İdeolojik
Karantina
Atasoy
MÜFTÜOĞLU
Küresel
gelişmeler hayatın şiirsel yanını, hayatın yüreğini yıkıyor, yok ediyor.
Küresel sistem yapısal bir adaletsizlik içeriyor. Dünyanın gündeminde
insani sorunlar yok, ideolojik sorunlar var. Dünya, her geçen gün daha
çok ilkesizleştiriliyor. Siyaset insanlığa karşı sorumluluk duymuyor.
Keyfi bürokrasilerle, keyfi kurallar ve uygulamalarla insanlık
denetleniyor. İnsanlığı otoriter anlamda denetime tabi tutan küresel
bürokrasiler, insanlığa tek düşünceyi ve tek hayat tarzını dayatıyor.
İslam
toplumları özellikle ideolojik anlamda bir karantina ile kuşatılmış
durumdadır. İslami anlamlar ve değerler somutlaşmış bir kriz
ierisindedir. İslam toplumları baskı ve korku altında, korku duymama
güvencesi ve özgürlüğü yok. Toplumlarımızda sorumsuzluk ruhu büyüyor,
yön değişiklikleri çoğalıyor. Toplumlarımız düşünsel saflığını ve
sağlığını yitiriyor. Ucuz, bayağı ve magazinden ibaret bir kültür
hayatı, toplumları yozlaştırıyor. İdeolojik gereklilikleri ve
saplantıları yasa haline getiren şiddet yanlısı bir tutum bütün
toplumları kuşatıyor. Özellikle İslam toplumlarında dini hayat, resmi
ideolojilerin doğrudan müdahalesi altında tutuluyor. Aziz İslam’ın
statükocu bir bağlam içerisinde okunması, yeniden dünyanın gündemine
getiriliyor.
İslam
karşısında saldırgan bir dil, saldırgan bir söylem kullanılıyor. Küresel
gelişmeler, sömürge egemenliklerinin devam ettiğini gösteriyor;
toplumların halkların kendi öz iradeleri ayaklar altına alınabiliyor.
Paranoyid psikopatlar yönetimi tarafından hazırlanan "Büyük Ortadoğu
Projesi" ile yeni bir egemenlik biçimine doğru gidiliyor. Siyasal bir
çöküşün yansıması olan mantıksız ve akılsız stratejiler, insanlık
çapında gerilimlere neden oluyor. İdeolojik çığırtkanlıklarla, dehşet ve
korku uyandırarak toplumlarımız kuşatılıyor. Güçlü olanın belirleyici
olduğu bir dünyada bütün özgürlükle birer birer yok ediliyor. Küresel
sistem, değerler alanından bağımsız geliştiği için ahlaki anlamda
tükenmiş bir sistemdir. Sistem, yapısal sorunlar, çatışmalar,
bunalımlar, ekolojik bozulma, kirlenme ve çürüme konusunda hiçbir çözüm
imkanına sahip değildir. Bunun yanında sistem, dünya çapında ölüm ve
yıkım potansiyeli taşıyan bir askeri teknolojiye sahiptir.
Günümüzde,
anti-Müslümanlık dalgaları küresel bir hukuksuzluk şeklinde tezahür
ediyor. Küresel egemenler bilinçli olarak çatışmacı bir kültürel ve
siyasal dil kullanıyor, insanlık adalete olan inancını yitiriyor.
Guantanamo, insanlık tarihinin en büyük hukuksuzluğunu ve keyfiliğini
temsil ediyor. Her tür silahtan arındırılan Filistinlilerin, hiç bir
alanda kendilerini koruma ve savunma hakları bulunmadığını, insanlığın
vicdanı, gereği gibi değerlendiremiyor. Statüko’nun dili ve kalbiyle
konuşan kimi cemaat önderleri, Filistinli aziz direnişçileri, terörist
olarak damgalayabiliyor. Her yerde ve her durumda sınırsız ve ölçüsüz
bir "hoşgörü" şiarını yükselten İslami eğilimler; emperyalist, faşist,
ırkçı şiddeti, terörü, işgal, istila ve katliamları, kültürel ve
ideolojik karantinayı/şiddeti, sessizlikle, boyun eğerek, teslim olarak
karşılamamızı istiyor. Susarak, sessiz ve tepkisiz kalarak, tarihe,
olaylara müdahale edilebildiği nerede ve ne zaman görülmüştür?
