Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 301 | Ocak 2004

                   

 

 

Sabri AYDIN       sabri@beyt.de

İnsanları Değerlendirmede Ölçü ve

Ercümend Özkan


 

Giriş

Bu yazının amacı genelde insanları özelde ise kendisine rahmet dilediğimiz Ercümend Özkan gibi öncü ve lider insanları değerlendirirken karşılaşılan sorunlara dikkat çekmek ve bu konuda Kur’an’ın bize önerdiği metodu ortaya koymaktır.

İnsanın hayatında fikirlerin ve insanların çok önemli bir rolü vardır. İnsan hayatı boyunca çeşitli fikirlerle/görüşlerle muhatab olur ve kendisini en çok ilgilendiren mesele fikir meselesidir. Çünkü hayatına yön veren, davranışlarını şekillendiren, inancını belirleyen fikirleridir. En temel fikirler ise Allah, insan ve kainatla ilgili olan fikirlerdir.

Yine insan sosyal bir varlık olduğundan diğer insanlar ve insanlar topluluğu demek olan cemaatlerle ilişki içerisinde, onların etkisinde kalarak yaşamını sürdürmektedir. Bu sebeple doğru düşünmenin yanısıra insanları değerlendirmenin metodu da ayrı bir önem arzetmektedir.

Kişi, insanları hangi ölçüye göre değerlendirdiğinin bilincinde olmalı, yanlış yolda olan kişi ve gruplarla ilişki içerisine girerek kendini heba etmemeli, onların kendisini saptırmalarına müsaade etmemelidir. Kur’an kişiyi saptıran arkadaş/dost ve gruplar/liderlerden misaller vermektedir, insanı bu konuda uyarmaktadır.

Dava yolunda dökülmelerin had safhaya ulaştığı şu dönemde Ercümend Özkan gibi onurlu ve yiğit savaşçıların örnekliğine dünden daha fazla ihtiyacımız vardır. Eğer gerçekten bizim için en önemli şey İslam davası ise, bu davaya hizmeti geçmiş insanların önemsenmesi, değerlerinin bilinmesi ve doğru oldukları nisbette sahiplenilmeleri bizim boynumuza borçtur.

Ölçü Nedir?

Bir şeyin kendisiyle açık-seçik bilinebileceği işarete ölçü denir. Bu ölçü dediğimiz işaret bir şeyi başka bir şeyle karıştırmamıza engel olur ve bir şeyi sahtesinden ayırır/farkettirir. Mesela uzunluk ölçüsü metredir. Elbise dikeceğiniz zaman metreyle ölçer biçersiniz ve amacınıza ulaşırsınız. Akıl aynı akıl olduğu halde neden insanların aynı değerlendirmeye ulaşmadığı sorusunun cevabı burada yatmaktadır. İnsanların farklı hakikatlere ulaşmaları genelde farklı ölçüler kullanmalarından kaynaklanmaktadır. İnsanları değerlendirirken de ölçüler farklı olursa farklı sonuçlara ulaşmamız kaçınılmazdır. Doğruyu tanıyabilmek, yanlışından ayırdedebilmek için doğru ölçüleri bilmek gerekiyor. Mesela hava basıncını ölçmek istiyorsanız herhalde metreyi kullanmazsınız. Bu sebeple önce doğru ölçüyü bulmak gerekiyor. Doğru ölçülerde anlaşırsak bu ölçülerle aynı sonuçlara varırız. İnsanlar Allah’ın kelamını değil de insanların sözlerini ölçü bildiği müddetçe sizin söylediklerinizi kabullenemezler. Siz Kur’an’ın yegane ölçü olduğunu, sahiplenilecek insanların fikirlerini de Kur’an’la ölçmek gerektiğini kabul ettirebilirseniz anlaşmanın önü açılmış demektir.

Bir insanın değeri, değer yargılarını koyan varlığın, yani Allah’ın sözlerine uymasıyla ölçülür. Ercümend Özkan’ı değerlendirirken, ona bir değer biçerken de bu açıdan yaklaşmak gerekmektedir. Bunu layıkıyla yapabilmek için onun hayatını, fikirlerini ve sürdürdüğü mücadeleyi tanımak ve Kuran ışığında değerlendirmek zorundayız. Bu konuda lehte ve aleyhteki önkabullerin, çevremizdeki kimi kişi ve kesimlerin görüşleri belirleyici olmamalı.

Dinde İnsanların konumu

En değerli insanlar Peygamberlerdir. Onlardan yola çıkarak diğer salih kulların dindeki konumunu ve o insanlara nasıl yaklaşılması gerektiğini çıkarabiliriz. Dinin tek sahibi Allah’tır. Allah Dinine kimseyi ortak kılmamıştır. Peygamber bile dinin sahibi ve ortağı değil, sadece uygulayıcısıdır. Bildirdiği ve uyguladığı hükümlerde O’na itaat etmek ona değil, aslında Allah’a itaattir. Kur’an bir tarafta, peygamber bir diğer tarafta İslam dininin iki ayrı (veya ortak) belirleyicisi yoktur.

