Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 304 | Nisan 2004

                   

 

 


Büyük Ortadoğu’ya Dikkat

 

Zbigniew Brzezinski

10.03.2004 / RADİKAL

 

 

Demokrasi, anayasallığın gelenekleriyle

desteklenmezse, aşırılıkçılığa ve otoriter

eğilimlere meşruiyet kazandırabilir

 

 

Bush yönetimi, uzun vadede Ortadoğu'yu demokratikleştirme kararlılığı bakımından övgüyü hak ediyor. Fakat en iyi fikirler bile, beceriksiz uygulamaların kurbanı olabilir. Daha da kötüsü, bu fikirler geri tepebilir. Özellikle de insanlar işin içinde gizli niyetler olduğundan kuşkulanmaya başlarsa.

Başkan Bush'un 'Büyük Ortadoğu Girişimi' konusunda yaşanan tam da bu; söz konusu girişim, ABD'nin ve onun sanayileşmiş ülkelerden menkul G-8 içindeki ortaklarının, Ortadoğu'da siyasi özgürlüğü, kadınlar için eşitliği, eğitim olanaklarını ve dış dünyaya açılma imkânlarını geliştirecek adımları atabileceğini öngörüyor. Bu planın unsurları arasında, Ortadoğu'da serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması, küçük ticari teşebbüslere yeni mali kaynaklar sağlanması ve adil seçimlere yardımcı olunması da var.

Plan taslağının geçen ay Londra merkezli Arap gazetesi El Hayat'ta yayımlanmasının ardından, Arap liderleri sert (ve huzursuz) biçimde tepki gösterdi; Amerika'nın bu yöndeki çabalarını, değişim dayatması olarak eleştirdiler. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, planı 'Hayalci' diye niteleyecek kadar ileri gitti.

Şükür ki yönetimin meseleleri doğru ortaya koymak ve önemli potansiyeller taşıyan bu projeyi kurtarmak için hâlâ vakti var. Fakat ABD yönetimi, bilhassa G-8'in gelecek haziranda yapacağı zirvede planı onaylamasını istiyorsa, hızlı hareket etmek zorunda.

Yönetimin 'Büyük Ortadoğu Girişimi' ile ilgili hatalı işler yaptığına kuşku yok. Daha başlangıçta, demokrasi girişimi başkan tarafından burnu büyük bir biçimde sunuldu: Bush buna dair heyecanlı açıklamasını, Irak savaşının destekçiliğini yapan ve Arap dünyasının gözündeki imajı hiç iyi olmayan Washington merkezli bir düşünce kuruluşunda, Amerikan Girişim Enstitüsü'nde yaptı.

Amerika'nın, Avrupa'nın desteği ve İsrail'in teşvikiyle Arap dünyasına nasıl modern ve demokratik olunacağını öğreteceği mefhumu, en azından, karmaşık tepkilere yol açıyor (Neticede Fransız ve Britanya kontrolüne dair anıların hâlâ tazeliğini koruduğu bir bölgeden söz ediyoruz). Programın gönüllülüğe dayandığı söylense de, bazıları meselenin altında zor kullanımının olmasından korkuyor.

Yönetimin planına dair endişe duymak için başka nedenler de var. Sabırsızca dayatılan demokrasi, istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Filistinliler tepeden tırnağa serbest seçimlerle bir lider seçme imkânına sahip olsaydı, şimdi o koltukta Hamas liderinin oturuyor olmayacağını kim söyleyebilir? Kısa süre sonra Suudi Arabistan'da özgür seçimler yapılsa, reform yanlısı Veliaht Prens Abdullah'ın, Usame bin Ladin veya başka bir militan İslamcı lidere üstünlük sağlayacağının garantisi var mı?

Eğer samimi bir biçimde kabul edilmez ve anayasallığın gelenekleriyle desteklenmezse, demokrasi, aşırılıkçılığa ve otoriter eğilimlere meşruiyet kazandıracak bir halkoyu biçiminde yozlaşabilir.

