Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 304 | Nisan 2004

                   

 

 


  

*Zaman Gazetesi - 18.03.2004

Cahit Yeşilyurt Şiiri

 

 

Can SİİRT

 

 

1952'de Kırıkkale'de doğan Cahit Yeşilyurt, geride onurlu bir şiir birikimi bırakarak, 9 Şubat 2004 günü ömrünün bereketini yaşadı.

Allah rahmet eylesin. O, sevgilisine kavuştu. Bu yüzden, bir vefat olayının ardından duyduğumuz hüznü, sevinç duygularına kolayca dönüştürebiliyoruz. Fakat, Yeşilyurt'un rahmetli oluşu çok acı bir gerçekle iç içe olduğumuzu bize tekrar hatırlattı Bu, Cahit Yeşilyurt gibi işini 'tek yüzlü' yapan insanların (şairlerin) gözlerden ırak tutulmaya çalışıldığı ve bunda başarılı olunduğudur. Kuşkusuz, çorak, çıkarcı, çarpık ilişkilerin yaşandığı şanlı Türk (!) edebiyatının elebaşları, kendi âli menfaatleri gereğince, bu ayak oyunlarına müracaat etmişler ve edeceklerdir.

Bununla birlikte, Cahit Yeşilyurt'un vedaı, böyle bir handikap haline atılmış okkalı bir tokat olarak da okunabilir. Üstelik, bu tokattan en çok nasip alacak olanlar, merhumun, vaktiyle birlikte olduğunu zannettiği "malûm" bir güruh olacaktır. Yeşilyurt, bu dostlarının yüksek bir kalitesizlik örneği ile 'sapkın' bir yöneliş sergilemeye başladıklarını görünce haklı olarak onları terk etmiş, kendi 'aslî' mecrasına çekilmiştir. Çünkü, 'resmî' olana entegre olmayı tercih eden bu yeni ekabirin takımı, merhumun aşağıda ana hatlarını ortaya sereceğimiz 'diri' ve 'İslamî' şiirine (dergilerinde yer vermeyerek) duyarsız kalmış, bunun yerine 'eğik' ve 'hurafî' bir edebiyatı 'işbirliği' serüvenlerine vesile kılmıştır. Bazılarınca 'aile içi katakulli' olarak adlandırılabilecek bu durum, belki de yakında derdest ediliverecek bir tomarlık özel 'hece taşları' ile bir miktar sütreye kavuşacaktır.

***

Bu haklı giriş cümlelerimizden sonra Cahit Yeşilyurt şiirini okumaya geçebiliriz. Cahit Yeşilyurt, iki kitap yayımladı: Can Dökerim İzlerine ve Yağmurlar Kitabı (Denge Yay., İst., 1997, 174 s.) İlkindeki şiirler ikincisinde de yer alıyor. Biz, bu yazımızdaki atıfları, Yağmurlar Kitabı'na yapacağız.

O, bütün kâinatı, dolayısıyla herkesi ve herşeyi merkeze yerleştiren bir "algı"nın saf şiirini yazmıştır: İslâm'ın. Bunun içindir, eserine "Na't" ile başlar: "Hak Teâlâ yaratmış seni Nûr isminden,/imdat kılmış, imkân âlemine hüsnünden." (s. 7) Onun eserine böyle girişi belki hiç önemli değildir. Fakat "Na't"ine attığı imza, onun mensubu olduğu dünyanın soylu bir "âşık"ı olduğunu gösterir: "nûrun, tamuya karşı dursun, Din Günü'nde:/özlemle inleyen şu kütüğün tut elinden!" (s. 10)

Onunkisi sadece "âşık"la açıklanamaz. Aynı zamanda, diri bir "savaşçı"dır da. Aklını ve kalemini zulüm sahiplerine karşı kullanır: Zulüm sahipleri çeşit çeşittir. Bazen bir işgal devleti mesela. Böyle bir halde, elbette direnen şerefli millete şahadetlik edilecektir: "bak bir iman ve insanlık sadâsı yükseliyor Kafkaslardan!" (s. 12) Bu kadar mı? Elbette o şerefli milletin komutanı övülecek, övgü ve rahmetle yâd edilecektir: "az kalsın üzülüyordum/dokunsalar ağlayacaktım/yazık etmiş gibi olacaktım hatırana/melek yüzlü şehidim/komutanım kardeşim/Cevher Dudayev" (s. 11)

Şair, aynı zamanda bir tanıktır ve tutanağını "Asra and ediş"in bir tezahürü olarak tutar. Ödenmekte olan bedel, tek tek kayda geçmelidir çünkü. "Bosna'ya Ağıt" bu bilinçle yakılmıştır: "orada/Bosna'da/Eski ve Yeni Dünyanın gâsıbı Avrupa/kana susamış barbarlarını salmış diyorlar/henüz Hürriyetin şafağında esneyen/kardeşlerimin üzerine/(...)çanlar isli baykuşlar gibi tünemiş camilerin/minarelerin üzerine/iffetsiz anaların kuduz eniği haydutlar/namus talanına durmuşlar/..." (s. 19)

