Milli
Roman
Halit Ziya
UŞAKLIGİL*
Kaç
zamandan beri şu satırlara başlık olan tâbirin mânasını, delâletini
şümûlünü arıyorum. İzzetinefsime pek ağır gelmekle beraber, itiraf
edeceğim ki, idrâkimin ihata kuvveti bu arayışta iflâs ediyor. Milli
roman?.. Bu ne olacak acaba?.. Bunun hiçbir vakıt memnun edecek bir
cevabını bulamadım. Aczimi böyle meydana vurmaktan duyduğum hacaleti
tahfif eden, hattâ sade tahfif değil, büsbütün izale eden bir sebep var:
o sualin cevabını yalnız ben değil, bugüne kadar hiç kimsenin
bulabildiğine tesadüf etmedim; hattâ: "Bizde milli roman yoktur, milli
roman yazmak lâzımdır" diye bağıran, kimbilir ne geniş ehliyet ve
selâhiyet sahibi olan zevat tarafından bile şu yok dedikleri ve
yazılmasına lüzum gösterdikleri roman çeşidinin nasıl bir nesne olduğunu
gösterecek bir söz işitmedim. O halde, ne utanmağa ne de döğünmeğe hacet
yok, böyle elbirliği ile meydana çıkan bir cehilden dolayı yüz kızartmak
pek fazla bir sıkılganlık olur.
Bu nokta
böylece halledilmekle bitmiş olmuyor. Mademki milli roman diye ortada
bir feryat var, demek ki, bunun ne olduğunu araştırmakta devam
etmelidir. Milli ahlâk, gayet anlaşılır bir şeydir, milli seciyeler ve
meziyetler, milli âdetler, bunlar hep kendi kendilerini anlatan
tâbirlerdir; hattâ milli edebiyat, pek iyi biliriz ki, herhangi bir
milletin irfan, sanat, fikir varlığında kabiliyetlerinin muhassalasıdır;
nesilden nesile intikal ederek mukadder tekâmül safahatını takip eden
ırkın deha mirasıdır. Fakat milli roman ne demek olacak acaba? Bunun
doğmasına, iştkiyaklarını bir şikâyet sayhasıyla haykıranların
bekledikleri nedir? Ve hakikaten bugüne kadar milletin irfanından bu
hârika doğmak fırsatını bulamamış mıdır?...
Edebiyat
meselelerini kurcalıyarak, fikirlerine itimat ettikleri zevatla mülâkat
yapmak zahmetini ihtiyar eden gençlerde de bu sualin cevabını araştıran
bir merak var. Bana da kaç kere: "Milli roman hakkında ne
düşünüyorsunuz?" diye sordular; ben de kaç kere derleyip toplanıp,
olanca telâkat yollarının kaçamaklı dolambaçlarında dolaşa dolaşa suale
muhatap olur olmaz, hemen bulunuvermiş cümlelerle cevap vermeğe
yeltendim; ve hiçbir zaman mülâkatı zapteden gençlerde kanaat ettiğine
delâlet edecek bir emare görmedim, nasıl kanaat edebilirlerdi ki, ben
bizzat verdiğim cevaplardan yürüttüğüm mütalâalardan memnun olmamıştım.
Milli roman?.. Bugün işte şu satırları yazarken bile hâlâ bunu arıyorum.
Bakınız, tarihi roman, cinai roman, hissi roman, fenni roman daha bilir
miyim nasıl bir roman mevzu bahs olsa, bunları anlıyacağım ve anlayınca
da soranlara anlatabileceğim. Son haftalar içinde Fransa’da intişar eden
bir roman için: Roman poêtique ilânını görünce, buna bile, eseri
görmeksizin, bir kulp taktım "mutlaka şairâne bir mevzu etrafında baştan
başa şairâne hayallerle dolu bir hikâye olacak.." dedim. Fakat milli
roman?
Bunu
Fransızcaya da çevirerek belki her neviden bol bol mahsul veren Fransız
edebiyatında buna bir örnek bulmak mümkündür, dedim: Roman national…
diye kendi kendime sordum, sonra hayalimde bir geçit resmi yapan Fransız
fikir erbabına da soruyorcasına gözlerimi kapıyarak cevap bekledim. Ve
hep onların şaşkın şaşkın bakarak bana sapıtmış bir biçare acisiyle
gülümsediklerini gördüm.
Bunlar
bana demiş oluyorlardı ki "Roman national demek, eğer herhangi bir
milletin ahlâk ve âdet, maişet ve hayat hususiyetlerine müteallik yahut
herhangi bir muhitin kendine has ahvaline dair bir etüt kabilinden bir
roman ise bana etude de moeurs diye, yahut buna benziyen bir şerhle
işaret olunur, yoksa ona milli roman demekle hiçbir mâna ifade edilmiş
olmaz. Hattâ gariptir ki, fıtratları maişetleri pek maruf olmıyan
milletler için meselâ Haiti adalarına ait bir hikâye için roman Hitien
denilebilir, yahut gene bu neviden olmak üzere bir roman javanais, bir
roman laponais yazılabilir ve bunlara Haiti, Java, Laponya hayatlarını
tasvir eden bir levha yapılmış olur, ama sizin şu roman national
dediğiniz şeyden bir mâna anlıyamıyoruz."
Hayalimin
bu muhataplarının anlıyamadıklarını ben kendi kendime izaha çalışarak
düşündüm: Bu milli roman tâbirinden maksat, meselâ İstanbul’da yahut
Türkiye’nin başka bir parçasında, Türk eşhas arasında. Türk muhitinde,
Türk âdet ve maişeti içinde Türklüğe ait hususiyetler dairesinde geçmiş
bir vak’ayı mevzu ittihaz eden eserler ise işte günün hikâyenüvisleri
bugünün yazıcıları da başka bir iş yapmış değillerdir. Üstat Hüseyin
Rahmi gibi…
O halde
milli roman bu da değil de acep nedir? O, bir türlü mahiyeti
anlaşılamayan garip nesne ki künhüne vukuf mümkün olmuyor. Onu
isteyenler mutlak bunun ne olduğuna da vakıftırlar artık şunu herkesten
saklanacak bir sır hükmünde kendileri için alıkoymasalar, ilân etseler
de, bundan sonra hikâye yazacak gençlere yol gösterseler.
*Yücel,
Yeni Dizi, Sayı 3, 1950 – virgül, nisan 2004