İslam
toplumlarında, yanlışlanmaya asla açık olmayan cemaat liderlikleri büyük
bir bilinç körlüğüne neden oluyor. Özel yeteneklerle, özel
ayrıcalıklarla donatılarak yeryüzüne gönderildiğine inanılan cemaat
liderlerinin görüş ve düşünceleri mutlaklaştırılınca, hiç bir şekilde
farklı ve yeni bir görüş ve düşünce üretilemiyor, yeni ve farklı bir
düşünceye/tavra/yoruma ihtiyaç duyulmuyor. En geniş anlamda müşavere
etmesi gerekenler, en geniş anlamda eleştiri yapması gerekenler, en
geniş anlamda içerik üretmesi gerekenler, her durumda yine en geniş
anlamda bir erdemliler dayanışması içerisinde bulunması gerekenler, her
koşulda anlamları, düşünceleri, çözümleri zenginleştirmesi, çoğaltması,
genişletmesi ve güçlendirmesi gerekenler; kendilerini, tek adamın, tek
çizgili görüşleriyle sınırlandırdıklarında bütünüyle ufuklarını
kapatıyorlar, geleceklerini kapatıyorlar. Bugün, İslami cemaatlerde
sorgulanması mümkün olmayan, cemaat mensuplarının iradelerini yok sayan
bir hiyerarşi var. Bütün bunalım dönemlerinde olduğu gibi, bugün de, çok
kaypak görüşler, düşünceler, ilişki biçimleri ile karşılaşıyoruz.
İçtensizlik, her türlü çıkarcılık hayatı tahammül edilemez kılıyor.
Pasifist
yaklaşımlar, aşırı korkaklığın tezahürü marazi bir tedbirsizlik
insanları acınacak bir konuma sürükleyebiliyor.
Koşullara
göre, egemenlere göre tavırlar almak, yorumlar yapmak, insanı ahlaki
felaketlere sürüklüyor. Güçlü olanın, egemen olanın, iktidarda olanın
görüşleriyle bütünleşme eğilimleri, aşırı hesapçı bir ilişkiler
dünyasında yaşadığımızı gösteriyor.
Şiddete,
teröre karşı direniş, insani, ahlaki, vicdani, İslami ve evrensel bir
sorumluluktur. Bugün, her direniş ve direnişçi, insanlık haysiyetini ve
onurunu temsil etmektedir. İnançlarımızın, düşüncelerimizin, kültür ve
uygarlığımızın ruhu olabilmek için direniş bilincini yükseltmemiz
gerekir. Günümüzde siyaset yalnızca ideolojiye indirgendiği için,
insanlık adeta bir kabus’u yaşıyor. İşgal altındaki bütün toplumlarımız
korkunç duygusal-ruhsal etkiler içerisindedir. Hakikatin içerisinde
yaşayan herkes siyasal adaletsizlikler karşısında seslerini ve
sorumluluklarını yükseltebilmelidir.
Sınırsız
pervasızlık ve sınırsız küstahlık içeren, gerekçelendirmesi, açıklanması
ve savunulması asla mümkün bulunmayan, karanlıkçı ve kıyımcı
işgal/istila politikaları, her yerde kaos üretiyor. Yüreklerimizi
parçalayan, dehşet uyandıran, ısdırap verici olaylar ve çılgınca
maceraların seyircisi olarak kalmak, bir başka dehşet uyandıran, ısdırap
veren durumun ifadesidir. Militarist maceralar, ideolojik politik
hezeyanlar, duyarlıklarımızı katılaştırdığı için şiddetini arttırıyor.
Endüstri
ve ticarete dönüşen kültürel hayat, iktidara ve paraya endeksli
yönelişler, hesaba-kitaba dayalı rasyonel hayatlar, metalaşmalar,
yüzegezer ilgiler, ilişkiler ve kadrolar, aydınlar; egoist
bireysellikler, düşünsel anlamda çoğalan kafa karmaşıklıkları, yapısal
bir bunalımın tam ortasında durduğumuzu gösteriyor.
Ahlaki
hayatı felç eden gelişmeler karşısındayız.
Kötülükler
küreselleşiyor ve sıradanlaşıyor.
Böyle bir
dönemde varoluşumuzu yoğun sorumluluklar alarak anlamlı kılabiliriz.
Yanlış ve
ucuz umutlara teslim olamayız.
Bugün
üzerinde bulunduğumuz noktayı içtenlikle sorgulayabilmeliyiz. Yeni bir
yöneliş gündemi belirleyebilmeliyiz. Evrensel önemi ve anlamı olan
sorunlar üzerinde çalışmalıyız. Putkırıcı entelektüel, düşünsel
içerikler üretebilmeliyiz. Gündeme müdahale edebilecek bir birikime ve
öfkeye sahip olabilmeliyiz.