"Bosna'da İslâm'ın nöbeti vardır/orada savaşarak ölen bahtiyardır" diyen Cahit Yeşilyurt, "Kan Coğrafyası" şiiriyle bir taraftan "Ter Zaatar ve Hama" katliamlarını lanetlerken, diğer taraftan da diriliş çağrıları yapar: "kardeşlerimiz!/(...) karşı duralım zalim düşmana tek vücud olup/canilerin bağrına sert vuralım/canilerin bağrına sert vuralım/banalım sabrın ekmeğini bağışına inancın/Kabe'ye doğru duralım/öksüzlerimizi doğrultalım/ kardeşlerimiz" (s. 53)

Onun diri sözleri "Asya'dan Afrika'ya/Afrika'dan Asya'ya" (s. 82) bütün bir aleme sözcü konumundadır. "Yangın Yürek Şiiri"nden: "... gecenin koynundan kıyışlar sökülüp atılır da/diner Filistin ve Afgan çocuklarının ağıtları kuytularda/..." (s. 92)

Tefekkür yönü ağır basan bu tarz şiirlerin en dikkat çekeni "Taç ve Devin Çekilişi"dir. Necip Fazıl'a ithaf ettiği bu şiirinde Yeşilyurt, üstünde yaşadığı coğrafyada olup bitenleri (*) dikkatlere sunar: "suskuların bile suç olduğu bir çağda/takibe alınmıştı nefes" (s. 59) "yumuş oğlanıydı bilim/toplu mezarlıktı üniversite/politika gözü kanlı şaki/tarihe sövmekle ehramlar diken sanat/işgal ordularının ayağını yıkıyordu"... (s. 60)

Cahit Yeşilyurt'un fikrî makamını yansıtan şiirleri her zaman böyle sert sesli bir nitelik taşımazlar. O, bazı şiirlerinde hiç kimsenin ummadığı bir tutumla, söylenmesi gerekeni söyler ve işini bitirir: Bunlardan birisi de "Bayan" şiiridir: "bakmayın öyle gözleriniz güvercin ölüsü/yüzünüz pek cemresiz hiç anne olmadınız mı?" (s. 55) "Rüzgâr Gülü"nde de benzeri bir güzellik vardır: "artık çocukların bile tez eskittiği melek yüzlerinden"...

O, "yasa çocukları"nın oluşturduğu edebiyat dünyasına da onurlu bir karşı-duruş halindedir ve bu, burada anılmalı, övülmelidir. Bu anlamda, kendisini köklü bir edebî birikime ait kılan pek çok unsuru onun şiirinde kolaylıkla bulabiliriz. Sözgelimi yer yer kullandığı geleneksel biçim unsurları bu çerçevede belki öne sürülebilecek ilk örnekler olabilir. Fakat bu babda asıl dile getirilmesi gereken, "ana kaynak"taki diriliş unsurlarını orijinal bir şekilde söyleyebilmişliği olmalıdır:

"yarey/bir derin yakış gibi/giyindiğim özlemini/ dökerim boynu bükük türkülerin sabahına" (s. 45)

"gündem/kitap/ evrene ve insana başlanıyor yeniden" (s. 48)

"çokça panik gözlerim gecenin camlarında" (s. 58),

"yüzüm ziyan çarşısıdır eyvah bu tutanaklardan" (s. 65)

"gömülmüş olanların hesabı sorulmayacak mı?/güneş batıdan mı doğdu yok mu elimizde hiç fidan?" (s. 68)

"Kabil sitesidir/tüm yönler zalim bir sözlüğün yazıtlarıyla kapanmış" (s. 71)

"nazlı sabahlar güderiz kıyam ile berhüdar" (s. 73)

"dost katında mağara kaçışları" (s. 80)

"yüreğim hacer suları beynim Mescid-i Aksa tenhalığı" (s. 115)

"bu kent hangi hesaba göre siz Lut kavminden misiniz?" (s. 116)

"hisarlarda kılıç kuşanır Ayasofya'da zincirlenirim" (s. 118)

"resmen ve hileyle gömülmüş/ insan" (s. 131)

"bende bir küheylan azmıştır aşar giderim/gövdemi çarmıha geren kentlerin çitlerini" (s. 145)

"sizi alınlarınızdan tanıdım/kovdunuz ayaksız cinlerini Batının" (s. 157)

***

Cahit Yeşilyurt şiirine ilk bakışta kaleme alınan bu kısa ve özlü yazıdan sonra, tekrar başa dönüyor ve soruyoruz: Mümkün mü resmî olan ve 'resmî' olana uymayı tercih eden dostlarının (!) onu sevmesi?

_____________

(*) Şairin bu çerçeveye girebilecek "Ara Yüzey" şiiri Şubat sürecinde yazılmış önemli bir eserdir. Malûm dostlar bu şiiri dergilerinde yayınlamaya cesaret edememişler, "Ara Yüzey" bu serüvenden sonra ilk kez Likâ'da (S. 29, Haziran 2001, s. 3) yayınlanmıştır. Bkz: www.lika.cjb.net / Arşiv: Lika 29.

(www.dergibi.com dan alınmıştır.)

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...