Bu yüzden Peygamber şari/kanun koyucu değildir. Peygamberin ‘bir yandan Allah’ın gönderdikleri, bir yanda benim dediklerim’ diyecek bir konumu yoktur. Peygamber Allah’a, Kur’an’a rağmen hüküm koymaz. Peygamber şeriatı açıklayıcıdır: “İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur). Ve O size: "Melekleri ve peygamberleri Rabler edinin" diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç kafir olmayı emreder mi?” (3/79,80) “Onlar, ALLAH’ı bırakıp ahbar ve ruhbanları rablar edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de ... Oysa onlar, tek olan bir ilah’a ibadet etmekten başka birşey ile emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.” (9/31)

Bu ayeti duyan Adiyy bin Hatim Resulullah’a (sav.) şöyle der: “Bu ayet bizi, alimlerimizi ve rahiplerimizi rabler edinmekle suçluyor. Bunun gerçek manası nedir? Zira biz onları kendimize rabler edinmeyiz.” Resulullah (sav) cevaben: “Siz onların haram kıldığı şeyleri haram, onların helal kabul ettiklerini helal kabul etmiyor musunuz?” deyince, Adiyy: “Evet böyledir” diye tasdik etmiş, Hz. Peygamber (sav.) de, akabinde: “İşte bu sizin onları kendinize rabler edinmenizdir.” demiştir.

Bu ayetlerden çıkardığımız sonuç şudur: Lider ve öncü olan insanları Rab edinme tehlikesi bulunmaktadır.

İnsanların Rab veya İlah edinildiği alanlar:

a. Sevgi ve saygı bakımından,

b. Söze uymak bakımından (ölçü ve hüküm koyucu kabul etmek),

c. Medet umma vb. birtakım ilahi sıfatları kullara yakıştırmak bakımından.

Sözkonusu insan Allah’ın sevgili kulu dahi olsa bu üç noktada hataya düşen bir anlayış/yaklaşım Allah’a şirk koşmuş olur.

Bu alanlarda insanların gevşeklik göstermeleri onların kendilerini ‘iyi niyetli’ görmelerinden kaynaklanıyor. Yani onlar aslında Allah adına din adamına veya alime (körü körüne) itaat ediyor veya aşırı saygı ve tazimde bulunuyorlar.  Alimi Rabb edinen genelde bu şirkin farkında değildir. Ercümend Özkan bu noktayı da insanlara öğretmek için çok uğraşmıştı.

Peki bu konuda ölçü nedir? Ne zaman bir insan diğerini Rab edinmiş olur veya bu tehlikeden nasıl korunabiliriz?

İnsanların, sevdikleri ve itaat ettikleri kimseleri Allah’ın hüküm ve ölçülerine göre değerlendirmeleri ve bu değerlendirmeye göre onlara yaklaşmaları gerekmektedir. Çünkü ilahi hükümleri dikkate almadan liderlere, hoca ve üstadlara veya devlet başkanlarına teslim olan kimseler ne yazık ki bilginlerini ve rahiplerini Rabb kabul eden Hıristiyanların durumuna düşmektedirler. İnsanın Allah’a ortak koşan bir müşrik sayılması için kanun koyma yetkisini, doğruları belirleme yetkisini Allah’ın dışındaki bir mercie, mesela kullara tanıması yeterlidir. Liderinin görüşlerini İslam’ın kesin ölçüleri gibi alınca, iş tehlikeli hale geliyor. Sözgelimi bir insan, alim bildiği bir değerli insanı eleştirdi diye bir başka ilim adamını defterden siliyorsa, burada bir şirk tehlikesi vardır.

Aşırı sevginin insanı kör ve sağır edeceğini ve kişiyi şirke düşereceğini unutmamalıyız; bu nedenle sevgi ve saygıda itidali gözetmeliyiz. İnsanlara bağnazca bağlılıkların kişiyi Rab edinmeye kadar götürdüğünü sürekli hatırımızda tutmalıyız.

Bu şirk türüne düşmenin göstergelerini de şöyle sıralayabiliriz:

-Eleştiriye açık olmamak,

-Sevilen ve lider kabul edilen kişiyi eleştirmemek,

-Sadece o kişinin fikirlerini okumak, başka kişi ve yazarların kitaplarını okumamak...

Ortaya koyduğumuz bu ölçüyü topluma tatbik ederken yapılan bir yanlışlık da vardır. O da aşırılığın diğer ucuna kaçmaktır. Yani bir insanı takdirle karşılamak, bir insanı önemsemek o kişiyi ilahlaştırmak değildir. Burada iki aşırı uçtan da uzak olunmalı.

İnsanları Değerlendirmede Yöntem

Değerlendirme iki boyutludur.

1. Değerlendiren kişi açısından bir insanı değerlendirmenin esasları:

a. Adalet:

Doğru değerlendirmek doğru bir yaklaşım ve doğru bir metodla mümkündür. Doğru yaklaşım ile doğru metod arasında ise karşılıklı bir ilişki sözkonusudur. Metod düşüncenin istikamette kalması için tek başına yeterli değildir. Doğru yaklaşım olmadan bir insan, ne kadar metodla ilgili bir çok bilgiye sahip olsa bile, doğru değerlendirmeyi gerçekleştiremez. Bu konuda batılı profesörlerin islami araştırmalarını örnek verebiliriz. Bunlar hakkı çok iyi tanımalarına rağmen doğru bir yaklaşıma (adalet/hakkı teslim etme) sahip olmadıklarından bu konuda (İslam konusunda) doğru düşünemiyorlar.

Bu sebeple doğru değerlendirmenin ahlakilikle bağlantısını görmeliyiz; olay sadece zihinde gerçekleşmiyor, sadece teknik bir mesele değil, aynı zamanda bunun kalbi bir yönü var, insanın karakteriyle ilgili bir yönü var. Şu soruyu sormak konumuza açıklık getirecektir: İyi karakterli insanlar mı daha doğru değerlendirme yapıyorlar, yoksa kötü karakterli insanlar mı? Cevap: İyi karakterli insanlar daha isabetli düşünüyor, daha doğru kararlar veriyorlar. Tıpkı bunun gibi adil olmayan insanlar insanlara da adaletle yaklaşamaz ve doğru bir değerlendirmeye ulaşamazlar. Karakteri itibariyle adil olmayan bir hakim bir sanık hakkında doğru/adil bir hüküm verebilir mi? O halde insanları değerlendirmeden kendimizi hesaba çekerek ne kadar açık fikirli ve adil olduğumuzu sorgulamalıyız.

