Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 301 | Ocak 2004

                   

 


  

Nilüfer ÇAKMAK/Almanya

Dinimizde aile hukuku ile ilgili araştırma yapıyorum. Bana bu konuda yardımcı olursanız sevinirim. İlk sorum şöyle:

Soru  1-Kadının erkeği boşamaya hakkı var mıdır, varsa nasıl, ne ölçüde boşayabilir?

Cevap: İslam da boşanma, anlaşamayan eşlerin evlilik bağını bitirmek için konulan çözüm yoludur. Taraflardan biri bu evlilikten memnun olmayıp ayrılmaya karar verirse (ki bunun kadın ve erkek olması fark etmez) gerekli mercîlere niyetini ve nedenini bildirerek, (evliliğini tescil ettirdiği gibi, ayrılığını da tescil ettirip) boşanma ilamını alması gerekir. Bu malın ve neslin korunması için bir zorunluluktur. Hakimin ve yakınların birleşme ümidi olan eşleri, yeniden düşünmeye çağırarak gerekli nasihatta bulunmasının zorlayıcı hiçbir boyutu yoktur. Sonuca (ayrılmaya veya devamına) yine eşler karar verecektir.

Kuran’da yaptırım olarak öne çıkartılan mehirlerini vererek evlenme, boşadığınız eşlerin ve çocukların bakımı, evlilik talebinin erkeklerden gelmesi gibi konuların Nisa suresi 34. ayetinde beyan edilen “kavvamlık”ın bir derece üstünlük sebebi, zikredildiği gibi mallarından harcamaları, koruma, kollama, mehir verme ve nafakalarını temin etmelerinden dolayıdır. Evlilik talebi erkekten geldiği gibi kadından da gelebilir. Bunun Kur’an’daki örneği şöyledir: “Ey peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de kendini peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak istediği inanmış kadını, diğer müminlere değil sırf sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Biz eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri ile ilgili müminlere neyi farz kıldığımızı bildirdik ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır merhamet edendir.”

33/50 de beyan edilen “peygambere kendisini hibe eden kadınlar” peygamberle evlenme şerefine ulaşmak için evlenme talebinde bulunanlardır. Burada talep kadından  geliyor ve evlenmek için mehirden vazgeçtiğini bildiriyor. Evlilikte böyle olduğu gibi boşanmada da durum şöyledir:

Boşanma talebi kadından geldiği zaman kadının mehrinden vazgeçmesi gerekir. Asrı saadette evlenirken mehir olarak bir hurma bahçesi alan kadın peygamberimize gelerek boşanmak istediğini söyleyince, Peygamberimiz de:

“Evlenmek için aldığın hurma bahçesini geri verir misin?” buyurur; kadın: “Beni bu adamdan kurtar da ya Rasulullah üste para da veririm” der. Peygamberimiz de bu boşanma olayını gerçekleştirir.

Şunu açıkça bilmeliyiz ki, evliliğin gerçekleşmesi için evlenecek tarafların rızası nasıl gerekli ve şart ise, evliliğin devamı için, her iki tarafın bu evliliğin devam etmesini istemesi de şarttır. Kadın veya erkek ister geçimsizlikten, ister güvensizlikten kaynaklansın yahut başka sebeplerden olsun evliliğini bitirmek istediği taktirde, her iki taraf için de herhangi bir dini engel yoktur. Ancak her ikisi için dinin, insafa, düşünmeye, Allah’ın ilkelerini korumaya çağrısı vardır. İnsan iyi düşünüp kararını öyle vermelidir. Kimsenin tercihine engel olma söz konusu değildir. Kalmaya veya gitmeye eşler karar verecektir.

Kur’an’ın delili ise şöyledir: Bakara suresi 228. ayetinde boşanan kadınların durumu anlatılırken “kadınların meşru şekilde görevleri olduğu gibi hakları da vardır. Ancak erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece daha fazla hakkı vardır. Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Buradaki üstünlük (Allah doğrusunu bilir), nafakalarını temin etmek, koruyup kollamaları gibi nedenlerle verilen “kavvamlık”, sorumluluk ve yöneticiliktir.

