Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 305 | Mayıs 2004

                   

 

 


  

Hıristiyan ve Müslüman Toplumlarca

Hz. İsa ve Hz. Muhammed’e Atfedilen Tanrısal Nitelikler ve Kur’an’ın Cevabı

 

 

Şaban PİRİŞ

 

 

Kitap ne yazarsa yazsın önemli olan yaşananlardır.

Hıristiyan toplumlar kendilerini Hz. İsa’nın takipçileri olarak görürler. Ancak, Hz. İsa ile ilgili inançları, kabul ettikleri Kitabı Mukaddes’in Tevrat ve Zebur bölümleri ile çelişir.

Müslüman toplumlar da kendilerini Hz. Muhammed’in takipçileri olarak görürler. Ama pratikte çoğunluğu ne Hz. Muhammed’in getirdiği kitabın içeriğinden ne de örnek almaları gereken elçinin izinden haberdardırlar.

Hz. İsa da Hz. Muhammed de Allah’ın göndermiş olduğu sayısız1 elçilerinden ikisidir.

Ancak o ikisini diğer peygamberlerden ayıran özellik onların en son gelen elçiler olmasıdır.2

Her ikisinden önce de bir çok elçi gönderilmiş ve onların diğerlerinden farklı olmadığı Kitabullah’ta tekrar tekrar vurgulanmıştır. İşte bu ayetlerden bir kaçı:

"Senden önce de, ülkelerin içinden yalnızca kendilerine vahy ettiğimiz adamlar gönderdik. Yeryüzünde gezmiyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin sonlarının nasıl olduğuna baksınlar? Ahiret yurdu takva sahipleri için hayırlıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?"3

"Senden önce de nice peygamberlerle alay edilmişti. İnkar edenleri önce erteledim, sonra tuttum. Cezalandırmam nasıl oldu?"4

"Senden önce de peygamberler göndermiştik; onları eş ve çocuk sahibi kılmıştık. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamberin bir ayet getirmesi mümkün değildir. Her ecel bir yazgıdır."5

 "Senden önce de geçmiş toplumlara elçiler göndermiştik."6

 "Senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var anlatmadıklarımız da. Hiç bir peygamber Allah’ın izni olmadıkça bir ayet/mucize getiremez. Allah’ın emri geldiği zamanda hak ile hüküm verilir ve işte o zaman batılcılar hüsrana uğrar."7

Tüm toplumların bazı değerlerini zaman içinde çok aşırı derecede kutsadıklarına şahit oluyoruz. Her peygamberden sonra gelen toplum, bir ölçüde o peygamberin öğretilerini unutup, uygulamacı dindarlıktan, sembolik dindarlığa geçmiştir. Peygamberin, yaşarken normal bir insan olarak8, etrafında arkadaşlarıyla çok zor şartlar altında ve sürekli şüphe ile bakılan9 veya öldürülen10 bir kimse iken ölümünden sonra putlaştırılması11 çok manidardır.

  Ama bu durum her peygamberin ardından yaşanan bir sünnet-i ümem haline gelmiştir.

Şimdi, Hıristiyanların Hz. İsa’ya atfettikleri bir takım tanrısal özelliklerle benzer inançların Müslümanlar arasında da olup olmadığına bakalım.

Yaygın Hıristiyan kültürüne göre:

1. Hz. İsa Allah’ın oğlu ve bir rab’dir.12

2. Bir takım tanrısal güçlere sahiptir.

3. Ahirette şefaati ile istediğini kurtarıp, cennete girdirecektir.

Yaygın Müslüman geleneğe göre ise:

1. Hz. Muhammed, Allah’ın habibi (sevgilisi) dir.

2. Hz. Muhammed Kainatın Efendisidir.

3. Allah, evreni Hz. Muhammed için yaratmıştır.

4. Allah Hz. Muhammed’e aşık olmuştur.13

5. Hz. Muhammed bizim bilmediğimiz bir şekilde içimizde yaşamaktadır. Ümmetinin halini gözlemlemektedir. Yeri ve zamanı geldiğinde de gerekli müdahaleleri yapmaktadır.

6. Ahirette, şefaati ile istediğini kurtarıp, cennete gitmesine vesile olacaktır.

İşte bunun içindir ki Müslüman halk, Allah’ın rızasına nail olmak kadar, Hz. Muhammed’in şefaatine layık olmayı eş değer görür. Hatta, Allah’ın rızası bile Hz. Muhammed’in şefaatinin kazanılmasından geçer.

Görüldüğü gibi her iki ümmet de kendilerine gönderilen peygamberlerini aşırı tazim neticesinde bir takım tanrısal niteliklerle kutsamakta ve onlar olmadan salt bir elçi ve örnek şahsiyet olarak görmemektedirler. Böyle bir görüşü elçinin değersizleştirilmesi ve inkar edilmesi olarak görüp şiddetle reddetmektedirler.

