Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 311 | Kasım  2004

                   

 

 


  

Teşekkürler Dubby!

Uni Avnery
Çeviren : Kamil CENGİZ
Telepolis, 21.06.2004

Aslında ne dediği niçin dediğinden ziyade hangi dünya görüşünün ifadesi olduğu daha önemli. Şimdiye kadar herkes Ariel Şaron’un en samimi dostu olan Dov (‚Dubby’) Weisglass’la yapılan söyleşiyi analiz etmeye çalıştı. Fakat burada analiz edilecek fazla bir şey yok. Onun görüşü ayna gibi açık: ‚Geri çekilme planı’ bir Filistin’li devlet kurma imkanına bütün zamanlar için son vermek için barış sürecini gelecek on yıllar için ‚buz altına almayı’, bütün barış planlarını ‚Formaldehyd’ içine almayı amaçlıyor.
Bir düzine küçük yerleşim birimi, pratikte 250 000 Batı Şeria’lı yerleşimcileri bulundukları yerde tutmak için ortadan kaldırılıyor. İsrail 1948’in Filistin’in % 1,3’ü olan ‚Gazze Şeridi’ni ‚teslim edecek’, böylece 16 kat daha büyük olan Batı Şeria’yı süresiz zimmetine geçirecek. Gazze Şeridi karadan, sudan ve havadan dünyadan kopacak – tıpkı Batı Şeria’da yeni oluşan yedi ya da sekiz Filistin’li yerleşim gibi.
‘Dubby’ bu planı neden açıkladı ? Bu açıklama Şaron’un İşçi Partisinin yüzüne kendisine en çok muhtaç olduğu anda tükürüyor ! Cevap basit: Şaron sağ kanadı ikna etmek istiyor – solculara sadece hor bir bakışı var. Knesset’deki Likud fraksiyonun 40 üyesinden 13’ü, oylamanın konusu onun önemsiz bir konuşmasıyla ilgili bir karar olduğu halde kararsız oy kullandı. Şaron partisinin aşırı sağ kanadına ‚geri çekilme’nin bir barış planından ziyade bir savaş planı olduğu, toprak ‚vermekten’ çok toprak ilhak etmek olduğu, Batı Şeria yerleşimlerinin hızlı bir şekilde yayılmasına Gazze Şeridi’ndeki yerleşimleri kaldırmaktan daha fazla önem veren bir plan olduğunu açıklamak istiyor.
Şaron bunu George W. Bush’u gülünç duruma düşürmemek için kendisi söyleyemiyor. Bu yüzden güvenilir bir teğmenini kendi yerine bunu söylemek için gönderdi. Yerleşimciler ‚Dubby’nin ‚efendisinin ağzı’ olduğunu elbette biliyorlar. Şaron solcuları horlamayla cezalandırmayı göze alabilir. Delil olarak Şimon Peres’in gösterişi hizmet etti: O Weisglas’ın beyanatını ikna edici bir Knesset konuşmasında analiz etti ve Şaron’u keskin bir şekilde kınadı. Hemen bunun üzerine İşçi partisinin Knesset fraksiyonunu topladı ve Şaron’a karşı yapılacak oylamada kararsız oy kullanmalarını istedi. Fakat üyeler onun konuşmasından o kadar çok ikna olmuşlardı ki, yaptığı teklifi ona dokuz oyla reddettiler. Peres ‚Konuşma çok başarılıydı’ diyerek şikayetini dile getirmişti. Daha sonra iki ‚solcu’-parti, Labor(İşçi) ve Yakhad (eskiden Meretz) eğer Şaron Knesset’e açarsa, geri çekilme planına onaylarını vereceklerini açıkladılar. Hiçbir beyanatın kendilerini buna karşı mesafeli durmaya itemeyeceğini bildirdiler. Şaron kendisini onların zayıflığına dayayabileceğini biliyordu – ve ne kadar da haklı çıktı.
Sadece Weisglass’ın kendisi bir bedel ödeyecek. Dubby ile Condy’nin, Weis ile Rice’ın harika dostluğunun onun kendisini kamuoyunda adeta teşhir etmesinden sonra devam edeceğini düşünmek hiçte inandırıcı değil.
Fakat bütün bunlar gerçekte önemli değil; zira Weisglass Şaron’un niyetlerini bilenlere, yeni bir şey açıklamadı. Asıl önemli olan Şaron’un Weisglass’la yapılan uzun söyleşiden ortaya çıkan dünya görüşüdür. Eğer Şaron’un düşünme tarzını ortaya çıkarıyorsa, temel kanaatleri ve tasavvurlarına ışık tutuyor demektir. Şaron’un dünyası tek-boyutlu, tıpkı Galileo’dan önceki düz dünya gibi. Vahşi gücün – sadece vahşi gücün egemen olduğu bir dünya. Bu geçmişi ve geleceği olmayan, tarihten çıkarılmış dersi bulunmayan ve gelecekte olacak hadiselere ferasetle bakamayan bir dünyadır. Bugün var olan, hep var olacak. Bu insanlığın görüşlerinin hiçe sayıldığı, ahlaki güçten mahrum bir dünyadır. Bir zamanlar aşağılayarak şu soruyu soran Stalin’in dünyası: ‘Papa’nın kaç tümeni var ?’
