AKP'nin
teorisyenlerinden Mehmet Metiner: Milli Görüş'e göre laiklik dinsizlik,
demokrasi küfürdü. Erdoğan da biz de değiştik
NEDEN? Mehmet Metiner
Türkiye, art
arda kendisini çağa uyduracak yenilikler yapıyor. AB yolundaki
engellerini temizliyor. Yapılanlar olumlu bulunmasına rağmen, bunları
gerçekleştiren hükümetin dinci bir politik kökenden gelmesi, bu
yapılanlarla ilgili kuşkular yaratıyor. AKP'nin niyeti sorgulanıyor.
Çocukluk yıllardan beri İslami hareketin içinde olan ve Tayyip
Erdoğan'ın Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı ve ardından belediye
başkanlığı sırasında danışmanlığını yapan, AKP kadrolarını çok yakından
tanıyan araştırmacı yazar Mehmet Metiner, İslamcıların daha önce neler
yapmak istediğini, Milli Görüş'ün neler düşündüğünü, bugün hangi noktaya
gelindiğini, demokrasi ve laiklik tariflerinin neden ve nasıl
değiştiğini, çok az rastlanabilecek bir açıklıkla anlattı. İslami
dünyanın entelektüellerinden olan Mehmet Metiner, İslamcıların değişim
öyküsünü önümüzdeki günlerde çıkacak olan altıncı kitabı 'Yemyeşil
Şeriat, Bembeyaz Demokrasi'de anlatıyor.
N.D.
Müslümanlarla ilgili henüz yayımla-madığınız bir araştırma kitabı
yazdınız. Ayrıca siz kendiniz de inançlı bir insansınız. Sizce bir
Müslüman inancını aynen korurken, dinle ilgili görüşlerini
değiştirebilir mi?
Tabii ki değiştirebilir. Din evrenseldir. Dinin her coğrafyaya, her asra
ve hatta her yeni güne bakan bir yüzü vardır. Zaman ve mekân
farklılaştıkça, insanların dine bakışları da farklılaşabilir. İslam'ı,
Peygamber dönemine indirgerseniz, o mekânın geleneklerini, örflerini
aynen bugüne taşımak gerektiğine inanırsınız ki... Bu da, dinin özünü
yanlış okuyorsunuz, dini statikleştiriyorsunuz ve dini tek bir yorumdan
ibaret sanıyorsunuz demektir.
N.D.
Türkiye'de Müslümanlar dinle ilgili görüşlerini değiştirdiler mi?
Önemli ölçüde değiştirdiler. Biz, 1980 öncesinde kadın eli sıkmanın
günah olduğuna inanırdık. Tıpkı Taliban gibi düşünürdük. İslam devlet
haline gelecekti ve toplum bu devlet eliyle gerekirse zorla
Müslümanlaştırılacaktı. Biz de böylece toplumu devlet üzerinden
fethedecektik.
N.D. Taliban
gibi başka daha neler düşünüyordunuz?
16, 17 yaşındayız. Adıyaman'ın Kâhta ilçesinde İslamcı bir mücadelenin
içindeyiz. Kendimizi Hz. İbrahim'in yerine koyuyoruz. Peygamberimiz
Mekke'yi fethettiğinde nasıl putları yıkmışsa... Hz. İbrahim putları
nasıl yıkmışsa... Biz de put düzenine karşı İbrahimi bir isyan hareketi
başlatmayı ve gidip Nemrut Dağı'ndaki heykelleri yıkmayı düşünüyorduk.
İmkân olsaydı bombayla mı, dinamitle mi.... Biz, Taliban gibi
düşünüyorduk. Dünyanın harikası olan bu heykelleri put kabul ediyorduk.
N.D. 'Biz'
diye konuşuyorsunuz. Siz o dönemde kimsiniz?
Biz, Erbakan'ın önderliğindeki Milli Nizam/Milli Selamet Partisi
çizgisinde faaliyet gösteren gençlerdik. Görüşümüzü, 'Şeriat gelecek,
vahşet bitecek. Dinsiz devlet yıkılacak' sloganlarıyla özetlerdik. Ben
15 yaşından beri bu İslami hareketin içindeyim. Bize göre Cumhuriyet
rejimi, laiklik adına toplumu dinsizleştirmeye çalışıyordu. Zaten
laikliğin kendisi de dinsizlikti.
N.D.
Demokrasi de küfürdü, değil mi?
Demokrasi bir küfür rejimiydi. Türkiye'deki Müslümanlar esaret
altındaydı. İslami devlet oluşturulmalı ve toplum bu devlet eliyle
yeniden Müslümanlaştırılmalıydı. 1980'den önce Müslümanların tamamına
yakını, Erbakan liderliğindeki siyasi hareket yoluyla iktidarı ele
geçirip, toplumu yeniden işte böyle Müslümanlaştırmayı düşünürdü. Mevcut
cebberrut devlet tüm mekanizmalarıyla bu kez İslamileştirilecekti.
