Tepkisizlik Ahlaksızlıktır
Atasoy
MÜFTÜOĞLU
Aziz
Şehid, Şeyh Ahmed Yasin'in aziz anısına
Bugünün
tarihi büyük bir vahşet'in tarihidir. Vahşet her geçen gün
sıradanlaşmaktadır, vahşet hayatın ve siyasetin bir parçası olmaktadır.
Hayal ürünü öyküler, hayal ürünü senaryolar yazarak, masallar uydurarak,
yalana dayalı değerlendirmelerle, tarihte benzeri görülmemiş
sahtekarlıklarla, yasadışı, akıldışı, ahlakdışı, keyfi ve gereksiz
savaşlar çıkarılmakta, işgal ve istilalar gerçekleştirilmekte,
katliamlar yapılmaktadır. Bir yanda bu vahşi savaşlar, katliamlar, işgal
ve istilalar yaşanırken, bir diğer yanda, bu katliamlara direnen,
savaşlara, işgal ve istilalara direnenler; insani, İslami, ahlaki,
vicdani görevlerini, sorumluluklarını yerine getirmeye çalışanlar
“terörist” olarak damgalanabilmektedir.
İçerisinde
yaşadığımız dünya, aklın, vicdanın ve ahlakın denetiminden çıkmış bir
dünyadır. Bugün her zamandan daha çok, doğru düşünen doğru tercihler
yapan tarafta olmak çok önem kazanmaktadır. Müslümanlar olarak
yüreğimizi dağlayan acılar yaşıyoruz; çarpıcı, sarsıcı zulümlere maruz
bırakılıyoruz. Tek yanlı egemenlik büyük dengesizliklere,
adaletsizliklere, militarizm ve faşizmlere neden oluyor. Bütün bunlar
karşısında İslam Dünyası toplumları, sanki ahlaki bir çölde bulunuyor
gibidir. Toplumsal çözülme, ahlaki düşüş, ahlaki bilinçsizlik, ahlaki
duyarsızlık; şifa bulmaz bir algı bunalımı, kimi İslami çevrelerde, kimi
İslami liderliklerde yaşanıyor. Masalsı bir hizip dili ve söylemi ile
ulusallığı ve toprağı sömürerek, ulusallığa ve toprağa bir din gibi
inanarak, yeni bir mitoloji oluşturan bu çevreler, bilinçli ve kalbi
tercihleriyle cihadı ve şehadeti seçen direnişçileri takbih ve tahfif
edebiliyorlar. İslami hareketler, bu hareketlerin liderlikleri ve
eylemleri hakkında, İslami yorumlar, eleştiriler yapmak yerine; bu
kesimler; İslami hareketleri, liderlikleri ve eylemlerini, en büyük
terörü ve terörizmi üreten Siyonist Militarizmin bakış açılarıyla
yargılayabilmektedirler.
Mübarek ve
muazzez kavramlarımıza ilişkin hassasiyetlerimizi ve dikkatimizi
kaybediyoruz. Duyarlılıklarımız ve bilincimiz yozlaşıyor. Hayatımızı
kısa vadeli çıkarlar belirliyor. Hedefsizlik ve adamsendecilik
yayılıyor. Koşullar, kirli başlangıçları ve kirli değişimleri tahrik
ediyor. Kalbimizin ve ruhumuzun yetileri zayıflıyor. Tepki verme
yeteneğimiz yok ediliyor. “Terörle Savaş” stratejileri daha büyük, daha
kapsamlı yeni bir terörizmi doğurarak, korkunç acılar ve korkunç
yıkımlar üretiyor. Travmatik olaylar ve politikalar karşısında
bulunuyoruz. Hiç bir ahlaki, vicdani standarda tabi tutulması mümkün
olmayan siyasal uygulamalara tanık oluyoruz. İdeolojik amaçlar, ırkçı
amaçlar, her türlü kötülük aracına başvurmayı meşru sayabiliyor.
Düşünce
özgürlüklerinin, ifade özgürlüklerinin, siyasal özgürlüklerin; ahlaki,
vicdani, insani değerlerle dengelenmeleri gerekir. Değerden bağımsız
düşünce olamaz, bilim olamaz, siyaset olamaz. Yaşanmayan, gereği gibi
temsil edilemeyen ve ifade edilemeyen bir inancın, düşüncenin ve
değerler sisteminin bir kıymeti olamaz.
