Nilüfer
ÇAKMAK/Almanya
Dinimizde
aile hukuku ile ilgili araştırma yapıyorum. Bana bu konuda yardımcı
olursanız sevinirim. İlk sorum şöyle:
Soru
1-Kadının erkeği boşamaya hakkı var mıdır, varsa nasıl, ne ölçüde
boşayabilir?
Cevap:
İslam da boşanma, anlaşamayan eşlerin evlilik bağını bitirmek için
konulan çözüm yoludur. Taraflardan biri bu evlilikten memnun olmayıp
ayrılmaya karar verirse (ki bunun kadın ve erkek olması fark etmez)
gerekli mercîlere niyetini ve nedenini bildirerek, (evliliğini tescil
ettirdiği gibi, ayrılığını da tescil ettirip) boşanma ilamını alması
gerekir. Bu malın ve neslin korunması için bir zorunluluktur. Hakimin ve
yakınların birleşme ümidi olan eşleri, yeniden düşünmeye çağırarak
gerekli nasihatta bulunmasının zorlayıcı hiçbir boyutu yoktur. Sonuca
(ayrılmaya veya devamına) yine eşler karar verecektir.
Kuran’da
yaptırım olarak öne çıkartılan mehirlerini vererek evlenme, boşadığınız
eşlerin ve çocukların bakımı, evlilik talebinin erkeklerden gelmesi gibi
konuların Nisa suresi 34. ayetinde beyan edilen “kavvamlık”ın bir derece
üstünlük sebebi, zikredildiği gibi mallarından harcamaları, koruma,
kollama, mehir verme ve nafakalarını temin etmelerinden dolayıdır.
Evlilik talebi erkekten geldiği gibi kadından da gelebilir. Bunun
Kur’an’daki örneği şöyledir: “Ey peygamber! Biz sana mehirlerini
verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından
elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halalarının, dayının ve
teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir
de kendini peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak
istediği inanmış kadını, diğer müminlere değil sırf sana mahsus olmak
üzere helal kıldık. Biz eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri
ile ilgili müminlere neyi farz kıldığımızı bildirdik ki, sana bir zorluk
olmasın. Allah bağışlayandır merhamet edendir.”
33/50 de
beyan edilen “peygambere kendisini hibe eden kadınlar” peygamberle
evlenme şerefine ulaşmak için evlenme talebinde bulunanlardır. Burada
talep kadından geliyor ve evlenmek için mehirden vazgeçtiğini
bildiriyor. Evlilikte böyle olduğu gibi boşanmada da durum şöyledir:
Boşanma
talebi kadından geldiği zaman kadının mehrinden vazgeçmesi gerekir. Asrı
saadette evlenirken mehir olarak bir hurma bahçesi alan kadın
peygamberimize gelerek boşanmak istediğini söyleyince, Peygamberimiz de:
“Evlenmek
için aldığın hurma bahçesini geri verir misin?” buyurur; kadın: “Beni bu
adamdan kurtar da ya Rasulullah üste para da veririm” der. Peygamberimiz
de bu boşanma olayını gerçekleştirir.
Şunu
açıkça bilmeliyiz ki, evliliğin gerçekleşmesi için evlenecek tarafların
rızası nasıl gerekli ve şart ise, evliliğin devamı için, her iki tarafın
bu evliliğin devam etmesini istemesi de şarttır. Kadın veya erkek ister
geçimsizlikten, ister güvensizlikten kaynaklansın yahut başka
sebeplerden olsun evliliğini bitirmek istediği taktirde, her iki taraf
için de herhangi bir dini engel yoktur. Ancak her ikisi için dinin,
insafa, düşünmeye, Allah’ın ilkelerini korumaya çağrısı vardır. İnsan
iyi düşünüp kararını öyle vermelidir. Kimsenin tercihine engel olma söz
konusu değildir. Kalmaya veya gitmeye eşler karar verecektir.
Kur’an’ın
delili ise şöyledir: Bakara suresi 228. ayetinde boşanan kadınların
durumu anlatılırken “kadınların meşru şekilde görevleri olduğu gibi
hakları da vardır. Ancak erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece daha
fazla hakkı vardır. Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Buradaki
üstünlük (Allah doğrusunu bilir), nafakalarını temin etmek, koruyup
kollamaları gibi nedenlerle verilen “kavvamlık”, sorumluluk ve
yöneticiliktir.
