Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 304 | Nisan 2004

                   

 

 


Bir Jitemci’nin İtirafları ve Savcılar, Meclis, Vesaire...

Koray DÜZGÖREN / 25.03.2004 / YENİ ŞAFAK

 

 

Varsayalım ki, devlet ve hakim çevreler nezdinde pek itibar görmeyen, hatta kuşkuyla bakılan; hatta şöyle söyleyelim:

Neredeyse her nüshası için davalar açılan Ülkede Özgür Gündem adlı bir gazete, ülkenin yakın geçmişine ilişkin kanlı bazı sayfalarla ilgili ciddi bazı itiraflar yayınlarsa ne olur?

Olaylara bizzat karışmış, tetikçilik yapmış bir devlet görevlisinin, eski bir itirafçının anlattıklarını tefrika ederse?..

Güneydoğu'yu ve hatta Türkiye'yi karıştıran ve faili güya(!) meçhul kalan birçok olayın yanısıra iki önemli cinayetin içyüzünü sergilerse?..

İtirafçının anlattıkları gerçek olaylara ilişkinse ve sözünü ettikleri gerçek kişilerse?..

Olay, yer, isim, tarih ve kanıt vererek ülkemizde 1990'lı yıllarda cerayan eden ve 'terörle mücadele' adı altında sürdürülmüş olan bir kirli savaşın, ne kadar kanlı ne kadar iğrenç ve de ne kadar vahşi bir biçimde yapıldığını anlatırsa?..

Diğer olaylar bir yana, şöyle bir iddiada bulunursa:

"Yazar Musa Anter'i de, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'ı da JİTEM öldürdü. Çünkü ben de olayların tam içindeydim" derse?..

Söz konusu eski itirafçı, kimlerin bu cinayeti nasıl planladığına, nasıl ve kimler tarafından işlendiğine ilişkin iddiasını kanıtlamak üzere ayrıntılı malumatlar verirse?..

Şimdi bu durumda normal bir ülkede, normal bir medya, normal savcılık müessesesi ve normal bir Meclis bu iddiaların en azından incelenmesi için harekete geçer mi geçmez mi?

Normal bir ülkede bu iddiaların yayınlandığı gazeteye mi bakılır, yoksa iddiaların vahimliğine ve ciddiliğine mi?

Tabii Türkiye, birçok açıdan normal bir ülke sayılmadığı için mazur görülebilir.

Sanki itiraflar Türkiye'ye ait değilmiş gibi davranılmaktadır.

Tabii, bu tür olaylardan söz etmek riskli bir şeydir.

İşin içinden kimlerin ve hangi saygın geçinen kurumların çıkacağını kimse bilemez. Nitekim, itirafçının anlattıklarından bu işlere bulaşmış olan kurum ve kişileri öğreniyoruz. Medyanın da bu işin içinde olduğu ortaya çıkıyor!..

"O nedenle mesele sessizlikle geçiştirilmeli ve unutturulmasına yardımcı olunmalı."

"İtirafları yapan tetikçi nasılsa bir yolla susturulur, çenesi kapatılır!"

İşte bu iddiaların temelinı oluşturan Susurluk davası, kapatılmadı mı?!

Biz, "Musa Anter'i yandaşları öldürdü, Gaffar Okkan'ı Hizbullah katletti" şeklindeki resmi görüşlerin doğru olamayacağını, daha olayların cereyan ettiği tarihlerde söylemiştik. Bu itiraflar benim gibi bu teşhiste bulunanları da doğrulamış oluyor.

Yoksa, Diyarbakır gibi adeta garnizonu andıran bir şehirde, bir emniyet müdürünün güpegündüz 20 kadar suikastçının kurduğu pusu ile öldürülmesi mümkün olabilir miydi?

Bakın JİTEM'in kadrolu elemanı, eski itirafçı Abdülkadir Aygen, Gaffar Okkan'ın öldürülüşünü nasıl anlatıyor:

"Diyarbakır'da 10 yıl görev yaptım. Bir kişinin, resmi bir hüviyete sahip değilse ya da arkasında bir resmi güç, askeriye, emniyet, MİT yoksa silahlı olarak şehir içinde eylem yapması, sonra da uzaklaşıp gitmesi ve izini kaybettirmesi çok zordur.

"Şimdi Gaffar Okkan'ın bir özelliği vardı: oraya geldiği zaman JİTEM'in elemanlarından bazılarını sorguladı. İtirafçı Muhsin Gül'ü de sorgulamışlardı. Muhsin bana anlattı: 'Beni, askıya astılar ve JİTEM'de ne yapıyorsun, JİTEM size neler yaptırıyor' diye sordular.' JİTEM komutanlarını sormuşlar. Emniyette bayağı sıkıştırmışlar. Muhsin Gül'ü kurnazlıkla kendilerine çekmeye çalışmışlar, 'Sana yardımcı oluruz' demişler. Muhsin Gül, JİTEM'e geldiği zaman kimse herhangi bir şey sormadı. Yani 'Emniyete bizim hakkımızda şu bilgiyi vermişsin, JİTEM hakkında ifade vermişsin' gibi sorular sormadılar. Ama sonunda o çocuğu kaybettiler.

"Diyarbakır Emniyet Müdürü A. Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001 günü Emniyet Müdürlüğü binasından ayrıldıktan hemen sonra makam aracının içinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Saldırıda Okkan'ın yanı sıra Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un yeğeni Atilla Durmuş ile birlikte beş polis de yaşamını yitirdi. 20 kadar saldırganın bulunduğu olayda bomba ve kalaşnikoflar kullanıldı. Olay yerinde tam 460 boş kovan bulundu."

Saldırıdan sonra İstanbul aksanı ile konuştuğu söylenen saldırganların bazı dükkanlara girerek "Polisiz" diyerek, arama yapması dikkat çekmişti. Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan da suikastin Hizbullah tarafından yapıldığına ilişkin bilgileri teyit etmemişti.

Şimdi, itirafçı Aygen, Okkan'ın JİTEM tarafından düzenlenen bir suikastla öldürüldüğünü iddia ediyor.

HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın da, yazar Musa Anter'in de ve diğer birçok ismin de kendisi gibi kadrolu itirafçılar ve devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünü iddia ediyor.

Bu iddialar karşısında herkes suskun. Yoksa bu olaylar yaşanmadı mı?

Neyseki CHP Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer iddiaları Meclis'e taşıyacağını söylemiş...

Acaba bu işe genel başkanı ne diyecek?!

Malum, CHP de bu olaylar yaşanmamış gibi davranıyor. Devleti rahatsız edecek iddialarla ilgilenmiyor...

Peki ya savcılar ne yapıyor?

Galiba savcılar suç duyurusu yapanlara, "Bulun itirafçıyı bize getirin" demişler!

Burası Türkiye... Bu olaylar ve iddialar bize vız gelir...

Ağzı olan konuşmaya devam etsin... Ne çıkar?!

 

  

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...