Aslında bu Peygamber dönemindeki devlet modeli değildir. Çünkü Peygamber
hiçbir zaman devlet vaat etmemiştir.
N.D. Peki
devlet kurmamış mıdır?
Bu devlet, Mekke'den Medine'ye hicret edildiğinde, bir sosyal düzene
ihtiyaçtan ötürü kendiliğinden ortaya çıktı. Yoksa Kuran'da,
Müslümanların mutlaka İslami bir devlet kurmaları gerektiğine dair bir
ayet yok. Devletin farz olduğuna dair tek bir sözcük yok. Ama siyasal
İslam, İslami bir devlet kurmayı farzmış gibi anlıyor. 'Halkının
tamamına yakını Müslüman olan ülkelerde, devlet Müslümanların elinde
olmalı ve İslam'ın hükümlerine uygun davranmalı' diyor. Modern
zamanların İslamcılık anlayışı bu. Çünkü bu anlayışa göre din, bir
devlet ideolojisidir.
N.D. Siz,
değiştiğinizi ve siyasal İslam'dan vazgeçtiğinizi söylüyorsunuz. Neden
değişti bu görüşler?
Ben ve arkadaşlarım 1980'lerin sonunda değişmeye başladık. Bazı
arkadaşlarımız ise son yıllarda değişti. Demokrasiyi ve demokratik
laikliği savunmaya başladığım için ben İslamcı arkadaşlarım tarafından
siyasi olarak recmedilmek istendim. Çünkü İslamcılara göre, demokrasiyi
savunmak dinden çıkmak demekti. Demokrasiyi savunduğum için, onlara göre
ben artık Müslüman değildim.
N.D. Peki
onlar ne zaman siyasal İslam'dan vazgeçmeye başladılar? İslami bir
devleti hedeflemeyen hareket ne zaman ortaya çıktı?
28 Şubat'tan sonra ortaya çıktı. Siyasal İslam'ın Türkiye'de geçerli
olamayacağı 28 Şubat sürecinde görüldü. Hiçbir demokrat kişi askeri
müdahaleyi tasvip etmez ama 28 Şubat süreci, siyasal islamcılarımızın
demokrasiyi keşfetme sürecini de beraberinde getirdi. İslamcıların
demokrasiyi keşfi ne yazık ki böyle olabildi. 28 Şubat'ın bu olumlu
neticesini kimse göz ardı etmemeli. Çünkü 28 Şubat'ta İslamcılar da
mağdur oldu. Daha önce mağdurların tepkisini bilmiyorlardı.
N.D.
Dinciler, mağduriyetin ne olduğunu bilmiyor muydu o güne dek?
Bilmezlerdi. 12 Eylül 1980'de askeri darbe sol kesimin üzerinden
buldozer gibi geçtiğinde, insanlar hapishanelerde işkencelerde
öldürüldüğünde İslamcılar hiçbir tepki göstermedi. Hatta işkence
iddialarını soruşturmak için Avrupa'dan gelen heyetlere, zamanın İslamcı
önderleri, 'Avrupalılara da ne oluyor? Bizim içişlerimize ne hakla
karışıyorlar' diye milli bir damarla siyaset yaptı. Ne zamanki
İslamcıların kendileri mağdur olmaya başladı, o zaman demokrasinin
gerekli olduğuna inandılar. Ben, Fazilet Partisi'nin programını yazdım.
Orada 'Demokrasi mağdurluklarınız üzerinden siyaset yapacağınız, size
kalkan oluşturacak bir silah değildir. Demokrasi, ötekinin özgürlüğünü
savunmaktır. Ötekinin özgürlüğü için mücadele vermediğiniz sürece
demokrat olamazsınız' dedim.
N.D. Siz,
1990'lı yıllarda Tayyip Erdoğan'ın da çok yakınındaydınız. Refah Partisi
İstanbul İl Başkanı ve ardından İstanbul Belediye Başkanı'yken,
Erdoğan'ın danışmanıydınız. Erdoğan o yıllarda değişmemişti. Erdoğan'a
danışmanlık yaparken güçlük çekmediniz mi?
Tayyip Erdoğan çok sistemli bir biçimde değişti. Çünkü değişmeye çok
açık bir insandı. Tabii ki o da geçmişi itibarıyla siyasal İslamcı bir
anlayışa sahipti. İslam devlet olmak için, politik hayatın egemeni olmak
için vardı. Kutsal kitap politik bir metin gibi okunuyordu. Kuran bir
politika kitabıydı. Peygamber bir siyasal önderdi. İslam'la devlet
arasında işte bu tür bir özdeşlik Tayyip Erdoğan'ın da kafasında vardı.
