|

Ahmet Erdoğan: Siyasal bilimci
Türkiye’ye Yeni Azınlık Modeli Şart
Neşe DÜZEL /
11.10.2004 / RADİKAL
Zekeriya Akçam'a
göre, Türkiye'nin yeni bir azınlık modeli seçmesi gerekiyor
NEDEN? Zekeriya Akçam
AKP, yakın tarihimizin en büyük siyasi zaferlerinden birini kazanmaya
çok yakın. Aralıkta, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bir müzakere tarihi
vereceği hemen hemen kesin gibi. Eğer büyük bir yol kazası olmazsa,
önümüzdeki yıl AB'yle görüşmeler başlayacak. Ancak bu büyük siyasi
zafere ve tarihi dönemece yaklaşırken, gerek AKP'nin içinde, gerekse
AKP'yi destekleyen yazarlar arasında huzursuzluklar başladı. Özellikle
zina meselesinden sonra, birçoğu AB üyeliği konusundaki
hoşnutsuzluklarını dile getiriyor. Avrupa Anayasası'nı hazırlayan
Konvansiyon'un çalışmalarına Kemal Derviş'le birlikte Türkiye'den
katılan iki milletvekilinden biri olan ve iki yıldır da Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi üyesi olan AKP İzmir milletvekili Zekeriya Akçam,
bulunduğu konum itibarıyla, hem AB'nin Türkiye'ye bakışını, hem de
AKP'nin AB'ye bakışını en yakından bilenlerden. Kendisiyle Avrupa'nın
Türkiye'den beklentilerini ve AKP'nin endişelerini konuştuk. AKP'den
siyasete atılmadan önce Hazine Müsteşarlığı'nda AB uzmanı olan Akçam,
son olarak Parlamenterler Meclisi'nde Liberal Demokrat ve Reformist
Parti'nin başkan yardımcısı seçildi.
Siz, Avrupa'ya girerkenTürkiye'nin bazı kırmızı çizgileri olduğunu
söylediniz geçenlerde. Nedir bu kırmızı çizgiler?
Pek çok kişi, 'Türkiye'nin kırmızı çizgisi kalmamıştır, Kıbrıs'ta ve
Irak'ta kırmızı çizgi vardı, bunlar kayboldu' dedi. Benim kastettiğim
kırmızı çizgi, Cumhuriyet'in temel ilkeleridir. Anayasa'nın koyduğu
laiklik ilkesidir, Türkiye'nin birliği ve toprak bütünlüğüdür,
federasyona gidilmemesidir, 'azınlıklar' gibi ayrı bir statünün
bulunmamasıdır, milletin bölünmezliğidir. Mesela yeni azınlık yaratma
talepleri var. Biz bunları konuşmuyoruz ama içimizde bu var. İşte bu
yeni azınlık yaratma talepleri, bizim üzerimize Avrupa üzerinden gelmeye
başlayacak. Ben en kötü senaryodan hareket ederek bunları söylüyorum.
AB'yle müzakere sürecinde başımıza en kötü ne gelebilir?
Avrupa Konseyi 17 Aralık'ta bir karar verecek ve Türkiye'yle
müzakereleri temmuzda başlatacak. Çünkü araya bir rapor daha
sıkıştıracaklar. Hazirandaki Avrupa zirvesine kadar, Türkiye'yi tekrar
'yeni bir reform süreci' bekliyor. İsteklerini bu rapora koyabilirler.
Mesela Fransa ve Belçika'nın imzalamadığı Azınlıklar Çerçeve
Sözleşmesi'ni bizden imzalamamızı isteyebilirler.
AB'nin kurucu ülkelerinin imzalamadığı bir sözleşmeyi mi Türkiye'nin
önüne yeni bir şart olarak koyacaklar?
Evet. Ben, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesiyim. Oradaki
tartışmalarda en çok azınlıklarla ilgili üzerimize geliniyor. Lozan'daki
azınlık kavramımızın eskidiği, Türkiye'ye dar geldiği iddiaları var. Biz
sadece dini azınlıkları tarif etmişiz. Halbuki artık kültürel, dilsel,
dinsel her türlü azınlık olabileceği, sadece dini azınlık diye bir
kavramın olamayacağı söyleniyor. Eğer çoğunluk tarafından kendi
haklarının ezildiğini düşünüyorsa, bu insanların azınlık hakları talep
etmeleri mümkün olabiliyor. Diyelim ki, Alevi, Kürt ya da Arap
vatandaşlarımıza, Romanya ve Macaristan'daki gibi ayrı bir statü
verilmesi istenebilir. Milletler Cemiyeti dönemindeki azınlık kavramıyla
bugünün dünyasındaki azınlık kavramının çok fazla ortak bir tarafı
kalmadı artık. Ben bunları, yaşanabilecek en kötü senaryodan hareketle
söylüyorum. Biz 1990'larda, bu atılımları, reformları yapmış, kültürel
hakları vermiş olsaydık...
