|

Reyting
Uğruna
Mukaddes
ÖZKAN
Son
zamanlarda bazı televizyon programlarını seyretmeme kararı almıştım.. Bu
yasağı koyduğum için de bayağı mutluydum. Ama bir gün bir sebeple
kendimi bu yayınların karşısında buldum. Bu konudaki inadımı da;
çarpıklıkları görmemek için gözlerini yumarak onları yok sayanların
haline benzettim.
Televizyon kanalları yaptıkları yayınlarla, hem toplumun İslami
hassasiyetlerini hem, ahlak kurallarını, hem geleneklerini, hem
göreneklerini hedeflerken, hem de toplumu getirdikleri seviyenin boy
aynası durumundalar. Bu toplumuun daha düne kadar namus meselesi olarak
baktığı konuları bir anda alkışlar hale gelmesinin sebebi ne ola ki?
Maalesef, inanç boşluğu, sahip olunan halihazır inançların kofluğu. İşte
bu yüzden topluca cinnet geçiriyoruz.
"Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor." diye bir deyim vardır ya
hani? Bu olup bitenler, sık sık bu deyimi bana hatırlatıyor. Satılan
şeye alıcı bulmasa satıcı neden satmak için inatla müslüman mahallesinde
ısrar etsin, neden malını orada pazarlamaya uğraşsın diye bir soru
aklımıza geliyor mu hiç? Geldiyse cevabı da peşinden hemen gelecektir.
Çünki, satıcı malına alıcı buluyor. Şu medyanın haline bir bakın,
hangisi İslam diyarında kabul görecek durumda, hangisi müslümana
hitabedecek seviyede? Ama ne yazık ki, bütün bunlara rağmen, o malların
satıcıları müşterileri tarafından öyle büyük ilgi görüyorlar ki akıl
alacak gibi değil. Bu alıcılar, üstüne üstlük Müslümanlar. Programları
hazırlayanları onore etmek için öyle övgüler yağdırıyorlar, öyle
dualarla başarılar diliyorlar ki, yayınları yapan kanalların telefonları
kitleniyor. İnsanlar sabahlara kadar uyuyamadıklarını, heyecandan kalp
krizi geçirmekten korktuklarını, heyecandan tansiyonlarının yükseldiğini
anlatarak, bu olanlara ne derece ilgi gösterdiklerini söylemeye
çalışıyorlar. Hatta bu yüzden işi gücü terkedenlerin sayısı da az değil.
Efendim; "merd-i kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler."miş. Ne yazık
ki, olan bitene başka bir yakıştırma bulamıyorum.
Reyting uğruna, yapılan bu akılalmaz işler, çoğu kişinin aklını başından
alacak ödüller vadedilerek pazarlanıyor. Gençler, ödül ve şöhret uğruna
nelere alet ediliyorlar. Onlara dayatılan bu anlamsız yaşam biçiminin
zararlarını çoktan görmeye başladılar bile. Dışarı çıkınca
pisikiyatriste gideceğini, buna ihtiyaç duyduğunu söyleyenler var
aralarında.
Nasıl olmasın ki, sanıyorum iki ay gibi bir süre, kameralarla dolu bir
evde her hareketiniz, milyonlarca insan tarafındaan izleniyorsa, her
davranışınıza bir başka kulp takılıyorsa, kendinizi nasıl normal
hissedebilirsiniz ki.
Bir de buna insan hayatınıın en önemli kararını vermek gibi bir
sorumluluğun aceleye getirilmesi eklenirse, bu gençlerin ruh
dünyalarının ne hale geleceğini görmek için müneccim olmaya gerek var
mı, aklı başında doğru mantık yürüten herkes bunu görebilir.
Asıl mesele, bu deney evlerinin, 'halka dayatılan' diyecektim ama ne
yazık ki dayatılan sözü bunların sunucularına haksızlık olacak, bu konu
arz ve talep kuralıyla açıklık kazanıyor. Arzedilen, kabul görüyor ki,
bu işler alıp başını gidiyor.
Müslümanlar demek ki artık salyangoz yemeye başladılar. Satanlara ne
diyelim alcısı biz olunca. Biz müslümanlar, 'istemem yan cebime koy'
anlayışına son vermediğimiz, bu felsefeyi hayatımızdan çıkarmadığımız
sürece, başımızı dik tutamayacağız ne yazık ki.
Bizim ilkelerimize ne oldu? Kitabımızın bizim için koyduğu kurallara ne
oldu? Biz kimiz? Bizim inandığımız din, bize neleri helal, neleri haram
kılıyor? Biz nereye doğru yürüyoruz, hatta koşuyoruz? Bunları kendimize
sormaya başlamadığımız sürece biz, bizi Yaradandan, O'nun bize sunduğu o
yüce Mesaj'dan alabildiğine uzaklaşıyoruz.
Bu programlar, Batının, insanın manevi hayatını hiçe sayan, her şeyi
maddeye döken Kapitalist anlayışın ürünleri. Ama ne yazık ki, biz
bunları seyrederken, yapımda emeği geçen herkese dualar edebiliyoruz. Bu
kadar nasıl sığlaşabildik?
