|

Muhafazakar Kesimde Ayrışma...
Ali BAYRAMOĞLU /
16.10.2004 / YENİ ŞAFAK
6
Ekim'de yayınlanan AB Komisyonu İlerleme Raporu'nun Türkiye'de siyasi
ittifaklar ve siyasi tavırların üzerine ilginç etkileri oldu.
AB fikrine dirençli olan statükocu kesim, bir anda yanıbaşında bu fikri
şu ana kadar açık bir şekilde ya da zımnen, olmadı faydacı bir bakışla
desteklemiş olan başka kesimleri bulmaya başladı.
Bunlar arasında en önemli grup İslami ve muhafazakar kesimin
aktörleri...
Bu aktörlerin temel itirazları Tanzimat'tan bu yana neredeyse değişmeyen
bir kaygıdan kaynaklanıyor:
Batı'yla yaşanan tek yönlü yakınlaşmanın Türkiye'nin kimliği, değerleri,
hatta bütünlüğünü tehlikeye sokması, Batı'nın Türkiye yaklaşımının,
Türkiye'den taleplerinin "onur kırıcı" olması...
Bir tür "gizli Batı tedirginliği", İlerleme Raporu'nda yer alan
"Alevi-azınlık" gibi tabirlerle, komisyonun Türkiye için önerdiği farklı
müzakere yöntemleriyle hem hız kazanmış, hem meşrulaşmış durumda.
Aslında İlerleme Raporu'nun bu yönleri üniversitelerden yazarlara,
siyasetçilerden kanaat önderlerine kadar Türkiye genelinde bir
huzursuzluk yaratmış durumda.
Açık uçlu müzakere tanımı, nihai onayı AB bürokratlarının değil, üye
ülkelerinin siyasi temsilcilerinin vermesi ilkesi, müzakereler sonucu
Türkiye'nin üye olamayabileceğinin ifade edilmesi, bu huzursuzluğun alt
yapısını oluşturuyor.
Bu huzursuzluk henüz aktif bir hale dönüşmüş değil.
Bununla birlikte huzursuzluk konusunda muhafazakar kesim bir adım önde
bulunuyor. Bu kesimin kimi etkili dergileri, aydınları, kalemleri açık
ve keskin bir tartışmaya yakın duruyorlar.
İlginç olan bu durumu farkeden statükocu yazı erbabının muhafazakarları
dirence, direnişe tahrik etmeye çalışması, neredeyse konjonktürel bir
ittifakın içine davet etmesi. İlhan Selçuk, Emin Çölaşan, Bekir Çoşkun,
Gündüz Aktan gibi kalemlerin muhafazakar kesime seslenen yazılar kaleme
almaları bu durumun yoruma mahal bırakmayacak örnekleri...
Bu yazılar muhafazakar kesimin iki hassas noktasını hedef almış
görünüyor:
"Devletin taşıyıcılığı, devlet telakkisi ve devlet-kimlik ilişkisi" ile
"benlik-din-siyaset ilişkisi" ...
Başka bir deyişle muhafazakar kesimin bu köşede sıkça dile getirilen
"ölümcül çelişki"sini temel alıyor, bu yazılar.
Zira bu ölümcül çelişki İlerleme Raporu sonrası kendiliğinden devre
girmiş bulunuyor.
Türk muhafazakarlığı sorunlu olduğu kurum ve yapılarda değişim ve
demokrasi talebini dile getiren, buna karşılık kendi değişimini öngören
her adımda, her iddiada tepkisel olan, gelenekçi yapı olmayı
sürdürüyor... Tepkisellik ileriye dönük bir model, bir siyaset
üretmediği oranda, kendi siyaseti ve duruşunu içeride ve dışarıda
ötekiler yaratmak üzerine kuran bir zihniyet olarak karşımızda
duruyor...
İlerleme Raporu işte bu tepki çerçevesinde algılanıyor.
Bu muhafazakar yapının taşlarıyla oynayan en keskin hareket AK Parti ve
AK Parti'nin son iki yılda izlediği siyaset oldu. Bu çerçevede
muhafazakar kesimin karşı durduğu, kimliği ürettiği bir yapıyla, Batı'ya
fikri ve fiili teması kendi içinde hem bir değişime hem bir travmatik
yırtılmaya yol açmıştı.
Bugün yırtılmanın ciddi bir sorun haline dönüşmeye başladığı, "yırtılma
travması"nı sert dönüşler şeklinde yaşayanların, değişime ve bu kesim
içindeki değişim yanlılarına tepki göstermeye başladığını görüyoruz.
Başka bir deyişle, bir ayrışmanın ipuçlarını görüyoruz... Bu ayrışmanın
izleyeceği güzergah önemlidir ve 17 Aralık ve sonrasına yakından
bağlıdır.
Gelişmeler sağlıklı bir değişime de yol açabilir, AK Parti'yi zora
sokacak kaotik bir duruma da...
Beklemek gerek... |