Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 305 | Mayıs 2004

                   

 

 


  

Şaron’un Derisi, Bush’un Lekeleri

 

Uri Avnery

 

Çeviren : Kamil CENGİZ

Kaynak: ZNet Deutschland 17.04.2004, 

 

Soru: Başkan Bush’un dramatik bir şekilde onayladığı ‘Tek taraflı ayrılma planı’ sadece bir blöf mü ?

Cevap: Evet ve hayır. Eğer Ariel Şaron onun uygulanmasını engelleyebilirse, bunu kesinlikle yapacaktır. Eğer hiçbir alternatif yoksa bunu uygulayacak. Yazılı planda, 2005’in sonuna kadar tatbik edilmesi gerektiği kayıtlı ve o zamana kadar ülkedeki ve Ortadoğu’daki durum tamamen değişebilir. Kesin olan, şimdiye kadar hiçbir hazırlığın yapılmamış olmasıdır. Anlamlı bir plan çerçevesinde oluşan uygulamalara başlamadan önce sorulması gereken onlarca soruya daha henüz hiçbir cevap verilmedi.

Örnek olarak, yerleşimciler nereye gidecekler? Ne kadar tazminat alacaklar? Gazze şeridini geri çekilişten sonra kim yönetecek? Evler ve yönetim binaları kime verilecek? Boşaltmayı ordu nasıl gerçekleştirecek? Geri çekilen silahlı kuvvetler nereye gidecekler?

Soru: Eğer durum bundan ibaretse, Şaron neden planı şimdi gündemine aldı?

Cevap: Bunun için değişik açıklamalar yapılabilir ve hepsi de doğrudur. Şaron yıllardır ‘hiçbir planı yok’ şeklinde suçlandıktan, yaşlı ve yorgun olduğu savunulduktan sonra, cesur bir inisiyatif başlattı. Sadece ülke değil, bütün bir dünya ‘Şaron-Plan’ından bahsediyor. Cenevre inisiyatifi buna kıyasla bir kenara koyuldu. Şaron, George Bush Beyaz Saray’da kaldığı sürece, kendi asıl ve uzun vadeli planının birçok ana unsuru için Amerika’nın desteğini alabilmek amacıyla zamanı değerlendirmek istiyor. Tabi ki, başsavcıya da bir finans skandalı yüzünden kendisini mahkemeye vermemesi için baskı yapıyor; zira böyle bir şey yapması, İsrail lehinde tarihi bir fırsatı sabote etmesi anlamına gelecek. Her seferinde olduğu gibi Şaron’un açıklamaları ve eylemleri an’ın gereklerine uymak şeklinde kendisini gösteriyor. Bu daha önce generalken de böyleydi, şimdi de böyle. O ‘stratejik’ liderden çok ‘taktik’ bir liderdir.

Soru: Şaron gerçekten değişti mi? Hayat görevine sırtını mı dönüyor?

Cevap: Bush tarafından okeylenen ve bakanlara da gösterilen planın analizi onun onyıllardır teklif ettiği planla uyuştuğunu ortaya çıkarır. O sadece bir parçasını ondan çıkardı ve şimdi de bunu güncellenmiş bir plan olarak ortaya sürüyor.

Soru: Asıl bütüncül plan ne peki?

Cevap: Maksimal plan, Akdeniz ile Ürdün arasındaki bölgeyi, Yahudi olmayan bir nüfusa sahip olmaksızın bir Yahudi devletine çevirmektir. Şimdilik böyle bir etnik temizlik uygulanamaz olduğundan, minimal planı uygulamak istiyor ki o da şudur: başka hiçbir Arap nüfusu eklemeden, Yahudi devletinin sınırlarını mümkün mertebe genişletmek. Bu yüzden 1,2 Milyon Filistin nüfuslu Gazze şeridinden kurtulmak istiyor. O, Batı Şeria’daki 250.000 Yahudi yerleşimciyi takviye etmek için Gazze’deki 7000 Yahudi yerleşimciyi boşaltmaya kendisini hazırladı. Şaron, Batı Şeria’nın – yerleşimcilerin % 80’inin yaşadığı ve nisbeten daha az Arap nüfusun bulunduğu- % 55’ini İsrail’e eklemek istiyor.