Adalet bir şeyi ait olduğu yere koymaktır. İnsanlara bir değer biçerken onları ait oldukları yere koymazsanız zulmetmiş olursunuz. Değerlendirme yaparken bu boyutu hiç de küçümsememek gerekiyor. İnsanlarda, müslümanım diyenler dahil adalet vasfı maalesef çok ender rastlanan bir özelliktir. Çünkü adalet bir karakter meselesidir. Karakteri yerleşmemiş olanlar adil olamazlar. Adalet sevmediğimiz zaman da adaletli olmayı gerektirir. Unutmayalım ki Yüce Allah değerlendirme yaparken bizim kalbimizdeki niyetin salih olup olmadığını, bir insana önyargıyla yaklaşıp yaklaşmadığımızı bizden daha iyi bilmektedir. İnsanları değerlendirirken gururla, kıskançlık duygularıyla mı, yoksa gerçekten Allah rızası için mi yaklaştığımızı çok iyi bilmektedir. O, kalplerin derinliklerinde saklı olan bütün düşüncelerimizi bilir. Başkalarını aldatabilirsek de O’nu aldatamayız.

b. Duygusallıktan uzak olmak:

Mensubu bulunduğumuz Anadolu toplumu duygusal bir toplumdur. Duygusal insanların insanlara yaklaşımları ve onları değerlendirme tarzları da duygusal olmaktadır. Duygusallık ise doğru değerlendirmenin önünde en büyük engellerdendir. Duygusuz olunmalı anlamında söylemiyorum, sadece duygular bizim aklımızı yönlendirmemeli, aklın egemenliğinde duyguların bir yeri olabilir.

c. Hatadan dönebilmek:

Müslüman komplekslerden uzaktır. Doğruyu gördüğünde daha önce farklı düşünmüş ve değerlendirmiş olsa da fikrini değiştirip doğruya tabi olandır. O yeni fikir isterse çoğunluğun kabulüne aykırı olsun. Hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmez. Hepimizin bildiği gibi melekler yanıldıklarını farkettiklerinde hemen hatalarından döndüler, İblis ise gururundan kaybetti. Bu kıssadan kendimize bir hisse çıkarmalıyız.

d. Kendi aklımızı kendimiz kullanmalıyız:

Müslüman kendi aklını kendisi kullanandır. Gerçek İslami liderleri tanıyabilmek için herşeyden önce bu özelliğe sahip olmak gerekmektedir. İnsan değer verdiği veya vereceği şahısları çevresinin arzularına, hakim görüşe göre tespit etmemeli. Kendi aklını kendisi kullanarak doğru bir ölçüyle insanları/liderleri değerlendirdikten sonra tercihini yapmalı.

2. Değerlendirilen kişi açısından bir insanı değerlendirmenin esasları:

Bir insan hakkında doğru bilgilere dayanarak hüküm vermekle adalete uygun davranmış oluruz. Kulaktan dolma bilgilerle, dedikodular ve söylentilerle hüküm vermek insanı yanıltır. “O kullarım ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (39/18) Bu ayette Allah’ın doğru yola ilettiği insanlar kimlerdir sorusuna ‘Sözü dinleyip/anlayıp/kavrayıp en doğru düşünceye uyanlardır’ cevabı verilmektedir.

Bir hakimin hareket tarzını düşünün: Sanık-davacı var, olay olmuş, o şey hakkında hakim konuyla ilgili bir fikir (hüküm/yargı) beyan etmeden önce bilgi topluyor. Hakim doğru/adil hüküm verebilmek için önce doğru bilgiler topluyor, şahitleri dinliyor, soru soruyor, ifade verenlerin(bilgi verenlerin) güvenilir olup-olmadıklarını araştırıyor, kendisine intikal eden ‘bilgilerin’ doğru olup olmadıklarını test ediyor. Tıpkı bunun gibi biz de yargılarımızı doğru bilgiler üzerine kurmalıyız. Bilgiler hükümlerin temelidir. Bu yüzden doğru değerlendirmenin temeli doğru bilgilere dayanmaktır.

Doğru bilgiye ulaşmak için ise:

i. Delile dayanmak gerekmektedir.

Kuran mesajı bizi delilsiz düşünce ve davranışlardan men etmektedir:

Putperestler diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de aynı şekilde (peygamberleri) yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.

De ki: Kesin delil, ancak Allah'ındır. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi. (6/148-149.)Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman: Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin, demelerinden başka delilleri yoktur. (45/25)

ii. Kaynaka gitmek gerekmektedir:

‘Kaynağa gidebilen su kovasına gitmez.’ (Leonardo da Vinci)

Doğru değerlendirmenin temeli, kaynağa başvurmaktır. Herhangi bir bilgiyi  edinmekte, bir kişiyi değerlendirmekte, son derece makul ve mantıklı bir silsilenin takip edilmesi gerekirken; bu makul prosedür takip edilmediği gibi, genelde tamamen ters bir yol tutuluyor ve doğru düşünme ve değerlendirme gerçekleşmiyor. Her görüş en sağlıklı şekilde kaynağından öğrenilir ve böylelikle hakkında doğru düşünmenin önü açılır. Bu bilgileri ikinci-üçüncü elden almaya kalkarsanız, hem yolu uzatmış olursunuz; hem de, ikinci-üçüncü şahısların yorumları karışacağından yanlış bilgilenme ihtimali artmış olur. Bir insan hakkında da bilgi sahibi olmak istiyorsanız, en sağlam yol, o kişi hakkındaki rivayetler yerine, onunla yüzyüze konuşmaktır. Bunun imkanı yoksa onun eserlerini, hayatını okumaktır, varsa kasetlerini izlemek ve dinlemektir.1

iii. Bilgi bütünlüğünü temin etmek gerekmektedir:

Bütüncül bilgiden maksad değerlendirilen kişiyle ilgili her ayrıntıyı bilmek değildir. Bilgi bütünlüğü değerlendirme yapacağınız konuyla ilgili gerekli olan bütün bilgilere sahip olmayı ifade eder. Anahtar deliğinden saraya bakmak insanın sarayla ilgili düşüncelerinde yanılgıya neden olabilir. Sinemaya filmin yarısında girdiğinizi düşünün, o filmi anlamanız mümkün olmaz.

