Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 305 | Mayıs 2004

                   

 

 


  

Milli Roman

 

 

Halit Ziya UŞAKLIGİL*

 

Kaç zamandan beri şu satırlara başlık olan tâbirin mânasını, delâletini şümûlünü arıyorum. İzzetinefsime pek ağır gelmekle beraber, itiraf edeceğim ki, idrâkimin ihata kuvveti bu arayışta iflâs ediyor. Milli roman?.. Bu ne olacak acaba?.. Bunun hiçbir vakıt memnun edecek bir cevabını bulamadım. Aczimi böyle meydana vurmaktan duyduğum hacaleti tahfif eden, hattâ sade tahfif değil, büsbütün izale eden bir sebep var: o sualin cevabını yalnız ben değil, bugüne kadar hiç kimsenin bulabildiğine tesadüf etmedim; hattâ: "Bizde milli roman yoktur, milli roman yazmak lâzımdır" diye bağıran, kimbilir ne geniş ehliyet ve selâhiyet sahibi olan zevat tarafından bile şu yok dedikleri ve yazılmasına lüzum gösterdikleri roman çeşidinin nasıl bir nesne olduğunu gösterecek bir söz işitmedim. O halde, ne utanmağa ne de döğünmeğe hacet yok, böyle elbirliği ile meydana çıkan bir cehilden dolayı yüz kızartmak pek fazla bir sıkılganlık olur.

Bu nokta böylece halledilmekle bitmiş olmuyor. Mademki milli roman diye ortada bir feryat var, demek ki, bunun ne olduğunu araştırmakta devam etmelidir. Milli ahlâk, gayet anlaşılır bir şeydir, milli seciyeler ve meziyetler, milli âdetler, bunlar hep kendi kendilerini anlatan tâbirlerdir; hattâ milli edebiyat, pek iyi biliriz ki, herhangi bir milletin irfan, sanat, fikir varlığında kabiliyetlerinin muhassalasıdır; nesilden nesile intikal ederek mukadder tekâmül safahatını takip eden ırkın deha mirasıdır. Fakat milli roman ne demek olacak acaba? Bunun doğmasına, iştkiyaklarını bir şikâyet sayhasıyla haykıranların bekledikleri nedir? Ve hakikaten bugüne kadar milletin irfanından bu hârika doğmak fırsatını bulamamış mıdır?...

Edebiyat meselelerini kurcalıyarak, fikirlerine itimat ettikleri zevatla mülâkat yapmak zahmetini ihtiyar eden gençlerde de bu sualin cevabını araştıran bir merak var. Bana da kaç kere: "Milli roman hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordular; ben de kaç kere derleyip toplanıp, olanca telâkat yollarının kaçamaklı dolambaçlarında dolaşa dolaşa suale muhatap olur olmaz, hemen bulunuvermiş cümlelerle cevap vermeğe yeltendim; ve hiçbir zaman mülâkatı zapteden gençlerde kanaat ettiğine delâlet edecek bir emare görmedim, nasıl kanaat edebilirlerdi ki, ben bizzat verdiğim cevaplardan yürüttüğüm mütalâalardan memnun olmamıştım. Milli roman?.. Bugün işte şu satırları yazarken bile hâlâ bunu arıyorum. Bakınız, tarihi roman, cinai roman, hissi roman, fenni roman daha bilir miyim nasıl bir roman mevzu bahs olsa, bunları anlıyacağım ve anlayınca da soranlara anlatabileceğim. Son haftalar içinde Fransa’da intişar eden bir roman için: Roman poêtique ilânını görünce, buna bile, eseri görmeksizin, bir kulp taktım "mutlaka şairâne bir mevzu etrafında baştan başa şairâne hayallerle dolu bir hikâye olacak.." dedim. Fakat milli roman?

Bunu Fransızcaya da çevirerek belki her neviden bol bol mahsul veren Fransız edebiyatında buna bir örnek bulmak mümkündür, dedim: Roman national… diye kendi kendime sordum, sonra hayalimde bir geçit resmi yapan Fransız fikir erbabına da soruyorcasına gözlerimi kapıyarak cevap bekledim. Ve hep onların şaşkın şaşkın bakarak bana sapıtmış bir biçare acisiyle gülümsediklerini gördüm.

Bunlar bana demiş oluyorlardı ki "Roman national demek, eğer herhangi bir milletin ahlâk ve âdet, maişet ve hayat hususiyetlerine müteallik yahut herhangi bir muhitin kendine has ahvaline dair bir etüt kabilinden bir roman ise bana etude de moeurs diye, yahut buna benziyen bir şerhle işaret olunur, yoksa ona milli roman demekle hiçbir mâna ifade edilmiş olmaz. Hattâ gariptir ki, fıtratları maişetleri pek maruf olmıyan milletler için meselâ Haiti adalarına ait bir hikâye için roman Hitien denilebilir, yahut gene bu neviden olmak üzere bir roman javanais, bir roman laponais yazılabilir ve bunlara Haiti, Java, Laponya hayatlarını tasvir eden bir levha yapılmış olur, ama sizin şu roman national dediğiniz şeyden bir mâna anlıyamıyoruz."

Hayalimin bu muhataplarının anlıyamadıklarını ben kendi kendime izaha çalışarak düşündüm: Bu milli roman tâbirinden maksat, meselâ İstanbul’da yahut Türkiye’nin başka bir parçasında, Türk eşhas arasında. Türk muhitinde, Türk âdet ve maişeti içinde Türklüğe ait hususiyetler dairesinde geçmiş bir vak’ayı mevzu ittihaz eden eserler ise işte günün hikâyenüvisleri bugünün yazıcıları da başka bir iş yapmış değillerdir. Üstat Hüseyin Rahmi gibi…

O halde milli roman bu da değil de acep nedir? O, bir türlü mahiyeti anlaşılamayan garip nesne ki künhüne vukuf mümkün olmuyor. Onu isteyenler mutlak bunun ne olduğuna da vakıftırlar artık şunu herkesten saklanacak bir sır hükmünde kendileri için alıkoymasalar, ilân etseler de, bundan sonra hikâye yazacak gençlere yol gösterseler.

*Yücel, Yeni Dizi, Sayı 3, 1950 – virgül, nisan 2004

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...