Çünkü 1980 öncesinde böyle bir kültür edinerek gelmişti. Ama Erdoğan
1990'ların ortalarından itibaren çok ciddi bir zihinsel değişim içine
girdi.
Ama Erdoğan 1990'ların ortalarında hâlâ, demokrasiyi tramvay gibi
görüyordu, bu tramvay kendisini istediği durağa getirdiğinde bu
tramvaydan inecekti.
Tayyip Erdoğan 1990'ların ortalarına kadar demokrasiye ve laikliğe
kuşkuyla yaklaşan bir insandı. Dolayısıyla Refah Partisi İstanbul İl
Başkanlığı döneminde yaptığı pek çok konuşmada, laikliği dinsizlikle
özdeşleştiren Milli Görüş anlayışına yaslandığı zaten görülebilir. Milli
Görüş'a göre laiklik dinsizlikti, demokrasi de küfürdü. İslam mutlaka
devlet olmalıydı. Bugün ise Tayyip Erdoğan ve AK Parti'yi kuranların
tamamına yakını kökten değişti. Demokrasinin ve laikliğin gerekli
olduğuna inanıyorlar. 'Din temelinde siyaset yapmak yanlıştır' diyorlar.
Bu önemli bir zihinsel ve siyasal değişimdir. Onlar, siyaset etme
tarzlarını Fazilet Partisi dönemindeyken değiştirdiler. Demokrasinin
olmazsa olmaz bir öneme sahip olduğunu ve 'demokratik laiklik'
anlayışının herkesi bir arada barış içinde yaşatacak yegâne çözüm
olduğunu anladılar.
N.D.
İslamcıların büyük bölümünün bugün siyasal İslam'dan vazgeçtiğini
söylüyorsunuz. Bunda, başka ülkelerlerde kurulan din devletlerinin
yaptıkları etkili oldu mu?
Biz, İslami devlet kurulursa bütün problemlerin çözüleceğini
varsayıyorduk.
Ama 1979'da İran'da İslam devleti kuruldu. Orada problemler çözüldü mü?
Afganistan'da Sovyet işgali bitirildi, İslamcılar iktidara geldi. Peki
orada sorunlar çözüldü mü? Çözülmedi. İslamcılar, iktidar kavgasına
tutuştu, birbirini öldürdü. Biz, İslam'ın devlet düzeni haline
gelmesiyle sorunların çözülmeyeceğini görmeye başladık.
N.D. Bir
din, devlet haline geldiği zaman bizatihi kendisi mi sorun olmaya
başlıyor?
Devletleşen dinin bizatihi kendisi bir zulüm cihazı olarak karşımıza
çıktı. İran'da mollalar insanlara özgürlük vermek için şahlık rejimini
devirdiler ama devrimin tankları o devrimi yapan insanların üzerine
sürülüyor. Devrimin kendi çocukları devrimin silahlı güçleri tarafından
yok edilmek isteniyor. İran derin devleti İslam'ın politik yorumunu
müthiş bir baskı aracı olarak dayatıyor. Bizler bunu gördük. Türkiye'de
başörtüsü mücadelesi veren arkadaşlarımız, laiklerin şu sorusuyla da
karşılaştı.
N.D. 'Siz,
laik devletin başörtüsüne karıştığını söylüyorsunuz. İran'daki İslami
devletiniz kıyafete karışmıyor mu peki? Onlar da, 'Başı açıklar
üniversitelerimizde okuyamaz, sokaklarımızda gezemez' diyor.
İran'a giden gazetecilerin bile başlarını kapatıyorlar. Biz İslami
devletinizden çok daha özgürlükçüyüz' demeye başladı. Zaten önemli olan
iktidarın değişmesi değildir.
N.D. Önemli
olan nedir?
Önemli olan zorba politikalar ve ideoloji dayatan devlet anlayışının
değişmesidir. Devlet eliyle laikliği dayatmakla devlet eliyle İslam'ı
dayatmak arasında hiçbir fark yok. İnsanlar bırakalım neye inanıyorlarsa
öyle yaşasınlar. Günah işleme, cehenneme gitme özgürlükleri olsun. Siz,
insanlara cehenneme niçin gitmemeleri gerektiğini söyleyebilirsiniz. Ama
yeryüzünde cehennemin zebanileri gibi bekleyip, 'Ben sizi cehenneme
göndertmem' diyemezsiniz. Çünkü Allah zaten cennet ve cehennemi
hiçbirimizin bilmediği bir yerde saklı tutuyor. Ama modern İslamcılık,
İslam'ı devletleştirmekle, aslında Allah'ın bir yerlerde saklı tuttuğu
cenneti ve cehennemi yeryüzüne indiriyor. Daha çok da cehennemi... Çünkü
İslam'ın egemen olduğu her ülkede bir de bakıyorsunuz ki, toplum
yasaklar, baskılar ve korkular ve kuşkularla, cehennemi bir hayat
yaşıyor.
