Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 303 | Mart 2004

                   

 

 

Eskiden Taliban Gibi Düşünürdük


Neşe DÜZEL / 23-24 ŞUBAT 2004 / RADİKAL
 


  AKP'nin teorisyenlerinden Mehmet Metiner: Milli Görüş'e göre laiklik dinsizlik, demokrasi küfürdü. Erdoğan da biz de değiştik
NEDEN? Mehmet Metiner
 

Türkiye, art arda kendisini çağa uyduracak yenilikler yapıyor. AB yolundaki engellerini temizliyor. Yapılanlar olumlu bulunmasına rağmen, bunları gerçekleştiren hükümetin dinci bir politik kökenden gelmesi, bu yapılanlarla ilgili kuşkular yaratıyor. AKP'nin niyeti sorgulanıyor. Çocukluk yıllardan beri İslami hareketin içinde olan ve Tayyip Erdoğan'ın Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı ve ardından belediye başkanlığı sırasında danışmanlığını yapan, AKP kadrolarını çok yakından tanıyan araştırmacı yazar Mehmet Metiner, İslamcıların daha önce neler yapmak istediğini, Milli Görüş'ün neler düşündüğünü, bugün hangi noktaya gelindiğini, demokrasi ve laiklik tariflerinin neden ve nasıl değiştiğini, çok az rastlanabilecek bir açıklıkla anlattı. İslami dünyanın entelektüellerinden olan Mehmet Metiner, İslamcıların değişim öyküsünü önümüzdeki günlerde çıkacak olan altıncı kitabı 'Yemyeşil Şeriat, Bembeyaz Demokrasi'de anlatıyor.
 

N.D. Müslümanlarla ilgili henüz yayımla-madığınız bir araştırma kitabı yazdınız. Ayrıca siz kendiniz de inançlı bir insansınız. Sizce bir Müslüman inancını aynen korurken, dinle ilgili görüşlerini değiştirebilir mi?
Tabii ki değiştirebilir. Din evrenseldir. Dinin her coğrafyaya, her asra ve hatta her yeni güne bakan bir yüzü vardır. Zaman ve mekân farklılaştıkça, insanların dine bakışları da farklılaşabilir. İslam'ı, Peygamber dönemine indirgerseniz, o mekânın geleneklerini, örflerini aynen bugüne taşımak gerektiğine inanırsınız ki... Bu da, dinin özünü yanlış okuyorsunuz, dini statikleştiriyorsunuz ve dini tek bir yorumdan ibaret sanıyorsunuz demektir.
 

N.D. Türkiye'de Müslümanlar dinle ilgili görüşlerini değiştirdiler mi?
Önemli ölçüde değiştirdiler. Biz, 1980 öncesinde kadın eli sıkmanın günah olduğuna inanırdık. Tıpkı Taliban gibi düşünürdük. İslam devlet haline gelecekti ve toplum bu devlet eliyle gerekirse zorla Müslümanlaştırılacaktı. Biz de böylece toplumu devlet üzerinden fethedecektik.
 

N.D. Taliban gibi başka daha neler düşünüyordunuz?
16, 17 yaşındayız. Adıyaman'ın Kâhta ilçesinde İslamcı bir mücadelenin içindeyiz. Kendimizi Hz. İbrahim'in yerine koyuyoruz. Peygamberimiz Mekke'yi fethettiğinde nasıl putları yıkmışsa... Hz. İbrahim putları nasıl yıkmışsa... Biz de put düzenine karşı İbrahimi bir isyan hareketi başlatmayı ve gidip Nemrut Dağı'ndaki heykelleri yıkmayı düşünüyorduk.
İmkân olsaydı bombayla mı, dinamitle mi.... Biz, Taliban gibi düşünüyorduk. Dünyanın harikası olan bu heykelleri put kabul ediyorduk.
 

N.D. 'Biz' diye konuşuyorsunuz. Siz o dönemde kimsiniz?
Biz, Erbakan'ın önderliğindeki Milli Nizam/Milli Selamet Partisi çizgisinde faaliyet gösteren gençlerdik. Görüşümüzü, 'Şeriat gelecek, vahşet bitecek. Dinsiz devlet yıkılacak' sloganlarıyla özetlerdik. Ben 15 yaşından beri bu İslami hareketin içindeyim. Bize göre Cumhuriyet rejimi, laiklik adına toplumu dinsizleştirmeye çalışıyordu. Zaten laikliğin kendisi de dinsizlikti.
 

