Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 305 | Mayıs 2004

                   

 

 


  

ŞİİR

Geçenler varsa İslâmın şu çiğnenmiş diyarından;

Şu yüz binlerce yurdun kanlı, zâirsiz mezarından;

Yürekler parçalar bir nevha dinler rehgüzârından.

Bu matem, kim bilir, kaç münkesir kalbin gubarından

Hurûş etmekte, son ümidinin son inkisarından?

 

Evet, son inkisarından ki yoktur cebrin imkânı:

Batıp gitmiş nazarlar beklemekten fecr-i nâzânı!

Nasıl, ey yolcu, bin lânet gelip etmez ki vicdanı;

Dudaklar, çâk çâk olmuş, içerken zehr-i husranı,

Uzaktan baktı – koşmak nerede! – milyonlarca yârânı.

 

Bu ıssız âşiyanlar bir zaman gayet muazzezdi!

Bu damlar böyle baykuş seslerinden çın çın ötmezdi!

Şu kurbağalar seken vâdide ceylânlar koşup gezdi!

Şu coşmuş, ağlayan ırmak ne handan gölgeler sezdi!

Bütün maziyi bir tufan, fakat hep boğdu, hep ezdi.

 

Vefasız yurd! Öz evlâdın için olsun, vefa yok mu?

Neden kalbin kararmış? Bin ocaktan bir zıya yok mu?

İlâhi, kimsesizlikten bunaldım âşina yok mu?

Vatansız, hanümansız bir garibim… Mülteca yok mu?

Bütün yokluk mu her yer? Bari bir "Yok!" der sada yok mu?.

 

Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:

Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım!

 

Ne yapıp ye’simi kahreyliyeyim, bilmem ki?

Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!..

 

Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan

Yatıyor şimdi… Nasıl yerlere geçmez insan?

 

Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,

Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!

 

Bu ne hicran-ı müebbed, bu ne husran-ı mübin…

Ezilir rûh-i sema, parçalanır kalb-i zemin!

 

Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar:

Dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar!

Bereden reng-i hüviyetleri uçmuş yüzler!

Kim bilir hangi şenaatle oyulmuş gözler!

"Medeniyet" denilen vahşete lânetler eder

Niçe yekpâre kesilmiş de sırıtmış dişler!

 

Süngülenmiş, kanı donmuş, nice binlerle beden!

Nice başlar, nice kollar ki cüda cisminden!

 

Beşiğinden alınıp parçalanan mahlûkat!

Sonra namusuna kurban edilen bunca hayat!

 

Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler!

Göğsü baltayla kırılmış memesiz valideler!

 

Teki binlerce kesik gövdeye aid kümeler:

Saç, kulak, el, çene, parmak… Bütün enkaz-ı beşer!

 

Bakalım, yavrusu uğrar mı, deyip, karnından,

Canavarlar gibi şişlerle kızarmış nice can!

İşte bunlar o felâketzedelerdir ki, düşün,

Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün!

Müslümanlıkları biçarelerin böyle büyük

Bir cinayet ki: cezalar ona nisbetle küçük!

 

Ey, bu toprakta birer na’ş-i perişan bırakıp

Yükselen, mevkib-i ervâh! Sakın arza bakıp

Sanmayın: şevk-ı şehadetle coşan bir kan var…

Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!

Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!

Tükürün: belki biraz duygu gelir ârımıza!

Tükürün cebhe-i lâkaydine Şarkın, tükürün!

Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!

Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere!

Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!

Tükürün Ehl-i Salibin o hayâsız yüzüne!

Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

 

Hele i’lânı zamanında şu mel’un harbin,

"bize efkâr-ı umumiyyesi lâzım Garbin;

O da Allahı bırakmakla olur" herzesini

Halka iman gibi telkin ile, dinin sesini

Susturan abdalın idrakine bol bol tükürün!..

 

Yine hicran ile çılgınlığım üstümde bugün…

Bana vahdet gibi bir yâr-ı müsaid lâzım!

Artık ey yolcu bırak… Ben, yalnız ağlıyayım!

 

22 Safer 1331 / 17 Kânunusani 1328 / 1912

MEHMET AKİF

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...