Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 305 | Mayıs 2004

                   

 

 


  

İdeolojik Karantina

 

 

Atasoy MÜFTÜOĞLU

 

 

Küresel gelişmeler hayatın şiirsel yanını, hayatın yüreğini yıkıyor, yok ediyor. Küresel sistem yapısal bir adaletsizlik içeriyor. Dünyanın gündeminde insani sorunlar yok, ideolojik sorunlar var. Dünya, her geçen gün daha çok ilkesizleştiriliyor. Siyaset insanlığa karşı sorumluluk duymuyor. Keyfi bürokrasilerle, keyfi kurallar ve uygulamalarla insanlık denetleniyor. İnsanlığı otoriter anlamda denetime tabi tutan küresel bürokrasiler, insanlığa tek düşünceyi ve tek hayat tarzını dayatıyor.

İslam toplumları özellikle ideolojik anlamda bir karantina ile kuşatılmış durumdadır. İslami anlamlar ve değerler somutlaşmış bir kriz ierisindedir. İslam toplumları baskı ve korku altında, korku duymama güvencesi ve özgürlüğü yok. Toplumlarımızda sorumsuzluk ruhu büyüyor, yön değişiklikleri çoğalıyor. Toplumlarımız düşünsel saflığını ve sağlığını yitiriyor. Ucuz, bayağı ve magazinden ibaret bir kültür hayatı, toplumları yozlaştırıyor. İdeolojik gereklilikleri ve saplantıları yasa haline getiren şiddet yanlısı bir tutum bütün toplumları kuşatıyor. Özellikle İslam toplumlarında dini hayat, resmi ideolojilerin doğrudan müdahalesi altında tutuluyor. Aziz İslam’ın statükocu bir bağlam içerisinde okunması, yeniden dünyanın gündemine getiriliyor.

İslam karşısında saldırgan bir dil, saldırgan bir söylem kullanılıyor. Küresel gelişmeler, sömürge egemenliklerinin devam ettiğini gösteriyor; toplumların halkların kendi öz iradeleri ayaklar altına alınabiliyor. Paranoyid psikopatlar yönetimi tarafından hazırlanan "Büyük Ortadoğu Projesi" ile yeni bir egemenlik biçimine doğru gidiliyor. Siyasal bir çöküşün yansıması olan mantıksız ve akılsız stratejiler, insanlık çapında gerilimlere neden oluyor. İdeolojik çığırtkanlıklarla, dehşet ve korku uyandırarak toplumlarımız kuşatılıyor. Güçlü olanın belirleyici olduğu bir dünyada bütün özgürlükle birer birer yok ediliyor. Küresel sistem, değerler alanından bağımsız geliştiği için ahlaki anlamda tükenmiş bir sistemdir. Sistem, yapısal sorunlar, çatışmalar, bunalımlar, ekolojik bozulma, kirlenme ve çürüme konusunda hiçbir çözüm imkanına sahip değildir. Bunun yanında sistem, dünya çapında ölüm ve yıkım potansiyeli taşıyan bir askeri teknolojiye sahiptir.

Günümüzde, anti-Müslümanlık dalgaları küresel bir hukuksuzluk şeklinde tezahür ediyor. Küresel egemenler bilinçli olarak çatışmacı bir kültürel ve siyasal dil kullanıyor, insanlık adalete olan inancını yitiriyor. Guantanamo, insanlık tarihinin en büyük hukuksuzluğunu ve keyfiliğini temsil ediyor. Her tür silahtan arındırılan Filistinlilerin, hiç bir alanda kendilerini koruma ve savunma hakları bulunmadığını, insanlığın vicdanı, gereği gibi değerlendiremiyor. Statüko’nun dili ve kalbiyle konuşan kimi cemaat önderleri, Filistinli aziz direnişçileri, terörist olarak damgalayabiliyor. Her yerde ve her durumda sınırsız ve ölçüsüz bir "hoşgörü" şiarını yükselten İslami eğilimler; emperyalist, faşist, ırkçı şiddeti, terörü, işgal, istila ve katliamları, kültürel ve ideolojik karantinayı/şiddeti, sessizlikle, boyun eğerek, teslim olarak karşılamamızı istiyor. Susarak, sessiz ve tepkisiz kalarak, tarihe, olaylara müdahale edilebildiği nerede ve ne zaman görülmüştür?

