Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 304 | Nisan 2004

                   

 

 


“Irak İçin Kötü, Dünya İçin İyi”

 

Çeviren: Selvet AKGÜN

Taz, 20.03.2004

 

Noam Chomsky ile söyleşi

Taz: Sayın Chomsky, Irak işgalinin başlangıcından bu yana 12 ay geçti. Küresel hakimiyet peşinde koşan ABD’nin Irak’ı bile kontrolü altında alamaması nasıl mümkün?

Noam Chomsky:  İşgalin başarısızlığı bir sürpriz oldu. Ben belki üç gün süren bir savaş, ardından da tarihin en kolay askeri işgalini bekledim.

Kolay mı?

Önce işgal yıkıcı ambargoyu bitirdi. Ve Iraklılar gangster Saddam’dan kurtuldular – ki bu, bütün halk için bir kazanım. Benim kanaatime göre halkın kendisi Saddam’dan kurtulabilirdi, eğer bu ambargolar olmasaydı. Ancak bu başka bir konu.

Neden bu kadar ters gitti işler?

Ben, bizim MİT’in [ilmi kuruluş] mühendislik fakültesinin herhangi bir seminerinin Irak’taki elektrik ağını bir hafta içinde yeniden işlek kılmayı başaracaklarından eminim. Sağlık sistemi de hızlı bir şekilde tamir edilebilirdi. Amerikan birliklerinde sözkonusu olan büyüklenme, beceriksizlik ve umarsamazlıktan oluşan bir kombinasyon fiyaskoyla sonuçlandı. Bu Irak için kötü, ancak geri kalan dünya için iyi.

Amerikan hükümetini, ertesi eylem planlarını uygulamasını engellediği için mi?

Irak’ın işgali daha zor şartlar altındaki benzeri işgaller gibi kolay gerçekleşmiş olsaydı, Amerikalı birlikler belki şimdi İran’a girmişlerdi. Şimdi ise, onlar için ellerindekini korumak bile zor.

Böylece önleyici harp doktrini suya düştü?

Kitle imha silahlarının bulunmayışı tecavüzün doktrinini değiştirdi. Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ifade edilen asıl doktrinde, ABD, her türlü potansiyel tehdite karşı askeri şiddet uygulama hakkının kendisinde olduğunu ifade ediyordu. Potansiyel tehdit şu anlamda kullanılmıştı: Muhtemelen ABD’yi tehdit edecek olan kitle imha silahlarına sahip olmak.

Bu artık geçerli değil mi?

Colin Powell ve Condolezza Rice’ın açıklamalarını okursanız, tecavüzün kriteri artık, bir ülkenin kitle imha silahları üretme becerisi ve niyetine sahip olmasıdır. Pratikte bütün ülkeler bu beceriye sahip. Ve bir niyet, bir yerde görürsek, orada mevcuttur. Yeni ve daha tehlikeli doktrin demek ki şu: biz, herkese her zaman hiçbir sebep olmaksızın saldırma hakkımız olduğunu ilan ediyoruz.

Böyle müdahelelerin müsbet yan tesirleri olamaz mı?

Elbette olabilir. Doğu Avrupa’daki Rus işgalinin de müsbet yan tesirleri olmuştu. Bulgaristan’ı ele alın: 1940 yılında birçok çiftçi tahta karasaban kullanıyordu. 1990’da ülke elektro sanayiine sahipti. Demek ki müsbet yan tesirleri vardı. Hatta bu dünyanın en gaddar katilleri bile müsbet yan tesirleri olan işler yapmaktadırlar. Ve birçok işgalin müsbet yan tesirleri bulunmaktadır.

Irak’ta da mı ?

İşgal öyle ayarlanmış ki, müsbet yan tesirler engellenmektedir. İkinci kral Paul Bremer’in ekonomik programları hiçbir egemen ülkenin hiçbir zaman kabullenemeyeceği öncüllere dayanıyor. Bu programlar, bütün Irak ekonomisinin tamamen yabancılar tarafından teslim alınmasını taleb ediyor. Eğer ABD bu tip kuralları 200 yıl önce kabul etmiş olsaydı, bu konuşmayı güzel bir üniversitede yapamazdık. Siz benimle belki dışarıda Cape Cod’da balık avlarken söyleşi yapardınız.

Haziran’ın sonunda ABD egemenliği Iraklılara devredecek.

Amerikan hükümetinin egemenliği devretme gibi bir niyeti kesinlikle yok. Hükümet Amerikan birliklerine orada kalma ve sürekli askeri üsler oluşturma hakkını tanıyan bir konuşlanma anlaşmasında diretiyor. Ve hükümet Irak’da şu an dünyanın en büyük Amerikan büyükelçiliğini inşa ediyor. Neden? Neden orada dünyanın en büyük büyükelçiliğine ihtiyacımız var? 3.000 görevliden oluşacak olan bir büyükelçilik? Egemenliği geri vermek için mi?

Bush şimdi savaşı Irak’a ve Ortadoğu’ya demokrasi götürmekle gerekçelendiriyor.