N.D. Demokrasi de küfürdü, değil mi?
Demokrasi bir küfür rejimiydi. Türkiye'deki Müslümanlar esaret altındaydı. İslami devlet oluşturulmalı ve toplum bu devlet eliyle yeniden Müslümanlaştırılmalıydı. 1980'den önce Müslümanların tamamına yakını, Erbakan liderliğindeki siyasi hareket yoluyla iktidarı ele geçirip, toplumu yeniden işte böyle Müslümanlaştırmayı düşünürdü. Mevcut cebberrut devlet tüm mekanizmalarıyla bu kez İslamileştirilecekti. Aslında bu Peygamber dönemindeki devlet modeli değildir. Çünkü Peygamber hiçbir zaman devlet vaat etmemiştir.
 

N.D. Peki devlet kurmamış mıdır?
Bu devlet, Mekke'den Medine'ye hicret edildiğinde, bir sosyal düzene ihtiyaçtan ötürü kendiliğinden ortaya çıktı. Yoksa Kuran'da, Müslümanların mutlaka İslami bir devlet kurmaları gerektiğine dair bir ayet yok. Devletin farz olduğuna dair tek bir sözcük yok. Ama siyasal İslam, İslami bir devlet kurmayı farzmış gibi anlıyor. 'Halkının tamamına yakını Müslüman olan ülkelerde, devlet Müslümanların elinde olmalı ve İslam'ın hükümlerine uygun davranmalı' diyor. Modern zamanların İslamcılık anlayışı bu. Çünkü bu anlayışa göre din, bir devlet ideolojisidir.
 

N.D. Siz, değiştiğinizi ve siyasal İslam'dan vazgeçtiğinizi söylüyorsunuz. Neden değişti bu görüşler?
Ben ve arkadaşlarım 1980'lerin sonunda değişmeye başladık. Bazı arkadaşlarımız ise son yıllarda değişti. Demokrasiyi ve demokratik laikliği savunmaya başladığım için ben İslamcı arkadaşlarım tarafından siyasi olarak recmedilmek istendim. Çünkü İslamcılara göre, demokrasiyi savunmak dinden çıkmak demekti. Demokrasiyi savunduğum için, onlara göre ben artık Müslüman değildim.
 

N.D. Peki onlar ne zaman siyasal İslam'dan vazgeçmeye başladılar? İslami bir devleti hedeflemeyen hareket ne zaman ortaya çıktı?
28 Şubat'tan sonra ortaya çıktı. Siyasal İslam'ın Türkiye'de geçerli olamayacağı 28 Şubat sürecinde görüldü. Hiçbir demokrat kişi askeri müdahaleyi tasvip etmez ama 28 Şubat süreci, siyasal islamcılarımızın demokrasiyi keşfetme sürecini de beraberinde getirdi. İslamcıların demokrasiyi keşfi ne yazık ki böyle olabildi. 28 Şubat'ın bu olumlu neticesini kimse göz ardı etmemeli. Çünkü 28 Şubat'ta İslamcılar da mağdur oldu. Daha önce mağdurların tepkisini bilmiyorlardı.
 

N.D. Dinciler, mağduriyetin ne olduğunu bilmiyor muydu o güne dek?
Bilmezlerdi. 12 Eylül 1980'de askeri darbe sol kesimin üzerinden buldozer gibi geçtiğinde, insanlar hapishanelerde işkencelerde öldürüldüğünde İslamcılar hiçbir tepki göstermedi. Hatta işkence iddialarını soruşturmak için Avrupa'dan gelen heyetlere, zamanın İslamcı önderleri, 'Avrupalılara da ne oluyor? Bizim içişlerimize ne hakla karışıyorlar' diye milli bir damarla siyaset yaptı. Ne zamanki İslamcıların kendileri mağdur olmaya başladı, o zaman demokrasinin gerekli olduğuna inandılar. Ben, Fazilet Partisi'nin programını yazdım. Orada 'Demokrasi mağdurluklarınız üzerinden siyaset yapacağınız, size kalkan oluşturacak bir silah değildir. Demokrasi, ötekinin özgürlüğünü savunmaktır. Ötekinin özgürlüğü için mücadele vermediğiniz sürece demokrat olamazsınız' dedim.
 

