Hıristiyan
ve Müslüman Toplumlarca
Hz. İsa ve
Hz. Muhammed’e Atfedilen Tanrısal Nitelikler ve Kur’an’ın Cevabı
Şaban
PİRİŞ
Kitap ne
yazarsa yazsın önemli olan yaşananlardır.
Hıristiyan
toplumlar kendilerini Hz. İsa’nın takipçileri olarak görürler. Ancak,
Hz. İsa ile ilgili inançları, kabul ettikleri Kitabı Mukaddes’in Tevrat
ve Zebur bölümleri ile çelişir.
Müslüman
toplumlar da kendilerini Hz. Muhammed’in takipçileri olarak görürler.
Ama pratikte çoğunluğu ne Hz. Muhammed’in getirdiği kitabın içeriğinden
ne de örnek almaları gereken elçinin izinden haberdardırlar.
Hz. İsa da
Hz. Muhammed de Allah’ın göndermiş olduğu sayısız1 elçilerinden
ikisidir.
Ancak o
ikisini diğer peygamberlerden ayıran özellik onların en son gelen
elçiler olmasıdır.2
Her
ikisinden önce de bir çok elçi gönderilmiş ve onların diğerlerinden
farklı olmadığı Kitabullah’ta tekrar tekrar vurgulanmıştır. İşte bu
ayetlerden bir kaçı:
"Senden
önce de, ülkelerin içinden yalnızca kendilerine vahy ettiğimiz adamlar
gönderdik. Yeryüzünde gezmiyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin
sonlarının nasıl olduğuna baksınlar? Ahiret yurdu takva sahipleri için
hayırlıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?"3
"Senden
önce de nice peygamberlerle alay edilmişti. İnkar edenleri önce
erteledim, sonra tuttum. Cezalandırmam nasıl oldu?"4
"Senden
önce de peygamberler göndermiştik; onları eş ve çocuk sahibi kılmıştık.
Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamberin bir ayet getirmesi mümkün
değildir. Her ecel bir yazgıdır."5
"Senden
önce de geçmiş toplumlara elçiler göndermiştik."6
"Senden
önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var
anlatmadıklarımız da. Hiç bir peygamber Allah’ın izni olmadıkça bir
ayet/mucize getiremez. Allah’ın emri geldiği zamanda hak ile hüküm
verilir ve işte o zaman batılcılar hüsrana uğrar."7
Tüm
toplumların bazı değerlerini zaman içinde çok aşırı derecede
kutsadıklarına şahit oluyoruz. Her peygamberden sonra gelen toplum, bir
ölçüde o peygamberin öğretilerini unutup, uygulamacı dindarlıktan,
sembolik dindarlığa geçmiştir. Peygamberin, yaşarken normal bir insan
olarak8, etrafında arkadaşlarıyla çok zor şartlar altında ve sürekli
şüphe ile bakılan9 veya öldürülen10 bir kimse iken ölümünden sonra
putlaştırılması11 çok manidardır.
Ama bu
durum her peygamberin ardından yaşanan bir sünnet-i ümem haline
gelmiştir.
Şimdi,
Hıristiyanların Hz. İsa’ya atfettikleri bir takım tanrısal özelliklerle
benzer inançların Müslümanlar arasında da olup olmadığına bakalım.
Yaygın
Hıristiyan kültürüne göre:
1. Hz. İsa
Allah’ın oğlu ve bir rab’dir.12
2. Bir
takım tanrısal güçlere sahiptir.
3.
Ahirette şefaati ile istediğini kurtarıp, cennete girdirecektir.
Yaygın
Müslüman geleneğe göre ise:
1. Hz.
Muhammed, Allah’ın habibi (sevgilisi) dir.
2. Hz.
Muhammed Kainatın Efendisidir.
3. Allah,
evreni Hz. Muhammed için yaratmıştır.
4. Allah
Hz. Muhammed’e aşık olmuştur.13
5. Hz.
Muhammed bizim bilmediğimiz bir şekilde içimizde yaşamaktadır. Ümmetinin
halini gözlemlemektedir. Yeri ve zamanı geldiğinde de gerekli
müdahaleleri yapmaktadır.
6.
Ahirette, şefaati ile istediğini kurtarıp, cennete gitmesine vesile
olacaktır.
İşte bunun
içindir ki Müslüman halk, Allah’ın rızasına nail olmak kadar, Hz.
Muhammed’in şefaatine layık olmayı eş değer görür. Hatta, Allah’ın
rızası bile Hz. Muhammed’in şefaatinin kazanılmasından geçer.
Görüldüğü
gibi her iki ümmet de kendilerine gönderilen peygamberlerini aşırı tazim
neticesinde bir takım tanrısal niteliklerle kutsamakta ve onlar olmadan
salt bir elçi ve örnek şahsiyet olarak görmemektedirler. Böyle bir
görüşü elçinin değersizleştirilmesi ve inkar edilmesi olarak görüp
şiddetle reddetmektedirler.