N.D.
Türkiye'de insanlar siyasi İslam'ın dayatılmasından hâlâ korkuyorlar.
Haklı sayılmazlar mı?
Bu kuşkuyu çok samimi taşıyanlar var. Ama bizler değiştik. Bülent Arınç,
Abdullah Gül, Mehmet Ali Şahin... Onlar değişti. Bugün biz değiştiğimizi
davranışlarımızla kanıtlıyoruz. Ama Erdoğan ve arkadaşlarının
değişmediğini iddia eden bazıları var ki, onlar 'statükonun
muhafızlığını' yapıyor. Sürekli başkalarının değişip değişmediğini
sorguluyorlar. Aslında değişmesi gerekenler onlar. Bizlerin değiştiği
kadar onlar da değişmiş olsaydı, Türkiye bugün demokratik cumhuriyetiyle
bölgesinde örnek ülke olurdu.
N.D. Eskiden
İslamcılar, dinle demokrasi arasındaki ilişkiyi çok katı değerlendirip,
İslam'da demokrasi olmayacağını söylüyorlardı. Neye dayanarak
söylüyorlardı bunu? Dini bir temeli var mıydı bu görüşün?
Bu görüşün hiçbir dini temeli yok. Dinle demokrasi arasında düşmanlık
ilişkisi kuran İslamcılarımız, demokrasiyi, tıpkı İslam gibi bir din
sanıyordu. Dolayısıyla insanların demokrasi üzerinden yeni bir din
tercihine zorlanacağını düşünüyorlardı. Halbuki demokrasi
ideolojisizdir. Demokratik devlet, vatandaşlarına din, inanç, mezhep
empoze etmez. Demokratik devletin vatandaşları neyi seçeceklerine
kendileri karar verir ve onu yaşarlar.
N.D.
İslamcılar, İslam'la demokrasiyi nasıl bağdaştırıyor şimdi?
Dinin farklı bir okuması ortaya çıktı. Dinin, bir devlet düzeni olmadığı
anlayışı hâkim olmaya başladı. Gerçi dini hâlâ bir politik ideoloji
olarak algılayan İslamcılar bunu kabul etmiyor. Dinin, hayatın her
alanına mutlaka müdahale etmesi gerektiğine inanıyorlar ama, din bir
ideoloji değildir. Din bir inançlar manzumesidir. Dinin sabiteleri
vardır. Siz, Peygamber'e inanmamazlık edemezsiniz. Ötede bir yerde bir
başka âlemin varolduğunu inkâr edemezsiniz. Bu sizin sabitelerinizdir.
Ama mirasın bölüştürülmesi konusunda zaman ve ilişkiler değişmiştir.
Dinin ilgili ayetini farklı okuyabilirsiniz. Kadınların sosyal, ticari
hayata katıldığı modern dünyada siz kadınların mirasını Kuran'daki gibi
bölüştüremezsiniz. Böyle bir okuma Kuran'ın özüne aykırı değildir. Siz,
dini, total bir anlayışla her yere birden indirgeyemezsiniz.
N.D.
Anlamadım...
Öyle olsaydı, Allah Kuran'ı bir anda toptan indirirdi. Parça parça 23
yılda indirmesine gerek yoktu ki... Allah içkinin haram olduğunu
bilmiyor muydu, hâşâ... Niye ilk anda yasaklamadı? Niye başörtüsü ayeti
Medine'ye hicretten sonra indi? O zamana kadar mümin kadınlar başları
açık dolaşıyordu. Başörtüsüyle ilgili ayette 'Başörtülerinizi
göğüslerinizin üzerine salın' denildi. Erkekleri fitneye sevk edebilecek
dış görünüşün biraz daha normalleştirilmesi istendi.
N.D. Saçın
gözükmediği bir örtünme şekli değil mi bu?
Hayır. Saçın kendisi zaten cinsel tahrik nedeni değildir. Olsaydı,
başörtü yasağından dolayı okula gidemeyen kızlar peruk takmazdı. Hatta
giyimin kendisi de tahrik edici olabilir. Siz öyle bir pardesü
giyersiniz ki, dışarıdan bakan sizi cinsel bir obje gibi görebilir.
N.D.
İslam'da kadının başını kapatması farz değil mi?
