eylül’den sonra ABD’yi eski Sovyet merkez Asya’da Rus sınırına yakın askeri üs kurmaya adeta davet etti. Halbuki Rusya’nın gerçek baş düşmanı İslami aşırılık değil. Bunlarla çatışma gereksiz yere gayri akli bir şekilde tırmandırılmasaydı sadece bir marjinal problem teşkil edecekti, asıl baş düşman olan ABD, Rus federasyonu etrafında ördüğü çemberi neredeyse gediksiz kapattı.
Rusya’nın ulusal çıkarları çerçevesinde yapacağı en doğru şey, riskleri ne kadar büyük olursa olsun ve sonuçtan emin olunamasa da, Çeçen sorununu kısa bir zamanda çözmek, Meşedov haricinde başka meşru temsilci olmadığı sürece onunla görüşmek, ve gerekirse askerlerini geri çekip Çeçenistan’ın bağımsızlığını kabullenmektir. Çünkü şu an uygulanan politikalar (özellikle ‘sert el politikasının’ daha da şiddetlendirilmesi) gerginliğin Kuzey Kafkasya’nın diğer bölgelerine yayılması neticesini doğurabilir ki bu da işlerin daha kötüye gitmesi anlamına gelir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...