N.D. Siz, 1990'lı yıllarda Tayyip Erdoğan'ın da çok yakınındaydınız. Refah Partisi İstanbul İl Başkanı ve ardından İstanbul Belediye Başkanı'yken, Erdoğan'ın danışmanıydınız. Erdoğan o yıllarda değişmemişti. Erdoğan'a danışmanlık yaparken güçlük çekmediniz mi?
Tayyip Erdoğan çok sistemli bir biçimde değişti. Çünkü değişmeye çok açık bir insandı. Tabii ki o da geçmişi itibarıyla siyasal İslamcı bir anlayışa sahipti. İslam devlet olmak için, politik hayatın egemeni olmak için vardı. Kutsal kitap politik bir metin gibi okunuyordu. Kuran bir politika kitabıydı. Peygamber bir siyasal önderdi. İslam'la devlet arasında işte bu tür bir özdeşlik Tayyip Erdoğan'ın da kafasında vardı. Çünkü 1980 öncesinde böyle bir kültür edinerek gelmişti. Ama Erdoğan 1990'ların ortalarından itibaren çok ciddi bir zihinsel değişim içine girdi.
Ama Erdoğan 1990'ların ortalarında hâlâ, demokrasiyi tramvay gibi görüyordu, bu tramvay kendisini istediği durağa getirdiğinde bu tramvaydan inecekti.
Tayyip Erdoğan 1990'ların ortalarına kadar demokrasiye ve laikliğe kuşkuyla yaklaşan bir insandı. Dolayısıyla Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı döneminde yaptığı pek çok konuşmada, laikliği dinsizlikle özdeşleştiren Milli Görüş anlayışına yaslandığı zaten görülebilir. Milli Görüş'a göre laiklik dinsizlikti, demokrasi de küfürdü. İslam mutlaka devlet olmalıydı. Bugün ise Tayyip Erdoğan ve AK Parti'yi kuranların tamamına yakını kökten değişti. Demokrasinin ve laikliğin gerekli olduğuna inanıyorlar. 'Din temelinde siyaset yapmak yanlıştır' diyorlar. Bu önemli bir zihinsel ve siyasal değişimdir. Onlar, siyaset etme tarzlarını Fazilet Partisi dönemindeyken değiştirdiler. Demokrasinin olmazsa olmaz bir öneme sahip olduğunu ve 'demokratik laiklik' anlayışının herkesi bir arada barış içinde yaşatacak yegâne çözüm olduğunu anladılar.
 

N.D. İslamcıların büyük bölümünün bugün siyasal İslam'dan vazgeçtiğini söylüyorsunuz. Bunda, başka ülkelerlerde kurulan din devletlerinin yaptıkları etkili oldu mu?
Biz, İslami devlet kurulursa bütün problemlerin çözüleceğini varsayıyorduk.
Ama 1979'da İran'da İslam devleti kuruldu. Orada problemler çözüldü mü? Afganistan'da Sovyet işgali bitirildi, İslamcılar iktidara geldi. Peki orada sorunlar çözüldü mü? Çözülmedi. İslamcılar, iktidar kavgasına tutuştu, birbirini öldürdü. Biz, İslam'ın devlet düzeni haline gelmesiyle sorunların çözülmeyeceğini görmeye başladık.
 

N.D. Bir din, devlet haline geldiği zaman bizatihi kendisi mi sorun olmaya başlıyor?
Devletleşen dinin bizatihi kendisi bir zulüm cihazı olarak karşımıza çıktı. İran'da mollalar insanlara özgürlük vermek için şahlık rejimini devirdiler ama devrimin tankları o devrimi yapan insanların üzerine sürülüyor. Devrimin kendi çocukları devrimin silahlı güçleri tarafından yok edilmek isteniyor. İran derin devleti İslam'ın politik yorumunu müthiş bir baskı aracı olarak dayatıyor. Bizler bunu gördük. Türkiye'de başörtüsü mücadelesi veren arkadaşlarımız, laiklerin şu sorusuyla da karşılaştı.
 

N.D. 'Siz, laik devletin başörtüsüne karıştığını söylüyorsunuz. İran'daki İslami devletiniz kıyafete karışmıyor mu peki? Onlar da, 'Başı açıklar üniversitelerimizde okuyamaz, sokaklarımızda gezemez' diyor.
İran'a giden gazetecilerin bile başlarını kapatıyorlar. Biz İslami devletinizden çok daha özgürlükçüyüz' demeye başladı. Zaten önemli olan iktidarın değişmesi değildir.
 

N.D. Önemli olan nedir?
Önemli olan zorba politikalar ve ideoloji dayatan devlet anlayışının değişmesidir. Devlet eliyle laikliği dayatmakla devlet eliyle İslam'ı dayatmak arasında hiçbir fark yok. İnsanlar bırakalım neye inanıyorlarsa öyle yaşasınlar. Günah işleme, cehenneme gitme özgürlükleri olsun. Siz, insanlara cehenneme niçin gitmemeleri gerektiğini söyleyebilirsiniz. Ama yeryüzünde cehennemin zebanileri gibi bekleyip, 'Ben sizi cehenneme göndertmem' diyemezsiniz. Çünkü Allah zaten cennet ve cehennemi hiçbirimizin bilmediği bir yerde saklı tutuyor. Ama modern İslamcılık, İslam'ı devletleştirmekle, aslında Allah'ın bir yerlerde saklı tuttuğu cenneti ve cehennemi yeryüzüne indiriyor. Daha çok da cehennemi... Çünkü İslam'ın egemen olduğu her ülkede bir de bakıyorsunuz ki, toplum yasaklar, baskılar ve korkular ve kuşkularla, cehennemi bir hayat yaşıyor.
 

