Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 305 | Mayıs 2004

                   

 

 


  

İslam ve Demokrasi!? 

 

Abdurrahman DİLİPAK / 14.04.2004 / VAKİT

 

İslâm Ülkeleri Demokrasi Kongresi dün İstanbul’da yapıldı. BM, Demokrasi Vakfı, İngiltere, Bahreyn, Belçika ve Ürdün krallıkları, ABD, Fas, Yemen, Endonezya, Bangladeş, Nijer, Senegal, Mali, Arnavutluk, Bosna Hersek, Sierre Leone delegelerinin katıldığı kongrenin sponsorlarından biri de TESEV’di.. Ve tabii ev sahibi Türkiye. Türkiye aynı zamanda, TESEV Başkanı’nın deyimi ile, Batılı ülkeler tarafından, Doğu ülkeleri için hazırlanan bir model teklifinin taşeron ülkesi olması düşünülmüş..

TESEV Başkanı çok açık bir şekilde. Bu işin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçası olduğunu söyledi.. Büyük Ortadoğu Projesi ise, "Yeni Dünya Düzeni"nin bölge ölçekli bir alan çalışması. Yukarıda adı geçen ülkeler ise pilot ülke seçilmiş gibi gözüküyor.. TESEV Başkanı’nın açıkça söyledikleri, Ürdün Dışişleri Bakanı’nın canını sıkmış gibi gözükse de, zaten her şey ortada idi.. Öyle ya, her şey öyle uluorta söylenir miydi? Demokrasinin dışarıdan dayatılmasına karşı toplumda direnç oluşuyordu ve hele hele bu projeleri, ABD’nin yeni dünya düzeni hesapları ile ilişkilendirmek, projenin geleceğini tehlikeye düşürebilirdi.

Bazı delegeler, sanki oynanan oyunun farkında değilmiş gibi gözüküyorlardı. Mesela, şeriatın amacının, demokrasi adına kendilerine teksif edilen, adaleti, barış ve hürriyeti güvence altına almak olduğunu söylüyordu, kimi ise, bugün bize demokratikleşme öğüdü verenlerin, dün bu değerleri yokeden kadroları / partileri / aileleri iktidara getiren ve onlara karşı muhalefeti kanlı şekilde bastıran uygulamaları, darbeleri yapanları koruyan Batılı ülkeler olduğunu söylüyordu..

Bildik şeyler, papağan gibi tekrarlandı durdu. İslâm’la terör arasında bir bağ yoktur. İslâm, demokrasiye mani değildir.. Demokrasi herkes için en iyi olandır..

Bir delegenin ağzından kaçırdığı gibi, daha toplantı daveti yapılırken, nihai bildiri taslağı da delegelere gönderilmişti bile..

Kongre başlamadan dağıtılan basın bülteninde amaç açıkça vurgulanıyordu zaten. Delegeler "Müslüman toplumların demokrasiye uyumunu vurgulayacaklar"dı.. Öyle de oldu, bazı kaygı verici açıklamalar dışında.. Bir delegenin, "Varsayalım İslâm demokrasiyle uyuşmuyor, o zaman ne yapacaksınız. 1,5 milyar Müslümanı görmezden mi geleceksiniz?" Öyle ya, o zaman sizin cici demokrasiniz, onlara bu hakkı vermeyecek mi? Dinler demokrasiyi içselleştirmek zorunda değil, Ama demokrasi dediğiniz şey, insanların inançlarını sorgulamadan, onların hak ve hürriyetlerini koruyabiliyorsa, o zaman anlamlı bir projeye dönüşecektir.. Bizim devlete ve yasalara sadakatımız, onların imanımıza sadakatımızın ve temel haklarımızın güvencesi olması ölçüsündedir..

Öyle anlaşılıyor ki, ABD şimdi de demokrasiyi bir Truva Atı gibi kullanmaya çalışıyor. Amerika’nın elinde bir havuç, bir de sopa var. Irak’a sopa ile giriyor, bize ise demokrasi havucu veriyor.. Ama aynı şeyi istiyor..

Bizim laiklere çok üzücü bir haberim var. Mesela Ürdün Kraliyet ailesinden Prenses Basma b. Tallal "Biz hem Arap, hem bir monarşi, hem Müslüman ve hem de demokrat bir ülkeyiz" diyor.. Hani, "Laiklik olmadan cumhuriyet, cumhuriyet olmadan demokrasi olmaz"dı. Peki bu durumda Türkiye bu ülkelere, bu anlayışla nasıl örnek olacak. Fas da öyle. Fas Kralı kendini Emiril Mü’minin, yani Halife olarak görüyor.. Yani teokratik bir yanı da var Fas yönetiminin. Onlar da demokrasi iddiasında.. Kongreyi düzenleyen Batılı forumlar açısından bu gerçekler hiç de rahatsız edici değil.. Zaten onlar açısından meşruti monarşi tek başına demokrasi açısından bir sorun teşkil etmiyor. Bugün AB’nin kurucu ülkelerinden çoğu Monarşi ile yönetiliyor.. Ama bunu bizim laikçiler bilmiyor..

Evet evet, konferansta ilginç tesbitlerde vardı. Biri "Çok uluslu şirketlerin ülke yönetimlerine müdahelesi"nden sözetti, bir diğeri "Barış istiyorsanız, silah sanayiini kontrol edin dedi." Bir başkası, "Amerika vurulduğunda kimse Amerikayı suçlamıyor, ama biz vuruluyoruz, yine suçlu biz oluyoruz, terör ülkesi ilan ediliyoruz" dedi.. Kaldı ki, kontrgerillayı kimin örgütlediği, mafya ve terör ilişkileri, kontrollü bunalım stratejilerini üretenlerin kim oldukları belli değil mi idi? Kimi "Yoksulluk ve işsizlikten" bahsetti, kimi "İslâm tarihinin ve coğrafyasının asırlarca büyük uygarlıklara ev sahipliği yapmasından, birçok din, mezhep, etnik kimliğin bir arada barış içinde yaşamasından" söz etti. İslâm’ı bir Arap inanışı olarak görenler eleştirildi. 1,5 milyarlık İslâm dünyasında, "Arapların nüfusu Endonezyanın nüfusu kadar bile değil"di ve "Endonezya’da binlerce adada yüzlerce farklı inanış, etnik kimliğe sahip, farklı inanışlara sahip insanlar barış içinde bir arada asırlardır yaşıyordu.."

Hesap vermesi gerekenler öğüt vermeye kalkışınca işte böyle oluyor. Selam ve dua ile.

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...