‘Sivil
Demokratik İslam’ ve ABD’nin ‘Din İnşası’
İbrahim
KARAGÜL / 24.04.2004 / YENİ ŞAFAK
İşgallerle
izlediğimiz Batı'nın İslam'ı ve Müslüman dünyayı kontrol altına alma
stratejisi çerçevesinde yürütülen çalışmalara ve hazırlanan raporlara
burada sık sık yer vermeye çalışıyorum. ABD'nin İslam kuşağına yönelik
müdahalesi sadece petrole endeksli bir strateji değil. Irak ve
Afganistan işgalini, Filistin'deki suikastleri, 'Büyük Ortadoğu
Proje'ni, 'Türk modeli'ni, 'ılımlı İslam'ı ve her gün yeni kavramlar ve
eylemlerle gündemimizi işgal eden ve kodlarını çözmeye çalıştığımız
süreci anlamak ve tanımlamak için büyük bütçeler ayrılan ve ABD
politikalarının önünü açan bu çalışmaları dikkatle izlemek gerekiyor.
Bu
çalışmaların hepsinin "medeniyetler çatışması" ön kabulü ile
hazırlanması ve birbirini tamamlayıcı nitelikte olması son derece dikkat
çekici. Meşhur RAND Corporation'ın hazırladığı ve bu tarz araştırmalara
yılda 100 milyon dolar ayıran muhafazakar Smith Richardson Vakfı'nın
finanse ettiği "Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, kaynaklar ve
stratejiler" başlıklı çalışma da bunlardan biri. Rapor, "İslam ve
Müslümanlar, Batı demokrasisi, değerleri ve küresel düzene entegre
edilemezse medeniyetler çatışması ihtimalinin yüksek olduğu" teziyle
İslam ve Müslümanların nasıl kontrol altına alınacağına dair Washington
ve Londra merkezli bir strateji sunuyor.
"Ulus
inşası"ndan "din inşası"na
88
sayfalık raporu kaleme alan Cheryl Benard, ABD Başkanı George Bush'un
Basra Körfezi ve Güney Asya Danışmanı Zalmay Halilzad'ın karısı.
Sosyolog ve femist romanlar yazıyor. Yeni Amerikan Yüzyılı projesinde
imzası olan, ABD petrol şirketlerinin öncü savaşçısı ve Afgan kökenli
bir Amerikan şahini olan Halilzad, özellikle Afganistan ve Irak
işgalleri sırasındaki üslendiği rolleri nedeniyle Türkiye'de yakından
tanınıyor.
ABD'ye
İslam dünyası için strateji hazırlayan kuruluşlardan biri olan RAND,
daha önce de Pentagon'a bir brifing vermişti. Brifingi sunan RAND uzmanı
Laurent Murawiec, Suudi Arabistan'ı ABD'nin Ortadoğu'daki en büyük
düşmanı ilan etmiş, Ortadoğu'ya yönelik çok yönlü emperyal mücadele
çağrısı yapmıştı. Ona göre bu kampanyada; "Taktik hedef Irak, stratejik
hedef Suudi Arabistan ve ganimet Mısır" şeklinde yürütülmeliydi.
ABD'nin
Türkiye dahil, bölgedeki çalışmalarıyla bire bir örtüşen rapor, 11
Eylül'den bu yana "ulus inşası"nı terkeden ABDnin, İngiltere ve
İsrail'le birlikte "din inşası"na başladığına yönelik iddiaların açık
göstergesi. İslam dünyasını "medeniyetin problemli çocuğu" olarak gören,
Müslümanları "barbar gericiler" olarak niteleyen, Fransa'daki başörtüsü
yasağının Müslümanları modernleştireceğini öne süren Cheryl Benard,
Müslümanları "fundamentalist, geleneksel, modernist ve laik" olmak üzere
dört kagoriye ayırıyor ve şöyle bir strateji öneriyor:
"Anti-emperyalist ve sosyalist düşüncelerinden dolayı laiklere
güvenilmez. Fundamentalistlere ve geleneksel Müslümanlara da.