N.D. Türkiye'de insanlar siyasi İslam'ın dayatılmasından hâlâ korkuyorlar. Haklı sayılmazlar mı?
Bu kuşkuyu çok samimi taşıyanlar var. Ama bizler değiştik. Bülent Arınç, Abdullah Gül, Mehmet Ali Şahin... Onlar değişti. Bugün biz değiştiğimizi davranışlarımızla kanıtlıyoruz. Ama Erdoğan ve arkadaşlarının değişmediğini iddia eden bazıları var ki, onlar 'statükonun muhafızlığını' yapıyor. Sürekli başkalarının değişip değişmediğini sorguluyorlar. Aslında değişmesi gerekenler onlar. Bizlerin değiştiği kadar onlar da değişmiş olsaydı, Türkiye bugün demokratik cumhuriyetiyle bölgesinde örnek ülke olurdu.
 

N.D. Eskiden İslamcılar, dinle demokrasi arasındaki ilişkiyi çok katı değerlendirip, İslam'da demokrasi olmayacağını söylüyorlardı. Neye dayanarak söylüyorlardı bunu? Dini bir temeli var mıydı bu görüşün?
Bu görüşün hiçbir dini temeli yok. Dinle demokrasi arasında düşmanlık ilişkisi kuran İslamcılarımız, demokrasiyi, tıpkı İslam gibi bir din sanıyordu. Dolayısıyla insanların demokrasi üzerinden yeni bir din tercihine zorlanacağını düşünüyorlardı. Halbuki demokrasi ideolojisizdir. Demokratik devlet, vatandaşlarına din, inanç, mezhep empoze etmez. Demokratik devletin vatandaşları neyi seçeceklerine kendileri karar verir ve onu yaşarlar.
 

N.D. İslamcılar, İslam'la demokrasiyi nasıl bağdaştırıyor şimdi?
Dinin farklı bir okuması ortaya çıktı. Dinin, bir devlet düzeni olmadığı anlayışı hâkim olmaya başladı. Gerçi dini hâlâ bir politik ideoloji olarak algılayan İslamcılar bunu kabul etmiyor. Dinin, hayatın her alanına mutlaka müdahale etmesi gerektiğine inanıyorlar ama, din bir ideoloji değildir. Din bir inançlar manzumesidir. Dinin sabiteleri vardır. Siz, Peygamber'e inanmamazlık edemezsiniz. Ötede bir yerde bir başka âlemin varolduğunu inkâr edemezsiniz. Bu sizin sabitelerinizdir. Ama mirasın bölüştürülmesi konusunda zaman ve ilişkiler değişmiştir. Dinin ilgili ayetini farklı okuyabilirsiniz. Kadınların sosyal, ticari hayata katıldığı modern dünyada siz kadınların mirasını Kuran'daki gibi bölüştüremezsiniz. Böyle bir okuma Kuran'ın özüne aykırı değildir. Siz, dini, total bir anlayışla her yere birden indirgeyemezsiniz.
 

N.D. Anlamadım...
Öyle olsaydı, Allah Kuran'ı bir anda toptan indirirdi. Parça parça 23 yılda indirmesine gerek yoktu ki... Allah içkinin haram olduğunu bilmiyor muydu, hâşâ... Niye ilk anda yasaklamadı? Niye başörtüsü ayeti Medine'ye hicretten sonra indi? O zamana kadar mümin kadınlar başları açık dolaşıyordu. Başörtüsüyle ilgili ayette 'Başörtülerinizi göğüslerinizin üzerine salın' denildi. Erkekleri fitneye sevk edebilecek dış görünüşün biraz daha normalleştirilmesi istendi.
 

N.D. Saçın gözükmediği bir örtünme şekli değil mi bu?
Hayır. Saçın kendisi zaten cinsel tahrik nedeni değildir. Olsaydı, başörtü yasağından dolayı okula gidemeyen kızlar peruk takmazdı. Hatta giyimin kendisi de tahrik edici olabilir. Siz öyle bir pardesü giyersiniz ki, dışarıdan bakan sizi cinsel bir obje gibi görebilir.
 