Kuran'da örtünme var. 'Başörtülerinizi göğüslerinizin üzerine salıverin'
diyor. Bu ayeti, çarşaf giyin diye yorumlayanlar çıktığı gibi, son
zamanlarda bazı din bilginleri başörtüsü farz değildir diye de
yorumlayabiliyorlar. Burada şu nokta önemli. Bir insan başını örtmediği
için Müslümanlık'tan çıkmaz. Ama yakın zamanlara kadar biz örtmeyen bir
kadına Müslüman gözüyle bakmazdık. Halbuki başını örtmeyen bir kadın
pekâlâ Müslüman'dır ve belki de başını örtenden çok daha fazla
yüreğinden hissederek Müslüman'dır. Kimse insanın yüreğindeki imanın
ölçüsünü kendisi koyamaz.
Çok şükür din devletini kuramadık
ŞÜKÜR, ŞERİATI GETİREMEDİK
Tasarladığımız şeriat rejimi, dinsel bir diktatörlüktü. Bu, asıl
Müslümanlar arasında kanlı boğazlaşma yaratacaktı. Çok şükür, bu İslami
devleti kuramadık. İstenirse İslam'dan şiddet çıkarılabilir. Mesela Hz.
Ali döneminde Harici diye bir grup vardı. Onlar, İslam'ı bir şiddet
ideolojisi olarak benimsemişti.
N.D.
İslam'la laiklik bağdaşır mı?
İslam bir dindir. Demokrasi ve laiklik ise siyasal bir yönetim ve tutum
alma biçimidir. Ama İslamcı kesim, dinin kendisini de, demokrasiyi ve
laikliği de birer 'siyasal ideoloji' gibi algıladı. Böyle algılayınca
da, demokrasiyi ve laikliği, dinin tam karşısına oturttu. İslamcıların
laiklikle ilgili böyle sorunlu bir yaklaşımı vardı. Ama Türkiye'de öyle
bir laikçi kesim var ki, onların da laiklik anlayışı sorunlu. Onlar da
laikliği salt laiklik olarak almıyor, laikliği devlet eliyle dayatılması
gereken bir ideoloji gibi algılıyor.
N.D. Kuranı
Kerim, dünya nizamının, devlet düzeninin nasıl olacağını da belirtmiyor
mu peki?
Asla. Kuran, devlet düzenini biçimsel olarak ortaya koymuyor. Kuran'da
sadece 'adalet' gibi genel ilkeler var. Kuran'da, din temelinde bir
devlet kurulmasını çağrıştıracak tek bir dolaylı ifade bile yok.
İslam'ın devleti olmaz ama Müslümanların devleti olabilir. Emeviler,
Abbasiler, Osmanlılar gibi...
N.D.
Kuran'ın ışığında, laiklikle İslam nasıl birleştirilebiliyor?
Laikliği, devletin bütün inançlar, dinler, mezhepler karşısında yansız
olması diye kabul edersek, laikliğin Kuran'la ve İslam'la asla çatışan
bir yanı yok. Tam tersine böyle bir demokrasi ve laiklik anlayışı,
farklı düşünen Müslümanların birbirine düşmanca bakmadan, barış içinde
yaşamalarını mümkün kılıyor. Çünkü öteki türlü her Müslüman grup kendi
din yorumunu devletleştirmeye yeltenir. İktidara geldiğinde de kendisi
gibi düşünmeyen Müslümanları dinden çıkmış olmakla suçlayıp bastırır.
N.D. Niye?
Bugün İran'da, İslamcılar arasında bir iktidar yarışı var. İktidardaki
mollaların din ve siyaset anlayışıyla Cumhurbaşkanı Hatemi ve
taraftarlarının özgürlükçü, demokrat din anlayışı arasında bir çatışma
var. Mollalara göre, Hatemi ve arkadaşları dinden çıktı. Yok edilmeleri
gereken zararlı kişiler onlar. Aslında laiklik ve demokrasi, birbirleri
hakkında böyle düşünen Müslüman grupları barış içinde bir arada
yaşatacak bir devlet düzeni sağladığı için her şeyden önce Müslümanların
işine yarayan bir şey.
N.D. Yeni
yaklaşımlar dile getiriyorsunuz. Kuran'ın tefsiri mi değişti?
Kuran zaten yorumlarıyla değişebilir. Zamana ve mekâna uygun yeni
önerilerin, yeni din anlayışlarının ortaya çıkması, İslam'ın ve Kuran'ın
karşı olduğu bir şey değil. İslam'ı çağa uyarlamak bir fıkıh kaidesidir.
Zamanın değişmesiyle hükümler de değişir. Çağın her şeyine uymak zorunda
değilsiniz ama, 'Efendim, Peygamber'in arkadaşları beyaz entari giydi.
Biz de giyersek, ancak o zaman daha iyi Müslüman oluruz' diye
düşünümezsiniz. O zaman İslamiyeti belli bir çağ, sosyal çevre ve
gelenekle sınırlandırırsınız. İslam'ın evrenselliğini yok edersiniz.