İslam toplumlarında, yanlışlanmaya asla açık olmayan cemaat liderlikleri büyük bir bilinç körlüğüne neden oluyor. Özel yeteneklerle, özel ayrıcalıklarla donatılarak yeryüzüne gönderildiğine inanılan cemaat liderlerinin görüş ve düşünceleri mutlaklaştırılınca, hiç bir şekilde farklı ve yeni bir görüş ve düşünce üretilemiyor, yeni ve farklı bir düşünceye/tavra/yoruma ihtiyaç duyulmuyor. En geniş anlamda müşavere etmesi gerekenler, en geniş anlamda eleştiri yapması gerekenler, en geniş anlamda içerik üretmesi gerekenler, her durumda yine en geniş anlamda bir erdemliler dayanışması içerisinde bulunması gerekenler, her koşulda anlamları, düşünceleri, çözümleri zenginleştirmesi, çoğaltması, genişletmesi ve güçlendirmesi gerekenler; kendilerini, tek adamın, tek çizgili görüşleriyle sınırlandırdıklarında bütünüyle ufuklarını kapatıyorlar, geleceklerini kapatıyorlar. Bugün, İslami cemaatlerde sorgulanması mümkün olmayan, cemaat mensuplarının iradelerini yok sayan bir hiyerarşi var. Bütün bunalım dönemlerinde olduğu gibi, bugün de, çok kaypak görüşler, düşünceler, ilişki biçimleri ile karşılaşıyoruz.

İçtensizlik, her türlü çıkarcılık hayatı tahammül edilemez kılıyor.

Pasifist yaklaşımlar, aşırı korkaklığın tezahürü marazi bir tedbirsizlik insanları acınacak bir konuma sürükleyebiliyor.

Koşullara göre, egemenlere göre tavırlar almak, yorumlar yapmak, insanı ahlaki felaketlere sürüklüyor. Güçlü olanın, egemen olanın, iktidarda olanın görüşleriyle bütünleşme eğilimleri, aşırı hesapçı bir ilişkiler dünyasında yaşadığımızı gösteriyor.

Şiddete, teröre karşı direniş, insani, ahlaki, vicdani, İslami ve evrensel bir sorumluluktur. Bugün, her direniş ve direnişçi, insanlık haysiyetini ve onurunu temsil etmektedir. İnançlarımızın, düşüncelerimizin, kültür ve uygarlığımızın ruhu olabilmek için direniş bilincini yükseltmemiz gerekir. Günümüzde siyaset yalnızca ideolojiye indirgendiği için, insanlık adeta bir kabus’u yaşıyor. İşgal altındaki bütün toplumlarımız korkunç duygusal-ruhsal etkiler içerisindedir. Hakikatin içerisinde yaşayan herkes siyasal adaletsizlikler karşısında seslerini ve sorumluluklarını yükseltebilmelidir.

Sınırsız pervasızlık ve sınırsız küstahlık içeren, gerekçelendirmesi, açıklanması ve savunulması asla mümkün bulunmayan, karanlıkçı ve kıyımcı işgal/istila politikaları, her yerde kaos üretiyor. Yüreklerimizi parçalayan, dehşet uyandıran, ısdırap verici olaylar ve çılgınca maceraların seyircisi olarak kalmak, bir başka dehşet uyandıran, ısdırap veren durumun ifadesidir. Militarist maceralar, ideolojik politik hezeyanlar, duyarlıklarımızı katılaştırdığı için şiddetini arttırıyor.

Endüstri ve ticarete dönüşen kültürel hayat, iktidara ve paraya endeksli yönelişler, hesaba-kitaba dayalı rasyonel hayatlar, metalaşmalar, yüzegezer ilgiler, ilişkiler ve kadrolar, aydınlar; egoist bireysellikler, düşünsel anlamda çoğalan kafa karmaşıklıkları, yapısal bir bunalımın tam ortasında durduğumuzu gösteriyor.

Ahlaki hayatı felç eden gelişmeler karşısındayız.

Kötülükler küreselleşiyor ve sıradanlaşıyor.

Böyle bir dönemde varoluşumuzu yoğun sorumluluklar alarak anlamlı kılabiliriz.

Yanlış ve ucuz umutlara teslim olamayız.

Bugün üzerinde bulunduğumuz noktayı içtenlikle sorgulayabilmeliyiz. Yeni bir yöneliş gündemi belirleyebilmeliyiz. Evrensel önemi ve anlamı olan sorunlar üzerinde çalışmalıyız. Putkırıcı entelektüel, düşünsel içerikler üretebilmeliyiz. Gündeme müdahale edebilecek bir birikime ve öfkeye sahip olabilmeliyiz.

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...