N.D. İslam'da kadının başını kapatması farz değil mi?
Kuran'da örtünme var. 'Başörtülerinizi göğüslerinizin üzerine salıverin' diyor. Bu ayeti, çarşaf giyin diye yorumlayanlar çıktığı gibi, son zamanlarda bazı din bilginleri başörtüsü farz değildir diye de yorumlayabiliyorlar. Burada şu nokta önemli. Bir insan başını örtmediği için Müslümanlık'tan çıkmaz. Ama yakın zamanlara kadar biz örtmeyen bir kadına Müslüman gözüyle bakmazdık. Halbuki başını örtmeyen bir kadın pekâlâ Müslüman'dır ve belki de başını örtenden çok daha fazla yüreğinden hissederek Müslüman'dır. Kimse insanın yüreğindeki imanın ölçüsünü kendisi koyamaz.
Çok şükür din devletini kuramadık
ŞÜKÜR, ŞERİATI GETİREMEDİK
Tasarladığımız şeriat rejimi, dinsel bir diktatörlüktü. Bu, asıl Müslümanlar arasında kanlı boğazlaşma yaratacaktı. Çok şükür, bu İslami devleti kuramadık. İstenirse İslam'dan şiddet çıkarılabilir. Mesela Hz. Ali döneminde Harici diye bir grup vardı. Onlar, İslam'ı bir şiddet ideolojisi olarak benimsemişti.
 

N.D. İslam'la laiklik bağdaşır mı?
İslam bir dindir. Demokrasi ve laiklik ise siyasal bir yönetim ve tutum alma biçimidir. Ama İslamcı kesim, dinin kendisini de, demokrasiyi ve laikliği de birer 'siyasal ideoloji' gibi algıladı. Böyle algılayınca da, demokrasiyi ve laikliği, dinin tam karşısına oturttu. İslamcıların laiklikle ilgili böyle sorunlu bir yaklaşımı vardı. Ama Türkiye'de öyle bir laikçi kesim var ki, onların da laiklik anlayışı sorunlu. Onlar da laikliği salt laiklik olarak almıyor, laikliği devlet eliyle dayatılması gereken bir ideoloji gibi algılıyor.
 

N.D. Kuranı Kerim, dünya nizamının, devlet düzeninin nasıl olacağını da belirtmiyor mu peki?
Asla. Kuran, devlet düzenini biçimsel olarak ortaya koymuyor. Kuran'da sadece 'adalet' gibi genel ilkeler var. Kuran'da, din temelinde bir devlet kurulmasını çağrıştıracak tek bir dolaylı ifade bile yok. İslam'ın devleti olmaz ama Müslümanların devleti olabilir. Emeviler, Abbasiler, Osmanlılar gibi...
 

N.D. Kuran'ın ışığında, laiklikle İslam nasıl birleştirilebiliyor?
Laikliği, devletin bütün inançlar, dinler, mezhepler karşısında yansız olması diye kabul edersek, laikliğin Kuran'la ve İslam'la asla çatışan bir yanı yok. Tam tersine böyle bir demokrasi ve laiklik anlayışı, farklı düşünen Müslümanların birbirine düşmanca bakmadan, barış içinde yaşamalarını mümkün kılıyor. Çünkü öteki türlü her Müslüman grup kendi din yorumunu devletleştirmeye yeltenir. İktidara geldiğinde de kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları dinden çıkmış olmakla suçlayıp bastırır.
 

N.D. Niye?
Bugün İran'da, İslamcılar arasında bir iktidar yarışı var. İktidardaki mollaların din ve siyaset anlayışıyla Cumhurbaşkanı Hatemi ve taraftarlarının özgürlükçü, demokrat din anlayışı arasında bir çatışma var. Mollalara göre, Hatemi ve arkadaşları dinden çıktı. Yok edilmeleri gereken zararlı kişiler onlar. Aslında laiklik ve demokrasi, birbirleri hakkında böyle düşünen Müslüman grupları barış içinde bir arada yaşatacak bir devlet düzeni sağladığı için her şeyden önce Müslümanların işine yarayan bir şey.
 

N.D. Yeni yaklaşımlar dile getiriyorsunuz. Kuran'ın tefsiri mi değişti?
Kuran zaten yorumlarıyla değişebilir. Zamana ve mekâna uygun yeni önerilerin, yeni din anlayışlarının ortaya çıkması, İslam'ın ve Kuran'ın karşı olduğu bir şey değil. İslam'ı çağa uyarlamak bir fıkıh kaidesidir. Zamanın değişmesiyle hükümler de değişir. Çağın her şeyine uymak zorunda değilsiniz ama, 'Efendim, Peygamber'in arkadaşları beyaz entari giydi. Biz de giyersek, ancak o zaman daha iyi Müslüman oluruz' diye düşünümezsiniz. O zaman İslamiyeti belli bir çağ, sosyal çevre ve gelenekle sınırlandırırsınız. İslam'ın evrenselliğini yok edersiniz.
 