Sadece İncil’e bakarak, Hz. İsa hakkında Hıristiyanların inançlarının kendi kitaplarına göre yanlış olduğunu, kitaplarına aykırı düştüğünü söyleyemeyiz. Ancak, onlar da biliyorlar ki, ellerindeki İncil orijinal İncil değil. Çeviriler ve yorumlar gerçek İncil’i gölgelemiş ve hakikatlerin üzerini perdelemiştir. Ama tüm bunlara rağmen, tek tanrı inancı İncil’in de özünü oluşturmakta ve Hz. İsa ile ilgili söylenenler biraz da sembolik imgeler olarak kalmaktadır. İncil’de (her şeye rağmen) İsa bir insandır. Sadece Hz. İsa değil; sembolik anlamda herkes Allah’ın oğludur. Aslında "baba" kavramı "rab" kavramının yerine ikame edilmiş, yanlış bir sözcüktür. "Oğul" kavramı ise babanın gözetiminde henüz olgunluğa erişmemiş "çocuk" yani, büyümek için yapması gereken işleri, görevleri olan "kul"u temsil ediyor. Ancak, İncil’in bu deformasyonundan ortaya çıkan sonuç, Allah’ın şefkatli bir baba olarak evlatlarına kıyamayarak cezalandırmayacağı, yani cehenneme atmayacağı inancının yaygınlık kazanması ve insanların sorumluluklarını ihmal etmeleridir. "Eğer, karşılığında bir ceza yoksa görevi yerine getirmek zorunda değilim" anlayışının hakim olmasıdır. Oysa Kur’an bu yanılgıyı şu ifadelerle dile getirmektedir:

"Yahudi ve Hıristiyanlar:

-Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz, dediler. De ki:

-Öyleyse, günahlarınız sebebiyle Allah, sizi niye cezalandırıyor? Hayır, siz de onun yarattıklarından bir beşersiniz!

Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hakimiyeti Allah’ındır. Dönüş de O’nadır."14

 "De ki Allah tektir. O, Samettir. (Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Her şey ona muhtaçtır.) O, baba da Oğul da olmamıştır. Hiç kimse de ona denk olamaz."15

Ne gariptir ki, Allah’ın bu uyarısına rağmen, daha sonraki süreçte Müslümanlar da kendileri için değil belki ama Hz. Muhammed için "sevgili" tabirini kullanacaklar ve bunda da aşırıya gideceklerdi. O kadar ki bu tanım Kur’an’da hiç geçmemesine rağmen bir çok mealde "De ki!" hitabının başına "Habibim!" sıfatını hem de parantezsiz olarak yazmakta bir mahsur görmeyeceklerdi. Arapça bilmeyenler ise okudukları mealde geçen "Habibim!" nitelemesinin doğrudan Allah’a ait olduğuna inanacaklardı.

Burada masum bir soru ile "Allah elçisini sevmiyor mu? Eğer seviyorsa "sevgilim" tabirini kullanmanın ne mahsuru olabilir?" denilebilir.

 O zaman "Habibim!"e yüklenen anlama bakmak gerekir. Eğer bu tanımın içinde tanrısal öğeler yoksa kabul edilebilir. Ama geleneksel inanç boyutunda vakıaya baktığımızda "Habibim" tabiri, hiç de öyle masum görünmüyor. Özellikle ilahi ve na’at kültürünü incelediğimizde o öyle bir "Habib"tir ki her şey varlığını ona borçludur. "Sen olmasaydın Habibim, alemi yaratmazdım." "Adı Allah’ın adıyla birlikte yazılan, kainatın bile yüzü suyu hürmetine yaratıldığı kutsal kişi"dir O Habib. Dolayısıyla, bu inançtaki Hz. Muhammed normal bir insan olamaz. Tıpkı Hıristiyan kültüründe Hz. İsa’nın olmadığı gibi.

"Allah’ım bizi Hz. Muhammed’in şefaatinden mahrum eyleme!",

"Mevlam layık eyle bizi Muhammed’e!"

"Mevlam sen kavuştur bizi Muhammed’e"

"Bir canım var kurban olsun Muhammed’e" gibi dua kabilinden ilahilerde, Allah bile Muhammed’e ulaşmak için bir vasıta olarak görülür.

Bir naat-ı şerifte:

"Arşın kubbelerine adı nurla yazılan,

İsmi semada Ahmed, yerde Muhammed olan,

Yedi katlı göklerde hak cemalini bulan,

Evvel ahir yolcusu Ya Hz. Muhammed!" sözleriyle Hz. İsa’nın anlatısına ve göğe yükselişine nazire yapılmaktadır.