Sadece
İncil’e bakarak, Hz. İsa hakkında Hıristiyanların inançlarının kendi
kitaplarına göre yanlış olduğunu, kitaplarına aykırı düştüğünü
söyleyemeyiz. Ancak, onlar da biliyorlar ki, ellerindeki İncil orijinal
İncil değil. Çeviriler ve yorumlar gerçek İncil’i gölgelemiş ve
hakikatlerin üzerini perdelemiştir. Ama tüm bunlara rağmen, tek tanrı
inancı İncil’in de özünü oluşturmakta ve Hz. İsa ile ilgili söylenenler
biraz da sembolik imgeler olarak kalmaktadır. İncil’de (her şeye rağmen)
İsa bir insandır. Sadece Hz. İsa değil; sembolik anlamda herkes Allah’ın
oğludur. Aslında "baba" kavramı "rab" kavramının yerine ikame edilmiş,
yanlış bir sözcüktür. "Oğul" kavramı ise babanın gözetiminde henüz
olgunluğa erişmemiş "çocuk" yani, büyümek için yapması gereken işleri,
görevleri olan "kul"u temsil ediyor. Ancak, İncil’in bu deformasyonundan
ortaya çıkan sonuç, Allah’ın şefkatli bir baba olarak evlatlarına
kıyamayarak cezalandırmayacağı, yani cehenneme atmayacağı inancının
yaygınlık kazanması ve insanların sorumluluklarını ihmal etmeleridir.
"Eğer, karşılığında bir ceza yoksa görevi yerine getirmek zorunda
değilim" anlayışının hakim olmasıdır. Oysa Kur’an bu yanılgıyı şu
ifadelerle dile getirmektedir:
"Yahudi ve
Hıristiyanlar:
-Biz,
Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz, dediler. De ki:
-Öyleyse,
günahlarınız sebebiyle Allah, sizi niye cezalandırıyor? Hayır, siz de
onun yarattıklarından bir beşersiniz!
Allah
dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin
arasındakilerin hakimiyeti Allah’ındır. Dönüş de O’nadır."14
"De ki
Allah tektir. O, Samettir. (Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Her şey
ona muhtaçtır.) O, baba da Oğul da olmamıştır. Hiç kimse de ona denk
olamaz."15
Ne
gariptir ki, Allah’ın bu uyarısına rağmen, daha sonraki süreçte
Müslümanlar da kendileri için değil belki ama Hz. Muhammed için
"sevgili" tabirini kullanacaklar ve bunda da aşırıya gideceklerdi. O
kadar ki bu tanım Kur’an’da hiç geçmemesine rağmen bir çok mealde "De
ki!" hitabının başına "Habibim!" sıfatını hem de parantezsiz olarak
yazmakta bir mahsur görmeyeceklerdi. Arapça bilmeyenler ise okudukları
mealde geçen "Habibim!" nitelemesinin doğrudan Allah’a ait olduğuna
inanacaklardı.
Burada
masum bir soru ile "Allah elçisini sevmiyor mu? Eğer seviyorsa
"sevgilim" tabirini kullanmanın ne mahsuru olabilir?" denilebilir.
O zaman
"Habibim!"e yüklenen anlama bakmak gerekir. Eğer bu tanımın içinde
tanrısal öğeler yoksa kabul edilebilir. Ama geleneksel inanç boyutunda
vakıaya baktığımızda "Habibim" tabiri, hiç de öyle masum görünmüyor.
Özellikle ilahi ve na’at kültürünü incelediğimizde o öyle bir "Habib"tir
ki her şey varlığını ona borçludur. "Sen olmasaydın Habibim, alemi
yaratmazdım." "Adı Allah’ın adıyla birlikte yazılan, kainatın bile yüzü
suyu hürmetine yaratıldığı kutsal kişi"dir O Habib. Dolayısıyla, bu
inançtaki Hz. Muhammed normal bir insan olamaz. Tıpkı Hıristiyan
kültüründe Hz. İsa’nın olmadığı gibi.
"Allah’ım
bizi Hz. Muhammed’in şefaatinden mahrum eyleme!",
"Mevlam
layık eyle bizi Muhammed’e!"
"Mevlam
sen kavuştur bizi Muhammed’e"
"Bir canım
var kurban olsun Muhammed’e" gibi dua kabilinden ilahilerde, Allah bile
Muhammed’e ulaşmak için bir vasıta olarak görülür.
Bir naat-ı
şerifte:
"Arşın
kubbelerine adı nurla yazılan,
İsmi
semada Ahmed, yerde Muhammed olan,
Yedi katlı
göklerde hak cemalini bulan,
Evvel ahir
yolcusu Ya Hz. Muhammed!" sözleriyle Hz. İsa’nın anlatısına ve göğe
yükselişine nazire yapılmaktadır.