N.D. Geçmişteki katı yorumlar mı dinin yanlış yorumuydu yoksa bugünkü esnek yorumlar mı dinin yanlış yorumu?
Geçmişteki fanatik yorumlarımız yanlıştı. Bu yorumlar dinin kendisine çok zarar verdi. İslamcı şeflerimizden biri 1997'de herkesin içinde bana 'Mehmet, sen demokrasiyi takiye gereği mi, yoksa inandığın için mi savunuyorsun?' diye sordu. 'İnandığım için savunuyorum' dedim. O da, 'Ama demokrasi küfür rejimidir. Bir Müslüman küfür rejimini savunuyorsa, kâfirdir' dedi. Ben de ona gülümseyerek şu cevabı verdim: 'Tut ki şu ana kadar kâfirdim. Şimdi kelime-i şahadet getiriyorum. Beni şimdi Müslüman kabul eder misin?' dedim. 'Tamam, şimdi Müslümansın' dedi. Aradan on beş gün geçti, aradı.
 

N.D. Ne dedi?
'Ben bütün kitaplara baktım. Senin kelime-i şahadet getirmen yeterli değil. Müslüman kabul edilmen için 'Elhamdülilah ben demokrat değilim' demen lazım' dedi. Ben de bunun üzerine, 'Elhamdüllah ben Müslümanım. Elhamdülilah ben demokratım. Senin dinin sana, benim dinim bana' dedim ve konuşma bitti. 'Demokrasiyi savunursan Müslüman olamazsın' diyen bu İslamcı ideologun tepkisinin aynısını bana Marksist ve ateist Mihri Belli de gösterdi. 'Sen demokrasi diyorsun, Avrupa'ya karşı çıkmıyorsun, emperyalizmle hesaplaşmıyorsun. Sen İslamcı değilsin' dedi. Çünkü Mihri Belli gibiler de, laiklik ve demokrasi karşıtı bir İslamcı ideolojinin varlığından besleniyorlar.
 

N.D. Müslümanları özellikle siyaset sahnesinde güvenilmez kılan bir takiye kavramı var. Müslüman'a baskı altında yalan söyleme hakkı bağışlanıyor. Bugün Türkiye'de, dindarlığını vurgulayan insanlardan oluşan bir siyasi iktidar var. Bu iktidarın gizliden gizliye şeriat istemediğinin güvencesi nedir?
İnsanların niyetlerini sorgulayamayız ki. Ancak yaptıklarına bakıp samimi olup olmadıkları sonucuna varabiliriz. AK Parti'nin bugüne kadar iktidarda yaptıklarının gizli şeriatçılık niyeti taşıdığını kim ıspatlayabilir? AB'ye Türkiye'yi ısrarla sokmaya çalışmak mı şeriatçılıktır? Uyum paketleriyle Türkiye'yi demokratikleştirmeye, Kürtçeyi serbest kılmaya uğraşmak mı gizli şeriatçılıktır? Takiyeyi en çok gündeme getirenlere de ne kadar değiştiklerini sormak lazım.
Ama onlar hiç değişmiyor ve demokrat olamıyorlar. Kendilerini devletle özdeşleştirmiş olan bu statükonun muhafızları sadece başkalarının ne kadar değiştiğini sorguluyor.
 

N.D. Ne yazık ki bugün dünyada İslam'la şiddet kavramları yan yana anılıyor. İslam, şiddete izin veren bir din mi?
İslam teröre, şiddete asla izin vermez ama İslamcılar terör yapabilir. Bu, İslamcıların dine yükledikleri bir anlamdır. İstenirse, İslam'dan şiddet çıkartılabilir. Mesela Hz. Ali döneminde Harici diye bir grup vardı. Onlar, İslam'ı bir şiddet ideolojisi olarak benimsemişti. Camiye girip Hz. Ali'yi, halifeyi bile öldürebiliyorlardı. Ama İslam'da Hz. Ali'nin de temsil ettiği bir din anlayışı vardı. Kendisini öldürebilecek insanın kılına dokunulmamasını salık veriyordu. Hariciler de dini referanslı düşünüyordu, Hz. Ali de. Demek ki, dinin bazı referanslarından hareket edip politik bir terör ideolojisi de üretebilirsiniz, adaletçi, özgürlükçü, insancıl bir yaklaşım tarzı da üretebilirsiniz.
 

