Büyük
Ortadoğu’ya Dikkat
Zbigniew
Brzezinski
10.03.2004
/ RADİKAL
Demokrasi,
anayasallığın gelenekleriyle
desteklenmezse, aşırılıkçılığa ve otoriter
eğilimlere
meşruiyet kazandırabilir
Bush
yönetimi, uzun vadede Ortadoğu'yu demokratikleştirme kararlılığı
bakımından övgüyü hak ediyor. Fakat en iyi fikirler bile, beceriksiz
uygulamaların kurbanı olabilir. Daha da kötüsü, bu fikirler geri
tepebilir. Özellikle de insanlar işin içinde gizli niyetler olduğundan
kuşkulanmaya başlarsa.
Başkan
Bush'un 'Büyük Ortadoğu Girişimi' konusunda yaşanan tam da bu; söz
konusu girişim, ABD'nin ve onun sanayileşmiş ülkelerden menkul G-8
içindeki ortaklarının, Ortadoğu'da siyasi özgürlüğü, kadınlar için
eşitliği, eğitim olanaklarını ve dış dünyaya açılma imkânlarını
geliştirecek adımları atabileceğini öngörüyor. Bu planın unsurları
arasında, Ortadoğu'da serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması, küçük
ticari teşebbüslere yeni mali kaynaklar sağlanması ve adil seçimlere
yardımcı olunması da var.
Plan
taslağının geçen ay Londra merkezli Arap gazetesi El Hayat'ta
yayımlanmasının ardından, Arap liderleri sert (ve huzursuz) biçimde
tepki gösterdi; Amerika'nın bu yöndeki çabalarını, değişim dayatması
olarak eleştirdiler. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, planı 'Hayalci'
diye niteleyecek kadar ileri gitti.
Şükür ki
yönetimin meseleleri doğru ortaya koymak ve önemli potansiyeller taşıyan
bu projeyi kurtarmak için hâlâ vakti var. Fakat ABD yönetimi, bilhassa
G-8'in gelecek haziranda yapacağı zirvede planı onaylamasını istiyorsa,
hızlı hareket etmek zorunda.
Yönetimin
'Büyük Ortadoğu Girişimi' ile ilgili hatalı işler yaptığına kuşku yok.
Daha başlangıçta, demokrasi girişimi başkan tarafından burnu büyük bir
biçimde sunuldu: Bush buna dair heyecanlı açıklamasını, Irak savaşının
destekçiliğini yapan ve Arap dünyasının gözündeki imajı hiç iyi olmayan
Washington merkezli bir düşünce kuruluşunda, Amerikan Girişim
Enstitüsü'nde yaptı.
Amerika'nın, Avrupa'nın desteği ve İsrail'in teşvikiyle Arap dünyasına
nasıl modern ve demokratik olunacağını öğreteceği mefhumu, en azından,
karmaşık tepkilere yol açıyor (Neticede Fransız ve Britanya kontrolüne
dair anıların hâlâ tazeliğini koruduğu bir bölgeden söz ediyoruz).
Programın gönüllülüğe dayandığı söylense de, bazıları meselenin altında
zor kullanımının olmasından korkuyor.
Yönetimin
planına dair endişe duymak için başka nedenler de var. Sabırsızca
dayatılan demokrasi, istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Filistinliler
tepeden tırnağa serbest seçimlerle bir lider seçme imkânına sahip
olsaydı, şimdi o koltukta Hamas liderinin oturuyor olmayacağını kim
söyleyebilir? Kısa süre sonra Suudi Arabistan'da özgür seçimler yapılsa,
reform yanlısı Veliaht Prens Abdullah'ın, Usame bin Ladin veya başka bir
militan İslamcı lidere üstünlük sağlayacağının garantisi var mı?
Eğer
samimi bir biçimde kabul edilmez ve anayasallığın gelenekleriyle
desteklenmezse, demokrasi, aşırılıkçılığa ve otoriter eğilimlere
meşruiyet kazandıracak bir halkoyu biçiminde yozlaşabilir.