Ne olurdu?
Bu azınlık meselesi uzun vadede çözülürdü ve Türkiye, 'tüzel statü'
verilmesi anlamında bir azınlık noktasına gelmeyebilirdi. Ama Türkiye
gecikti. Geçen süreçte, Orta Avrupa ülkeleri azınlık haklarını çok
etkiledi. Mesela Romanya, Bulgaristan ve Macaristan'da azınlıklar var ve
bu azınlıkların mecliste temsili için kotaları var. Ama mesela Fransa
farklı bir model uyguluyor. O, vatandaşlık temelinde, kendi
milletvekilini de seçebilmesi anlamında kültürel haklar verdi.
Türkiye'nin modeli ise ne Fransız modeli ne de Macar ya da Romen modeli.
Türkiye'nin şu anda ne yapmak istediği belli değil. Bir an önce bir
model tercih edilmesi gerekiyor. Çünkü bireysel hak ve özgürlükleri
vermediğiniz ve belli bir model de seçmediğiniz zaman size bir zorlama
gelecektir. Çok önemli bu. Müzakere sürecinde, kırmızı çizgi
addettiğimiz şeyler ortaya çıkabilir. Bu konuları şimdiden
tartışmalıyız.
Sizin kırmızı çizgiler dediğiniz, anladığım kadarıyla bizim çok uzun
zamandır süren ve bir türlü çözemediğimiz sorunlar. Ne Alevi, ne de Kürt
sorunumuz yeni bizim. AB'ye üyelik sürecini yaşamazken de vardı bizim bu
sorunlarımız. Siz, bu sorunların bir çözüme mi kavuşmasından
korkuyorsunuz, yoksa bizim istemediğimiz tarzda bir çözüme kavuşmasından
mı?
Ben bunların Türkiye içinde sağlanacak konsensüsle çözülmesine
taraftarım. Avrupa'dan empoze edilmesine çok taraftar değilim. Zina
meselesine döndürmememiz lazım meseleyi. Türkiye, zina meselesini
rahatlıkla içeride halledebilirdi. Ama Avrupa üzerinden baskı gelmeye
başladı ve Avrupa Komisyonu'ndan bir genel müdürün çıkıp açıklama
yapması üzerine, sayın Başbakan da bu tehdide bir tepki göstermek
zorunda kaldı.
AB, eğer size çağdaş demokrasinin ölçülerini hatırlatmasaydı, AKP'nin
çoğunlukta olduğu Meclis'ten zinayı suç yapan madde rahatlıkla
geçecekti. Siz AB ölçülerini kabul etmiyor musunuz? Niye bu ölçüleri
kendiniz hatırlamıyorsunuz da, AB hatırlatıyor size?
Hatırlandı zaten. Orada öyle bir şey yoktu ki. Zina maddesi önerge
olarak Meclis'e indi mi? Hayır. Komisyondan geçti mi? Hayır.
Başbakan zinayı suç haline getireceğini açıkça söyledi.
Olabilir. Meclis'e gelmiş bir şey var mı? Yok. O siyasi bir söylemdir.
Olur geçer yani. Bu kadar büyütmenin bir anlamı yok ki. Her sorunu
Avrupa'ya götürmek çok faydalı olmaz. Türkiye sorunlarını kendi
halledebilir.
Büyük bir değişimden geçerken, hak ve özgürlüklerle ilgili eski
sorunları yorumlama ve ele alma biçimlerimizi de değiştirmemiz
gerektiğini düşünmüyor musunuz?
Bireysel hak ve özgürlükleri kullanmak sadece hukuksal bir kavram değil,
aynı zamanda siyasal bir kavramdır. İktidarla ve güçle ilişkisi var
bunun. Siz bireysel hak ve özgürlükleri Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarına verdiğinizde, bu bireysel hak ve özgürlükleri kullanan
insanlar, hükmetme araçlarına sahip oldukları takdirde, diğer insanların
en temel birey hak ve özgürlüklerini çiğneme durumunda kalabilirler. Siz
bunu bireysel hak ve özgürlükler anlamında verirsiniz ama, Türkiye'de
hükmetme araçları kimin elinde?