“Eğer boşanmaya karar verilirse, boşanma kesinleşir. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” (2/227) Burada ”boşanmaya karar verirlerse” ifadesinden de anlaşılacağı gibi kararı veren tek şahıs kastedilmemiş, birden fazla bir ifade kullanılmıştır. Hüküm tek kişilik değildir. Taraflardan her ikisi için de geçerlidir.

“... Eğer eşlerin Allah'ın çizdiği sınırlar içinde kalamayacaklarından endişe ederseniz, kadının kendi boşanmasını sağlamak için, mehrinden vazgeçmesi  veya başka bir şey vermesinde her iki taraf içinde bir sakınca yoktur...” (2/229) Bunun anlamı şudur:

Kadın kocasıyla evliliğini sürdürmeden ümidini kesmişse bunu bitirmek için karşı taraftan herhangi bir hak talep etmediği gibi mehrinden de vazgeçebilir ve kocasına fazladan bir şeyler de verebilir demektir. Bu ise kadının, kocasından boşanma talebinde bulunabileceğinin en açık kanıtıdır.

Yukarıdaki Hadisi Şerifte anlatılan olayın kaynağı işte burasıdır. İslam insanı hiçbir şekilde mahkum etmez. Razı olmadan yapılan imanı kabul etmediği gibi, ikrahla/zorla söyletilen inkarı da kabul etmez. O halde bir kimseye istemediği bir evliliği de asla dayatmaz. Bunu insanlar kendi istek ve arzuları ile yapacak ve koruyacaklar ki bir anlamı olsun. Ancak İslam yapılacak işlerin doğrusunu ve eğrisini insanların idrakine sunarak; yapılacak doğru işlerin ilkelerini belirler. Kul olan insan da dilediğini tercih edip sonucuna katlanmaya razı olur. Şu ayet bunu daha net olarak ifade etmektedir.

“Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya yüz çevirmesinden korkarsa; aralarında anlaşma yapmalarında her ikisi içinde bir günah yoktur. Hatta anlaşmak daha iyidir. Ancak nefisler cimriliğe eğilimli hale getirilmiştir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki, Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır.” (4/128)

“Eğer ayrılırlarsa, Allah herbirini bol nimetiyle yoksulluktan kurtarır. Allah'ın nimeti boldur. Hikmeti büyüktür.”  (4/130)

Sonuç olarak şunu bilmeliyiz ki nikah, belli şartları taşıyan insanlar tarafından kendi istekleriyle yapılan bir sözleşmedir. Sözleşmede en az iki taraf vardır. Sözleşmeyi yapmada veya devamını sağlamada, karşılıklı sadık kalmada ve sözleşmeyi bozmada taraflar aynı haklara sahiptir. Birinin diğerinin aleyhine kullanacağı herhangi bir imtiyazı yoktur. Bir antlaşmayı yaparken taraflardan biri razı olmayınca yapılamadığı gibi; var olanın devamı için de iki tarafın devamını istemesi şarttır. Kadın veya erkek bunu istemediği zaman nikahın devamı söz konusu olmaz. Müslümana yakışan güzellikle bitirmektir. Sonuç olarak Allah'ın 2/229’daki hükmünü hatırlatıyor, sizlerin de düşünmesini istiyoruz. Doğruların paylaşılmasını, yanlışların da düzeltilmesini umuyoruz.  

Soru 2- Peygamberimizin kaç eşi vardı ve çok olmasının sebebi nedir?

Cevap: Hz. Muhammed (a.s) hayatı boyunca on iki hanımla evlilik yapmıştır. Bunlardan en fazla dokuz hanımı bir arada nikahında bulunmuştur. Peygamberimiz, yirmi beş yaşına kadar bekar, yirmi beş yaşında iken kırk yaşında olan Hz. Hatice validemizle evlenmiştir. Elli yaşına kadar da onunla yaşamıştır. Onun vefatından sonra hicreti müteakip Hz. Ayşe validemizle evlenmiştir.

