Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 303 | Mart 2004

                   

 

Reyting Uğruna

Mukaddes ÖZKAN

 


Son zamanlarda bazı televizyon programlarını seyretmeme kararı almıştım.. Bu yasağı koyduğum için de bayağı mutluydum. Ama bir gün bir sebeple kendimi bu yayınların karşısında buldum. Bu konudaki inadımı da; çarpıklıkları görmemek için gözlerini yumarak onları yok sayanların haline benzettim.
Televizyon kanalları yaptıkları yayınlarla, hem toplumun İslami hassasiyetlerini hem, ahlak kurallarını, hem geleneklerini, hem göreneklerini hedeflerken, hem de toplumu getirdikleri seviyenin boy aynası durumundalar. Bu toplumuun daha düne kadar namus meselesi olarak baktığı konuları bir anda alkışlar hale gelmesinin sebebi ne ola ki? Maalesef, inanç boşluğu, sahip olunan halihazır inançların kofluğu. İşte bu yüzden topluca cinnet geçiriyoruz.


"Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor." diye bir deyim vardır ya hani? Bu olup bitenler, sık sık bu deyimi bana hatırlatıyor. Satılan şeye alıcı bulmasa satıcı neden satmak için inatla müslüman mahallesinde ısrar etsin, neden malını orada pazarlamaya uğraşsın diye bir soru aklımıza geliyor mu hiç? Geldiyse cevabı da peşinden hemen gelecektir.
Çünki, satıcı malına alıcı buluyor. Şu medyanın haline bir bakın, hangisi İslam diyarında kabul görecek durumda, hangisi müslümana hitabedecek seviyede? Ama ne yazık ki, bütün bunlara rağmen, o malların satıcıları müşterileri tarafından öyle büyük ilgi görüyorlar ki akıl alacak gibi değil. Bu alıcılar, üstüne üstlük Müslümanlar. Programları hazırlayanları onore etmek için öyle övgüler yağdırıyorlar, öyle dualarla başarılar diliyorlar ki, yayınları yapan kanalların telefonları kitleniyor. İnsanlar sabahlara kadar uyuyamadıklarını, heyecandan kalp krizi geçirmekten korktuklarını, heyecandan tansiyonlarının yükseldiğini anlatarak, bu olanlara ne derece ilgi gösterdiklerini söylemeye çalışıyorlar. Hatta bu yüzden işi gücü terkedenlerin sayısı da az değil. Efendim; "merd-i kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler."miş. Ne yazık ki, olan bitene başka bir yakıştırma bulamıyorum.


Reyting uğruna, yapılan bu akılalmaz işler, çoğu kişinin aklını başından alacak ödüller vadedilerek pazarlanıyor. Gençler, ödül ve şöhret uğruna nelere alet ediliyorlar. Onlara dayatılan bu anlamsız yaşam biçiminin zararlarını çoktan görmeye başladılar bile. Dışarı çıkınca pisikiyatriste gideceğini, buna ihtiyaç duyduğunu söyleyenler var aralarında.
Nasıl olmasın ki, sanıyorum iki ay gibi bir süre, kameralarla dolu bir evde her hareketiniz, milyonlarca insan tarafındaan izleniyorsa, her davranışınıza bir başka kulp takılıyorsa, kendinizi nasıl normal hissedebilirsiniz ki.
Bir de buna insan hayatınıın en önemli kararını vermek gibi bir sorumluluğun aceleye getirilmesi eklenirse, bu gençlerin ruh dünyalarının ne hale geleceğini görmek için müneccim olmaya gerek var mı, aklı başında doğru mantık yürüten herkes bunu görebilir.
Asıl mesele, bu deney evlerinin, 'halka dayatılan' diyecektim ama ne yazık ki dayatılan sözü bunların sunucularına haksızlık olacak, bu konu arz ve talep kuralıyla açıklık kazanıyor. Arzedilen, kabul görüyor ki, bu işler alıp başını gidiyor.
Müslümanlar demek ki artık salyangoz yemeye başladılar. Satanlara ne diyelim alcısı biz olunca. Biz müslümanlar, 'istemem yan cebime koy' anlayışına son vermediğimiz, bu felsefeyi hayatımızdan çıkarmadığımız sürece, başımızı dik tutamayacağız ne yazık ki.