Türk halkı AB ülkelerindeki bireysel hak ve özgürlüklere, demokrasiye
hâlâ hazır değil mi size göre?
Halktan benim bir endişem yok. Ama ne bileyim devlet kurumları olabilir,
siyasal partiler olabilir, sivil toplum örgütleri olabilir.
AB ülkelerinde de farklı etnik ve dinsel kökenden insanlar bir arada
yaşıyor. AB üyeleri buna benzer durumlarda kendi ülkelerindeki
vatandaşlara nasıl davranıyorsa, biz bu ölçüleri kabul etmeyecek miyiz?
Bizim özel durumumuz mu var size göre?
Hayır. Birey hak ve özgürlükleri uluslarüstüdür.
Peki Başbakan 'Biz Türküz, bizim işlerimize karışamazlar' lafını
söylerken, AB ülkelerinde bireysel hak ve özgürlükler konusunda herkesin
birbirinin işine karıştığını daha önce fark etmemiş miydi?
Böyle soru olur mu? Tabii ki farkında. Niye Anayasa'yı değiştirdik, uyum
kanunları çıkardık o zaman? Zina meselesi istisna bir şey. Biçimsel
olarak Başbakan bunu söyleyebilir. Belki zina meselesinin temel hak ve
özgürlükler bağlamında bu kadar hassas bir konu olduğunu bilmiyor
olabilir.
Belki o anda Verheugen'in çok altında birinin kalkıp konuşması, gururuna
dokunmuş olabilir.
AB üyeliği için girişimde bulunan bir ülkede, Samsun Belediyesi gibi
gençlerin hayatına müdahale etmeye kalkanların cezalandırılacağını,
AKP'liler içine sindiriyor mu sizce?
Sindirir. Niye sindirmesin. Sadece kurallarını öğrenirler ve ona göre
davranırlar. Hem sindirme kelimesi yanlış. Sindirme, istemediğiniz bir
şeyin size zorla yaptırılmasıdır. AK Parti için geçerli değil bu. Sanki
AK Parti iktidarı AB üyeliğini millet istediği için siyaseten, zoraki
yapıyormuş gibi bir algılama var ki, bu tamamen yanlış.
İçine girmeye çalıştığımız dünyada, kadınların özgür olacağının, kendi
hayatlarına kendilerinin karar vereceğinin farkında mı peki AKP?
O dünyaya girmese de böyle olması lazım. Çünkü biz bireysel hak ve
özgürlükler tabanında bir tarif getiriyoruz. Bunun cinsiyeti olmaz. Biz
bireyi tarif ediyoruz. Erkek rahat olsun da, kadın kontrol altında
tutulsun diye bir şey olmaz.
Ahmet Taşgetiren'le yaptığımız söyleşide, AB ile en büyük sorunun
kadın-erkek ilişkilerinde, cinsellik konusunda ortaya çıkacağını
söylemişti. Bu görüşe katılıyor musunuz?
Katılmıyorum. Kadınlar, kendi haklarını sivil toplum örgütleri kanalıyla
daha fazla dile getirecekler. Bu bir çatışma noktası olmayacak. AB
süreci bir kazanım olacak. Türkiye'nin hayatını AB'den çok çok uzak
görenlere ben katılmıyorum. Romanya ve Bulgaristan'ın taşrasının
bizimkinden farkı yok. Oradayken, Müslüman köylerden geçiyoruz sandım.
Roman Katolik olarak kadınların tamamının başı örtülüydü. Yönetim
kilisede olduğu için AB takvimi yerine Roman Katolik takvimini
kullanıyorlar. AB bunu, inancını yaşama özgürlüğü kapsamında
değerlendiriyor. Yani kalkıp AB size, 'Böyle yaşayamazsınız' demeyecek.
Zaten bizim AK Partililer olarak birinci vazifemiz...
Nedir birinci vazifeniz?
Bireysel hak ve özgürlüklerin ne olduğunu topluma öğretmektir. Devlet,
bu hak ve özgürlükleri kullanma güvencesini verdikten sonra, insanları
kendi başına bırakmalıdır. Ben cebimde, çok küçük bir kitapçık olarak
basılmış Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi' ni taşıyorum. Grupta dağıttım
bunu. 'Arkadaşlar bundan sonraki muskamız budur. Sizi devlete, dünyasal
zulümlere karşı koruyacak olan budur. Kutsal olan şey bundan sonra
budur' dedim. Bu algılamanın yerleşmesi lazım. AB, bir entelektüel
projedir. Önce entelektüel bir kazanım olarak bu projeyi alıyorsunuz,
sonra bunu toplumun aşağılarına eğitim vasıtasıyla yayıyorsunuz.
