|
|
 |
|
Sayı
306 | Haziran 2004 |
|

Allah’ın Dilemesi
Şaban PİRİŞ
Allah'ın
dilemesi konusu Kur'an'da sık sık karşımıza çıkan bir konudur. Bu konu
iyi bir şekilde kavranamadığı zaman bazı yanlış ve hatalı anlayışlar
ortaya çıkmaktadır. "Allah'ın dilemesi" konusunu iyi kavrayabilmek için
öncelikle Kur'an'ın gösterdiği gibi Allah'ı tanımamız ve Allah hakkında
yanlış zanlardan kaçınmamız gerekir. Nitekim Kur'an'da şöyle
buyuruluyor:
"Allah'ı hakkıyla takdir edemediler, bilemediler." (En'am; 91)
"Allah hakkında da, cahiliye zannı besleyerek..." (Al-i İmran: 154)
Allah'ı hakkıyla tanımadığımız zaman elbette O'nun neyi, nasıl, ne
zaman, nerede dileyeceğini de bilemeyiz. Sonra da, Allah'ı ne zaman ne
yapacağı belli olmayan bir zat olarak zannederiz ki bu da bizi çok
yanlış ve saçma sonuçlara götürür. Bu sebeple önce Rabbimiz olan
Allah'ın dileme fiili ile ilgili olarak bilmemiz gereken konuları kısaca
özetleyelim:
A. ALLAH'IN DİLEMESİ İLE İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKEN KONULAR
1- İlim/Alim:
Her şeyi bilen ve her şeyi bir ilim üzerine gerçekleştiren anlamına
gelir. Allah'ın dilemesi de gelişi güzel değil, bir bilgi/ilim
içerisinde cereyan eder. "Sizi güçsüz olarak yaratan, sonra da bu
güçsüzlüğün ardından kuvvetli kılan, sonra bu kuvvetin ardından zayıflık
ve ihtiyarlık veren Allah'tır. O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla
bilendir; her şeye kadirdir." (Rum: 54)
"Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkını yayar ve
daraltır. Çünkü O, her şeyi bilendir." (Şura: 12)
"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz, şüphesiz Allah bilendir,
hakimdir." (İnsan: 30)
2- Hikmet/Hakim:
Allah hakimdir. Yani yaptığı her işi bir hikmete dayanarak yapar.
Gayesiz, sebepsiz bir iş yapmaz. Ayrıca bütün hüküm ve idare tamamen
Allah'a aittir. Bu sebeple Kur'an'da hakim ismi bir çok yerde alim ismi
ile birlikte anılır:
"... Dilediğimizin derecesini yükseltiriz. Şüphesiz rabbin hakimdir,
alimdir." (En'am: 83)
"... Onlara (galip gelecek) imkanı Allah sana vermişti. Allah, alimdir,
hakimdir." (Enfal: 71)
"Şüphesiz Rabbim, dilediğine lutfedendir. O, alimdir, hakimdir." (Yusuf:
100)
3- Vaad/Vaid:
Allahu Teala bir vaadde bulunduğu zaman kesinlikle bu vaadinden dönmez.
"Bu, Allah'ın vaadidir. Allah, vaadinden asla dönmez. Fakat insanların
çoğu bilmezler." (Rum: 6)
"... Zira bütün işler, Allah'a aittir. Allah'ın dilemesi halinde, bütün
insanlara hidayet edebileceğini hala anlamadılar mı? Allah'ın vaadi
yerine gelinceye kadar küfredenlere yaptıkları işler sebebiyle bir
felaket isabet edecek, yahut evlerinin yakınına kadar sokulacaktır.
Allah, vaadinden asla dönmez." (Ra’d: 31)
4- Adalet:
Adalet Allah'ın üzerinde önemle durduğu bir konudur. Allah adaleti
emretmektedir. Adaletsizliği çirkin ve zulüm olarak nitelendirmektedir.
Kullarını böyle bir kötülükten nehyeden Allah'ın kendisinin adaletsiz
olabileceği düşünülebilir mi? Elbette hayır, öyleyse, Allah'ın dilemesi
de bu adalet kuralına bağlıdır."Allah, alemlere bir zulüm dilemez."
