|

Profan Kutsallık
Rasim ÖZDENÖREN /
07.10.2004 / YENİ ŞAFAK
Kutsallık isnat edilen bir kurum
veya kavram meşruiyet zeminini bağlantı kurduğu kutsal kaynağında bulur.
Kutsallık izafe veya isnat edilen bir kurum veya kavram, meşruiyetini
kendi aslî referans noktasına izafe etmekten mahrum bulunuyorsa, ortaya
yalnızca sahte kutsallıkların çıkartılmış olduğunu söyleyebiliriz.
"Modern çağ", aslında, bütün kurumların ve kavramların kutsal
muhtevasından boşaltılması bakımından bir anlam (veya belki daha yerinde
bir deyimle anlamsızlık) taşırken, bu işi başarabilmek için, yani
kurumların ve kavramların kutsal muhteviyatını boşaltabilmek için,
kendine göre yeni kutsallar icat etmek zorunda kalmıştır. En başta, işbu
"modern" kavramı kendiliğinden kutsal bir muhteviyata sahipmiş gibi bir
muameleye tâbi tutulmak istenmiştir. Geleneğin gerçek kutsallığından
arınmak isteyen modern çağ uydurma (cali) kutsallar icat etme durumuna
düşmüştür.
Kendi devletine kutsallık izafe etmek isteyen bir anayasa böyle bir
yetkiyi nerden ve kimden almış olabilir? Bu yetkinin halktan veya
yönetilenlerden alındığı ileri sürülecek olursa, bu durumda da, halkın
veya yönetilenlerin kutsallık bahşetme hakkını ve yetkisini nerden
aldığı, yani kendisinin bu bağlamdaki yetkisinin neye (nereye) dayandığı
sorusu ortaya çıkacaktır. Kaldı ki, yönetenlere, yönetilenler tarafından
yönetme yetkisinin tevdi edilmesinin kabul gördüğü bir rejimin kendisi,
bizzat kendini, aslında kutsal olandan boşandırmış değil midir? Kendisi
kutsal sayılmayan bir kaynak, nasıl olur da başka bir şeyi kutsal hale
getirebilir?
Gariptir ki, sahte (uydurma) kutsallar da, kendi "kutsal" kişilerini,
"kutsal" kavramlarını, "kutsal" ritüellerini ortaya çıkartmakta
gecikmiyor. Cenazelerin alkışlarla götürülmesi, bazı kişilere tabu
muamelesi yapılması gibi süreçler sahte kutsamalar cümlesindendir.
Modern zamanın kendi içinde taşıdığı çelişki şurada ki, bir yandan
geleneğe mahsus gerçek ve meşru kutsallar gözden düşürülmeye
çalışılırken, bir yandan da sahte ve gayrımeşru kutsallar icat etme
mecburiyetiyle karşılaşılıyor: örtünme gözden düşürülürken çıplaklık
kutsanıyor; insanlar sürüleşirken sürü üyesinin oyu kutsallaştırılıyor;
nikah gözden düşürülürken nikahsız birliktelik kutsanıyor.
Bu sürece kutsalın ve murdarın yer değiştirmesi de denilebilir.
Geleneğin gerçek kutsal kurum ve kavramları, modernlerin uydurma ve
yapma kutsallarıyla yer değiştirmeye zorlanırken, gündelik hayatımız
artan bir ivmeyle "profan kutsalların" istilası ve tasallutu altında
tutuluyor. Gerçek kutsallığın içini boşaltmak isteyenler, böylece, kendi
uydurdukları cali kutsallarına perestiş etmek zorunda kalıyor. Çünkü
kutsallık kendisine boş bir lâf gözüyle bakanı affetmiyor, belki en çok
onu affetmiyor. |