En büyük
sorumluluğumuz, ahlaki sorumluluklarımızdır.
Tepkisizlik de büyük bir ahlaksızlıktır.
Kişi her
zaman ve her koşulda bireysel bütünlüğünü koruyabilmelidir. Koşullara
göre düşüncelerini, davranışlarını ve tercihlerini değiştirenler utanç
verici bir durum içerisinde olduklarını bilmelidir. Nerede olursak
olalım ahlaki bilincimizi hassasiyetle koruyabilmeliyiz. Gündelik
ilgilerin ve hassasiyetlerin ucuz, bayağı dünyasını aşabilmeliyiz.
Sorunların
ruhunu yakalamak ve sorunların kalbine inmek durumundayız.
Siyonist
Militarizmin bütün insanlığa ve dünyaya meydan okuduğu, İsrail devlet
terörünü durduracak bir politik/diplomatik müeyyidenin bulunmadığı bir
zamanda; maalesef kimi İslami oluşumlar, konjonktürel ve küresel
bürokrasiler tarafından rehin alınmış bulunuyor. Kimi temel
tercihlerimiz konjonktürel gelişmeler karşısında buharlaşıyor. Günümüzde
radikal bir dönüşüm, bilinçli, ahlaklı ve birikimli bir Ümmet
dayanışması ile sağlanabilir. En büyük erdem birlikte olmaktır. Yerel
ölçeklerin, duyarlıkların sınırları içerisinden bakılınca dünyayı gereği
gibi göremeyeceğimiz aşikardır.
Egemen
söylemin amaçlarına uygun olarak pazarlanan düşüncelere itibar edilemez.
Nükleer silahlara dayalı barbarlığın, vahşetin ve dehşetin iktidarına
teslim olunamaz.
Ebedi
anlamlara ve değerlere dayalı gerçek bir dayanışma karşısında, hiç bir
güç tutunamaz.
İslam
dünyasını, toplumlarını yeniden tanımlamak ve bir yenilenme çağrısı
yapmak gerekir.
Geçmişin
anılarına kapanan kültürler, yeni bir dinamizm oluşturamazlar.
Yalnızlık
bölünmüşlük ve güçsüzlük acı veriyor.
Köksüz,
mevsimlik ilgiler ve düşüncelere acı veriyor.
İnançlarımızı bir özlem olmaktan çıkararak gerçeğe dönüştürmek için çok
büyük yoğunluklara ihtiyacımız vardır.
İnançlarımız, düşüncelerimiz, eylemlerimiz ve hayatımız iç içe
geçmelidir. İnsan, inandığı düşünceler, ilkeler ve ölçüler için mücadele
etmiyorsa ve direnmiyorsa, bu inancını gözden geçirmelidir.
Kendi
değerlerimizi, ölçülerimizi, ilişki biçimlerimizi gereği gibi
yaşatmazsak, hayatta kalamayız. Bugünün gerçekliği karşısında romantik,
nostaljik dile sığınmak asla bir çözüm olamaz.
İdeolojik
ve kültürel ırkçılık düşüncesinin merkeziliğine inanan vahşi bir
ideoloji, özellikle Filistin'de caniyane boyutlara ulaşan uygulamalarını
sürdürüyor. Terörizm konusunda, çok özel, çok farklı, çok amaçlı,
önyargılı ve tek yanlı ölçütler, kavramlar kullanılıyor ve bu kavramlar
emperyalizme hizmet edecek, aynı zamanda aziz İslam'ı etkisizleştirecek
şekilde tasarlanıyor.
Bugünün
dünyası ancak dehşetle izleyebileceğimiz bir dünyadır. Bir yanda dünya
emperyalist, faşist propaganda yöntemleriyle denetim altına alınırken;
bir diğer yanda da İslam Dünyası toplumları, hiç bir şekilde
sorgulanmayan, eleştirilemeyen, kutsallaştırılmış önderlik kültleri
aracılığı ile denetlenmekte, güçsüzleştirilmekte ve küresel iktidarın
tanımladığı sınırlar/çerçeveler içerisine çekilmeye çalışılmaktadır.
Efsanevi
ve hamasi geçmişle oyalanan, geçmişte kalan bir kültürün, bugüne teslim
olmaktan başka yapabileceği bir şey olamaz.