N.D. Bizde bir de Hizbullah örgütü çıktı ortaya. İnsanlara işkence yapıp kasetlere kaydediyorlardı. İslam, işkenceye cevaz veriyor mu?
Asla. İslam'ın işkenceye cevaz verdiğine dair tek bir ayet, tek bir paygamber sözü yok. Ama siz dini zorlayarak yorumlar çıkartabilirsiniz.
'Ben bunu başka türlü konuşturamam. Halbuki konuşturmam halinde dine daha çok hizmet ederim' diye düşünürsünüz. İslamcıların yorumlarını, dinin kendi yorumu gibi algılamamak lazım. Ben Hizbullah'ın ölüm listesindeydim. Hizbullah'ın şiddetine maruz kalan ilk kişi benim. 91'de evimin önünde dövdüler. Beni öldürmeye değil tedip etmeye geldiler. Hizbullah'ın saldırısından sonra silah ruhsatı için devlete başvurduğumda, arada güçlü tanıdıklarım olmasına rağmen bana ruhsat vermediler.
 

N.D. İslam'da cinayet ve işkence suç mu?
Kesinlikle suçtur ama Müslümanlar pekâlâ adam öldürebilir, işkence yapabilir. Peygamber'in arkadaşları bile ölümünün üstünden 20 yıl geçmeden iktidar için birbiriyle savaştı. Müslümanlar birbirinin karşısına kılıçla çıktı, birbirlerinin kanına ekmek doğradılar. Peygamber'in hanımı bir tarafta, Hz. Ali bir tarafta... Muaviye bir tarafta, Hz. Ali bir tarafta...
Halbuki İslam adam öldürmeyi haram kılar. On yıl öncesine kadar ben bile dinden çıkan bir insanın öldürülmesi gerektiğine inanırdım. Oysa Kuran'da 'Din değiştiren insan öldürülmeli' diye bir ayet yok. Peygamber sözlerinde var ama Peygamber sözleri Kuran'a aykırı olamaz ki.
 

N.D. Peki bu işkenceleri yapan, cinayetleri işleyen insanlar da herhalde sizin kadar biliyorlar Müslümanlığı. Onlar nasıl kendi dinlerinin cinayete izin verdiğine inanıyor da siz inanmıyorsunuz. Neticede oratada bir kutsal kitap var. Bir kitap bu kadar farklı yorumlanabilir mi?
Zorlarsanız yorumlarsınız. Bütün metinler, Marx'ın metinleri bile 50 bin tane MarkMarksizm üretti. Herkesin Marx'ı ayrı. Zaman içinde metinlerin kendisi çok farklı yorumlanabilir. Kuran da farklı yorumlanmıştır. Bu yorumlarından mezhepler çıkmıştır.
 

N.D. El Kaide dünyanın her yanında İslam adına terör yaratıyor. Müslümanlar mı şiddete yakın yoksa şiddete yatkın insanlar Müslümanlığı bahane mi ediyor?
İkisi de doğru. Müslümanlar şiddete yakın bir psikoloji içindeler. Çünkü mağdur edildiklerine, kaybedecekleri hiçbir şeyin kalmadığına inanıyorlar. Özellikle Müslüman gençler, psikolojileri ve sosyal konumları itibarıyla şiddete yatkın haldeler. Daha eğitimsizler ve işsizler. Filistin sorunu adil bir biçimde çözülmedikçe, İslam ülkelerindeki baskıcı rejimler bitmedikçe...
 

N.D. Sonuç ne olur?
Böylesine öfke duyan ve bu öfkesini de cihat ve İslam adına kusan genç kuşağın varlığı sürer. Çünkü bu öfkeye, dinin cihatçı yorumu, şehadet boyutu da eklendiğinde, Müslüman gençler radikal İslamcı örgütlerin unsuru olabiliyor. Dünyaca ünlü terörist Çakal Carlos bile şimdi devrimci İslam üzerine kitap yazıyor. Geçmişte sosyalizm adına sürdürdüğü terör ve şiddet eylemlerini şimdi cihat ideolojisiyle İslamcılık adına yapıyor. Çünkü bu gençlere cihat yolunda öldüğünde veya öldürdüğünde, cennet vaat ediliyor. Şehadet, şehitlik kavramı öyle bir işleniyor ki... 'Beni bekleyen ebedi bir hayat var. Ben öleceğim ve oradan cennete gideceğim' diyorlar. El Kaide bağlantılı canlı bombacıların hepsinin inancı bu. Ölümsüzlüğü, yaşama tercih etme ideolojisinin adıdır şehadet.
 