Fundamentalist ve gelenekseller arasında oluşabilecek yakınlık
engellenmeli. Birbirleriyle savaşmaları teşvik edilmeli. ABD ve Avrupa
için güven telkin edilenler sadece, kitleleri yönlendirmede Kur'an'ı
sınırlandıran modernist Müslümanlardır. Bu grup desteklenmelidir.
Fundamentalistler zayıflatılmalı ve yok edilmelidir."
İşte
mücadele stratejisi
Stratejiyi
biraz daha açalım:
1- Önce
modernist ve laik Müslümanları destekle. Bunun için: Modernist liderler,
modeller ve kadrolar oluştur. Eserlerini yayınla ve dağıt. Kitlelere
hitap etmelerini sağla. İslami eğitimde düşüncelerini öne çıkar.
Fundamentalistlere ve geleneksellere karşı onlara medya desteği ver.
Gençlere İslam öncesi ve İslami olmayan tarih bilinci aşıla. Laik
kültürel kurum ve etkinlikleri güçlendir.
2-
Geleneksel Müslümanları fundamentalistlere karşı destekle. Bunun için:
Aralarındaki anlaşmazlıkları teşvik et. İki kesim arasında oluşacak
ittifakı engelle. Modernistlerle gelenekselleri birbirini yakınlaştır.
Geleneksel kurumlarda modernistlerin sayısını artır. Gelenekseller
arasında farklılıklar ortaya çıkar. Hanefi mezhebi ile diğer mezhepler
arasındaki farklılıkları büyüt.
3-
Fundamentalistlerle savaş. Bunun için: Onların İslam yorumunu ve
çelişkilerini sorgula. Şiddet eylemlerinin sonuçlarını abart. Bu kesim
içindeki liderlerin yolsuzluk gibi olumsuz durumlarını ortaya
çıkarmaları için gazetecileri cesaretlendir. Bu mesajlar için gençleri,
dindar geleneksel toplulukları, Müslüman azınlıkları ve kadınları hedef
al. Eylemlerine sempati beslenmesini, kahramanlaşmalarını önle. Onları
korkak ve düzen bozucu olarak göster.
4- Seçici
bir şekilde laikleri destekle. Bunun için: Fundamentalizmin ortak düşman
olduğuna dair onları cesaretlendir. Laik Müslümanların ABD karşıtı
güçlerle, milliyetçilerle ve solcularla ittifak kurmalarını engelle.
İslam'da din ve devletin ayrı olduğu ve bunun imanı tehlikeye atmadığı
düşüncesine destekle.
5- "Batılı
İslam" tezini destekle. Burada Alman İslamı, Amerikan İslamı, Türk
İslamı, Malay İslamı gibi kavramların ve "ortak bir İslam dünyası
olmadığı"na dair kanaatin yaygınlaştırılması isteniyor.
6- Sufizmi
güçlendir. Sufi geleneğin tarihlerinin parçası olduğuna inandır. Sufi
öğretileri müfredatlara sok.
Cheryl
Benard'ın, bu strateji için modeli Türkiye'dir. Nedeni ise Türkiye'nin
uyguladığı "agresif laiklik"tir.
Bu raporun
ABD'nin İslam dünyasına yönelik siyasi, askeri ve kültürel
dayatmalarıyla çok yakın ilişkisi var. Türkiye'de ve diğer Müslüman
ülkelerde birbirine paralel biçimde yürütülen çalışmalar, konferanslar,
paneller, eğitim çalışmaları, siyasi hareketler, ekonomik teşvikler bu
88 sayfalık raporda anlatılanlardan bağımsız değil. Raporu okurken kendi
coğrafyamızda izlediğimiz bir çok projenin aslında Washington'da
planlandığını, yeni fikirler olarak duyduğumuz bir çok sözün aslında
oradan dikte edildiğini anlıyoruz. Ancak ne yazık ki, ABD'nin bölgeye
yönelik projeleri çerçevesinde oturumdan oturuma koşan aydınlarımız bu
ve buna benzer çalışmaları hiçbir şekilde gündemlerine almıyor. RAND
raporu Türkiye'de hiçbir şekilde tartışılmadı. Acaba neden?