Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 304 | Nisan 2004

                   

 

 


  

The Passion of the Christ

 

 

Ahmet KURUCAN*

 

 

Filmin her şeye rağmen çekilmesi ve gösterime girmesi ABD’de Hıristiyanların Yahudilere karşı ilk zaferidir. 25 Şubat’tan beri gördüğümüz Yahudi kaynaklı muhalefet ve muhalefetin boyutunun genişliği ve derinliği bu tespite hak verdiriyor. Mesela Yahudi sermayesi ile kurulmuş bazı medya kaynakları, filmi destekleyen yayınlarda bulunan kurumları çoktan kara listelerine aldılar bile.

The Passion of the Christ. Mel Gibson’ın yönetmenliğini ve yaklaşık 30 milyon dolarla sponsorluğunu yaptığı son film. Hz. İsa’nın son on iki saatini, bir başka deyişle Hıristiyan inancı içinde Hz. İsa’nın ölümü ile neticelenen çarmıha geriliş hikayesini anlatıyor.

Film, öncesi ve sonrası ile çok farklı çevrelerin ilgi odağı oldu. Dinî çevrelerden eğlence sektörüne, sokakta yürüyen sıradan vatandaştan ulusal ve uluslararası akademik çevrelere kadar her kesim filmi ilgi alanına giren yönleri itibarıyla tenkid ve takdir ediyor, müspet menfi görüşlerini bildiriyor. Film gösterime girdiği ilk gün yani 25 Şubat’ta toplam 26.556.573 dolar kazanarak tüm zamanların hasılat rekorlarını kırdı. 15 Mart itibarıyla toplam hasılatı ise 267.680.889 dolar. Meraklı iseniz www.boxofficemojo.com/movies internet adresinden filmin ABD içi ve dışı günlük hasılatını takip edebilirsiniz. Filmin ana teması Hz. İsa’nın ölüm öncesi çarmıhta iken çekmiş olduğu sıkıntı, eziyet ve işkencenin çapı ve büyüklüğü. 2 saat 6 dakika süren filmin yarıdan fazlası işkence sahnesi. Her taraf kan gölü. Kana karşı tutkusu olanlar ile 17 yaşından küçüklerin izlememesi ve her halükârda tok karna sinemaya gidilmemesi tavsiyeler arasında.

İşkencelerin bu ölçüde tahammülfersa oluşu Hıristiyan özellikle Katolik öğreti içinde gayet normal. Çünkü Hz. İsa’nın yeryüzüne geliş gayesi “original sin” dedikleri “aslî günah”ı af ettirmek. Yeryüzüne bu asıl günah ile gelen bir kişinin tüm insanlığın günahlarının affı için katlandığı bu çaptaki bir işkence az bile dedirtiyor. Dolayısıyla bir abartma söz konusu değil.

Teolojik ve tarihsel boyutta filmde resmedilen manzaranın doğruluğu ilgili çevrelerin tartışma alanı içinde şu anda. Fakat meselenin kamuoyuna yansıması bu düzlemde olmadı. Daha doğrusu meselenin bu boyutu çok dar bir çevre belki de sadece akademik camia ile sınırlı kaldı.

Filmde işlenen temaya göre; Hz. İsa’yı kabullenmeyen başta din adamları olmak üzere Yahudiler onun öldürülmesini istiyorlar. Bu nedenle müracaat ettikleri Roma valisi ise Hz. İsa hakkında suçlamaları yersiz buluyor ve cezalandırmak istemiyor. Ama önderlerinin çığırtkanlığı ve yol göstericiliği içinde ayaklanan Yahudiler, Romalı valiye baskı yapıyorlar. Roma imparatorunun valisine “yönetimin altında bulunan yerlerde kargaşa istemiyorum, aksine huzur ve sükunet istiyorum” tembihini çok önceden alan ve belki de ikbal endişesi ya da umudu içinde bulunan vali iki arada kalıyor. Sonunda vali, suçsuz olduğuna inandığı bir insana sırf kargaşa olmasın diye öldürmemek şartıyla oldukça ağır işkence yapılmasını emrediyor. Bununla Yahudilerin tansiyonlarını aşağı çekeceğini düşünüyor; düşünüyor ama bu düşüncesi maalesef gerçekleşmiyor. Sonunda tahammülfersa işkencelere rağmen bitmek tükenmek bilmeyen protestolar valiye “pes” dedirtiyor. Vali istemeye istemeye dahi olsa ölüm kararını veriyor.

Hıristiyanlar haksız mı?

Şimdi bu senaryo içinde –ki bunun İncil öğretilerine uygun olduğunu otoriter çevreler kabul ediyor– gerçek katil kim? Ölüm emrini veren ve infaz eden Romalı vali veya askerleri mi, yoksa Hz. İsa’nın öldürülmesi için her şeyi yapan Yahudiler mi?

