Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 303 | Mart 2004

                   

 

Değişim mi
İrtidat mı?
 

Mehmed DURMUŞ


Hani hikaye vardır ya: Adam önce salatalığı soymuş, kabuklarını bir kenara itelemiş. Beğenmediği bu kabukların üzerine de işemiş. Fakat biraz sonra, canı salatalık çekmiş. Her ne kadar üzerine işemişse de, “herhalde şuna değmemişti” diyerek birini yemiş. Sonra “şuna da değmemişti” demiş ikincisini de yemiş. Derken, üzerine işediği kabukların hepsini yemiş… İşte son yıllarda sıkça şahit olduğumuz bir nevi irtidat vak’alarını kısmen bu hikayeyle izah etmek mümkündür. Daha önce kendilerini İslam’la tanımlayan bazı insanlar, 80’li yılların rüzgarlarının da iteklemesiyle bir görünür ‘radikal islamcılık’ edebiyatı yapıyorlardı. Fakat bunun yanında, bir taraftan hafiften demokrasi kültürüne göz kırparken, diğer taraftan da aleyhinde birkaç cümlelik laflar ediyorlardı. Yani üzerine bir nebze işemişlerdi. Fakat gün geldi, acıktılar ve canları yeniden salatalık çekti. Bu sefer, bu böyle olmuyormuş diyerek, daha önce tükürdükleri, üzerine işedikleri, bir biçimde kirlettikleri din dışı ideolojileri teker teker yuttular, aklayıp pakladılar. Tabi bu arada, mideleri, kalpleri, beyinleri muzahrefatla doldu.
Son yıllarda Türkiye’de, İslam’la geçmişte alakası olmuş zevatın günah çıkartması adeta moda oldu. Bunlardan biri ile yapılmış bir röportaj, Radikal gazetesinde Şubat ayının son haftasında yayınlandı. Doğrusu buna günah çıkartma mı denir, bir süre önce nimetlendiği kaplara dönüp bevl etmek mi denir, karar vermesi biraz müşkil.


Değişmekte hızına kimsenin yetişemediği bu kişi, “önceden Taliban gibi düşünürdük” diyor. Şimdi öyle düşünmüyor. Demek ki bir zamanlar Taliban gibiymiş. Eski bir Taliban… Ya da Taliban eskisi… İşte bu Taliban eskisi epeyce bir günah çıkartmış, o kadar çıkartmış ki, içinde eski ‘günahına’ dair ne varsa atmış kurtulmuş. “Aah ne günlerdi o günler…” dercesine söze başlıyor ve eski günahlarını saymaya başlıyor: Hey gidi günler hey… Nasıl da ‘kendilerini’ İbrahim peygamber’in yerine koymuşlardı! Nasıl da, gidip Nemrut dağının tepesindeki “Dünyanın harikası olan bu heykelleri” yıkmayı düşünmüşlerdi?! Tıpkı İbrahim peygamber gibi… Tıpkı Hz. Muhammed’in, Mekke’yi fethettiğinde putları kırması gibi…
Nasıl da ‘şark kurnazlığı’ ama! Nasıl da hala kandırmaya devam ediyor ama! Öncelikle belirtelim ki bu taliban eskisi, ‘talibanlık’ günlerini anlatırken dürüst davranmıyor. “Biz de put düzenine karşı İbrahimi bir isyan hareketi başlatmayı ve gidip Nemrut Dağı'ndaki heykelleri yıkmayı düşünüyorduk.” Meğer 80’li yıllarda Türkiyedeki, bilahare talibanlaşan şeriatçılar, Nemrut heykellerini yıkmayı düşünüyorlarmış! Acaba kendisi İstanbul’da dergi çıkarttığı, adı İrancıya çıktığı yıllarda hep Adıyaman’a gidip Nemrut heykellerini yıkmayı mı hesaplıyordu? Yoksa başka heykeller söz konusu idi de, hala, tiynetindeki takiyye mantığını mı kullanıyor?


İbrahim peygamber ölmeden önce, kırdığı putların günahını neden çıkartmadı dersiniz? Yoksa İbrahim Peygamber “Taliban gibi düşünerek” mi hayata gözlerini yummuştu? Eğer bu Taliban eskisi, İbrahim Peygamber zamanında yaşasaydı, onu Nemrut’a ispiyon eden ilk kişi olurdu sanırım. İbrahim’in kırdığı putların da “dünyanın harikası olan bu heykelleri” kırmasının yanlışlığını anlatırdı mutlaka…
28 Şubat darbesine övgüler düzen, Şeriat düzenini kuramadıkları için Allah’a şükreden, başını örtmeyen kadınların örtenden pekala daha Müslüman olabileceğine hükmeden, Kur’an’ın kesinlikle bir devlet dini önermediğini ağzında geveleyen, “elhamdülillah demokratım” diyen bu taliban eskisi, acaba tarihte nice Firavunlara, Nemrutlara, nice Roma kırallarına hizmetkarlık yapan onca kapı kullarından hiç mi ibret almamaktadır? Allah’ın Kitabı’ndaki, Allah’ın kendisine ayetlerinden verdiği ama onlardan sıyrılıp çıkan, şeytanın peşine takılan, üstüne varsan da dilini sarkıtıp hırlayan, varmasan da hırlayan köpeğe benzetilen ‘adam’ örneğini (7/A’raf, 175-176) hiç mi düşünmemektedir? Böyle yapmakla dünyada kendisine bir şan ve şeref bulacağını mı zannetmektedir? Demokrasinin ‘aziz’ ettiği bir ‘eski taliban’ görülmüş müdür?


