Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 311 | Kasım  2004

                   

 

 


  

AB: Medeniyetler Buluşması ya da Asimilasyon

Akif EMRE / 14.10.2004 / YENİ ŞAFAK

Dünyadaki bunalımın temelinde hakim medeniyetin içinde bulunduğu krizin yattığını, farklı tüm medeniyetleri dışlayan, yok sayan Batı medeniyetine karşı insanlık birikimlerinin devreye sokulması gerektiğini hep savunduk. Batı medeniyetine karşı alternatif bir medeniyet anlayışının geliştirilmediği takdirde Batı'nın içinde bulunduğu krizin kendisiyle birlikte insanlığı felakete sürüklemesinin kaçınılmaz olduğunu sürekli hatırlatmaya çalıştık. Nitekim, anlamak için sadece 20.yüzyıl kısa tarihine göz atmak yeterli. "Tarihin sonu"nu ilan eden Batı'nın 'ben merkezci' yaklaşımı sonuçta "medeniyetler çatışması" gibi teorik temele yaslanarak bir küresel krize yol açması kaçınılmazdı.
Batı medeniyetinin bu ben merkezcilikten beslenen kendi dışındaki medeniyetleri yok sayan, küçümseyen yaklaşımı aslında krizin maddi plandaki tezahürüdür. Buna karşı insanlığın mutlaka alternatif yaklaşımlar üretmesi gerekmektedir. Modernitenin tarihte eşi görülmedik biçimde tüm yerli kültürleri teslim alması karşısında ayakta durabilen, otantikliğini ve özgünlüğünü koruyabilen , diriliğini sürdüren 'biricik' alan olarak tüm sorunlarına karşın İslam dünyası gösterilebilir.
Medeniyet bağlamında insanlık birikimini tek bir kültür ve değerlere indirgeyen Batı karşısında alternatif bir medeniyeti savunmak sadece İslam dünyası açısından değil insanlığın geleceği açısından da önem arz etmektedir. Türkiye'nin bu anlamda sahip olduğu tarihi birikim, İslam ve Batı ilişkilerindeki özel durumu, en önemlisi Osmanlı medeniyetinin varisi olması nedeniyle bu kaotik ortamda onu tarihi rolünü oynamaya zorluyor. Aynı zamanda bunca sorunlarına rağmen sıradan bir ülke olmaması nedeniyle de kuşatılmaya çalışılıyor.
Yeni tür sağcılaşma?
Medeniyet konusunu ana eksene alan bir yaklaşımı diri tutmaya çalışmama ragmen olur olmaz durumlarda kavramın içeriğinin boşaltılarak kullanılıyor olması, adeta ideolojik olarak bir tür sağcılaştırıcı fonksiyon yüklenmesi muhafazakarlığın geldiği nokta açısından hayli ilginç. AB'ye ilişkin politik manevraların içi doldurulmamış soyut bir medeniyet kavramına sığınılarak geçiştirilmesi en azından gelinen durumu örtmeye yetmiyor.
AKP hükümetinin AB sürecinde, uyguladığı politikaları özellikle kendi tabanı karşısında meşrulaştırıcı bir kavram olarak 'medeniyet'e gönderme yapması, sıklıkla başvurması şaşırtıcı. Çünkü her aşamada medeniyete yapılan göndermemelerin birbiriyle çelişik bağlam ve anlamda kullanılması bizzat 'medeniyetten ne anlaşıldığı' sorusunu gündeme getirmektedir. Bir müddet önce "AB'ye bir medeniyet projesi olduğu için giriyoruz" derken bu toplumun sahip olduğu tüm değer ve iddiaları sıfırlayan yaklaşımla, bugün "AB'ye medeniyetler buluşmasını sağlamak için" girildiği iddiası arasındaki çelişkiyi izah edebilmiş değil siyasi iktidar.
Eğer AB bir medeniyet projesi ise ki öyledir, o zaman bu toplumun tarihini, birikimini, medeniyet iddiasını hiçe sayan, hatta bu toplumu aşağılayan bir yaklaşım söz konusu değil midir? Türkiye AB'ye ilkel kabileler düzeyinde medeniyet dersi almak için katılması isteniyorsa bunca tarihi birikim nereye sığdıracağız? Batıcı, seküler aydınların teslimiyetçi tavrından herhangi bir farkı yok bu yaklaşımın.
Asimilasyon olmasın?
Yenilerde ortaya atılan "medeniyetler buluşması" daha pozitif bir noktada duruyor gibi görünse temel de yanlış bir yerden hareket edilmektedir. Avrupa Birliği bir medeniyet projesi ve biz de ona başka bir medeniyetin temsilcisi olarak girdiğimizi ila eden bu yaklaşımda doğruluk/isabet payı gerçekten ne kadardır?
Eğer Türkiye AB'ye farklı bir medeniyetin temsilcisi olarak giriyorsa, eşit şartlarda bir pazarlık yaparak kendi değerleriyle katılmasından söz ediyoruz demektir. Türkiye'nin hangi şartlarda ve hangi değer ölçülerini benimseyerek bu medeniyete girdiğini günlük politika düzeyinde olup bitenlerle ilgilenen herkes görüyordur. Günlük Hayattan değerler sistemine kadar kendi medeniyetinin değerlerini empoze eden bir ilişki biçiminde farklılıklar arası eşit ilişkiden bahsedilebilir mi? Tam tersi Batı medeniyeti kendi değerlerinin evrensel olduğu iddiasıyla tüm dünyaya dayatan, tek kültürlü-tek boyutlu bir medeniyettir. Sanılanın aksine farklılıkları tanıyan değil farklılıkları ortadan kaldıran bir kültür var karşımızda. Bu nedenle farklı kültürlere tahammülü olmadığı için diyalogdan çok entegrasyonu öne çıkaran sonuçta asimilasyonu esas alan bir oluşum var karşımızda. Avrupa'nın kendi içindeki azınlıklara özellikle Müslüman azınlıkların/Türklerin kendi kültürel kimliklerini tanımaktan çok asimilasyonunu öncelemesi bunun açık bir göstergesi değimlidir.
Sonuçta stratejik kaygılar bir yana, Türkiye AB içinde asimile edilmek, kendi medeniyetinden farklı bir medeniyete dönüştürülerek alınmak istenmektedir. AB dışında kalınca mevcut durumun bunun alternatif olup-olmadığı sorunu ayrı bir konu, fakat takdim edildiği gibi Türkiye AB'ye medeniyetleri buluşturmak üzere değil, asimile edilmek üzere alınmak isteniyor. En azından şu andaki ilişki biçimi bunu gösteriyor..
Eğer Türkiye'nin AB'ye katılımını medeniyet perspektifinden ikna etmeye çalışılırsa, bunun hiç de takdim edildiği gibi olmadığın anlamak için fazla entelektüel çabaya gerek yok. AB taraftarlarının ikna edici başka argümanları varsa onu konuşalım, ama medeniyet balgamında izah edilir bir yanı yok.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...