“Eğer
boşanmaya karar verilirse, boşanma kesinleşir. Şüphesiz Allah işitendir,
bilendir.” (2/227) Burada ”boşanmaya karar verirlerse” ifadesinden de
anlaşılacağı gibi kararı veren tek şahıs kastedilmemiş, birden fazla bir
ifade kullanılmıştır. Hüküm tek kişilik değildir. Taraflardan her ikisi
için de geçerlidir.
“... Eğer
eşlerin Allah'ın çizdiği sınırlar içinde kalamayacaklarından endişe
ederseniz, kadının kendi boşanmasını sağlamak için, mehrinden
vazgeçmesi veya başka bir şey vermesinde her iki taraf içinde bir
sakınca yoktur...” (2/229) Bunun anlamı şudur:
Kadın
kocasıyla evliliğini sürdürmeden ümidini kesmişse bunu bitirmek için
karşı taraftan herhangi bir hak talep etmediği gibi mehrinden de
vazgeçebilir ve kocasına fazladan bir şeyler de verebilir demektir. Bu
ise kadının, kocasından boşanma talebinde bulunabileceğinin en açık
kanıtıdır.
Yukarıdaki Hadisi Şerifte anlatılan olayın kaynağı işte burasıdır. İslam
insanı hiçbir şekilde mahkum etmez. Razı olmadan yapılan imanı kabul
etmediği gibi, ikrahla/zorla söyletilen inkarı da kabul etmez. O halde
bir kimseye istemediği bir evliliği de asla dayatmaz. Bunu insanlar
kendi istek ve arzuları ile yapacak ve koruyacaklar ki bir anlamı olsun.
Ancak İslam yapılacak işlerin doğrusunu ve eğrisini insanların idrakine
sunarak; yapılacak doğru işlerin ilkelerini belirler. Kul olan insan da
dilediğini tercih edip sonucuna katlanmaya razı olur. Şu ayet bunu daha
net olarak ifade etmektedir.
“Eğer bir
kadın kocasının geçimsizliğinden veya yüz çevirmesinden korkarsa;
aralarında anlaşma yapmalarında her ikisi içinde bir günah yoktur. Hatta
anlaşmak daha iyidir. Ancak nefisler cimriliğe eğilimli hale
getirilmiştir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki,
Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır.” (4/128)
“Eğer
ayrılırlarsa, Allah herbirini bol nimetiyle yoksulluktan kurtarır.
Allah'ın nimeti boldur. Hikmeti büyüktür.” (4/130)
Sonuç
olarak şunu bilmeliyiz ki nikah, belli şartları taşıyan insanlar
tarafından kendi istekleriyle yapılan bir sözleşmedir. Sözleşmede en az
iki taraf vardır. Sözleşmeyi yapmada veya devamını sağlamada, karşılıklı
sadık kalmada ve sözleşmeyi bozmada taraflar aynı haklara sahiptir.
Birinin diğerinin aleyhine kullanacağı herhangi bir imtiyazı yoktur. Bir
antlaşmayı yaparken taraflardan biri razı olmayınca yapılamadığı gibi;
var olanın devamı için de iki tarafın devamını istemesi şarttır. Kadın
veya erkek bunu istemediği zaman nikahın devamı söz konusu olmaz.
Müslümana yakışan güzellikle bitirmektir. Sonuç olarak Allah'ın
2/229’daki hükmünü hatırlatıyor, sizlerin de düşünmesini istiyoruz.
Doğruların paylaşılmasını, yanlışların da düzeltilmesini umuyoruz.
Soru 2-
Peygamberimizin kaç eşi vardı ve çok olmasının sebebi nedir?
Cevap:
Hz. Muhammed (a.s) hayatı boyunca on iki hanımla evlilik yapmıştır.
Bunlardan en fazla dokuz hanımı bir arada nikahında bulunmuştur.
Peygamberimiz, yirmi beş yaşına kadar bekar, yirmi beş yaşında iken kırk
yaşında olan Hz. Hatice validemizle evlenmiştir. Elli yaşına kadar da
onunla yaşamıştır. Onun vefatından sonra hicreti müteakip Hz. Ayşe
validemizle evlenmiştir.
