Bu hafta
Başkan Bush, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırlayacak. Irak Savaşı
sırasında Türkiye’nin topraklarından ABD askerlerinin geçişine izin
vermemesinin ardından zor bir yıl geçiren Türk-Amerikan ilişkileri
düzeliyor gibi görünüyor.
Geçen
hafta Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda, Erdoğan Newsweek’e, Bush ile
kendisinin Irak’ı parçalara ayırabilecek kaygılar konusunu ele
alacaklarını söyledi. Dahası, Suriye tarafından kendisinden Ortadoğu
barış sürecinde bir aracı olarak hareket etmesi önerisi geldiğini ve
buna sıcak baktığını söyledi. Aşağıda, Newsweek’in Başbakan Erdoğan ile
yaptığı söyleşiyi okuyacaksınız.
Soru:
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan plan
doğrultusunda Kıbrıs konusunda bir anlaşmayı öne almaya hazır mısınız?
(Bu plan mevcut bölünmüşlüğünü sürdüren adayı birleştirmeyi öngörüyor.)
Cevap:
Annan Planı’nı referans noktası alarak, biz Kıbrıs sorununda bir
anlaşmaya ulaşmak için iyi niyetimizi gösteriyoruz. Biz kalıcı bir
çözümden yanayız.
Genel
Sekreter’in planında bir değişiklik isteyecek misiniz?
Bizim
düşüncemiz Annan Planı ile devam etmek. İnanıyoruz ki, adanın Türk
tarafında yeni seçilmiş bir yönetim, çözüm konusunda Rum Kesimi’ndeki
muadillerinden daha az hevesli olmayacak.
Başkan
Bush’a bu hafta Kıbrıs konusunda bir anlaşma ve 1 Mayıs’tan önce bir
referandum teşvik ettiğinizi söyleyecek misiniz? (Kıbrıs’ın Güney
bölümünün AB’ye tam üye olacağı tarih.)
Biz 1
Mayıs’tan önce bir çözüme ulaşma taraftarıyız. Bütün çabalarımızın
sebebi bu.
Biliyorum
ki, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile görüştünüz. Size bir
Kıbrıs anlaşmasına varmanız durumunda, Türkiye’nin AB’ye girme konusunda
müzakerelere başlama tarihi almada daha iyi bir şansı olacağı yönünde
özel bir güvence verdi mi?
Sayın
Prodi, Kıbrıs’ta bir anlaşmanın 2004 Aralık ayındaki (kararın alınacağı
tarih) AB zirvesinde olumlu etkisi olacağını söyledi. Bu, psikolojik bir
mesele.
Bazı
Avrupa ülkeleri kesin bir biçimde Türkiye’nin girişine karşı çıkıyor.
Örneğin, Almanya’da bu havayı değiştirmek için ne yapabilirsiniz?
Tüm iyi
niyetimizle, olabildiğince katılım müzakereleri için çalışmaya devam
edeceğiz. Avrupa Birliği ailesinin bir parçası olmayı istediğimiz kadar,
AB de Türkiye’nin onun bir parçası olmasını istemeli. Eğer Avrupa
Birliği, medeniyetlerin nerede buluştuğuna dair bir adres istiyorsa,
Türkiye’yi birliğe almalı. Aralık ayındaki zirvede bir müzakere tarihi
almazsak bile reformları kendi halkımızın yararı için uygulamaya devam
edeceğiz.
Siz,
söylenildiğine göre, eğer Irak bölünürse, komşularının da kaçınılmaz bir
biçimde içine çekileceğini belirttiniz. Irak’ın parçalanmasının Amerikan
müdahalesinin istenmeyen bir sonucu olacağından korkuyor musunuz?
Gerçek şu
ki, etnik ya da dinî mezheplere dayanan Irak’ta federal bir yapı
sağlıklı olmayacak. Suriye, İran ve Türkiye’yi de rahatsız edecek.
Sağlıksız bir yapı Irak’ta bizim geleceğimiz üzerinde olumsuz bir etkiye
sahip olacak. Sağlıklı demokratik bir yapı bizi memnun edecek. Komşu
ülkedeki bir bölünmenin sizi etkilememesi imkansız.