N.D.
Geçmişteki katı yorumlar mı dinin yanlış yorumuydu yoksa bugünkü esnek
yorumlar mı dinin yanlış yorumu?
Geçmişteki fanatik yorumlarımız yanlıştı. Bu yorumlar dinin kendisine
çok zarar verdi. İslamcı şeflerimizden biri 1997'de herkesin içinde bana
'Mehmet, sen demokrasiyi takiye gereği mi, yoksa inandığın için mi
savunuyorsun?' diye sordu. 'İnandığım için savunuyorum' dedim. O da,
'Ama demokrasi küfür rejimidir. Bir Müslüman küfür rejimini savunuyorsa,
kâfirdir' dedi. Ben de ona gülümseyerek şu cevabı verdim: 'Tut ki şu ana
kadar kâfirdim. Şimdi kelime-i şahadet getiriyorum. Beni şimdi Müslüman
kabul eder misin?' dedim. 'Tamam, şimdi Müslümansın' dedi. Aradan on beş
gün geçti, aradı.
N.D. Ne
dedi?
'Ben bütün kitaplara baktım. Senin kelime-i şahadet getirmen yeterli
değil. Müslüman kabul edilmen için 'Elhamdülilah ben demokrat değilim'
demen lazım' dedi. Ben de bunun üzerine, 'Elhamdüllah ben Müslümanım.
Elhamdülilah ben demokratım. Senin dinin sana, benim dinim bana' dedim
ve konuşma bitti. 'Demokrasiyi savunursan Müslüman olamazsın' diyen bu
İslamcı ideologun tepkisinin aynısını bana Marksist ve ateist Mihri
Belli de gösterdi. 'Sen demokrasi diyorsun, Avrupa'ya karşı çıkmıyorsun,
emperyalizmle hesaplaşmıyorsun. Sen İslamcı değilsin' dedi. Çünkü Mihri
Belli gibiler de, laiklik ve demokrasi karşıtı bir İslamcı ideolojinin
varlığından besleniyorlar.
N.D.
Müslümanları özellikle siyaset sahnesinde güvenilmez kılan bir takiye
kavramı var. Müslüman'a baskı altında yalan söyleme hakkı bağışlanıyor.
Bugün Türkiye'de, dindarlığını vurgulayan insanlardan oluşan bir siyasi
iktidar var. Bu iktidarın gizliden gizliye şeriat istemediğinin
güvencesi nedir?
İnsanların niyetlerini sorgulayamayız ki. Ancak yaptıklarına bakıp
samimi olup olmadıkları sonucuna varabiliriz. AK Parti'nin bugüne kadar
iktidarda yaptıklarının gizli şeriatçılık niyeti taşıdığını kim
ıspatlayabilir? AB'ye Türkiye'yi ısrarla sokmaya çalışmak mı
şeriatçılıktır? Uyum paketleriyle Türkiye'yi demokratikleştirmeye,
Kürtçeyi serbest kılmaya uğraşmak mı gizli şeriatçılıktır? Takiyeyi en
çok gündeme getirenlere de ne kadar değiştiklerini sormak lazım.
Ama onlar hiç değişmiyor ve demokrat olamıyorlar. Kendilerini devletle
özdeşleştirmiş olan bu statükonun muhafızları sadece başkalarının ne
kadar değiştiğini sorguluyor.
N.D. Ne
yazık ki bugün dünyada İslam'la şiddet kavramları yan yana anılıyor.
İslam, şiddete izin veren bir din mi?
İslam teröre, şiddete asla izin vermez ama İslamcılar terör yapabilir.
Bu, İslamcıların dine yükledikleri bir anlamdır. İstenirse, İslam'dan
şiddet çıkartılabilir. Mesela Hz. Ali döneminde Harici diye bir grup
vardı. Onlar, İslam'ı bir şiddet ideolojisi olarak benimsemişti. Camiye
girip Hz. Ali'yi, halifeyi bile öldürebiliyorlardı. Ama İslam'da Hz.
Ali'nin de temsil ettiği bir din anlayışı vardı. Kendisini öldürebilecek
insanın kılına dokunulmamasını salık veriyordu. Hariciler de dini
referanslı düşünüyordu, Hz. Ali de. Demek ki, dinin bazı
referanslarından hareket edip politik bir terör ideolojisi de
üretebilirsiniz, adaletçi, özgürlükçü, insancıl bir yaklaşım tarzı da
üretebilirsiniz.
N.D. Bizde
bir de Hizbullah örgütü çıktı ortaya. İnsanlara işkence yapıp kasetlere
kaydediyorlardı. İslam, işkenceye cevaz veriyor mu?