Bu nedenle değerlendirme yaparken bütünlük esastır. Parça parça değerlendirmek hatalara yol açar. Bu bağlamda yapılan hatalar insanların değerlendirilen kişi hakkındaki ilk duyumlarıyla yetinmeleri, ilk duyumlarına sahip çıkmalarıdır. Siz bir insan hakkında olumsuz birşey duydunuz ve hemen kendinizi bu ilk duyumla şartlandırıyorsunuz. Halbuki bütüncül bilgiye ulaşmanız için daha fazla araştırma yapmanız gerekmektedir.

Bir insanın İslami ölçülere göre takdir edilmesi, önemsenmesi ve sahiplenilebilmesi için olmazsa olmaz şartlar veya o kişide bulunması gereken özellikler vardır. Bunun yanısıra kişinin genel değerine gölge düşürmeyen bazı kusurları da olabilir. Bunlar genelde üslub hataları veya içtihad hataları cinsindendir. Nitekim sahabenin ileri gelenlerinden de bu tür hatalar zuhur ettiği halde bu onların değerine gölge düşürmemektedir.

Ercümend Özkan’ın hayatı, fikirleri ve mücadelesi de aşağıdaki olmazsa olmaz şartlar açısından bir kritiğe tabi tutulmalı ve ona göre bir değer verilmelidir. Böyle bir hareket misalimizdeki hakimin hareket tarzına uygun düşecektir.

1. Fikirlerin doğruluğu: Benimsediği fikirler Kur’ani mi? Kur’an-merkezli bir din anlayışına sahip mi? Fikirlerinin Kur’an’a uygunluğu hangi oranda?

2. İhlas: Yaptığı faaliyetler/uğraşlarda sadece ve sadece Allah Rızasını gözetti mi? Yoksa menfaat peşinde mi koştu? Allah rızası niyetine riya/toplumda ön planda olma/kapris/menfaat/takdir toplama/kendini gösterme ve benzeri gayri meşru niyetleri karıştırıp ihlastan uzaklaştı mı?2

3. İlkelilik: Kabul ettiği ilkelere kendisi uydu mu?

4. Doğru sözlülük: Güvenilir miydi? Verilen sözlerde duruyor muydu?

5. Dürüstlük: İnsanları yaldızlı sözlerle aldatmaya çalıştı mı?

6. Fedakarlık: Canla başla bir çalışma yaptı mı? Yoksa sadece bu davanın edebiyatını mı yaptı?

7. Tutarlılık: Kendi düşünceleriyle çelişti mi veya dün başka bugün başka şeyler savunup sürekli görüş değiştirenlerden miydi?

8. Haramlara karşı hassasiyet: Allah’ın yasak kıldığı eylemler konusunda duyarlı mıydı? Amaca giden her yol meşrudur inancına sahip miydi?

Bu tür temel sorulara cevap bulabilmek için Ercümend Özkanın hayatı ortada, kitapları ortada, mihenk taşımız olan Kur’an ortada ve Kur’an’ı hayatında en iyi pratize eden Hz. Peygamberin hayatı ortadadır. Yukarıdaki hususlarla ilgili Ercümend Özkan’ın hayatından sayısız olumlu örnek vermek mümkündür.

İslami Liderlere Nasıl Yaklaşmalıyız?

Bize düşen örnek almak, faydalanmak ve salih kulları sevmektir.

Örnek almak:

Bir toplumu değiştirmek için sadece teorik eğitimle yetinilemez. Toplumu değiştirmenin en tabiî şekli, onların izleyecekleri yolu uygulamalı örneklerle göstermektir. İnsan eğitiminde en önemli prensip uygulamada bir örnekle eğitmektir. Bu sebepledir ki, Allah sadece kitaplar göndermekle yetinmemiştir aynı zamanda bir peygamber de göndermiştir. Zira insanların sadece bir kitaba değil, aynı zamanda bu kitabın içeriğini kendilerine öğretecek bir öğretmene ihtiyaçları vardır. Ayrıca kendilerini eğitecek pratik örnekleri ortaya koyacak bir eğitimciye de ihtiyaçları vardır.

İslam güneş gibidir. İnsanlar ona nisbetle ay gibidirler. Güneşin ışığından üzerlerinde ne kadar aksediyorsa o nisbetle aydınlıktırlar. Hz. Peygamber (a.s.) ise dolunaydır. Bizim asıl örneğimiz Hz. Peygamberdir. Bu örneğin önüne hiçkimseyi geçiremeyiz. Nebevi örnekliği bugüne taşıyan, içinde yaşadığımız ortam ve şartlarda bu örnekliği canlandıran Ercümend Özkan gibi salih kullar da bizim örneklerimizdir. Asıl örneğe uygunlukları nisbetinde bu insanlar bize örnek teşkil edebilirler ve bunda bir mahzur da yoktur. Bu sözle örnek aldığımız bu insanların hatalarını örnek almayacağımızı vurgulamış oluyoruz.