(Al-i İmran: 108) "Allah, kullarına zulmü asla istemez." (Mü'min: 31)
"Şüphesiz Allah, adaleti ve iyiliği emreder..." (Nahl: 90) "Rabbinin
kelimeleri doğruluk ve adaletle tamamlandı. Onun sözlerini değiştirecek
hiç bir şey yoktur." (En'am: 115)
5- Rauf-Rahim:
Şefkat ve merhametli anlamlarına gelen rauf ve rahim Allah'ın
esmau'l-hüsna'sındandır. Allah'ın dileme fiilinde bu iki ismin de büyük
bir yeri vardır. Kullarına karşı oldukça şefkat ve merhamet sahibi olan
Allah'ın kimler için neleri dileyip, dilemeyeceğini az çok tahmin
edebiliriz. "Allah, sizin imanınızı zayi edecek değildir. O, şüphesiz
insanlara çok şefkatli ve merhametlidir." (Bakara: 143)
6- Gafur:
Affeden, bağışlayan anlamına gelir. Allah, gafurdur. "Rabbiniz
içinizdekini daha iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız, O şüphesiz
kendisine sığınanlar için çok bağışlayıcıdır." (İsra: 25) "Allah, çok
bağışlayıcıdır, çok merhametlidir." (Ahzab: 73)
7- Zü'l İntikam:
İntikam alan, yapılan günahların karşılığını veren, cezalandıran
demektir. Allah, Gafur olduğu gibi intikam alıcıdır da. Allah'ın
bağışladığı kullardan olabilmek için "tövbe" şartı vardır. Allah,
kendisine yönelen, tövbe edip, kötülükten kaçan kullarını bağışlar. "Ey
iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah,
amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın; kim Allah'a ve
resulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (Ahzab: 70-71)
"...Ancak tövbe edenler, hallerini düzetenler ve (doğruyu) açıklayanlar
müstesna... Bunların tövbelerini kabul ederim. Ben, tövbeleri kabul eden
ve bağışlayanım." (Bakara: 160)
Allah, ayetlerini tanımayanlardan, kulluğundan ayrılanlardan Allah'a
verdikleri sözü unutup, bozanlardan ve Allah'ın korunmasını istediği
sınırları aşıp taşkınlık yapanlardan intikam alır, yani onları
bağışlamaz ve cezalarını verir:
"Allah'ın ayetlerini tanımayanlara, şüphesiz şiddetli bir azap vardır.
Allah, azizdir, intikam sahibidir." (Al-i İmran: 3) Allah'ın adalet
ilkesi bağışlayıcı olmakla birlikte suçluların cezalandırılmasını da
gerektirir. "Allah'tan korkanlar için, Rab'leri katında nimet cennetleri
vardır. Müslümanları o günahkarlarla bir mi tutacağız?" (Kalem: 34-35)
"Azgınlık yapan ve dünya hayatını tercih eden kimsenin varacağı yer,
işte bu cehennemdir. Amma kim Rabbinin azametinden korkar ve nefsini
heva ve heveslerinden alıkorsa, onun varacağı yer de cennettir."
(Naziat: 37-41)
"Allah, geçmişi bağışlamıştır, fakat kim de bu suçu tekrar işlerse,
Allah, ondan intikamını alır. Allah galiptir, intikam sahibidir."
(Maide: 95) "Sakın Allah'ı Peygamberine verdiği sözden döner zannetme,
Allah, azizdir, intikam alıcıdır." (İbrahim: 47)
B- SINIRSIZ VE SINIRLI DİLEME
Allah, her şeyin yaratıcısı, sahibi, hakimi ve tüm tasarrufları
kendisinde barındıran ilah olduğu için sınırsız dileme hakkına sahiptir.
O neyi dilerse yapar:
"Bir şeyin olmasını istediği zaman ona "ol!" der. O şey de hemen
oluverir." (Yasin: 82) İşte buna Allah'ın mutlak iradesi denir. Hiç
kimse Allah'ın bu mutlak iradesini sınırla-yamaz, engelleyemez. Çünkü bu
irade ilah olmanın her şeyin tek başına, ortaksız olarak sahibi
bulunmanın bir gereğidir. Allah'ın dilemesini kendinden başka hiç kimse
sınırlayamaz. Allah, neleri dileyip, neleri dilemeyeceğine elbette
kendisi karar verir. Allah bir şeye de karar verdi mi; ondan bir söz
çıktı mı; artık onun aksinin olması mümkün değildir. Allah'ın verdiği
sözden dönmesi (yukarıda sıraladığımız hususlar dikkatle incelendiği
zaman), ilahlık makamına aykırıdır. Çünkü ilah, her şeyi bilir, geleceği
görür. Bu sebeple daha sonra döneceği, pişman olacağı bir söz vermez. O,
hata yapmaz ki, dönüş ihtiyacı hissetsin. Böyle bir eksiklik içinde olan
ilah olamaz.