Bizim ilkelerimize ne oldu? Kitabımızın bizim için koyduğu kurallara ne oldu? Biz kimiz? Bizim inandığımız din, bize neleri helal, neleri haram kılıyor? Biz nereye doğru yürüyoruz, hatta koşuyoruz? Bunları kendimize sormaya başlamadığımız sürece biz, bizi Yaradandan, O'nun bize sunduğu o yüce Mesaj'dan alabildiğine uzaklaşıyoruz.
Bu programlar, Batının, insanın manevi hayatını hiçe sayan, her şeyi maddeye döken Kapitalist anlayışın ürünleri. Ama ne yazık ki, biz bunları seyrederken, yapımda emeği geçen herkese dualar edebiliyoruz. Bu kadar nasıl sığlaşabildik?
Bir eve kapatılmış bir sürü genç kız ve erkeğin, birbirlerinin yatağına uzanarak ettikleri sohbetleri nasıl içimiz sızlamadan, vicdanımız rahatsız olmadan seyredebiliyoruz, ve buna alkş tutabiliyoruz.
Bu işin organizatörleri, bir de, görücü usulü evlilikleri beğemeyenler. Görücü usulüyle evlenmek isteyenler bu şansı birbirlerine tanırken, reyting ve ödül adına ortaya çıkan beylerin karşısına birden fazla bayan çıkartılıyor. O bayanlar da kendilerini beğendirme yarışına giriyorlar. Bu bahse konu olan evde ben seyretmeye başladığımda üç damat adayı ve beğenilmeyi bekleyen üçten fazla genç hanım vardı. Dışarıda da bir o kadar seçilmeyi bekleyen gelin adayı, seçilemeyenlerin de bir o kadar göz yaşları vardı ekranlarda. Onca genç bayanı ekrana dizip, birbirine düşüren, daha sonra da seyircinin hakaretlerine muhatap eden sunucunun nasıl övgüler aldığına şaşmamak elde değil.
Nerdesiniz hanımlar?
Alkış tutmak yerine niye sorgulamıyorsunuz? Nerde kaldı müslüman kadının onuru!
Bütün bunlara nasıl oluyor da, aklımızı mantığımızı devreden çıkarıp katlanabiliyoruz, pembe hayallerin, coşkulu romatizmine kendimizi bırakabiliyoruz. Bu sergilenen romantizm sadece gençleri değil, altmış beş yaşındayım, yetmiş iki yaşındayım diyenleri bile kendinden geçiriyor, ayaklarını yerden kesiyor. Bu yayınları yapan kanalın stüdyolarını doldurup, "Tülin ile Caner evlensin" pankartları açanlar mı, evlenmezlerse ben ölürüm, diye ağlayanlar mı ararsın!
İnsanoğlunun özele olan merakı Dünya üstünde insanoğlu ile birlikte varolmuştur. İşin içine bir de aşk girdi mi, ortaya masallar, şiirler, efsaneler, öyküler çıkar. İnsanlar yaşayamadıklarıı sevgileri, aşkları, onları dinleyerek, okuyarak yaşarlardı. Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, daha niceleri, insanları tertemiz duyguların doruklarına taşırdı. Onlarda asalet, nezahat, gerçek sevgi vardı. Onlar eğiticiydi. Bunlar ise, insan fıtratına ters düşen ne varsa hepsini hayatımıza sokmaya and içmişler sanki.


Olayı günümüz insanı için cazip hale getiren yukarıda da söylediğim gibi, başkalarının özel hayatına olan merak. Halbuki bu, ne dinimizin tasvip ettiği ne de seviyeli insan ilişkilerinde kabul gören bir tutumdur. Adı dedikodu ile her zaman küçümsenen bu tür bir anlayışı, insan ilişkilerinin önemli vazgeçilmezi haline getirmek bu programların görüntülerinde örnekleniyor ve cazip hale getiriliyor. Hatta yaşamın vazgeçilmezi gibi lanse ediliyor.
Seyirci özele olan merakını tatmin ederken, özelini gözler önüne seren seyredilenler ne hale geliyor acaba. Şöhret ve ödül uğruna neler kaybediliyor. Reyting uğruna bunca genç ne hale getiriliyor, niye düşünmüyoruz da biz bu salyangozları sorgulamadan, satıcısına bakmadan satın alıyoruz.
Peki, her zaman sığınma ihtiyacı duyduğumuz, bir müslüman olarak O'ndan yardımını bizden esirgememesini dilediğimiz Allah bu konuda ne buyuruyor acaba?
Kadın erkek ilişkileri İslam'da nasıl olmalıyı, yalan yalış da olsa bilmeyen yok. Yalan yanlış bilenler bile, İslam'da kadın erkek ilişkilerinin bu formata yüz seksen derece ters düştüğünü bilir. O zaman bu ilginin sebebi ne? Bu ilginin sebebi, İslami bilinç eksikliği, bilgi eksikliği. Bunun sonucunda toplumda meydana gelen inanç boşluğu, toplumun Din'i konusundaki bilgi noksanlığı. Bu noksanlığın farkında olan birilerinin de, Yaratıcının kuralları yerine Batı normlarını geçerli kılma çabaları.
Bu yaşam biçimini topluma yerleştirme görevini üstlenenlerin Allah'ı dillerinden düşürmemeleri de ayrıca dikkate değer doğrusu. Her türlü olumsuzluğu sergiledikten sonra, Allah yolumuzu, yolunuzu açık etsin, Allah razı olsunlu karşılıklı dualaşmalar, medya camiasının da İngiliz siyasetini benimsediğini gösteriyor. İngiliz siyasetinin özeti, başlıbaşına ikiyüzlülük ile açıklanabilir.


Yazımı bu konudaki ayeti vererek noktalayacağım.
"Müminlerin arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenler, dünyada da ahirette de can yakıcı bir azaba uğrayacaklardır. Allah bilir fakat siz bilmezsiniz" Nur/19
.

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...