Genelde
İlahilerin ve dini musikinin ana teması olarak Allah’tan çok Hz.
Muhammed işlenir. Allah aşkından çok Muhammed aşkı ön plana çıkar.
Sonunda Allah’ın da kendisine aşık olduğu zat oluverir.
Yine
Kur’an’da açıkça belirtilmemesine rağmen yaygın halk inancına göre Hz.
Muhammed (sav) ahirette kesin şefaatçidir. Ümmeti Cennete girmeden
cennete girmeyi dilemeyecektir. Hiçbir peygamber şefaat edemeyecekken
sadece Hz. Muhammed’e o hak verilecektir. Bir nevi Cennet pasaportunda
onun vizesi olmadan kimse cennete giremeyecektir. "Hüküm gününün hakimi"
"malik-i yevmi’d-din" olarak "Alemlerin Rabbi" olan Allah’ı gösteren
Kur’an ile geleneksel dini inanç biraz farklı durmaktadır.
Tüm
bunlara bağlı ve bunların bir parçası olarak Hz. Muhammed’in
ölümsüzlüğüne manen inanılır. Medine’ye giden bu inançtaki hacılar Hz.
Peygamber’in kabrini sürünerek ziyaret ederler. Onun cesedinin,
gömüldüğü günkü gibi sağlam ve taze olduğuna inanırlar. Onlara göre
görünüşte, madden dünyasını değiştiren Hz. Muhammed, manevi iklimde
hayatını sürdürmekte ve tüm ümmetini gözetlemektedir.16 Onun ruhu
ümmetinin üzerinde hayyu’l kayyumdur. Gerek ravzasına yüz sürenleri ve
gerekse sünneti seniyyesine bağlı yaşayanları görmekte ve ahirette de
onlardan şefaatini esirgemeyecektir.
Rüyasında
onu gören, gerçekte onu görmüş kabul edilir.
Kur’an,
Peygamberi tanrısal niteliklerle muttasıf gören anlayışın aksine onun
özellikleri, ölümü ve görevi konusunda bize şu bilgileri veriyor:
"Muhammed
yalnızca bir elçidir. Ondan önce de, elçiler gelip geçmiştir. Öyleyse
şimdi, O, ölür veya öldürülürse topuklarınızın üstünde geri mi
döneceksiniz? Kim topukları üzerinde geri dönerse, Allah’a hiç bir
şekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır."17
"Onlara
vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek ya da (daha önce) senin
ölümünü takdir etsek, senin görevin ancak tebliğdir. Hesaba çekmek bize
aittir."18
"Peygamberin görevi ancak tebliğdir. Açıkladığınızı da gizlediğinizi de
Allah bilir."19
"Seni
öksüz bulup da barındırmadı mı? Seni şaşkın bulup doğru yola
eriştirmedi mi? Seni fakir bulup zenginleştirmedi mi?"20
"Allah'ın, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlaması, sana olan
nimetini tamamlaması ve seni dosdoğru yola eriştirmesi için şüphesiz
sana apaçık bir zafer verdik."21
"Allah’ın
yardımı/zaferi ve fetih geldiği zaman. İnsanların akın akın Allah’ın
dinine girdiğini gördüğün zaman… Hemen, hamd ederek Rabbini tesbih et ve
O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır."22
"De ki:
-Benim
namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah
içindir. O’nun hiç bir ortağı yoktur. Sadece bununla emrolundum ve ben
müslüman (teslim) olanların ilkiyim."23
Sanırım
son ayet her şeyi özetliyor. Bir de bu ayeti Hz. Muhammed’in ağzından
dinlediğinizi düşünün...
Dipnotlar
1-
2/Bakara: 87,213, 252, 253, 285, 30/Rum: 47
2-
33/Ahzap: 40, 3/l-i İmran: 3
3-
12/Yusuf: 109
4-
13/Ra’d: 32
5-
13/Ra’d: 38
6-
15/Hicr: 10
7-
40/Mü’min: 78
8-
25/Furkan: 20
9-
26/Şuara: 27, 34/Sebe: 8
10-
2/Bakara: 87
11-
4/Nisa: 171, 5/Maide: 116, 3/l-i İmran: 80, 9/Tevbe: 31
12-
Yuhanna, 20/28-29
13-
Mevlidde, Süleyman Çelebi Hz. Muhammed’e Allah’ın diliyle şöyle
seslenir:
"Gel
habibim! Aşık olmuşum sana!"
14-
5/Maide: 18
15-
112/İhlas Sûresi
16- Oysa
Kur’an "Biz seni onlara bekçi olarak göndermedik."
buyurmaktadır.(4/Nisa: 80)
17- 3/l-i
İmran: 144
18-
13/Ra’d: 40
19-
5/Maide: 99
20-
93/Duhâ:6-8
21-
48/Fetih: 1-2
22-
110/Nasr Sûresi
23-
6/En’am: 152-153