İslam ve
Demokrasi!?
Abdurrahman DİLİPAK / 14.04.2004 / VAKİT
İslâm
Ülkeleri Demokrasi Kongresi dün İstanbul’da yapıldı. BM, Demokrasi
Vakfı, İngiltere, Bahreyn, Belçika ve Ürdün krallıkları, ABD, Fas,
Yemen, Endonezya, Bangladeş, Nijer, Senegal, Mali, Arnavutluk, Bosna
Hersek, Sierre Leone delegelerinin katıldığı kongrenin sponsorlarından
biri de TESEV’di.. Ve tabii ev sahibi Türkiye. Türkiye aynı zamanda,
TESEV Başkanı’nın deyimi ile, Batılı ülkeler tarafından, Doğu ülkeleri
için hazırlanan bir model teklifinin taşeron ülkesi olması düşünülmüş..
TESEV
Başkanı çok açık bir şekilde. Bu işin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir
parçası olduğunu söyledi.. Büyük Ortadoğu Projesi ise, "Yeni Dünya
Düzeni"nin bölge ölçekli bir alan çalışması. Yukarıda adı geçen ülkeler
ise pilot ülke seçilmiş gibi gözüküyor.. TESEV Başkanı’nın açıkça
söyledikleri, Ürdün Dışişleri Bakanı’nın canını sıkmış gibi gözükse de,
zaten her şey ortada idi.. Öyle ya, her şey öyle uluorta söylenir miydi?
Demokrasinin dışarıdan dayatılmasına karşı toplumda direnç oluşuyordu ve
hele hele bu projeleri, ABD’nin yeni dünya düzeni hesapları ile
ilişkilendirmek, projenin geleceğini tehlikeye düşürebilirdi.
Bazı
delegeler, sanki oynanan oyunun farkında değilmiş gibi gözüküyorlardı.
Mesela, şeriatın amacının, demokrasi adına kendilerine teksif edilen,
adaleti, barış ve hürriyeti güvence altına almak olduğunu söylüyordu,
kimi ise, bugün bize demokratikleşme öğüdü verenlerin, dün bu değerleri
yokeden kadroları / partileri / aileleri iktidara getiren ve onlara
karşı muhalefeti kanlı şekilde bastıran uygulamaları, darbeleri
yapanları koruyan Batılı ülkeler olduğunu söylüyordu..
Bildik
şeyler, papağan gibi tekrarlandı durdu. İslâm’la terör arasında bir bağ
yoktur. İslâm, demokrasiye mani değildir.. Demokrasi herkes için en iyi
olandır..
Bir
delegenin ağzından kaçırdığı gibi, daha toplantı daveti yapılırken,
nihai bildiri taslağı da delegelere gönderilmişti bile..
Kongre
başlamadan dağıtılan basın bülteninde amaç açıkça vurgulanıyordu zaten.
Delegeler "Müslüman toplumların demokrasiye uyumunu vurgulayacaklar"dı..
Öyle de oldu, bazı kaygı verici açıklamalar dışında.. Bir delegenin,
"Varsayalım İslâm demokrasiyle uyuşmuyor, o zaman ne yapacaksınız. 1,5
milyar Müslümanı görmezden mi geleceksiniz?" Öyle ya, o zaman sizin cici
demokrasiniz, onlara bu hakkı vermeyecek mi? Dinler demokrasiyi
içselleştirmek zorunda değil, Ama demokrasi dediğiniz şey, insanların
inançlarını sorgulamadan, onların hak ve hürriyetlerini koruyabiliyorsa,
o zaman anlamlı bir projeye dönüşecektir.. Bizim devlete ve yasalara
sadakatımız, onların imanımıza sadakatımızın ve temel haklarımızın
güvencesi olması ölçüsündedir..
Öyle
anlaşılıyor ki, ABD şimdi de demokrasiyi bir Truva Atı gibi kullanmaya
çalışıyor. Amerika’nın elinde bir havuç, bir de sopa var. Irak’a sopa
ile giriyor, bize ise demokrasi havucu veriyor.. Ama aynı şeyi istiyor..
Bizim
laiklere çok üzücü bir haberim var. Mesela Ürdün Kraliyet ailesinden
Prenses Basma b. Tallal "Biz hem Arap, hem bir monarşi, hem Müslüman ve
hem de demokrat bir ülkeyiz" diyor.. Hani, "Laiklik olmadan cumhuriyet,
cumhuriyet olmadan demokrasi olmaz"dı. Peki bu durumda Türkiye bu
ülkelere, bu anlayışla nasıl örnek olacak. Fas da öyle. Fas Kralı
kendini Emiril Mü’minin, yani Halife olarak görüyor.. Yani teokratik bir
yanı da var Fas yönetiminin. Onlar da demokrasi iddiasında.. Kongreyi
düzenleyen Batılı forumlar açısından bu gerçekler hiç de rahatsız edici
değil.. Zaten onlar açısından meşruti monarşi tek başına demokrasi
açısından bir sorun teşkil etmiyor. Bugün AB’nin kurucu ülkelerinden
çoğu Monarşi ile yönetiliyor.. Ama bunu bizim laikçiler bilmiyor..
Evet evet,
konferansta ilginç tesbitlerde vardı. Biri "Çok uluslu şirketlerin ülke
yönetimlerine müdahelesi"nden sözetti, bir diğeri "Barış istiyorsanız,
silah sanayiini kontrol edin dedi." Bir başkası, "Amerika vurulduğunda
kimse Amerikayı suçlamıyor, ama biz vuruluyoruz, yine suçlu biz
oluyoruz, terör ülkesi ilan ediliyoruz" dedi.. Kaldı ki, kontrgerillayı
kimin örgütlediği, mafya ve terör ilişkileri, kontrollü bunalım
stratejilerini üretenlerin kim oldukları belli değil mi idi? Kimi
"Yoksulluk ve işsizlikten" bahsetti, kimi "İslâm tarihinin ve
coğrafyasının asırlarca büyük uygarlıklara ev sahipliği yapmasından,
birçok din, mezhep, etnik kimliğin bir arada barış içinde yaşamasından"
söz etti. İslâm’ı bir Arap inanışı olarak görenler eleştirildi. 1,5
milyarlık İslâm dünyasında, "Arapların nüfusu Endonezyanın nüfusu kadar
bile değil"di ve "Endonezya’da binlerce adada yüzlerce farklı inanış,
etnik kimliğe sahip, farklı inanışlara sahip insanlar barış içinde bir
arada asırlardır yaşıyordu.."
Hesap
vermesi gerekenler öğüt vermeye kalkışınca işte böyle oluyor. Selam ve
dua ile.