Bir eve kapatılmış bir sürü genç kız ve erkeğin, birbirlerinin yatağına
uzanarak ettikleri sohbetleri nasıl içimiz sızlamadan, vicdanımız
rahatsız olmadan seyredebiliyoruz, ve buna alkş tutabiliyoruz.
Bu işin organizatörleri, bir de, görücü usulü evlilikleri beğemeyenler.
Görücü usulüyle evlenmek isteyenler bu şansı birbirlerine tanırken,
reyting ve ödül adına ortaya çıkan beylerin karşısına birden fazla bayan
çıkartılıyor. O bayanlar da kendilerini beğendirme yarışına giriyorlar.
Bu bahse konu olan evde ben seyretmeye başladığımda üç damat adayı ve
beğenilmeyi bekleyen üçten fazla genç hanım vardı. Dışarıda da bir o
kadar seçilmeyi bekleyen gelin adayı, seçilemeyenlerin de bir o kadar
göz yaşları vardı ekranlarda. Onca genç bayanı ekrana dizip, birbirine
düşüren, daha sonra da seyircinin hakaretlerine muhatap eden sunucunun
nasıl övgüler aldığına şaşmamak elde değil.
Nerdesiniz hanımlar?
Alkış tutmak yerine niye sorgulamıyorsunuz? Nerde kaldı müslüman kadının
onuru!
Bütün bunlara nasıl oluyor da, aklımızı mantığımızı devreden çıkarıp
katlanabiliyoruz, pembe hayallerin, coşkulu romatizmine kendimizi
bırakabiliyoruz. Bu sergilenen romantizm sadece gençleri değil, altmış
beş yaşındayım, yetmiş iki yaşındayım diyenleri bile kendinden
geçiriyor, ayaklarını yerden kesiyor. Bu yayınları yapan kanalın
stüdyolarını doldurup, "Tülin ile Caner evlensin" pankartları açanlar
mı, evlenmezlerse ben ölürüm, diye ağlayanlar mı ararsın!
İnsanoğlunun özele olan merakı Dünya üstünde insanoğlu ile birlikte
varolmuştur. İşin içine bir de aşk girdi mi, ortaya masallar, şiirler,
efsaneler, öyküler çıkar. İnsanlar yaşayamadıklarıı sevgileri, aşkları,
onları dinleyerek, okuyarak yaşarlardı. Leyla ile Mecnun, Kerem ile
Aslı, Ferhat ile Şirin, daha niceleri, insanları tertemiz duyguların
doruklarına taşırdı. Onlarda asalet, nezahat, gerçek sevgi vardı. Onlar
eğiticiydi. Bunlar ise, insan fıtratına ters düşen ne varsa hepsini
hayatımıza sokmaya and içmişler sanki.
Olayı günümüz insanı için cazip hale getiren yukarıda da söylediğim
gibi, başkalarının özel hayatına olan merak. Halbuki bu, ne dinimizin
tasvip ettiği ne de seviyeli insan ilişkilerinde kabul gören bir
tutumdur. Adı dedikodu ile her zaman küçümsenen bu tür bir anlayışı,
insan ilişkilerinin önemli vazgeçilmezi haline getirmek bu programların
görüntülerinde örnekleniyor ve cazip hale getiriliyor. Hatta yaşamın
vazgeçilmezi gibi lanse ediliyor.
Seyirci özele olan merakını tatmin ederken, özelini gözler önüne seren
seyredilenler ne hale geliyor acaba. Şöhret ve ödül uğruna neler
kaybediliyor. Reyting uğruna bunca genç ne hale getiriliyor, niye
düşünmüyoruz da biz bu salyangozları sorgulamadan, satıcısına bakmadan
satın alıyoruz.
Peki, her zaman sığınma ihtiyacı duyduğumuz, bir müslüman olarak O'ndan
yardımını bizden esirgememesini dilediğimiz Allah bu konuda ne buyuruyor
acaba?
Kadın erkek ilişkileri İslam'da nasıl olmalıyı, yalan yalış da olsa
bilmeyen yok. Yalan yanlış bilenler bile, İslam'da kadın erkek
ilişkilerinin bu formata yüz seksen derece ters düştüğünü bilir. O zaman
bu ilginin sebebi ne? Bu ilginin sebebi, İslami bilinç eksikliği, bilgi
eksikliği. Bunun sonucunda toplumda meydana gelen inanç boşluğu,
toplumun Din'i konusundaki bilgi noksanlığı. Bu noksanlığın farkında
olan birilerinin de, Yaratıcının kuralları yerine Batı normlarını
geçerli kılma çabaları.
Bu yaşam biçimini topluma yerleştirme görevini üstlenenlerin Allah'ı
dillerinden düşürmemeleri de ayrıca dikkate değer doğrusu. Her türlü
olumsuzluğu sergiledikten sonra, Allah yolumuzu, yolunuzu açık etsin,
Allah razı olsunlu karşılıklı dualaşmalar, medya camiasının da İngiliz
siyasetini benimsediğini gösteriyor. İngiliz siyasetinin özeti,
başlıbaşına ikiyüzlülük ile açıklanabilir.
Yazımı bu konudaki ayeti vererek noktalayacağım.
"Müminlerin arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenler, dünyada da
ahirette de can yakıcı bir azaba uğrayacaklardır. Allah bilir fakat siz
bilmezsiniz" Nur/19
.
|
 |
|