Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 311 | Kasım  2004

                   

 

 


  

“AB, Türkiye ve İslam”

Şahin ALPAY / 09.10.2004 / ZAMAN

Son zamanlarda yayımlanan çok sayıdaki Türkiye’nin AB üyeliği konulu araştırmalar arasında bana en ilginç geleni, Hollanda Hükümet Politikaları Bilim Konseyi (WRR) tarafından gerçekleştirilen "Avrupa Birliği, Türkiye ve İslam" konulu araştırma. Araştırmanın cevaplamayı amaçladığı soru şu: Nüfus çoğunluğunun Müslüman olması Türkiye’nin AB üyeliği önünde bir engel midir? Araştırmanın "Avrupa Birliği, Türkiye ve İslam" başlıklı raporu, Hollanda hükümetine resmen 21 Haziran 2004 günü sunuldu; İngilizce metni yakınlarda Amsterdam Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı.
Hollandalı sosyal bilimciler W. Asbeek Brusse ve I.J. Schoonenboom’un imzasını taşıyan rapordaki analizler kısmen E. J. Zürcher ve H. Ven der Linden’in kaleme aldıkları ve kitapta rapora ek olarak verilen "Kırılma Hattı’nı Arayış: ‘Uygarlıklar Çatışması’ Işığında Türk İslamı’nın Türkiye’nin AB’ye Katılımındaki Rolü" başlıklı incelemenin verilerine dayanıyor. Kitapta imzaları bulunan araştırmacılar arasında Türkiye’nin (ve dünyanın) yakından tanıdığı isim Erik Jan Zürcher. Profesör Zürcher’in Türkiye’de modernleşmenin tarihi üzerine okunması gereken bir numaralı eser diyebileceğim "Türkiye’nin Modern Tarihi" başlıklı kitabı yakınlarda (1993 ve 1997 baskılarını izleyen) Genişletilmiş 3. Basımını da yaptı (I.B. Tauris, 2004). Umarım, 3. Basımın Türkçe yayımı da gecikmez.
Hollandalı sosyal bilimcilerin "AB, Türkiye ve İslam" araştırmasında altını çizdikleri hususları şöyle özetlemek mümkün: Türkiye’nin nüfus çoğunluğu Müslüman olan bir ülke oluşu, elbette ki AB’yi benzersiz bir durumla karşı karşıya bırakıyor. Ancak kurucu antlaşmaları ve hükümetlerce kabul edilen anayasasına göre din, AB’nin dayandığı temel değerlerden değildir. AB’nin dayandığı temel değerler, devletin ve dinsel kurumların birbirlerinin bağımsızlığına saygı göstermesi; tüm yurttaşların din ve vicdan özgürlüğüne sahip olmaları; azınlık dinlerine mensup olanların, ateistlerin ve agnostiklerin inançları yüzünden siyasi ve medeni haklarının kullanımında hiçbir sınırlamaya tabi tutulmamalarıdır.
Türkiye, AB ülkeleri gibi laik bir rejime sahiptir. Türkiye’de rejimin laikleşmesi 1920’lerde Cumhuriyet’le değil, 1830’larda Tanzimat’la başlamıştır. Türkiye’nin mirasçısı olduğu Osmanlı devleti resmen bir İslam devleti idiyse de, dinî kurallara göre değil hükümdarların çıkardığı kanunlarla yönetilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Fransa’yı model alan laiklikte o kadar ileri gitmiştir ki, AB Parlamentosu Türk hükümetini "İslam’a ve genel olarak dine yaklaşımında daha makul bir tavır takınmaya" davet etmiştir. Türkiye’nin 1960’ların sonlarından itibaren demokratik sürece dahil ettiği İslamcı partiler rejimin laik niteliğine karşı çıkmamış, ancak Kemalist resmi ideolojinin savunduğundan farklı, din ve vicdan özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların kalktığı türden bir laiklik önermişlerdir. Bunların hiç biri demokratik rejimi sorgulamamış, hepsi demokratik kurallar içinde faaliyet göstermiştir. Olgular Türkiye’de siyasal İslam’a karşı gösterilen aşırı tepkileri haklı kılmamaktadır. İslamcı hareket AB konusunda görüş değiştirmiştir. Devletin bir bölümü AB’yi Kemalist milliyetçiliğe bir tehdit olarak görmeye başlarken, İslamcı hareket giderek AB’nin din özgürlüğünü temel bir hak olarak kabul eden türden bir laikliği temsil ettiğine kanaat getirmiştir.
Raporda varılan sonuç şu: Tarihsel gelişim, günümüzün gerçekleri ve Türk İslamı’nın özellikleri ışığında değerlendirildiğinde, nüfusunun çoğunun Müslüman olması Türkiye’nin AB üyeliğine kesinlikle engel değildir. Aksine, Türkiye’nin üyeliği "uygarlıklar çatışması" tahriklerine verilecek en iyi cevaptır. Geçenlerde Avrupa’nın gerçekten "İslam nehrinin laiklik yatağında akmasını" isteyip istemediğini soran Fransa Başbakanı Jean-Pierre Raffarin’in bu kitabı okumasını isterdim. Fakat okuyup öğrenmeye vakit ayıran biri olduğunu sanmıyorum.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...