AKP, hep devletin, insanların özel hayatına karışmasına karşı çıkar. Ama
her fırsatta da 'toplumun değerleri' diye birtakım ölçüleri bireylerin
önüne koyar. Toplumun insanların özel hayatına karışması konusunda
partiniz ne düşünüyor?
Bireysel hak ve özgürlüklerin korunması noktasında partide farklı
düşünenler olabilir belki ama, bireysel özgürlükler topluma karşı da
korunmalı ve bunun altyapısı da bir an önce düzenlenmeli.
AKP, bugün büyük bir değişimin yolunun açılmasında ciddi bir rol
üstlendi. Bu değişimi sonuna kadar götürebilecek misiniz?
Tabii, artarak.
Ama eskiden AKP'yi destekleyen birçok dindar yazar şimdi AB konusunda
çok tedirgin. Hatta AB'yi istemiyor gibi duruyorlar. AKP tabanında AB
ile ilgili bir görüş değişikliği var mı?
Hayır. Komisyon Raporu'ndan sonra milletvekili arkadaşlarımız
bölgelerinden gelen telefonlarla daha da motive oldular.
Sizi destekleyen yazarlardaki AB kuşkusunu, hatta AB'yi istememelerini
neye bağlıyorsunuz peki?
Milliyetçi refleks olarak değerlendiriyorum onu. Zina meselesi istisna
bir hadiseydi. Her şeyimize Avrupa karışacak mı diye düşünüldü.
Tabanınız ve sizi destekleyen yazarlar AB'ye karşı çıkarsa ne
yapacaksınız?
Bu Başbakan'ın elinde bir karar ama, hiçbir şekilde bu yoldan dönüş
olmaz. Yolumuza devam ederiz. Çünkü hem Türkiye hem AB için bunu kapatma
maliyeti çok yüksek. O kadar büyük yatırım yapmışsınız ki, ne olursa
olsun ileriye gitmek, geriye dönmekten çok daha avantajlıdır. Türban,
imam hatipler ve meslek okulları meselesi, bireysel hak ve özgürlükler
bağlamında ele alınmalı. AB süreci işte bunu sağlayacak.
AB ile müzakereleri AKP götürebilecek mi ? Yoksa arada ciddi sorunlar
çıkar mı?
Çıkmaz ama bizim şu ana kadar konuşmadığımız konulara AB dokunduğunda
bizden refleksler fışkırabilir. Pek çoğu bunu kırmızı çizgi olarak
addedebilir. Bir de sorunlar dışarıdan empozeyle çözüldüğünde,
Türkiye'de demokratik kültür bastırılmış oluyor. Onun için biz şimdiden
bu konularda karara varmalıyız. AB'ye devrettiğimiz yetkileri hükümetin
bir an önce tarif etmesi lazım. Ayrıca AB normlarını da hiçbir zaman
tartışmaya açmaması lazım. Hükümetin, kendi yetki alanına AB'yi müdahale
ettirmemek ve AB'ye dönüp, 'Buna siz karar veremezsiniz' demek için
dersini iyi çalışması, Avrupa Anayasası'nı, temel hak ve özgürlükler
muskasını yanında taşıması gerekiyor. Eğer işleriniz bireysel hak ve
özgürlükleri ilgilendiriyorsa AB size karışacaktır. Ama işleriniz milli
devletin yetki alanına giren konuları ilgilendiriyorsa, AB müdahale
edemeyecektir. Ben zina meselesinde Başbakan'ın biçimsel olarak böyle
bir tepki göstermesine ve oradaki ifadeye aynen katılıyorum. Bir gün
yine böyle karşı çıkacağı zamanlar gelecek. Başbakan zaten karşı
çıkmalıdır da.
Zina konusu bireysel özgürlüğe giriyor. Başbakan, 'Bu konuda bize
karışamazsınız' diyebilir mi?
O konuda diyemez. Onun temel hak ve özgürlüklere girdiğini ve Avrupa'nın
politik kültüründe ve kişisel hakları koruma kültüründe böyle bir şeyin
olmadığını bilmesi gerekiyor.
Ama Başbakan biçimsel olarak çok haklı. Avrupa Komisyonu'ndan bir memur
çıkıyor, açıklama yapıyor. Başbakan da buna en yüksek perdeden cevap
veriyor. Tamamen katılıyorum. |