Planda şöyle yazıyor: ‘Yuda-Samaria-bölgesinde İsrail’in bir parçası kalacak olan sivil yerleşimleri, güvenlik bölgeleri ve İsrail’in yine menfaati bulunan diğer bazı bölgeler ile birlikte bazı bölgelerin olduğu gayet açıktır.’(Madde 1c) Bu tanım pratikte herşey anlamına gelebilir. (Plan sadece İbranice sızdığı için, ben onu tercüme ettim)

Batı Şeria’nın hemen hemen bütün Filistinli nüfusu, (yaklaşık 2,5 milyon insan) bölgenin geri kalan %45’ine tıkıştırılacak. Bu, Gazze şeridi ile birlikte İngiliz mandası altında 1948’den önce ‘Filistin’ denilen bölgenin yaklaşık % 10’udur. Bu bölge İsrail denizi içinde bir takımada olacaktır. Her ‘ada’ ötekinden kopuk olacak ve sadece İsrail’e ait bölgeler tarafından kuşatılacak. Amerikalıların istediği şekilde ‘bütüncül ve yaşayabilir’ bir devletin illüzyonunu yaratmak için, adalar suni bir şekilde caddeler, köprüler ve tünellerle bağlantılı olacaklar.

Yazılı plana göre: ‘İsrail Filistinlilerin nakliyesini kesintisiz bir  şekilde sağlamak için Yuda-Samaria bölgesindeki nakliyenin alt yapısını iyileştirecek.’(4). Pratikte bu bağlantılar her zaman birkaç dakika içinde kesintiye uğratılabilir. Gerekçeler bulmak kolay. Şaron açısından bu parçaların toplamının –Bush’un vizyonuna göre- ‘Filistin Devleti’ diye isimlendirilmesi önemsiz bir ayrıntı.

Soru: Bununla ‘Tecrid duvarı’ arasında ne gibi bir bağlantı var ?

Cevap: Duvarın mecrası –bitirilmiş olan parçası ve gelecekte inşa edilecek olan parçası- bu planı çok net bir şekilde yansıtıyor. Ta başından beri planlanan da buydu zaten.

‘İsrail, güvenlik duvarını geçerli hükümet kararlarına uygun bir şekilde inşa etmeye devam edecektir.’ Şaron’a yazdığı mektupta Bush: ‘...siyasi bir duvardan çok güvenlik duvarı, sürekli bir duvardan çok geçici bir duvar.’ Yani Şaron ya da halefi farklı karar verene kadar. Yani sürekli.

Soru: İsrail ordusu neden bu planı destekliyor ?

Cevap: Gazze şeridinden askeri güçlerin geri çekilmesi ve Batı Şeria’ya dağıtılmaları kaynak, insan potansiyeli ve para tasarruf etmek için bir imkan teşkil ediyor. Şu an bütün bir tümen Gazze şeridini kontrol ediyor ve birçok tabur onlarca izole edilmiş olan yerleşim birimlerini Batı Şeria’nın ortasında kontrol ediyorlar. Plan, orduya gücünü daha rasyonel kullanma ve güçlerin dağıtılmasına son vermeyi mümkün kılıyor; çünkü bu askeri mantığa aykırıdır.

Soru: Şaron, Batı Şeria’nın kuzeyinde neden dört tane yerleşim birimini boşaltmayı uygun görüyor ?

Cevap: Amerikalılar sembolik bir jest talep ediyorlar, planın sadece Gazze şeridiyle sınırlı olmadığını belgelemek için. Gerçekten de dört küçük yerleşim biriminin boşaltılması sadece sembolik bir değere sahip. Orası birkaç küçük ve önemsiz yerleşim birimlerinden ibaret olan bir bölge. Şaron’un yerleşim ve ilhak planı zaten Filistinlilere bırakılacak olan bölgelerde onlarca küçük yerleşim birimlerinin boşaltılmasını öngörüyor.

Soru: Gazze şeridinde eğer Şaron orayı gerçekten boşaltırsa neler olacak ?

Cevap: Ayırma bir aldatmaca olacak. Doğrudan işgal daha ucuz ve daha etkili olan dolaylı bir işgale dönüşecek. Plana göre Gazze şeridi bütün yanlarından tecrit edilmiş dev bir hapishane olacak. Hiçbir limanı olmayacak ve hava limanı da olmayacak ve tek komşusu olan Mısır’dan da kopuk olacak. Oraya sadece İsrail üzerinden ayak basılabilir ve çıkılabilir. Şimdi olduğu gibi İsrail, gıda maddeleri, ham maddeleri, su, yakıt, gaz ve ceryanı kesme imkanına sahip olacak, hatta işçilerin çıkışları ve ürünlerin girişini de. İsrail her zaman Gazze Şeridi’ne ‘terör eylemlerini engellemek’ için girebilecek. Planda şöyle geçiyor: ‘İsrail kendini savunma hakkını mahfuz tutmaktadır, önleyici darbeler dahil.’(3). Cumhurbaşkanı sadece buna onay vermedi, kendi mektubunda bunu Batı Şeria’yı da içine alacak şekilde genişletti:’ ...Batı Şeria’nın ve Gazze Şeridi’nin hava sahasının, bölgesel su kaynaklarının ve kara geçişlerinin kontrolü devam edecek.’ Bu, ‘Bush vizyonuna’ göre de ‘Filistin Devleti’nin bir hapishane olacağı anlamına gelmektedir – dünyadan tamamen tecrit edilmiş olarak. Gerçekten de, çok ümit verici bir vizyon! Yazılı metinde, kimsenin şu anki durumda İsrail’e halkın durumunun iyi olmamasının sorumluluğunu yükleyemeyeceği açıklanıyor. Ne de olsa işgal sona erecek. Yani, İsrail bölgeyi boğabilir, ama sorumluluk başkalarına ait!