Kur’an’da Mekkeli ve Medineli müslümanların kıyamete kadar gelecek olan müminlere örnek gösterildiklerini görüyoruz: “Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir. Onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!" (59/9,10). İşte sahabe gibi örneklikler sergileyen diğer salih insanlar da bizim için örnektir. Ercümend Özkan’ın bu bağlamda anılabilecek sayısız güzel örneklikleri vardır.

Karşımızda bir örnek bulmak neyi nasıl yapacağımızın pratik bilgisini edinmek, diğer taraftan motivasyon ve güç almak demektir. Bu, bizim de başkalarına bir örneklik sergileyebilmemizi sağlar. Güzel örneklerin sayısını çoğaltıp bu zincirin kopmamasını sağladığımız zaman toplumsal değişimin önünü açmış oluruz.

Faydalanmak:

En çok okunmayı ve önemsenmeyi hakeden insanlar en tutarlı, en şahsiyetli olan insanlardır. En popüler, çoğunluğun en çok andığı kişiler değillerdir. Çoğunluğun düşüncesine değer vermeden önce çoğunluk dediğimiz kitlenin ne kadar bilinçli/seviyeli olduğu tespit edilmeli.

Müslüman bilinçli tercih yapandır. Aklını sadece gerçeklerden etkilendirendir. Aklı selim sahipleri ondan bundan değil sadece gerçeklerden etkilenen insanlardır. Bu bağlamda “Her bilenin üzerinde bir bilen vardır” ve “Bilenlere sorun” ayetlerini hatırlayalım. Ayette taklit edin denmiyor, sorun (faydalanın) deniyor.

Ercümend Özkan’dan faydalanmanın yolu onun eserlerini okumak, o fikirleri müzakere etmek ve tartışmaktan geçer. Doğrusunu yanlışından ayırmaya çalışarak. Aklın bir diğer özelliği temyiz etmek, ayırmak, seçmektir. Ercümend Özkan da bir insan olduğundan yanıldığı noktalar mutlaka olmuştur. Ancak bizim görebildiğimiz kadarıyla çok az yanıldığı ve birçok konuda da isabet kaydettiği sözkonusudur. Bu açıdan onun eserlerinin değeri artmaktadır. Yani arı duru bir İslam anlayışını başarılı bir şekilde onun eserlerinde görmek mümkündür.

Ercümend Özkan akıllı insanı şöyle tanımlardı: “Akıllı insan başkalarının aklından yararlanmasını bilen insandır.” Ercümend Özkan gibi, hayatını davasına adamış kişileri ‘hatırlarken’ de onların "Allah’a nasıl teslim olunur?" sorusuna vermiş oldukları pratik cevaplardan istifade edilmelidir. Zira bu din, yaşayanlara ‘hayat vermek’ için gelmiştir. Ercümend Özkan gibi kişileri önemli kılan şey de tam bu noktada aranmalıdır.3

‘Doğrulardan inşa olunan binalar büyük inşaatlardır. Her nesilden insanların kendi günlerinde binayı yükseltmeleriyle yükselen bir binadır düşünce binası.’ (Ercümend Özkan)

Sevmek ve saygı göstermek:

Mü’minler birbirlerini severler, sevmeliler. Bu sevgi Allah’ın dinine O’nun istediği biçimde hizmet etmiş salih kullara yönelik haydi haydi gösterilmeli. Kur’an’daki “Bizi salih kullarınla haşreyle” “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet” “Sıddiklerin, şehitlerin ve salihlerin yoluna ilet” şeklindeki dualardan salih kullara gösterilmesi gereken saygı ve sevgiye bir işaret vardır. Tabiiki burada da kim salih kul kim değil, bunu tespit etmek insanların içtihadlarına kalmış bir olaydır. Bir insan yaptıklarıyla doğru bir şekilde tanınır ve kabul görürse sevilir.

İnsanları Eleştiride Ölçü

Her müminin diğer bir mümin kulu, velevki kendisinden üstün dahi olsa, eleştirme hakkı vardır. Sağlıklı eleştirinin olmadığı yerde akletmeme vardır, fikirsizlik vardır. Kimileri tarafından gıybet ya da gevezelik ile bir görülüyor olması ise bir kavrayış zayıflığından başka birşey değildir. Eleştiri bir bilme faaliyetinin meyvesidir. Eleştiri bir şeyin haklılığını ölçmek için bir sorgulama metodudur. Aynı zamanda bir değerlendirme sanatıdır.  Bir kimse veya bir şeyin iyi veya kötü taraflarını bulup meydana çıkarmak ve değerlendirmektir.

Amacı ise doğru ve kesin olanı yanlıştan, ilk bakışta doğru gibi gözükenden ayırmaktır. Çünkü düşüncelerimiz hep karşılıklı etkileşim altındadır. Başkalarının düşünceleri olmasa idi hiçbir şey bilemezdik. İnsanlar birbirlerinden öğrenirler. Dolayısıyla her düşünceyi demirbaşa kaydetmemek için o düşünceleri akıl gümrüğünde durdurup kontrol etmemiz/eleştirmemiz gerekiyor.

Eleştirinin birçok faydası vardır. Eleştiri ileriye götürücü, geliştirici bir fonksiyon görür, yol göstericidir, istişareyi(fikir alış verişini) tamamlayan unsurdur. Farkedilmeyen, gözden kaçmış yönleri ortaya çıkarır, derken bu yeni keşfedilen yönler daha doğru düşüncelere götürebilir bizi. Aynı zamanda düşüncelerimizi bileğler; eksikleri tamamlar, fazlalıkları atar, sivrilikleri törpüler.