Asla. İslam'ın işkenceye cevaz verdiğine dair tek bir ayet, tek bir
paygamber sözü yok. Ama siz dini zorlayarak yorumlar çıkartabilirsiniz.
'Ben bunu başka türlü konuşturamam. Halbuki konuşturmam halinde dine
daha çok hizmet ederim' diye düşünürsünüz. İslamcıların yorumlarını,
dinin kendi yorumu gibi algılamamak lazım. Ben Hizbullah'ın ölüm
listesindeydim. Hizbullah'ın şiddetine maruz kalan ilk kişi benim. 91'de
evimin önünde dövdüler. Beni öldürmeye değil tedip etmeye geldiler.
Hizbullah'ın saldırısından sonra silah ruhsatı için devlete
başvurduğumda, arada güçlü tanıdıklarım olmasına rağmen bana ruhsat
vermediler.
N.D.
İslam'da cinayet ve işkence suç mu?
Kesinlikle suçtur ama Müslümanlar pekâlâ adam öldürebilir, işkence
yapabilir. Peygamber'in arkadaşları bile ölümünün üstünden 20 yıl
geçmeden iktidar için birbiriyle savaştı. Müslümanlar birbirinin
karşısına kılıçla çıktı, birbirlerinin kanına ekmek doğradılar.
Peygamber'in hanımı bir tarafta, Hz. Ali bir tarafta... Muaviye bir
tarafta, Hz. Ali bir tarafta...
Halbuki İslam adam öldürmeyi haram kılar. On yıl öncesine kadar ben bile
dinden çıkan bir insanın öldürülmesi gerektiğine inanırdım. Oysa
Kuran'da 'Din değiştiren insan öldürülmeli' diye bir ayet yok. Peygamber
sözlerinde var ama Peygamber sözleri Kuran'a aykırı olamaz ki.
N.D. Peki bu
işkenceleri yapan, cinayetleri işleyen insanlar da herhalde sizin kadar
biliyorlar Müslümanlığı. Onlar nasıl kendi dinlerinin cinayete izin
verdiğine inanıyor da siz inanmıyorsunuz. Neticede oratada bir kutsal
kitap var. Bir kitap bu kadar farklı yorumlanabilir mi?
Zorlarsanız yorumlarsınız. Bütün metinler, Marx'ın metinleri bile 50 bin
tane MarkMarksizm üretti. Herkesin Marx'ı ayrı. Zaman içinde metinlerin
kendisi çok farklı yorumlanabilir. Kuran da farklı yorumlanmıştır. Bu
yorumlarından mezhepler çıkmıştır.
N.D. El
Kaide dünyanın her yanında İslam adına terör yaratıyor. Müslümanlar mı
şiddete yakın yoksa şiddete yatkın insanlar Müslümanlığı bahane mi
ediyor?
İkisi de doğru. Müslümanlar şiddete yakın bir psikoloji içindeler. Çünkü
mağdur edildiklerine, kaybedecekleri hiçbir şeyin kalmadığına
inanıyorlar. Özellikle Müslüman gençler, psikolojileri ve sosyal
konumları itibarıyla şiddete yatkın haldeler. Daha eğitimsizler ve
işsizler. Filistin sorunu adil bir biçimde çözülmedikçe, İslam
ülkelerindeki baskıcı rejimler bitmedikçe...
N.D. Sonuç
ne olur?
Böylesine öfke duyan ve bu öfkesini de cihat ve İslam adına kusan genç
kuşağın varlığı sürer. Çünkü bu öfkeye, dinin cihatçı yorumu, şehadet
boyutu da eklendiğinde, Müslüman gençler radikal İslamcı örgütlerin
unsuru olabiliyor. Dünyaca ünlü terörist Çakal Carlos bile şimdi
devrimci İslam üzerine kitap yazıyor. Geçmişte sosyalizm adına
sürdürdüğü terör ve şiddet eylemlerini şimdi cihat ideolojisiyle
İslamcılık adına yapıyor. Çünkü bu gençlere cihat yolunda öldüğünde veya
öldürdüğünde, cennet vaat ediliyor. Şehadet, şehitlik kavramı öyle bir
işleniyor ki... 'Beni bekleyen ebedi bir hayat var. Ben öleceğim ve
oradan cennete gideceğim' diyorlar. El Kaide bağlantılı canlı
bombacıların hepsinin inancı bu. Ölümsüzlüğü, yaşama tercih etme
ideolojisinin adıdır şehadet.
N.D. Biraz
açar mısınız?