Soru: Eğer plan, bu kadar ‘İsrail için iyi’ ise, neden Şaron boşaltmalara hemen başlamıyor ?

Cevap: Hiçbir politikacı rahatsızlık istemez. Şeridi boşaltma yerleşimcilerle şiddetli çarpışmaları beraberinde getirecek; sadece yerel olanlarla değil, Batı Şeria’dakilerle de. Bu yüzden Şaron, geri çekilme hakkında konuşmayı uygulamaya tercih etmektedir.

Soru: Eğer Şaron, Gazze Şeridi’ndeki yerleşimlerin bir yük olduğunu düşünüyorsa, neden onları önce oraya yerleştirdi? Neden daha kısa bir zaman önce, Gazze Şeridi’nin ortasında tamamen izole edilmiş bir yerleşim olan Netzarim’in bir Tel Aviv kadar önemli olduğunu açıklamıştı ?

Cevap: Bu açıklama diğer bütün açıklamaları gibi anlık bir ihtiyacı karşılamaya dönüktür. Gazze’deki yerleşim birimleri, daimi bir yerleşim yeri inşa etme tavrının ve Filistinlileri tamamen gözardı etmenin bir sonucu olarak üzerinde fazla düşünülmeden inşa edildiler. Sorumlu kişiler Şeridin hiçbir zaman geri verilmeyeceğini düşünüyorlardı ve en kötü ihtimal olsa bile, en azından yerleşim birimlerine sahip çıkabileceklerine inanıyorlardı. Gazze Şeridi’nde inşa edilen yerleşim birimleri çok kanın akıtılmasına ve milyarlarca dolara mal olmuş bir cinayetti. İşçi partisi bu cinayette en az Likud partisi kadar sorumludur. Ancak İsrailliler çabuk unutuyorlar ve hiç kimse Şaron ve Peres’e boşuna öldürülen ve halen de ölen askerlerin ve yerleşimcilerin suçunu atmayacak.

Soru: Yılan derisini değiştirmediyse, leopar lekelerini mi değiştirdi? Amerikan’ın pozisyonu bu hafta gerçekten köklü bir biçimde değişti mi?

Cevap: Değişim daha ziyade ciddi arabulucu olduklarına yönelik aldatmacayı bırakıp Bush tarafından Şaron’a gösterilen sansasyonel ve açık destekte aranmalı. Şaron gibi şimdi Bush da Filistin halkını ve onun liderliğini gözardı ediyor. Bu bütün Filistinliler ve Arap dünyasında bir öfke dalgasına yol açtı. Fakat, reel içerik açısından değişim çok minimal.

Soru: ‘Geri dönme hakkı’nın reddedilişi büyük bir değişim değil mi?

Cevap: Aslında o kadar değil. Cumhurbaşkanı Clinton son resmi konuşmasında (08.01.2001): ‘Filistinli mülteciler için önerilecek çözüm, onların bir Filistin devletine geri dönmesine izin verecek...şu anki yerlerinde ya da 3. bir ülkede yeni bir yurt aramak isteyen diğerleri, ilgili ülkenin onayıyla bu şansa sahip olmalılar. Ve bu İsrail’i içine alır.’ Bu, mültecilerin geri gelip gelmeyeceğine İsrail’in karar vereceği anlamına gelir. Ve işte Bush’un söylediği de buydu. Bush resmi mektubunun İbranice tercümesindekinin aksine mültecilerin İsrail’den ziyade Filistin devletinde yerleştirilmeleri gerektiğini söylüyordu (İbranice çeviride şöyle geçiyor: ‘ve İsrail’de değil’ – ince ve fakat önemsiz olmayan bir fark!).