Öyle
görünüyor ki, Kürtler kuzeyde otonomi çalışmaları yürütüyor.
Söylenildiğine göre, petrol zengini Kerkük şehrini ele geçiriyorlar ve
kendi orduları var. Kürtler konusunda endişeleniyor musunuz?
Kürtler
tarafından Kerkük’te atılan adımlar sağlıklı değil. Bir etnik grup
üzerinde diğerinin egemenliğini kurma çabaları adaletli değil. Bu grubun
Kürtler, Türkler, Araplar ya da Asuriler olması hiç önemli değil. Aynı
şey dinî mezhepler için de geçerli. Rahatsız edici olmasının sebebi bu.
Bu, Irak’ın bütünlüğüne zarar verecek.
İkincisi,
Kerkük’te devam eden şey -kaynakların tek bir etnik grup tarafından
sömürülmesi- tüm Iraklılara ait olan ülkenin doğal kaynaklarını
tehlikeye sokacak. Doğal olarak, diğer etnik unsurların da bu duruma
karşı olumlu bir yaklaşımları olmayacak ve bölünme devam edecek.
Kürtlerin,
Şiilerin ve Kürtlerin Irak’ta otonomi hakkı istediklerini düşünüyor
musunuz?
İnanıyorum
ki, ABD şimdi zorluğu teşhis etti ve sanırım koalisyon üyeleriyle buna
dair görüş alışverişi yapıyorlar. Türkiye’yi ilgilendirdiği kadarıyla,
gerekli desteği yapmak için ne gerekiyorsa hazırız. Suriye ve İran da
buna dahil edilmeli.
Suriye
Devlet Başkanı Beşşar Esad ülkenizi ziyaret etti ve İsrail ile yeniden
barış görüşmelerini başlatma konusundaki ümitlerini diriltti. Öyle mi
sahiden ve Esad’dan Başkan Bush’a bir mesaj taşıyor musunuz?
Size
samimi bir şekilde diyebilirim ki, bizimle olan görüşmeleri boyunca
Başkan Esad’da gözlemlediğim, barış görüşmelerini sürdürme isteğinde
samimi olduğu. Aynı zamanda Türkiye’nin İsrail ve Suriye arasında aracı
olarak hareket etmesi konusunda da hazır olduğunu gördüm. Ve biz böylesi
bir talebi yerine getirmek için hazırız.
İstanbul’da iki sinagogun bombalanması olaylarının arkasında kim var ve
Suriye ile İran bir şekilde Türkiye’de meydana gelen terörizme karşı
mücadelede size yardımcı oldu mu?
Bulmaca
hemen hemen tamamıyla çözüldü. Hem Suriye hem İran işbirliği yaptı. Bu
olayın Türkiye dışında organize edildiği çok net. Gözaltına aldıklarımız
tarafından bu açık biçimde ifade edildi.
Teröristler El Kaide üyesi mi?
Bu dinci
bir terörist örgüt. El Kaide’yi tanıdıklarını söylüyorlar; ama El Kaide
mensubu olduklarını belirtmiyorlar.
Neden
Türkiye hedefti?
Biz İslam
kültürü ile demokrasi kültürünün bir arada uyum içinde var olabileceğini
kanıtladık. Ve benim partim bir kez ve her zaman bunun olabileceğini
kanıtlamaya çalışıyor.
Bombalamalardan sonra Yahudi toplumunu kucaklamada kendinizi özgür
hissettiniz mi; çünkü siz seçilmiş bir lidersiniz ve mollalara ya da
herhangi birine cevap vermek zorunda değilsiniz?
Ben
Türkiye’de tüm Müslüman ve Müslüman olmayanların başbakanıyım.
Sinagoglara yönelen saldırının ardından, hahambaşını ziyaret eden ilk
Türk başbakandım. Ölenlerin Müslüman olup olmaması beni ilgilendirmiyor;
onlar insandı ve ben acı hissetmek zorundayım ve buna karşı savaşmak
için elimden gelenin en iyisini yapmak durumundayım. (26 Ocak
2004;Newsweek).