Eleştiride Ölçülü Olmanın Gerekliliği

Eleştiri öncelikle ciddiyet ve sorumluluk ister. Bu durum ise herşeyi eleştirme gibi bir saplantıdan uzak, sağlıklı bir yaklaşımı gerektirir. Bu yüzden eleştirilerde toptancı olunmamalıdır. Eleştiride esas alınan, referans kabul edilen kıstasın önemi büyüktür. ‘Neye göre eleştiri’  sorusu öncelikle cevaplandırılmalıdır. Eleştirilerde düzeltme niyeti hep önplanda olmalııdır. Eleştirmek için eleştirmek ahlaki değildir. Önüne gelen herşeyi silip süpüren, hiçbir şey beğenmeyen, sırf nefsini tatmin etmek için, kendi açığını kapatmaya yönelik eleştiriler ahlaki değildir. Müslüman olmak itidalli ve adaletli olmayı gerektirir. Kimsenin dokunulmazlığı olmadığı gibi, yine kimsenin uluorta eleştirme hakkı da yoktur. Müslümanın eleştirisi de bu meyanda şekillenmek zorundadır.

‘Tahkiksiz tenkid zulümdür’ ilkesi unutulmamalı. Gerekli ve yeterli bir araştırmaya dayanmadan birilerini kesip atma düşünceleri herşeyden önce ucuz çözümlerdir. Köklü çözüm olarak düşünülen ve düşülen bu yaklaşımların aslında bir tür kolaya kaçma ve tembellik olabileceği akılda bulundurulmalı. Hislere ve duygulara yer verilmemeli. Yiğidi öldür ama hakkını yeme prensibi unutulmamalı. Bedel ödenmeli. Bedel ödemiş insanları eleştirirken daha hassas olunmalı. Eleştirilecek sözlerin, ifadelerin öncesini ve sonrasını, söylendiği ortam ve şartları hesaba katmadan mahkum etmek doğru bir eleştirme tarzı değildir.

Ercümend Özkan’ın Hataları

Hatasız kul olmaz. E. Özkan’ın da eksik olan ve eleştirilebilecek yanları vardır mutlaka.

Hatalar iki kısımdır. Büyük hatalar ve küçük hatalar. Tıpkı Kur’an’daki büyük günahlar küçük günahlar gibi. Ercümend Özkan’ın büyük günah işlediği vaki değildir. Salih amelleri ise sayısızdır.

Onun en çok eleştirilen yönü (kimi zaman kullandığı) sert üslubudur. Bu konuyla ilgili kendisinin verdiği güzel bir teşbih/misal vardı. Düşünün sizin iffetinize birisi gölge düşürse o kişiye karşı sert mi yumuşak mı davranırsınız? Tıpkı bunun gibi dinimiz iffetimizden daha değerli, bu din birileri tarafından çarpıtılıyorsa gereken hassasiyeti gösterenlerin sert üslupları hoş görülmelidir.

Ayrıca onun sert üslubu genelleştirilemez. O sert üslubunu genelde dini eğip büken, çarpıtan insanlara karşı onlara önce tatlı dille yaptığı ikazlardan sonuç alamayınca kullanırdı.

Bu konuda onu eleştirenler, Yüce Allah’ın Kur’an’daki (bazen kullandığı) sert üslubunu da gözönünde bulundurmalıdırlar. Bu sert üslub Kur’an’da hangi konularda kimlerle ilgili niçin kullanılıyor bilinmeli, daha sonra Ercümend Özkan’ın zaman zaman kullandığı sert üslubun Kur’an’daki bu örneklerle özde uyuşup uyuşmadığı tespit edilmeli ve ondan sonra eleştirilmelidir.

Ayrıca bu bağlamda adil bir değerlendirme yaparken kişinin mizacının da gözönünde bulundurulması gerekmektedir:

Mülayim insanlar vardır, sert insanlar vardır. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer bu konuda güzel birer örnektirler. Hz. Ömer’in bazı sahabelere sert çıkıştığı ve hatta dövdüğü rivayet edilir. Ercümend Özkan’da Hz. Ömer mizacında bir insandı.

 Ercümend Özkan 60 sonrası İslami Uyanışın temelini atanlardan olmasına rağmen en çok haksızlığa uğrayan insanlardandı aynı zamanda. Bir toplantıda 60 sonrası İslami hareketleri anlatmak üzere konuşma yapacak olan bir konuşmacının tebliğinde onun hareketini es geçmesini adaletsizlikten başka birşeyle açıklamak mümkün görünmemektedir. Düşünün siz bir ilim adamısınız ve bir bölgede çeşitli bitkileri araştırmakla görevlendirildiniz. Bu araştırmadan sonra bir seminer verip elde ettiğiniz sonuçları tanıtacaksınız. Tanıtımı yaparken o bölgede karşılaştığınız fakat sevmediğiniz bir bitki türünü anlatmamanız ilim adamı haysiyetiyle bağdaşır mı? Böyle yaklaşımlar bu tür insanların adalet sıfatlarına gölge düşürmektedir. Adaleti tartışma götüren insanların güvenilirlikleri de aynı şekilde tartışma götürür. Güven telkin etmeyen insanlarla da toplumsal değişim için birlikte mücadele vermek mümkün gözükmemektedir.

Ercümend Özkan’ın düşünceleri, yaptıkları, yapmak istedikleri genelde ciddi bir şekilde tartışılıp eleştirilmedi, bunun aksine hep beşeri tabiatından kaynaklanan hataları eleştirildi. Tarihin kaydeceği önemli hamleleri bir kenara itilip tarihin unutacağı insani hataları vitrine çıkarıldı. Halbuki asıl nazarı itibara alınması gereken husus bir insanın doğru çizgide bulunup bulunmadığı olmalıydı. Din anlayışının doğruluğu, aydınlığı ve tutarlılığı önemlidir. Doğru çizgide sebat etmesi, yan çizmemesi, eğip bükmemesi, taviz vermemesi, düşmanların karşısında başını eğmemesi, onurlu ve izzetli duruşu önemlidir. Ercümend Özkan’ın hayatının her karesi bu örnekliklerle doludur.