N.D. Biraz açar mısınız?
Bu dünyada nasıl olsa bir gün öleceksiniz ama ötede sizi bekleyen bir ölümsüzlük var. Orada, Allah'ın hoşnut olduğu kullardan biri olarak cennette yaşamınızı sürdürmek var. Humeyni de kitleleri mobilize ederken 'Ölürseniz ve öldürülürseniz cennettesiniz' diyordu. Gerçi o bir devrimdi ama... İnsanlar beyaz kefenlerini giyerek tankların üzerine yürüyordu ve mitralyözlerin önünde dökülüyorlardı. Ertesi gün bir başka grup beyaz kefenlerini giyerek geliyordu şahın askerlerinin önüne.
 

N.D. Türkiye'ye şeriat gelebilir mi?
Hayır gelmez. Nasıl gelsin ki? Hangi şeriat gelecek?
 

N.D. Siyasal İslam şeriat istemiyor muydu?
Doğrusunu söyleyeyim mi? Biz o dönem şeriat istiyorduk ama istediğimiz şeriat gelseydi ilk karşı çıkan yine biz olurduk.
 

N.D. İran'daki gibi çok geç olmaz mıydı?
Çok geç olurdu. Bakın, Türkiye'de başımıza bir şey geldiğinde hiçbirimiz Suudi Arabistan'a ya da İran'a sığınmıyoruz. Çünkü Türkiye'deki özgürlüğe alışmış Müslümanlar Avrupa'yı tercih ediyor. Bizim bir dönem kafamızda tasarladığımız şeriat rejimi, İslam devleti, tamamen 'totaliter, baskıcı, dinsel bir diktatörlük'ten başka bir şey değildi.
Eğer böyle bir rejim kurulsaydı, herkesten çok Müslümanların zararına işleyecekti.
 

N.D. Niye?
Çünkü iktidarı başkalarından önce eline geçiren Müslüman grup, kendisi gibi düşünmeyen Müslümanların tümünü tasfiye edecekti. Müslümanların arasında kanlı boğazlaşma başlayacaktı. Çok şükür ki biz hedefimize ulaşamadık. Tasarladığımız İslami devleti gerçekleştiremedik. Zaten gerçekleşmezdi. Türkiye toplumu böyle bir şeriat yorumuna dayalı İslam devletinden yana değil.
 

N.D. AKP, dünya Müslümanlarına demokrasi konusunda örnek olabilir mi?
El Kaide bağlantılı radikal İslamcı örgütlerin Türkiye'de eylem koymalarının tek sebebi budur. Bombalar aslında AK Parti'yi cezalandırma mesajdır. Çünkü Ak Parti deneyimi, İslam kültürüyle demokrasinin bağdaştırılabileceğini ortaya koyan yeni bir deneyim. Bu model Türkiye'de tuttu. İslam dünyasında da tutması halinde radikal İslamcı hareketlerin varlık nedenleri ortadan kalkacak. İslamcılığın jargonunda şu vardır.
 

N.D. Ne vardır?
Münafık, kâfirden daha tehlikelidir. Müslüman gibi görünüp, aslında Müslüman olmayan kişidir münafık. Münafıkın dine daha çok zarar vereceğine inanılır. Kâfirden önce, münafıkın başı ezilir. Modern İslamcılara göre münafık kimdir peki? Mesela Tayyip Erdoğan, Mehmet Metiner dindar biliniyorlar ama demokrasiyi, laikliği savunuyorlar. İşte radikal
İslam, 'Bunların sözleri benimsenirse bizim varlık nedenimiz ortadan kalkar' diye düşünüyor ve bu yüzden de kâfirlerden çok, bu tür Müslüman aktörlerle siyasi hesaplaşmayı planlıyor.
 

N.D. Hıristiyan toplumlar demokrasiyi rahatça uygularken Müslümanlar neden demokrasiyi bir türlü benimseyemiyor?
Çünkü demokrasi Hıristiyan toplumlarda çıkmış, uygulanmış. İslam ülkelerinde demokrasi adıyla bir siyaset sözcüğü, kuramı, pratiği yok. Ayrıca Batı'nın değeri diye, demokrasiye karşı hep kuşkuyla yaklaşılıyor.
 

N.D. Hıristiyan toplumlar Müslüman toplumlardan daha mı gelişmiş?
Teknolojide, felsefede, sanatta çok daha ilerideler. Bu, Müslüman toplumların Batı'ya katabileceği hiçbir değerinin olmadığı anlamına gelmiyor. İslam medeniyeti de büyük bir medeniyet ama, Arap toplumları daha çok Vehhabi bir anlayışla felsefeyi ve sanatı hâlâ din karşıtı sayıyor. İmam Gazali felsefeyi mahkûm etti. Hâlâ 'tükürürüm heykelinin içine' diyen bir anlayışla siz sanat üretemezsiniz. Yeni bir din anlayışına ve zihniyet değişimine ihtiyaç var.
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...