"Benim katımda, söz değiştirilmez ve ben kullarıma karşı zalim de
değilim." (Kaf: 29)
"Allah'tan daha doğru sözlü (ya da; sözüne daha sadık) kim vardır."
(Nisa: 122)
C- ALLAH'IN DİLEMESİ - İNSANIN DİLEMESİ
Allah'ın dilemesi, insanın dilemesine mani değildir. Çünkü Allah, insanı
dileyebilecek bir özellikte yaratmıştır. Ama bu dileme sınırsız bir
dileme değildir. Sınırsız bir dileme yalnız Allah için geçerlidir ve
ilahlık özelliğidir. Allah'ın dilediği gibi sınırsız bir dileme hakkına
sahip olduğunu iddia eden kimse ilahlık davasına kalkışmış olur. İnsan
neyi isterse dileyemez. Allah'ın, insana verdiği sınırlar içerisinde
istediğini diler ve yine Allah'ın kendisine verdiği sınırlar içerisinde
dilediğini yapabilir.
"Kur'an, alemler için ve içinizden doğru yola girmeyi dileyen kimseler
için bir öğütten başka bir şey değildir. Şu da bir gerçektir ki,
alemlerin rabbi olan Allah, dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz."
(Tekvir: 27-29)
"Bu, şüphesiz bir öğüttür. Dileyen rabbine giden bir yol tutar. Allah,
dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah, alimdir, hakimdir.
Dilediği kimseyi rahmetine sokar, zalimler ise, onlar için de acı bir
azap hazırlamıştır." (İnsan: 29-31)
İnsanların en çok yanılgıya düştükleri konulardan birisi de Allah'ın
dilemesi ile insanın dilemesinin sınırlarını birbirine karıştırıp; bazen
insanın kendisini ilahlık taslayacak bir mevkide görmesine, bazen de
varlığının gayesi olan kulluğu hiçe saymaya kadar götürmüştür. Kimi
zaman Allah gibi dilemesi olan üstün varlıklar hayal edilmiş, Allah'ın
onlara bir ilah gibi istediğini dileme ve dilediğini yapma izni
verdiğine inanılmıştır. Bu inanç şirktir. İnsanı dinden çıkarır. Çünkü
istediğini dileme ve dilediğini yapma ancak bir ilahın vasfıdır. Bu
vasfı taşıdığı iddia edilen varlık da ilah olarak kabul edilmiş olur.
Bilinen bir gerçektir ki Allah'tan başka ilah yoktur. Sınırsız dileme ve
yapma hakkı da O'na aittir. İnsan, Allah'ın kendisine çizdiği sınırın
ötesine geçemez. Allah, hiç bir insana, diğer insanlardan ayrı olarak
bir güç ve yetki vermemiştir. Herkes Allah'ın kulu ve beşerdir. İlahi
vasıflara yalnızca Allah sahiptir. Allah'tan başka ilah olmadığı için,
Allah'ın dışında kendisine dua edilen, yardım istenen ve bir takım
manevi güçleri olduğu farz edilen varlıklar hayalidir. Bunlara iman
etmek şirktir.
"Bu (ceza) dünyada iken yalnız Allah'a dua edildiği zaman inkar etmeniz,
O'na ortak koşulduğunda ise ona iman etmeniz dolayısıyladır. Artık
hüküm, O yüce ve büyük olan Allah'a aittir." (Mü'min: 12)
"O gün onların hepsi ortaya çıkarlar, onlardan hiç bir şey Allah'a gizli
kalmaz. O gün mülk kimindir? Şüphesiz kahredici bir tek Allah'ın."
(Mü'min: 16)
Kulluk, insan için seçebileceği ve iradesiyle gerçekleştireceği bir
konudur. Bu sebeple Allah insana, istediğini seçme iradesi vermiştir.