Soruna eşlik eden bir başka mesele de, demokrasi üzerinde böyle aniden yoğunlaşılmasının, İsrail ve Filistin arasında kalıcı bir barış anlaşmasına yönelik herhangi ciddi Amerikan çabasını erteleme niyetindeki Beyaz Saray yetkililerinin marifeti olduğu şüphesi; üstelik bu şüphe, sadece Araplar arasında değil, ABD'nin destek görmeyi umduğu Avrupalılar arasında da mevcut. Söz konusu şüphecilik, Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in geçenlerde İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı açıklamalarla da güçlenmiş durumda. Cheney, demokrasinin yayılmasının, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 'Batı Avrupa'da barış ve refahın önkoşulu olduğunu' söyledi. Ardından vurgulu bir biçimde ekledi: "Demokratik reform, uzun yıllardır devam eden Arap-İsrail çatışmasına barışçı bir çözüm bulunması bakımından da merkezi öneme sahip."

Cheney'in, demokrasinin barışın önkoşulu olduğu argümanı, birçokları tarafından İsrail-Filistin çatışmasını çözme çabalarının ertelenmesinin bahanesi olarak anlaşıldı. Dahası, Cheney'in argümanı, demokrasinin ancak bir siyasi itibar atmosferinde serpilip gelişebileceği yönündeki tarihsel gerçeği de görmezden geliyordu. Filistinliler İsrail kontrolünde yaşadığı ve her gün aşağılandığı sürece, demokrasinin erdemlerine dair vaazları cazip bulmayacaktır. Aynısı, Amerikan işgali altındaki Irak için de geçerli.

Peki ne yapmalı?

Bush yönetiminin bu girişiminin başarılı olması için, bölgesel gerçekliklere daha fazla uyum göstermesi gerek. Bu bakımdan Amerikan yönetimi şu adımları atmalı:

Birincisi, program Arap ülkeleri tarafından hazırlanmalı; sadece onlara ne yapmaları gerektiğini söylemek yetmez. Mısırlılar ve Suudiler, dinsel ve kültürel geleneklerinin küçümsendiğini hissederlerse, demokrasiye kucak açmaz. Yanı sıra Avrupalılar işin içine tam anlamıyla katılmalı; planlanan işlerin tarifi ve neyi hedefleyeceği konusunda bölge ülkeleriyle kendi diyaloglarını sürdürmeli. G-8 zirvesindeki muhtemel yaklaşım farklılıklarının üstesinden ancak bu şekilde gelinebilir.

İkincisi, girişim, kendi kendini yönetmekten kaynaklı siyasi itibar olmaksızın demokrasiden söz edilemeyeceğini kabullenmeli. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Almanlar siyasi itibarlarını nispeten kısa bir süre içinde geri kazandılar ve bu itibar, Nazi sonrası dönemde demokratik kurumları canlandırmaları için onlara yardımcı oldu. Eğer Filistinlilere ve Iraklılara egemenlik tanıma çabalarıyla birleştirilebilirse, Arap demokrasisi programı çok daha başarılı olacak ve daha yaygın kabul görecek. Aksi durumda demokrasi, Arap dünyasındaki birçok çevre tarafından, süregiden yabancı egemenliğinin maskesi olarak algılanacak.

Son olarak ABD Ortadoğu'daki bir barış anlaşmasının özünü tarif etmeli ve ardından anlaşmayı hayata geçirmek için enerjik bir biçimde çalışmalı. Böyle yapmak, demokrasi girişiminin ardındaki yapıcı niyetlere yönelik daha güçlü bir güven sağlayacak; yanı sıra Ortadoğu ülkelerine, demokratik Batı ile samimi bir ortaklık için paylaşılan bir zemin olduğunu gösterecek.

Ortadoğu'nun dönüşümü, savaş sonrası Avrupa'nın restorasyonundan daha karmaşık bir süreç olacak. Ne de olsa sosyal restorasyon, tabiatı gereği, sosyal dönüşümden daha kolay. İslami geleneklere, dini inançlara ve kültürel alışkanlıklara, sabır ve saygıyla yaklaşmak gerekiyor. Ancak bunun ardından Ortadoğu'da demokrasinin vakti gelecek. (Eski ABD ulusal güvenlik danışmanı, The New York Times 8 Mart 2004)

 

  

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...