ŞİİR
Geçenler
varsa İslâmın şu çiğnenmiş diyarından;
Şu yüz
binlerce yurdun kanlı, zâirsiz mezarından;
Yürekler
parçalar bir nevha dinler rehgüzârından.
Bu matem,
kim bilir, kaç münkesir kalbin gubarından
Hurûş
etmekte, son ümidinin son inkisarından?
Evet, son
inkisarından ki yoktur cebrin imkânı:
Batıp
gitmiş nazarlar beklemekten fecr-i nâzânı!
Nasıl, ey
yolcu, bin lânet gelip etmez ki vicdanı;
Dudaklar,
çâk çâk olmuş, içerken zehr-i husranı,
Uzaktan
baktı – koşmak nerede! – milyonlarca yârânı.
Bu ıssız
âşiyanlar bir zaman gayet muazzezdi!
Bu damlar
böyle baykuş seslerinden çın çın ötmezdi!
Şu
kurbağalar seken vâdide ceylânlar koşup gezdi!
Şu coşmuş,
ağlayan ırmak ne handan gölgeler sezdi!
Bütün
maziyi bir tufan, fakat hep boğdu, hep ezdi.
Vefasız
yurd! Öz evlâdın için olsun, vefa yok mu?
Neden
kalbin kararmış? Bin ocaktan bir zıya yok mu?
İlâhi,
kimsesizlikten bunaldım âşina yok mu?
Vatansız,
hanümansız bir garibim… Mülteca yok mu?
Bütün
yokluk mu her yer? Bari bir "Yok!" der sada yok mu?.
Gitme ey
yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir
yüreğin kârı değil, paylaşalım!
Ne yapıp
ye’simi kahreyliyeyim, bilmem ki?
Öyle
dehşetli muhitimde dönen matem ki!..
Ah!
Karşımda vatan namına bir kabristan
Yatıyor
şimdi… Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu
mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden
başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!
Bu ne
hicran-ı müebbed, bu ne husran-ı mübin…
Ezilir
rûh-i sema, parçalanır kalb-i zemin!
Azıcık
kurcala toprakları, seyret ne çıkar:
Dipçik
altında ezilmiş, parçalanmış kafalar!
Bereden
reng-i hüviyetleri uçmuş yüzler!
Kim bilir
hangi şenaatle oyulmuş gözler!
"Medeniyet" denilen vahşete lânetler eder
Niçe
yekpâre kesilmiş de sırıtmış dişler!
Süngülenmiş, kanı donmuş, nice binlerle beden!
Nice
başlar, nice kollar ki cüda cisminden!
Beşiğinden
alınıp parçalanan mahlûkat!
Sonra
namusuna kurban edilen bunca hayat!
Bembeyaz
saçları katranlara batmış dedeler!
Göğsü
baltayla kırılmış memesiz valideler!
Teki
binlerce kesik gövdeye aid kümeler:
Saç,
kulak, el, çene, parmak… Bütün enkaz-ı beşer!
Bakalım,
yavrusu uğrar mı, deyip, karnından,
Canavarlar
gibi şişlerle kızarmış nice can!
İşte
bunlar o felâketzedelerdir ki, düşün,
Kurumuş ot
gibi doğrandı bıçaklarla bütün!
Müslümanlıkları biçarelerin böyle büyük
Bir
cinayet ki: cezalar ona nisbetle küçük!
Ey, bu
toprakta birer na’ş-i perişan bırakıp
Yükselen,
mevkib-i ervâh! Sakın arza bakıp
Sanmayın:
şevk-ı şehadetle coşan bir kan var…
Bizde
leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın,
hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün:
belki biraz duygu gelir ârımıza!
Tükürün
cebhe-i lâkaydine Şarkın, tükürün!
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Tükürün,
milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün
onlara alkış dağıtan kahbelere!
Tükürün
Ehl-i Salibin o hayâsız yüzüne!
Tükürün
onların asla güvenilmez sözüne!
Medeniyet
denilen maskara mahlûku görün:
Tükürün
maskeli vicdanına asrın, tükürün!
Hele
i’lânı zamanında şu mel’un harbin,
"bize
efkâr-ı umumiyyesi lâzım Garbin;
O da
Allahı bırakmakla olur" herzesini
Halka iman
gibi telkin ile, dinin sesini
Susturan
abdalın idrakine bol bol tükürün!..
Yine
hicran ile çılgınlığım üstümde bugün…
Bana
vahdet gibi bir yâr-ı müsaid lâzım!
Artık ey
yolcu bırak… Ben, yalnız ağlıyayım!
22 Safer
1331 / 17 Kânunusani 1328 / 1912
MEHMET
AKİF