Bazı insanlar, yaptığı küçük bir suçu bile, sırf utanma duygularından dolayı bir türlü itiraf edemez, etmezler. İnadına suçlarını gizlerler. Öyle veya böyle, adamda bir gurur bulunur. Fakat bazı taliban eskileri, geçmişlerine küfretmekten anormal derecede haz almaktadırlar. Eğer bir zamanlar Müslüman olmuş olmak bu kadar utanılacak suçsa, hiç değilse küçük bir hırsızlık kadar olsun,gizlenmeye(!) değmez mi? Bu din değiştiren insanlar nasıl bu kadar serazat geçmişlerine küfretmektedirler? İslam bu kadar mı ‘yüz kızartıcı’ bir suçtur? Madem İslam’dan bu kadar yüzünüz kızaracaktı, neden onu din olarak seçmiştiniz? Bu itirafçıların yeni seçimlerinin isabetli, yeni kararlarının doğru olduğuna kim nasıl inanacak? Eski ortağından bir nedenle ayrılan, ama ortağı hakkında olur olmaz yerde ileri geri konuşan insanlara hiçbir onurlu insan iyi gözle bakmaz. Çünkü günü geldiğinde kendisi için de aynı ahlaksızlığı yapacağını düşünür. Bunlar da işte, şerefli insanlar tarafından böyle görülecektir.


Ben bu tür ‘eski taliban’ları gördükçe şunu düşünüyorum: Demek ki bu adamlar, şimdi tiksindikleri o eski günlerinde İslam’dan hiçbir şey anlamamışlar. Belki de Kitaplarını bir kez bile okuyup üzerinde kafa yormamışlar. Her şey görüntüden ibaretmiş. Aksi taktirde, İslam’ın bu kadar çok kişi tarafından terk edilen din olmasını anlamıyorum. Bütün kabahat belki de, onları ‘adam’ yerine koyup konferanslarda, panellerde dinleyen, dergilerini takip eden insanlarda idi!
Aslında bu taliban eskisi, bize bazı açılardan öğretici de olmaktadır. Kendisi 28 Şubat’ın çok iyi olduğunu söylüyor. Gerçekten de öyle oldu. Allah’ın, “sizin hayır sandığınızda şer, şer sandığınızda hayır olabilir” buyruğu (2/Bakara, 216) bir kez daha tecelli etmiş oluyor. Şöyle ki, 28 Şubat darbesi, adeta büyükçe bir selin, sürüklediği çer çöpü kenara atması misali, gerçekten Allah’a iman edenlerle, heva ve hevesine iman edenlerin ayrıştığı imtihan günleri oldu. Bu süreç iman edenlerin imanını artırdı. Kalbinde hastalık olan, nifak tohumlarını kalbinin bir köşesinde muhafaza etmiş olanlar ise seçilip ayıklandılar. Musa’ya, “sen ve Rabbin gidin savaşın” dediler bir kez daha…


Yine Kur’an’dan bugünlere ışık tutan örneklere bakacak olursak, Rabbimiz, Peygamber’in iffetli, şerefli pâk eşine münafıkların küstahça iftira atmaları hadisesi bağlamında Müslümanlara şöyle sesleniyor: Bu iğrenç olayı sizin için şer sanmayın, bilakis o sizin için hayırdır! (24/Nur, 11). İşte bu hadiseler de Müslümanlar için şer değil, hayırdır. Çünkü bunlar –acı da olsa- tecrübelerdir. Demek ki Müslümanlar yola koyulurken acele etmemeliler, kelle sayısına önem vermemeliler, “kalabalık olsun da ne olursa olsun” dememeliler. “Az olsun benim olsun” demeliler. İsterse bir tek kişi olsun, sadece ve sadece “adam” olanlarla yola çıkmalı müslümanlar; dün tükürdüğünü bugün yalayan, ‘çok az bir meta’ olan dünya malını izzet sanan yalaka tipleri kendilerine dost (veli) edinmemeliler. Üç kuruşluk dünya çıkarı için iktidar seçkinlerine zangoçluk edecek tiynette kişilik fakirlerini adam yerine koyup onlarla yola çıkmamalılar.


Bu yazının sonuna, bundan tam doksan bir sene önce (30 Ocak 1913), bu duyguları benden çok daha büyük bir sızıyla hissetmiş olan merhum Akif’in, duygularıma tercüman olan ama aynı zamanda gerçekleri dile getiren, “Yine hicrân ile çılgınlığım üstümde bugün…” dediği bir gecede yazdığı bir şiirini eklemeyi düşünüyorum. Allah, hidayetine tabi olanlara yollarını gösterecektir.
 


HAKKIN SESLERİ’nden:
“Ey, bu toprakta birer na’ş-ı perîşan bırakıp,
Yükselen, mevkib-i ervah! Sakın arza bakıp;
Sanmayın: Şevk-ı şehadetle coşan bir kan var…
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!
Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!
Tükürün Ehl-i Salîb’in o hayasız yüzüne!
Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!
Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:
Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!
 

Mehmed Akif Ersoy

 

 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...