Bu dünyada nasıl olsa bir gün öleceksiniz ama ötede sizi bekleyen bir
ölümsüzlük var. Orada, Allah'ın hoşnut olduğu kullardan biri olarak
cennette yaşamınızı sürdürmek var. Humeyni de kitleleri mobilize ederken
'Ölürseniz ve öldürülürseniz cennettesiniz' diyordu. Gerçi o bir
devrimdi ama... İnsanlar beyaz kefenlerini giyerek tankların üzerine
yürüyordu ve mitralyözlerin önünde dökülüyorlardı. Ertesi gün bir başka
grup beyaz kefenlerini giyerek geliyordu şahın askerlerinin önüne.
N.D.
Türkiye'ye şeriat gelebilir mi?
Hayır gelmez. Nasıl gelsin ki? Hangi şeriat gelecek?
N.D. Siyasal
İslam şeriat istemiyor muydu?
Doğrusunu söyleyeyim mi? Biz o dönem şeriat istiyorduk ama istediğimiz
şeriat gelseydi ilk karşı çıkan yine biz olurduk.
N.D.
İran'daki gibi çok geç olmaz mıydı?
Çok geç olurdu. Bakın, Türkiye'de başımıza bir şey geldiğinde hiçbirimiz
Suudi Arabistan'a ya da İran'a sığınmıyoruz. Çünkü Türkiye'deki
özgürlüğe alışmış Müslümanlar Avrupa'yı tercih ediyor. Bizim bir dönem
kafamızda tasarladığımız şeriat rejimi, İslam devleti, tamamen
'totaliter, baskıcı, dinsel bir diktatörlük'ten başka bir şey değildi.
Eğer böyle bir rejim kurulsaydı, herkesten çok Müslümanların zararına
işleyecekti.
N.D. Niye?
Çünkü iktidarı başkalarından önce eline geçiren Müslüman grup, kendisi
gibi düşünmeyen Müslümanların tümünü tasfiye edecekti. Müslümanların
arasında kanlı boğazlaşma başlayacaktı. Çok şükür ki biz hedefimize
ulaşamadık. Tasarladığımız İslami devleti gerçekleştiremedik. Zaten
gerçekleşmezdi. Türkiye toplumu böyle bir şeriat yorumuna dayalı İslam
devletinden yana değil.
N.D. AKP,
dünya Müslümanlarına demokrasi konusunda örnek olabilir mi?
El Kaide bağlantılı radikal İslamcı örgütlerin Türkiye'de eylem
koymalarının tek sebebi budur. Bombalar aslında AK Parti'yi cezalandırma
mesajdır. Çünkü Ak Parti deneyimi, İslam kültürüyle demokrasinin
bağdaştırılabileceğini ortaya koyan yeni bir deneyim. Bu model
Türkiye'de tuttu. İslam dünyasında da tutması halinde radikal İslamcı
hareketlerin varlık nedenleri ortadan kalkacak. İslamcılığın jargonunda
şu vardır.
N.D. Ne
vardır?
Münafık, kâfirden daha tehlikelidir. Müslüman gibi görünüp, aslında
Müslüman olmayan kişidir münafık. Münafıkın dine daha çok zarar
vereceğine inanılır. Kâfirden önce, münafıkın başı ezilir. Modern
İslamcılara göre münafık kimdir peki? Mesela Tayyip Erdoğan, Mehmet
Metiner dindar biliniyorlar ama demokrasiyi, laikliği savunuyorlar. İşte
radikal
İslam, 'Bunların sözleri benimsenirse bizim varlık nedenimiz ortadan
kalkar' diye düşünüyor ve bu yüzden de kâfirlerden çok, bu tür Müslüman
aktörlerle siyasi hesaplaşmayı planlıyor.
N.D.
Hıristiyan toplumlar demokrasiyi rahatça uygularken Müslümanlar neden
demokrasiyi bir türlü benimseyemiyor?
Çünkü demokrasi Hıristiyan toplumlarda çıkmış, uygulanmış. İslam
ülkelerinde demokrasi adıyla bir siyaset sözcüğü, kuramı, pratiği yok.
Ayrıca Batı'nın değeri diye, demokrasiye karşı hep kuşkuyla
yaklaşılıyor.
N.D.
Hıristiyan toplumlar Müslüman toplumlardan daha mı gelişmiş?
Teknolojide, felsefede, sanatta çok daha ilerideler. Bu, Müslüman
toplumların Batı'ya katabileceği hiçbir değerinin olmadığı anlamına
gelmiyor. İslam medeniyeti de büyük bir medeniyet ama, Arap toplumları
daha çok Vehhabi bir anlayışla felsefeyi ve sanatı hâlâ din karşıtı
sayıyor. İmam Gazali felsefeyi mahkûm etti. Hâlâ 'tükürürüm heykelinin
içine' diyen bir anlayışla siz sanat üretemezsiniz. Yeni bir din
anlayışına ve zihniyet değişimine ihtiyaç var.