Hicretten sonra çok evli bir hayata başlaması, ilahi ve siyasi nedenlere dayanmaktadır. Bunun en açık delili Ahzab suresi 50. ayetidir ki tam metnini (33/50) yukarıda vermiştik. Allah'u Teala, hem elçisini hem de onunla birlikte Allah için yurdunu, yuvasını, hatta kocasını terkeden akrabalarının, dul kadınlarını şereflendirmek için onlarla evlenmesini istiyor. Ayrıca mümin hanımlardan peygamber eşi olma şerefini isteyip de mehirlerini peygambere bağışlayan kadınlarla peygamber istediği takdirde evlenmesine izin veriyor. Bunlarda peygamberin direk bir dahlinin olmadığını görüyoruz. Bundan sonraki evliliklerinde ise tamamen siyaset ağır basmaktadır.

Özellikle İslam, devlet olduktan sonra yapılan savaşlarda yeni kavim ve kabilelerle akrabalık ilişkileri kurmanın en kısa, en etkili ve en kadim yöntemidir. O kabileden veya milletten bir kadınla yapılacak evlilik, özellikle devlet başkanı düzeyinde olunca tüm düşmanlıklar dostluğa dönüşerek akrabalık bağı ile bağlanmış oluyorlardı. Araplarda kullanılan bu gelenekten peygamberimiz ve müslümanlar da istifade etmişlerdir. Ortaçağın Avrupa prenslerinde de bu yöntemin kullanıldığını biliyoruz.

Ayrıca bir davaya baş koyan insanların, inanç bağıyla birbirlerine bağlanmalarının yanında, akrabalık bağlarıyla da bağlanmak nesep yönüyle de bağlılığı getireceğinden, sarsılmaz bağlılıklar oluşturur. Müslümanların birinci halkasını oluşturan ilk dört kişisine baktığımızda bu örgüyü görüyoruz. Peygamberimiz en yakın dava arkadaşlarından ikisinin kızıyla evlenerek Hz. Ebu Bekir ve Ömer (r.a)’e damat olmuş. Hz. Osman ve Ali (r.a)’ye de kızlarını vererek damat edinmiştir. Araplar o dönemde kendi kabilesinin çobanına bile sahip çıkar, kimseye ezdirmezdi. ‘Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içiniz’ ilkesi onların ahlâkı olmuştu. İslam’ın akrabalık bağlarının korunmasını son derece önemsiyor, koparılmamasını istiyor olması da bunun önemini artırıyordu.

Olayın bir başka tarafı, kişinin hizmeti ve samimiyeti oranında ödüllendirilmesine, şereflendirilmesine yönelikti. Örneğin Ümmü Seleme validemiz, İslam’ın ilk yıllarında kocasıyla müslüman olmuş ve Habeşistan’a hicret edenlerle birlikte hicret etmişlerdi. Kocası orada Hıristiyan olmasına rağmen O dininde sebat etmiş Müslümanlığını korumuştu. Bunu duyan Peygamberimiz, Habeş kıralı Necaşiye mektup yazarak Ümmü Selemeyi kendisine nikahladığını bildirdi. Hicretten sonra da Medine’ye getirtip Hane-i Saadetlerine alarak şereflendirdi ki, o zaman Ümmü Habibe validemizin 60 yaşında olduğu söylemektedir. Gençliğini kırk yaşında bir kadınla ve tek kadınla geçiren bir kimsenin elli üç yaşından sora çok evlilik yapmasının sebebi iyi düşünülmelidir. Bu konu İslam düşmanlarının ifade ettikleri gibi değildir. Hz. Muhammed şehvet düşkünü olduğundan çok evlilik yapmadı. Yukarıda ayetlerin ışığı altında açmaya çalıştığımız gibi ilahi, insani ve siyasi sebeplerle yapmıştır. Onun, Alemlere rahmet olarak gönderilmiş ve Rabbi tarafından en güzel örnek gösterilmiş olması da buna manidir. 

Düşünmenizi ve düşündürmenizi ümidediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz... Selam ve dua ile.

 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...