Hıristiyan dinî çevreler, bu gerçeğin “secret; gizli” bir şey değil aksine ellerinde tuttukları İncillerde asırlardan beri yazılı olduğunu söylüyorlar. Farklılık, bu gerçeğin farklı bir dille yani sinema lisanıyla halka intikalinden ibaret. Fakat taban kitleden gelen tepkiler ve onların yoğunluğu bu gerçeğin filmde gösterildiği ölçüde ve netlikte bilindiğini göstermiyor. Dolayısıyla inanç bağlamında peygamberden çok daha öte bir makama sahip Hz. İsa’nın bu tarz ölümü, o ölüme sebebiyet vermede Yahudilerin rolü Hıristiyan tabanı ister istemez Yahudi aleyhtarlığına yönlendiriyor.

Yahudi Hıristiyan mücadelesi

Nitekim bunu çok önceleri sezen Yahudi çevreler, filmin gerek çekimi gerekse vizyona girmesini engellemek istemişler; ama muvaffak olamamışlar. Hatta anlatıldığına göre Yahudi engellemesi ile karşılaşacağını bilen Mel Gibson da baştan beri yetkili ve etkili Hıristiyan çevrelerle diyalog halinde bulunmuş, her safhada onlardan onay almış. Bu nedenle olsa gerek Yahudilerin etkinliği ile tanıdığımız muhalefeti bir işe yaramamış.

Daha garip bir şey söyleniyor buralarda; filmin her şeye rağmen çekilmesi ve gösterime girmesi ABD’de Hıristiyanların Yahudilere karşı ilk zaferidir. 25 Şubat’tan beri gördüğümüz Yahudi kaynaklı muhalefet ve muhalefetin boyutunun genişliği ve derinliği bu tespite hak verdiriyor. Mesela Yahudi sermayesi ile kurulmuş bazı medya kaynakları filmi destekleyen yayınlarda bulunan kurumlara çoktan “Elite Media” adını taktı bile.

Film, yüzde yüz doğru bile olsa dünü bugünde yaşamak ve yaşatmayı amaçlayan düşmanlık esası üzerine kurulu ilişkiler toplumsal hafızaya faydadan çok zarar verecektir. Bu zararın izleri de yıllar ve nesiller boyu silinmeyeceği gibi, neticesi farklı alanlarda hep menfi biçimde yansıyacak düşmanlıkların hortlamasına sebep olacaktır. Halbuki inançsızlık, terörizm, AIDS, alkol, sigara ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, sosyo-ekonomik dengesizlikler insanlık ailesinin mutlaka çözmek zorunda olduğu problemlerdir. Bu problemlerin çözümü ise birlik ve beraberlikten geçer. Öyleyse tarihte cereyan etmiş sosyal, siyasal, kültürel, dini birçok arka plan şartlarına bağlı olarak gelişen bu ve benzeri olaylar bir kenara bırakılarak birlik olma cihetine gidilmelidir. Bu açıdan bir anlamda Hıristiyan-Yahudi düşmanlığını doğurabilecek veya körükleyebilecek bu filmin barışa hizmet etmeyeceği muhakkaktır denilebilir.

Bundan daha ötesi ve tehlikelisi, taban kitlenin başrolleri oynadığı/oynayacağı bu düşmanlık aslında bir yangına benzetilebilir. Film, teşbihini yaptığımız yangının ilk kıvılcımıdır. Filmin gösterime girdiği ülkelerin de katılmasıyla küresel boyut kazanan tartışmalar gösteriyor ki yangın çıkmış ve alevleri yavaş yavaş tüm dünya kamuoyunu sarmaya başlamıştır. Halbuki bilinen gerçektir; yangını çıkartmak elimizde olsa da söndürmek, alevlerini kontrol etmek mümkün değildir.

Modernizm ve dinin gücü

Son bir nokta; tüm zamanların gişe rekorunu kıran bu film aslından bir başka açıdan bakıldığında dinin yenilmez gücünü bir kere daha ortaya koymuş bulunmaktadır. ABD gibi tüm farklılıkları “melting pot; eritici kazan” içinde eritip materyalist bir dünya görüşünün tüm maddi imkanlarını vatandaşlarına sunan bir ülkede filme gösterilen ilgi maddi doymuşluğun yanı sıra manevi açlığa işaret etmez mi? İki hafta içinde milyonlarca insanın milyonlarca dolar ödeyip, saatlerce kuyrukta bekleyerek –ki onlardan biri de benim– filmi izlemesi başka ne ile izah edilebilir?

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...