Toplumumuzda örnekleri oldukça bol olan bu önemli noktayı güzel ve çarpıcı bir örnekle biraz daha açmaya çalışalım: Milattan sonra 37-68 yılları arasında yaşamış ve tarihte zalim oluşuyla ünlenmiş olan Roma İmparatoru Neron; zevk ve eğlenceye oldukça düşkün bir hükümdardır. Bir gün, en cesur gladyatörlerinden II. Spartaküs'e idmanlarını ağırlaştırmasını ve 15 gün çok iyi beslenmesini emreder. Ayrıca, Afrika'dan 40 tane genç ve azgın kaplan getirilmesini ister. İki hafta sonra herşey hazır olunca, tüm Roma halkının bir gösteri için büyük arenaya toplanacağı ilan edilir. Şov zamanı gelir ve Neron şeref tribünündeki tahtına kurulur. Önündeki bir sehpada keskin bir kılıç ve 40 kese altın sikke vardır. İşaret verilince Spartaküs arenaya girer... Arenanın ortasına gelince, içeriye bir kaplan salıverilir. Gladyatörümüzün elinde herhangi bir korunma aleti yoktur ve yarı çıplak vücudu ile toplam 40 kaplanı safdışı etmekle "görevlendirilmiştir." Hayvan, Spartaküs'e hemen saldırır. Ama tecrübeli ve güçlü cengaver, kaplanın işini kısa sürede bitirir. Herkes ayağa kalkarak, sevinç çığlıkları atar ve alkışlarla takdirlerini gösterir. Neron baş parmağı ile aferin işareti yapar ve bir kese altın fırlatarak güreşçiyi ödüllendirir. İkinci kaplan sahaya girince, arenayı kulakları sağır edecek bir çığlık fırtınası kaplar. Spartaküs saldırır, hayvanın boynunu büker ve bir dakika içinde cansız yere yıkar. Halk galeyan içinde ayağa fırlar ve kahramanını elleri şişinceye kadar alkışlar. Neron ikinci altın kesesini fırlatır ve herkesin memnun olduğu bir atmosfer içinde üçüncü şov baş-lar. O da öncekiler gibi başarıyla biter ve övünçle al-kışlanır. Dördüncü, beşinci, yirminci ve otuzbeşinci kaplanlar en fazla ikişer dakikalık mücadelelerden sonra teker teker safdışı edilirler. Herkes büyük bir sevinç ve merak içinde, Spartaküs'ün bu işin sonunu getirip, getiremeyeceğini beklerken, arenada heyecan iyice yükselir. Tezahüratlar ve çığlıklar yüzünden sesler kısılmış, eller alkıştan morarmış ve locanın önünde otuzbeş kese altın sikke birikmiştir. Derken; otuzsekizinci ve otuzdokuzuncu kaplanlar da aradan çıkar ve heyecanlar doruk noktasına ulaşır. "Bravo" sesleri tüm Roma'yı titretirken kırkıncı kaplan da salıverilir. Spartaküs biraz yorgun görünmektedir. Saldır-mak yerine rakibinin saldırısını bekler. Bekleme salonunda yalnız kaldığı zaman ve son arkadaşının cesedi taşınırken, iyice hınçlanmış olan bu sonuncu hayvan, en azgın tavrıyla koşarak saldırıya geçer. Tek kurtuluş ümidinin rakibini parçalamak olduğunu sezinleyen kaplan, kütlesinin verdiği tepkiyle gladyatörü yere yıkar, sol kolunu kapar ve yorgun güreşçiyi birkaç metre yerde sürükler. Arenada herkes suskunluk ve düş kırıklığı içindedir. Neron bile yerinden fırlamış ve: "Ayağa kalk, rezil!" diye bağırmaya başlamıştır. Spartaküs son gücünü kullanarak kolunu kurtarır, rakibinin boynunu kıskıvrak kavrar ve yere yatırarak, etkisiz hale getirir. Kaplanın gövdesini de bacakları arasına sıkıştıran güreşçi, anlaşılan öylece durup, gücünü toparlamak için zaman kazanmak ihtiyacındadır. Bu durum kimsenin hoşuna gitmez... "Haydi aslanım! Öldür onu, bitir işini, haydi!" diye bağırarak cesaret verenler çıkar ama Spartaküs kuvvetten düşmüş ve sarfedecek eforu kalmamıştır. Keyifler kaçar ve bu hareketsizliğe sinirlenen bir kaç kişiden yuhalama sesleri bile duyulur. Biraz sonra da arzuladıkları sonucu göremeyeceğini anlayan halk, hep bir ağızdan, o zamanki en çirkin aleyhte tezahüratını yapmaya başlar. Spartaküs iyice yıkılır ve baş parmağıyla "yenilgi işareti" yaparak, yardım ister. Gösterinin amaca uygunsuzca ve onca beklentiyi boşa çıkaran bir şekilde sonuçlanmasına çok sinirlenen Neron, eliyle "kelle işareti" yapar. İmparatorluk muhafızlarından birine sehpadaki kılıcı ve son altın kesesini atar. Muhafızlar sahaya girerek, kaplanı delik deşik ederler ve Spartaküs'ü kollarından kavrayarak, beraberlerinde getirdikleri cellat sehpasına götürürler. Yüzü sehpaya yapıştırılan zavallı güreşçinin kafası bir kılıç darbesiyle uçurulur. Herkes yerinden zıplar ve celladı coşkuyla alkışlar. Şov biter.