Şaron’un Bush ile buluşmasından bir gün önce Cenevre-İnisiyatif-Gurubu Şaron’a yazdığı bir mektupta, ABD’den ‘İsrail’e Filistinli mültecilerin kendi ülkesine ayak basması konusunda karar verme hakkını tanımalarını’ taleb ediyor. Bu da aynı anlama gelmekte.

Soru: Fakat Bush şimdi ilk kez yerleşim bloklarının İsrail’e ilhak edilmesini onaylamadı mı?

Cevap: Hayır. Clinton bunu ondan daha önce yaptı. Mezkur konuşmasında ‘Yerleşim bloklarının İsrail’e ilhakını’ tasvib etti. Bush da mektubunda, yeni veriler ve önceden de mevcut olan İsraillilerin yoğun olarak meskun oldukları  merkezler açısından 1967-Öncesi-sınırlarına (yeşil hatta) geri çekilmenin gerçekçi olmadığını belirtiyor. Nixon dönemine kadar giden Amerikan planları, bu 1967-sınırının ‘önemsiz değişiklikleri’ hakkında bahis açmaktadırlar. BM Güvenlik Konseyi’nin meşhur 242 no’lu kararı da, eski sınırın değişiklik yapılmaksızın yeniden geçerli kılınmasını beklemiyordu. Bush’un formülü bu çizgiyi devam ettiriyor. O hedeflenen sınır değişikliklerinin çapına değinmedi. Ancak burada ‘yerleşim blokları’ ile ilgili fikrin tamamının seneler önce Yossi Beilin’in fantazi dolu beyninden çıktığını ve Beilin-Ebu Mazen-anlaşmasında mevcut olduğunu anımsatmalıyız.

Beilin, bununla izole edilmiş yerleşim birimlerini yerleşimcilerin % 80’inin yaşadığı yerleşim blokları için feda edeceklerini düşündüğü yerleşimcilerin muhalefetini silahsızlandırmayı ümit etmişti. Bu ümit yanlış çıktı ve Beilin’in icraatı sadece blokların ilhakını meşrulaştırmaya hizmet etti. Yerleşimciler bu icraatın farkına vardılar, çünkü eğer sadece bir tane yerleşim birimi boşaltılmış olsaydı bile bir hukuki emsalin oluşacağından korkmuşlardı. Bunu bütün araçlarla engellemeye çalışıyorlar.

Ayrıca Şaron’dan, Cenevre-İnisiyatif-Gurubu’nun uçuşundan önce yayınlanan aynı açıklamasında Bush’dan ‘Gush Etzion, Maale-Adumin ve Givat Ze’ev gibi merkezi yerleşim bloklarının İsrail hakimiyetine geçirilmesini’ taleb etmesini istediler.

Burada elbette bir fark var: Beilin ve Clinton ‘toprak takası’ teklif ettiler, ya bire bir ya da buna yakın bir oranda. Fakat, Filistinliler’den en verimli topraklarını bırakıp bunun karşılığında bir çöl şeridi almalarının beklendiği bilinen bir husustu.

Soru: Eğer durum böyleyse, dramatik değişim nerede?

Cevap: Drama notalardan çok melodide aranmalı. Clinton açıkça İsrail-yanlısı tekliflerinin üzerine bir parmak bal sürdü. Bush bu pozisyonları göze batan, şiddetli ve kibirli bir vurguyla tekrarladı. O, Filistinliler hakkında bir askeri vali edasıyla konuşuyor – tıpkı Şaron gibi.

Soru: Peki, sonuç ne olur?

Cevap: Amerika açısından bakıldığında, müslüman-arap öfkesi daha da büyüyecek ve Amerikalılara Irak’ta ve başka bir yerde zarar verme motivasyonu artacak.

Soru: O zaman bu yaptıklarının manası ne?

Cevap: Henry Kissinger bir zamanlar İsrail’in bir dış politika değil, sadece bir iç politika yürüttüğünü söylemişti. Bu ABD için de geçerli. Bush bu meseleye kendisinin yeniden seçilmesi noktasından bakıyor. O’nun yahudilerin ve İsrail’deki sağ kanadı destekleyen protestan hristiyanların oylarına ihtiyacı var. O, yahudi bağışlarına da muhtaç. Bush’un Amerikan Cumhurbaşkanları içinde en çok İsrail taraftarı olduğu söyleniyor. Ben aksinin doğru olduğuna inanıyorum. Ben, onun tutumunun en çok İsrail-karşıtı olduğundan eminim, çünkü Şaron-Bush-planı İsrail-Filistin barışı için, normal bir yaşamın tek ümidi için bir engel teşkil etmektedir.

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...