Bu argümanı sonuna kadar götürebilmek için, çok aşırı boyun eğici entellektüel bir düzeye ihtiyaç var. Bunun için ABD’nin Irak’ta demokrasiyi engellediği gerçeğini görmezlikten gelmek yetmeyecek. Onlar, ABD’nin geçen yıl kendi müttefiklerini nasıl tasnif ettiklerini de görmezden gelmek zorundalar: Hükümetlerinin, halklarının çoğunluğunun pozisyonunu aldığı ülkeleri ‘Eski Avrupa’ şeklinde kategorize etmişlerdi. ‘Yeni Avrupa’ ise, halklarının daha büyük çoğunluklarının tersine hareket eden, buna karşın Crawfor ve Texas’dan gelen emirlere göre vaziyet alan hükümetlerin bulunduğu ülkelerdi. Ben böylesine demokrasiye karşı kin ve umarsamazlık örneğine çok nadir rastladım.

‘Hayır’ kabul edilmişti ama.

Türkiye’yi ele alın. Orada hükümet, herkesi şaşkınlığa düşürecek şekilde, halkın % 95’inin paylaştığı pozisyonu aldı. Colin Powell bunun üzerine kızdı ve yardımların kesilmesi tehdidini savurdu, demokratik hareket etmedikleri gerekçesiyle – yani, onlar halkın yolundan gittikleri, bizim dediklerimize uymadıkları için. İkinci savunma bakanı Paul Wolfowitz daha ileri gitti. O, Türk ordusunu, hükümeti demokrat olmaya zorlamadı diye eleştiriyordu. Yani bu şu demek: Halkın % 95’inin ne istediğinden bağımsız olarak bizim dediğimizi yapmaları. Ve bu tip, demokrasi kampanyası yürütenin ta kendisidir.

Buna rağmen Ortadoğu bir demokratikleşmeye ihtiyaç hissetmektedir.

Bu bölgede ABD müttefiklerinin çoğu birer diktatörlüktür. Acımasız ve şiddet yanlısı diktatörlükler desteklenmektedir. Ancak görece serbest ve demokratik, uluslararası ülkelerin kontrol ettiği seçimlerle seçilen bir tane siyasi lider var. Kim? Arafat. Ve ABD hükümetinin Yasir Arafat’a karşı tavrı nedir? O gitmeli. O elimine edilmeli. O geçersizdir. Demokrasinin yerleştirilmesi adına seçilen ve halkın desteğini alanın ortadan kaldırılmasını ve onun yerine bizim dediklerimizi yerine getirecek başka birisini geçirmek istiyoruz.

Wolfowitz ve Neo-muhafazakarlar söylediklerine gerçekten inanıyorlar mı ?

Onlar, demokrasinin imha edilmesi gereken şerli ve sefil bir sistem olduğuna inanıyorlar.

Amerikan müdahaleleri, Neo-muhafazakarların değil, daha ziyade liberal Demokratların Amerikan politikasını belirledikleri zamanlarda da gerçekleşmekteydi. Ve Kosova savaşı birçok solcu entellektüel tarafından desteklenmişti.

Batılı entellektüeller arasındaki resmi parti çizgisine göre Sırbistan’ın bombalanması korkunç etnik kıyımları önlemek için gerçekleşmişti. Kosovo savaşı buna göre tamamen insani bir hedefle gerçekleşmişti. Orada başkaları için savaşılmıştı. Bu konuyla ilgili literatür iki açıya sahip. Birincisi, bu değerlendirme, OSZE, NATO, Dışişleri Bakanlığı ve Britanya Meclis araştırmasının bütün dökümanlarını –her biri şüpheden uzak- dışta bırakmakta, kaale almamaktadır. İkincisi tarihi sıralama tersyüz edilmektedir. Birçok korkunç kıyımlar ve cinayetler işlendi. Ancak bunlar bombardımanların sonuçlarıydı, hatta bunlar beklenen sonuçlardı. Madeleine Albright, General Wesley Clark ve diğerleri bunu bir ay önceden tartışmışlardı: Eğer bombalarsak, bu içinde ağır cinayetleri barındıran bir tepkiye yol açacak ve buna karşı hiçbir şey yapmamız mümkün olmayacak – sadece daha fazla bomba hariç. Ve aynen bu gerçekleşti.

Kasım’da tekrar Demokrat bir Cumhurbaşkanı seçilebilir. Beyaz Saray’ı, George W. Bush’un yerine John Kerry yönetse ne değişir ?

Küçük değişiklikler olabilir. Fakat siyasi spektrum aşırı dar. Dünyaya egemen olabilmek için şiddetin kullanımıyla ilgili, Bush-hükümetinin bunu açıktan ilan ettiği ve hemen de uyguladığı doğrudur ki, herkes bunların işi ciddiye aldığını bilsinler. Foreign Affairs dergisindeki bir makalesinde Madeleine Albright bunu çok açık bir şekilde dile getirdi. O, makalesinde Bush-hükümetinin stratejisini takdim tarzını eleştirmektedir. İnsanlara ‘Biz size, canımızın istediği zaman saldırırız’ denmemeliymiş. Bu diplomasi değil. Bu işler daha sessiz yapılır. ABD’nin dışpolitika elitindeki Bush-politikasına yönelik eleştiri, içeriği değil stili hedef almaktaydı.

Bir sene önce ABD’de Irak savaşına karşı protestolar vardı. Bundan geriye fazla bir şey kalmamış gibi görünüyor.

Artık Irak’da bir savaşın başlatılmasına karşı protesto yapılamamaktadır. Çünkü savaş olmuştur. Ancak bu hareket mevcuttur ve çok canlıdır.

Peki onların gündeminde neler bulunmalı ?

Herşey; Irak’ın Bremer ve Wolfowitz tarafından değil Irak halkı tarafından kontrol edilmesi gerektiği talebinden, ABD’de işleyen bir demokratik kültürün yeniden inşasına kadar.

  

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...