Bu acıklı öyküden çıkarılacak ders, insanları ve olayları değerlendirirken içine düştüğümüz yanlışlıkların anlamlı bir göstergesidir. Hikayemizde; II. Spartaküs, tam 39 kez gücünü, cesaretini ve o zamanki anlayışla sportmenliğini kanıtlamış ve Roma halkından elleri morarıncaya kadar alkış, sesleri kısılıncaya dek takdir almıştır. Üstelik, imparator tarafından 39 kese altın sikke ile ödüllendirilmiştir. Bunları Spartaküs'ün artı hanesine 39 iyi puan olarak kaydedecek olursak, eksi hanesine kötü puan olarak sadece bir tane yazabiliriz. Fakat sonuçta, bu "eksi puan" O'nun hayatına mal olmuştur.

Oysa, adil bir düşünce tarzıyla mantık ve akıl terazisinde tartılacak günah ve sevaplar -ya da artı ve eksiler- bu kişinin pozitiflerinin tam 38 kat daha ağır geldiğini gösterecektir. Bu örnekte apaçık görünen akıldışılık, toplum psikolojisinin ortaya çıkardığı bir hata olarak kabul edilse bile, bu tür hataların kişisel düzeyde de sık sık yapıldığı bir gerçektir. Birçok insanın, birçok insan hakkında sürekli olumsuz şeyler ifade ettiği bir toplumda, sevapların unutularak, sürekli günahların ön plana çıkarıldığı inkar edilemez.

Sonuç

Anadolu’da ender yetişmiş bir tevhid önderi olan Ercümend Özkan’ın fikirlerini, hayatını ve mücadelesini değerlendirmek bize çok şey kazandıracaktır. Zira uzun asırlardan sonra bu topraklarda ilk defa İslam, Ercümend Özkan’la birlikte bütüncül ve tutarlı bir yoruma kavuşmuştu. O,

1. Akideyi şirk, bidat ve hurafelerden arındırdı.

2. Kur’an-merkezli arı duru bir İslam anlayışı ortaya koydu.

3. Kendisinden önce köktenci bir İslami gelenek yoktu. Yeni bir tevhidi gelenek başlattı.

4. Gösterdiği üstün performansla insanlara mücadele azmi aşıladı.

5. Kur’an’la insanlar arasında bir köprü vazifesi gördü. Kur’an anlaşılmaz bir kitaptır diyen birçok insanın fikirlerini değiştirerek o kişileri Kur’an’a yönlendirdi. Bu konuda ortaya konulan bütün tepkileri göğüsledi.

6. İslam’ın bir devlet nizamı olduğunun altını kalın çizgilerle çizdi. Bunun bedelini yıllarca hapis yatarak ödedi.

7. İslam’ı, çağın en belalı ideolojisi modernizmden tenzih etti, böylece çağdaş siyasi kavramlar olan demokrasi, laiklik, hümanizm gibi kavram ve görüşlerle İslam’ın arasını tamamen ayırdı.

8. Nebevi siyaset metodunu gündemleştirdi. O demokratik platformda yürütülecek bir mücadelenin asla İslami olamayacağını, Tevhid mücadelesine kökünden zarar vereceğini ve İlahi Mesaj’ın ancak arı-duru bir söylem ve örneklikle topluma ulaştırılabileceğini sürekli dile getirdi.

9. Hadis ve sünnet kavramlarına orijinal tanımlar getirdi.

10. Tefsirlere ve meallere yaklaşım konusunda öğretici tespitlerde bulundu.

11. Tarihte ve günümüzde İslam’a en büyük zararı veren tasavvufla hesaplaştı. Birçok insanın bu tabuyu yıkmasına vesile oldu. Bundan sonra artık tasavvufun bir daha (dokunulmazlık anlamında) canlanması mümkün değildir.

Bu iddialar kimilerine abartılı gelebilir. Lakin bu iddiaları test etmek, doğruluğunu tahkik etmek, araştırmak mümkündür.  Burada ortaya koymaya çalıştığımız ölçü ve yöntemlerle değerlendirenler için bu hakkı teslim etmek zor olmayacaktır.

Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra kıyamet günü hepinize ecirleriniz tastamam verilecektir. Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. (3/185)

 

Dipnotlar

1- Ömer Şevki Hotar, Sağlıklı Bilginin Basit Yöntemi, İktibas 193.

2- 60’lı yıllarda kendisindeki kabiliyeti farkeden Adalet Partisi’nin kurucularından Tahsin Demiray’ın kendisine milletvekili adaylığı teklif etmesinin üzerine Ercümend Özkan söyle cevap verecekti: ‘Milletvekili olma durumunda İslama aykırı hükümlerle hükmedip müslüman kalmam mümkün değildir.’

Şimdi düşünün: Türkiye’de birkaç sene milletvekilliği yapanlar devletten emekli oluyorlar. Milletvekilliğiyle insanlar dünyevi çıkarlarına çok daha kolay ulaşmaktadırlar. Dünyalık peşinde olan bir insan bu kapıyı kapatır mı kendisine? Hapisleri tercih eder mi?

3- Kürşad Atalar, Baki Kalan Gökkubbede Hoş Bir Sada: Ercümend Özkan, İktibas, Sayı: 265.

4- Mehmet Sağlam, Beynin Kimliği ve Becerileri, Denge Yayınları.

5- Konuyu daha geniş araştırmak isteyenlere Yrd. Doç. Dr. Alev Erkilet Başer’in yaptığı çalışmayı öneririm. Kitabın ismi ‘Ortadoğuda Modernleşme Hareketleri ve İslami Hareketler’ (Yöneliş Yayınları). Bu kitapta İran, Mısır ve Türkiye’deki İslami hareketler mukayese edilerek geniş bir şekilde incelenmektedir.

 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...