|

AB: Medeniyetler Buluşması ya da
Asimilasyon
Akif EMRE /
14.10.2004 / YENİ ŞAFAK
Dünyadaki bunalımın temelinde hakim medeniyetin içinde bulunduğu krizin
yattığını, farklı tüm medeniyetleri dışlayan, yok sayan Batı
medeniyetine karşı insanlık birikimlerinin devreye sokulması gerektiğini
hep savunduk. Batı medeniyetine karşı alternatif bir medeniyet
anlayışının geliştirilmediği takdirde Batı'nın içinde bulunduğu krizin
kendisiyle birlikte insanlığı felakete sürüklemesinin kaçınılmaz
olduğunu sürekli hatırlatmaya çalıştık. Nitekim, anlamak için sadece
20.yüzyıl kısa tarihine göz atmak yeterli. "Tarihin sonu"nu ilan eden
Batı'nın 'ben merkezci' yaklaşımı sonuçta "medeniyetler çatışması" gibi
teorik temele yaslanarak bir küresel krize yol açması kaçınılmazdı.
Batı medeniyetinin bu ben merkezcilikten beslenen kendi dışındaki
medeniyetleri yok sayan, küçümseyen yaklaşımı aslında krizin maddi
plandaki tezahürüdür. Buna karşı insanlığın mutlaka alternatif
yaklaşımlar üretmesi gerekmektedir. Modernitenin tarihte eşi görülmedik
biçimde tüm yerli kültürleri teslim alması karşısında ayakta durabilen,
otantikliğini ve özgünlüğünü koruyabilen , diriliğini sürdüren 'biricik'
alan olarak tüm sorunlarına karşın İslam dünyası gösterilebilir.
Medeniyet bağlamında insanlık birikimini tek bir kültür ve değerlere
indirgeyen Batı karşısında alternatif bir medeniyeti savunmak sadece
İslam dünyası açısından değil insanlığın geleceği açısından da önem arz
etmektedir. Türkiye'nin bu anlamda sahip olduğu tarihi birikim, İslam ve
Batı ilişkilerindeki özel durumu, en önemlisi Osmanlı medeniyetinin
varisi olması nedeniyle bu kaotik ortamda onu tarihi rolünü oynamaya
zorluyor. Aynı zamanda bunca sorunlarına rağmen sıradan bir ülke
olmaması nedeniyle de kuşatılmaya çalışılıyor.
Yeni tür sağcılaşma?
Medeniyet konusunu ana eksene alan bir yaklaşımı diri tutmaya çalışmama
ragmen olur olmaz durumlarda kavramın içeriğinin boşaltılarak
kullanılıyor olması, adeta ideolojik olarak bir tür sağcılaştırıcı
fonksiyon yüklenmesi muhafazakarlığın geldiği nokta açısından hayli
ilginç. AB'ye ilişkin politik manevraların içi doldurulmamış soyut bir
medeniyet kavramına sığınılarak geçiştirilmesi en azından gelinen durumu
örtmeye yetmiyor.
AKP hükümetinin AB sürecinde, uyguladığı politikaları özellikle kendi
tabanı karşısında meşrulaştırıcı bir kavram olarak 'medeniyet'e gönderme
yapması, sıklıkla başvurması şaşırtıcı. Çünkü her aşamada medeniyete
yapılan göndermemelerin birbiriyle çelişik bağlam ve anlamda
kullanılması bizzat 'medeniyetten ne anlaşıldığı' sorusunu gündeme
getirmektedir. Bir müddet önce "AB'ye bir medeniyet projesi olduğu için
giriyoruz" derken bu toplumun sahip olduğu tüm değer ve iddiaları
sıfırlayan yaklaşımla, bugün "AB'ye medeniyetler buluşmasını sağlamak
için" girildiği iddiası arasındaki çelişkiyi izah edebilmiş değil siyasi
iktidar.
Eğer AB bir medeniyet projesi ise ki öyledir, o zaman bu toplumun
tarihini, birikimini, medeniyet iddiasını hiçe sayan, hatta bu toplumu
aşağılayan bir yaklaşım söz konusu değil midir? Türkiye AB'ye ilkel
kabileler düzeyinde medeniyet dersi almak için katılması isteniyorsa
bunca tarihi birikim nereye sığdıracağız? Batıcı, seküler aydınların
teslimiyetçi tavrından herhangi bir farkı yok bu yaklaşımın.
Asimilasyon olmasın?
Yenilerde ortaya atılan "medeniyetler buluşması" daha pozitif bir
noktada duruyor gibi görünse temel de yanlış bir yerden hareket
edilmektedir. Avrupa Birliği bir medeniyet projesi ve biz de ona başka
bir medeniyetin temsilcisi olarak girdiğimizi ila eden bu yaklaşımda
doğruluk/isabet payı gerçekten ne kadardır?
Eğer Türkiye AB'ye farklı bir medeniyetin temsilcisi olarak giriyorsa,
eşit şartlarda bir pazarlık yaparak kendi değerleriyle katılmasından söz
ediyoruz demektir. Türkiye'nin hangi şartlarda ve hangi değer ölçülerini
benimseyerek bu medeniyete girdiğini günlük politika düzeyinde olup
bitenlerle ilgilenen herkes görüyordur. Günlük Hayattan değerler
sistemine kadar kendi medeniyetinin değerlerini empoze eden bir ilişki
biçiminde farklılıklar arası eşit ilişkiden bahsedilebilir mi? Tam tersi
Batı medeniyeti kendi değerlerinin evrensel olduğu iddiasıyla tüm
dünyaya dayatan, tek kültürlü-tek boyutlu bir medeniyettir. Sanılanın
aksine farklılıkları tanıyan değil farklılıkları ortadan kaldıran bir
kültür var karşımızda. Bu nedenle farklı kültürlere tahammülü olmadığı
için diyalogdan çok entegrasyonu öne çıkaran sonuçta asimilasyonu esas
alan bir oluşum var karşımızda. Avrupa'nın kendi içindeki azınlıklara
özellikle Müslüman azınlıkların/Türklerin kendi kültürel kimliklerini
tanımaktan çok asimilasyonunu öncelemesi bunun açık bir göstergesi
değimlidir.
Sonuçta stratejik kaygılar bir yana, Türkiye AB içinde asimile edilmek,
kendi medeniyetinden farklı bir medeniyete dönüştürülerek alınmak
istenmektedir. AB dışında kalınca mevcut durumun bunun alternatif
olup-olmadığı sorunu ayrı bir konu, fakat takdim edildiği gibi Türkiye
AB'ye medeniyetleri buluşturmak üzere değil, asimile edilmek üzere
alınmak isteniyor. En azından şu andaki ilişki biçimi bunu gösteriyor..
Eğer Türkiye'nin AB'ye katılımını medeniyet perspektifinden ikna etmeye
çalışılırsa, bunun hiç de takdim edildiği gibi olmadığın anlamak için
fazla entelektüel çabaya gerek yok. AB taraftarlarının ikna edici başka
argümanları varsa onu konuşalım, ama medeniyet balgamında izah edilir
bir yanı yok. |