Hicretten
sonra çok evli bir hayata başlaması, ilahi ve siyasi nedenlere
dayanmaktadır. Bunun en açık delili Ahzab suresi 50. ayetidir ki tam
metnini (33/50) yukarıda vermiştik. Allah'u Teala, hem elçisini hem de
onunla birlikte Allah için yurdunu, yuvasını, hatta kocasını terkeden
akrabalarının, dul kadınlarını şereflendirmek için onlarla evlenmesini
istiyor. Ayrıca mümin hanımlardan peygamber eşi olma şerefini isteyip de
mehirlerini peygambere bağışlayan kadınlarla peygamber istediği takdirde
evlenmesine izin veriyor. Bunlarda peygamberin direk bir dahlinin
olmadığını görüyoruz. Bundan sonraki evliliklerinde ise tamamen siyaset
ağır basmaktadır.
Özellikle
İslam, devlet olduktan sonra yapılan savaşlarda yeni kavim ve
kabilelerle akrabalık ilişkileri kurmanın en kısa, en etkili ve en kadim
yöntemidir. O kabileden veya milletten bir kadınla yapılacak evlilik,
özellikle devlet başkanı düzeyinde olunca tüm düşmanlıklar dostluğa
dönüşerek akrabalık bağı ile bağlanmış oluyorlardı. Araplarda kullanılan
bu gelenekten peygamberimiz ve müslümanlar da istifade etmişlerdir.
Ortaçağın Avrupa prenslerinde de bu yöntemin kullanıldığını biliyoruz.
Ayrıca
bir davaya baş koyan insanların, inanç bağıyla birbirlerine
bağlanmalarının yanında, akrabalık bağlarıyla da bağlanmak nesep yönüyle
de bağlılığı getireceğinden, sarsılmaz bağlılıklar oluşturur.
Müslümanların birinci halkasını oluşturan ilk dört kişisine baktığımızda
bu örgüyü görüyoruz. Peygamberimiz en yakın dava arkadaşlarından
ikisinin kızıyla evlenerek Hz. Ebu Bekir ve Ömer (r.a)’e damat olmuş.
Hz. Osman ve Ali (r.a)’ye de kızlarını vererek damat edinmiştir. Araplar
o dönemde kendi kabilesinin çobanına bile sahip çıkar, kimseye
ezdirmezdi. ‘Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içiniz’ ilkesi onların
ahlâkı olmuştu. İslam’ın akrabalık bağlarının korunmasını son derece
önemsiyor, koparılmamasını istiyor olması da bunun önemini artırıyordu.
Olayın
bir başka tarafı, kişinin hizmeti ve samimiyeti oranında
ödüllendirilmesine, şereflendirilmesine yönelikti. Örneğin Ümmü Seleme
validemiz, İslam’ın ilk yıllarında kocasıyla müslüman olmuş ve
Habeşistan’a hicret edenlerle birlikte hicret etmişlerdi. Kocası orada
Hıristiyan olmasına rağmen O dininde sebat etmiş Müslümanlığını
korumuştu. Bunu duyan Peygamberimiz, Habeş kıralı Necaşiye mektup
yazarak Ümmü Selemeyi kendisine nikahladığını bildirdi. Hicretten sonra
da Medine’ye getirtip Hane-i Saadetlerine alarak şereflendirdi ki, o
zaman Ümmü Habibe validemizin 60 yaşında olduğu söylemektedir.
Gençliğini kırk yaşında bir kadınla ve tek kadınla geçiren bir kimsenin
elli üç yaşından sora çok evlilik yapmasının sebebi iyi düşünülmelidir.
Bu konu İslam düşmanlarının ifade ettikleri gibi değildir. Hz. Muhammed
şehvet düşkünü olduğundan çok evlilik yapmadı. Yukarıda ayetlerin ışığı
altında açmaya çalıştığımız gibi ilahi, insani ve siyasi sebeplerle
yapmıştır. Onun, Alemlere rahmet olarak gönderilmiş ve Rabbi tarafından
en güzel örnek gösterilmiş olması da buna manidir.
Düşünmenizi ve düşündürmenizi ümidediyor, çalışmalarınızda başarılar
diliyoruz... Selam ve dua ile.