Soruna
eşlik eden bir başka mesele de, demokrasi üzerinde böyle aniden
yoğunlaşılmasının, İsrail ve Filistin arasında kalıcı bir barış
anlaşmasına yönelik herhangi ciddi Amerikan çabasını erteleme
niyetindeki Beyaz Saray yetkililerinin marifeti olduğu şüphesi; üstelik
bu şüphe, sadece Araplar arasında değil, ABD'nin destek görmeyi umduğu
Avrupalılar arasında da mevcut. Söz konusu şüphecilik, Başkan Yardımcısı
Dick Cheney'in geçenlerde İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya
Ekonomik Forumu'nda yaptığı açıklamalarla da güçlenmiş durumda. Cheney,
demokrasinin yayılmasının, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 'Batı
Avrupa'da barış ve refahın önkoşulu olduğunu' söyledi. Ardından vurgulu
bir biçimde ekledi: "Demokratik reform, uzun yıllardır devam eden
Arap-İsrail çatışmasına barışçı bir çözüm bulunması bakımından da
merkezi öneme sahip."
Cheney'in,
demokrasinin barışın önkoşulu olduğu argümanı, birçokları tarafından
İsrail-Filistin çatışmasını çözme çabalarının ertelenmesinin bahanesi
olarak anlaşıldı. Dahası, Cheney'in argümanı, demokrasinin ancak bir
siyasi itibar atmosferinde serpilip gelişebileceği yönündeki tarihsel
gerçeği de görmezden geliyordu. Filistinliler İsrail kontrolünde
yaşadığı ve her gün aşağılandığı sürece, demokrasinin erdemlerine dair
vaazları cazip bulmayacaktır. Aynısı, Amerikan işgali altındaki Irak
için de geçerli.
Peki ne
yapmalı?
Bush
yönetiminin bu girişiminin başarılı olması için, bölgesel gerçekliklere
daha fazla uyum göstermesi gerek. Bu bakımdan Amerikan yönetimi şu
adımları atmalı:
Birincisi,
program Arap ülkeleri tarafından hazırlanmalı; sadece onlara ne
yapmaları gerektiğini söylemek yetmez. Mısırlılar ve Suudiler, dinsel ve
kültürel geleneklerinin küçümsendiğini hissederlerse, demokrasiye kucak
açmaz. Yanı sıra Avrupalılar işin içine tam anlamıyla katılmalı;
planlanan işlerin tarifi ve neyi hedefleyeceği konusunda bölge
ülkeleriyle kendi diyaloglarını sürdürmeli. G-8 zirvesindeki muhtemel
yaklaşım farklılıklarının üstesinden ancak bu şekilde gelinebilir.
İkincisi,
girişim, kendi kendini yönetmekten kaynaklı siyasi itibar olmaksızın
demokrasiden söz edilemeyeceğini kabullenmeli. İkinci Dünya Savaşı'nın
ardından Almanlar siyasi itibarlarını nispeten kısa bir süre içinde geri
kazandılar ve bu itibar, Nazi sonrası dönemde demokratik kurumları
canlandırmaları için onlara yardımcı oldu. Eğer Filistinlilere ve
Iraklılara egemenlik tanıma çabalarıyla birleştirilebilirse, Arap
demokrasisi programı çok daha başarılı olacak ve daha yaygın kabul
görecek. Aksi durumda demokrasi, Arap dünyasındaki birçok çevre
tarafından, süregiden yabancı egemenliğinin maskesi olarak algılanacak.
Son olarak
ABD Ortadoğu'daki bir barış anlaşmasının özünü tarif etmeli ve ardından
anlaşmayı hayata geçirmek için enerjik bir biçimde çalışmalı. Böyle
yapmak, demokrasi girişiminin ardındaki yapıcı niyetlere yönelik daha
güçlü bir güven sağlayacak; yanı sıra Ortadoğu ülkelerine, demokratik
Batı ile samimi bir ortaklık için paylaşılan bir zemin olduğunu
gösterecek.
Ortadoğu'nun dönüşümü, savaş sonrası Avrupa'nın restorasyonundan daha
karmaşık bir süreç olacak. Ne de olsa sosyal restorasyon, tabiatı
gereği, sosyal dönüşümden daha kolay. İslami geleneklere, dini inançlara
ve kültürel alışkanlıklara, sabır ve saygıyla yaklaşmak gerekiyor. Ancak
bunun ardından Ortadoğu'da demokrasinin vakti gelecek. (Eski ABD ulusal
güvenlik danışmanı, The New York Times 8 Mart 2004)