Genelde İlahilerin ve dini musikinin ana teması olarak Allah’tan çok Hz. Muhammed işlenir. Allah aşkından çok Muhammed aşkı ön plana çıkar. Sonunda Allah’ın da kendisine aşık olduğu zat oluverir.

Yine Kur’an’da açıkça belirtilmemesine rağmen yaygın halk inancına göre Hz. Muhammed (sav) ahirette kesin şefaatçidir. Ümmeti Cennete girmeden cennete girmeyi dilemeyecektir. Hiçbir peygamber şefaat edemeyecekken sadece Hz. Muhammed’e o hak verilecektir. Bir nevi Cennet pasaportunda onun vizesi olmadan kimse cennete giremeyecektir. "Hüküm gününün hakimi" "malik-i yevmi’d-din" olarak "Alemlerin Rabbi" olan Allah’ı gösteren Kur’an ile geleneksel dini inanç biraz farklı durmaktadır.

Tüm bunlara bağlı ve bunların bir parçası olarak Hz. Muhammed’in ölümsüzlüğüne manen inanılır. Medine’ye giden bu inançtaki hacılar Hz. Peygamber’in kabrini sürünerek ziyaret ederler. Onun cesedinin, gömüldüğü günkü gibi sağlam ve taze olduğuna inanırlar. Onlara göre görünüşte, madden dünyasını değiştiren Hz. Muhammed, manevi iklimde hayatını sürdürmekte ve tüm ümmetini gözetlemektedir.16 Onun ruhu ümmetinin üzerinde hayyu’l kayyumdur. Gerek ravzasına yüz sürenleri ve gerekse sünneti seniyyesine bağlı yaşayanları görmekte ve ahirette de onlardan şefaatini esirgemeyecektir.

Rüyasında onu gören, gerçekte onu görmüş kabul edilir.

Kur’an, Peygamberi tanrısal niteliklerle muttasıf gören anlayışın aksine onun özellikleri, ölümü ve görevi konusunda bize şu bilgileri veriyor:

"Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce de, elçiler gelip geçmiştir. Öyleyse şimdi, O, ölür veya öldürülürse topuklarınızın üstünde geri mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde geri dönerse, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır."17

"Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek ya da (daha önce) senin ölümünü takdir etsek, senin görevin ancak tebliğdir. Hesaba çekmek bize aittir."18

 "Peygamberin görevi ancak tebliğdir. Açıkladığınızı da gizlediğinizi de Allah bilir."19

"Seni öksüz bulup da barındırmadı mı? Seni  şaşkın bulup doğru yola eriştirmedi mi? Seni fakir bulup  zenginleştirmedi mi?"20

"Allah'ın,  senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlaması, sana olan nimetini tamamlaması ve seni dosdoğru yola eriştirmesi için şüphesiz sana apaçık bir zafer verdik."21

"Allah’ın yardımı/zaferi ve fetih geldiği zaman. İnsanların akın akın Allah’ın dinine girdiğini gördüğün zaman… Hemen, hamd ederek Rabbini tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır."22

"De ki:

-Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiç bir ortağı yoktur. Sadece bununla emrolundum ve ben müslüman (teslim) olanların ilkiyim."23

Sanırım son ayet her şeyi özetliyor. Bir de bu ayeti Hz. Muhammed’in ağzından dinlediğinizi düşünün...

 

Dipnotlar

1- 2/Bakara: 87,213, 252, 253, 285, 30/Rum: 47

2- 33/Ahzap: 40, 3/l-i İmran: 3

3- 12/Yusuf: 109

4- 13/Ra’d: 32

5- 13/Ra’d: 38

6- 15/Hicr: 10

7- 40/Mü’min: 78

8- 25/Furkan: 20

9- 26/Şuara: 27, 34/Sebe: 8

10- 2/Bakara: 87

11- 4/Nisa: 171, 5/Maide: 116, 3/l-i İmran: 80, 9/Tevbe: 31

12- Yuhanna, 20/28-29

13- Mevlidde, Süleyman Çelebi Hz. Muhammed’e Allah’ın diliyle şöyle seslenir:

"Gel habibim! Aşık olmuşum sana!"

14- 5/Maide: 18

15- 112/İhlas Sûresi

16- Oysa Kur’an "Biz seni onlara bekçi olarak göndermedik." buyurmaktadır.(4/Nisa: 80)

17- 3/l-i İmran: 144

18- 13/Ra’d: 40

19- 5/Maide: 99

20- 93/Duhâ:6-8

21- 48/Fetih: 1-2

22- 110/Nasr Sûresi

23- 6/En’am: 152-153

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...