Şaron’a göre tek geçerli olan İsrail’in ve Yahudi kavmin çıkarıdır. Onun çıkarı Akdenizle Ürdün arasındaki bölgeleri –en azından- mülkiyetinde bulundurmak. Filistin’liler bayılmış vaziyetteler. Bu yüzden onlar istenildiği kadar itilip kakılan eşyadan farksızlar.
Avrupa heyecanlı bir yığın – Allah belasını versin. Dünyada tek gerçek bir güç var: ABD. Onlar dünya-meneceri. Dünyanın bütün gücü Beyaz Sarayda toplanmış. Cumhurbaşkanı ve bir avuç adam menecerler. Bu bugün böyle – ve gelecekte de böyle kalacak. Bu yüzden bizim için sadece bir şey var: İsrail ordusunun gücü ve Beyaz Saray’la olan ittifakımızı devam ettirmek. Geri kalan her şey saçmadır, entellektüellerin fantazisidir.
İsrail ordusu ve Beyaz Saray – işte bu zafer kombinasyonudur. Bununla bütün ülkeyi elimize geçireceğiz. Barış süreci gereksiz. Barış gereksiz ! Filistin’liler gözardı edilebilecek bir faktördür. Önümüzdeki zamanlar içinde bırakın gettolarında sefalet içinde ömür sürsünler. Zamanı geldiğinde kendiliğinden ülkeden defolacaklar.
Bu – serbest tercümeyle- Weisslass’a göre Şaron’un dünyasıdır. Yüzeysel bakıldığında gerçekçi bir resim. Şaron’un düşünceleri ilkel ve belki bu yüzden onun eşyayı olduğu gibi gördüğü sanılabilir. Gerçekten mi ? Gerçekten bu hakiki tablo mu? Tarih vahşi askeri gücün kompleks sorunları çözemeyen kör bir araç olduğunu gösteriyor. Bütün güvenini ona dayayan bir lider onun uzanan elleri yaralayan bir kırık boruya benzediğini keşfedecektir.
Thomas Jefferson’un Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nde ‚insanlığın görüşüne karşı hassas bir saygı’ hakkında yazdıkları sadece boş birer söz değildi. Bu gerçekçi bir değerlendirmeydi: Dünya kamuoyu binbir tarzda ulusların ve hükümetlerin davranışlarını etkiliyor. Bunun çok uzun vadeli sonuçları olabilir. Biritanya’lı bir şaire göre ‚kalem kılıçtan daha güçlüdür’. Ve Papa’nın gerçekten de tümenleri var, her ne kadar resmi geçit yürüyüşünde bulunmasalarda. Askeri güç dünyada aktif güçlerden sadece bir tanesidir. Ekonomik gücün nüfuzu daha az değil– uzun vadede onların nüfuzu hakikatte çok daha büyük. Ahlaki güçler görünmez, fakat sonuçları hadsiz hesapsız. Tarihin en büyük askeri liderlerinden olan Napoleon bunun bilincinde idi. İnsanın hürriyete olan iştiyakı yenilmez ve bu yüzden ezilen ulusların hürriyet savaşı da. Bunu gözardı etmek realizm değildir – bilakis körlüktür. Hatta Şaron’dan daha az ilkel ve vahşi olmayan George W. Bush bile Irak’daki bataklıkta batmaya başladığından dolayı şimdi ‚dünya yönetiminin’ sınırları olduğunu öğreniyor.
İsrail’in sorunlarının sadece ve dünya meneceriyle bağlantılı olarak çözüleceğine dair inanç hayalidir. Her ne kadar bir ülke çarpıcı bir askeri üstünlük elde ettiyse de dünya tek boyutlu değildir – o çok kompleks bir yerdir; zira sayısız güç etki yapıyor, hiçbir şey yerinde durmuyor. Filozof Heraklit’in dediği bir ‚Her şey akıntı içinde’.
Hamlet’ten iktibas yapmaya zorlanıyor insan: ‚ Gök ve yer arasında senin felsefende düşler dünyasında topladığından o kadar çok şey var ki’.
Bu yüzden ilk bakışta gerçekçi gözüken Şaron’un dünya bakışı realizmin tam tersidir. Bu eşyaya bir musibetle sonuçlanacak şekilde bakmaktır.
Ve sana Dubby, bunu bize –hangi sebepten olursa olsun- açığa çıkardığından dolayı teşekkürler.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...