İnsan seçici bir özellikte yaratılmamış olsaydı, o zaman kulluğu zorunlu
ve karşılığı ödülsüz olurdu. Ceza da düşünülemezdi. Allah'ın insana
bahşettiği bu dileme kabiliyeti sebebiyle insan yaptıklarından ve
yapması gerekirken yapmadıklarından sorumludur. İyilikleri cennetle
ödüllendirilecek; kötülükleri cehennemle cezalandırılacaktır. Tabii
Allah'ın dilemesi ve affı olmazsa.
D. ALLAH NELERİ DİLER NELERİ DİLEMEZ?
a. Allah, kullarına hayrı diler, zulmü dilemez:
"Allah, alemlere zulmü dilemez." (Al-i İmran: 108)
"Allah, size kolaylığı ister; güçlüğü istemez." (Bakara: 185)
"Allah, kullarına zulmü asla istemez." (Mü'min: 31)
b. Allah, tövbe etmenizi ve sizin günahlarınızı bağışlamak ister:
"Allah, size açıklamak ve sizden öncekilerin hak yoluna sizi hidayet
edip, tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi hakkıyla
bilendir." (Nisa: 26)
"Allah, sizin tövbelerini kabul etmek istiyor; şehvetlerinin peşinde
koşanlar ise, sizin doğru yoldan iyice sapmanızı istiyorlar." (Nisa: 27)
"Allah, sizin yükünüzü hafifletmek istiyor, zira insan zayıf
yaratılmıştır." (Nisa: 28)
c. Allah, kullarına verdiği iradeyi kullanmalarını diler ve bunun
sonucunda oluşması mukadder olan sonuçları belirler:
"Biz, insanı karışık bir nutfeden yarattık. Onu imtihan etmek için onun
işitmesini ve görmesini sağladık. Sonra da ona gideceği yolu gösterdik.
Ya şükreder (bu yoldan gider) ya da kafir olur (ondan sapar)." (İnsan:
2-3)
"Kafirler için zincirler, halkalar ve alevli cehennem hazırladık."
(İnsan: 4)
"İman edip doğruyu yapanlara altlarından ırmaklar akan cennetleri
müjdele!" (Bakara: 25)
"Dinde zorlama yoktur. Hak yol, batıl yoldan ayrılmıştır. Kim tağutu
inkar eder, Allah'a iman ederse, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa
tutunmuş olur..." (Bakara: 256)
"Nefse ve onu düzenleyene.
Sonra da ona kötülüğü ve korunmayı ilham edene..
Ki onu arındıran kurtuluşa ermiştir.
Onu kötülüğe gömen ise mahvolmuştur." (Şems: 7-10)
d. Allah, insanların sapmasını dilemez, fakat sapanlara da engel olmaz:
Allah, kullarına zulmü istemediği için elbette onların bir zulüm olan
sapıklığa düşmesini de istemez. Ne var ki insanı yeryüzünde imtihan için
yaratmış olmasının bir hikmeti olarak ona ne iyiliğe yönelmekte ne de
kötülüğe düşmekte asla müdahale etmemektedir. Fakat, koyduğu kanunları
ile hidayete yönelenlerin de sapıklığa meyledenlerin de içinde
bulundukları o hali kolaylaştırır.
"Kim malından verir ve korkar; en güzeli de tasdik ederse, biz de ona en
kolayı kolaylaştırırız. Kim de, cimrilik eder, kendini müstağni görür ve
en güzeli yalanlarsa, biz de ona en güç olanı kolaylaştırırız." (Leyl:
5-10)
"Eğer küfrederseniz, şüphesiz Allah'ın size ihtiyacı yoktur, fakat,
kullarının küfrüne razı değildir." (Zümer: 7)
"Bu da, Allah'ı gazaplandıran şeye uymalarından ve O'nun rızasından
hoşnut olmamalarındandır. Bu yüzden de Allah, onların amellerini boşa
çıkarmıştır." (Muhammed: 28)
(Allah, insanların) "Bir kısmını hidayete erdirmiş, bir kısmına da
sapıklık müstahak olmuştur. Çünkü onlar, Allah'ı değil, şeytanları
kendilerine veli edinmişler ve de kendilerini hidayette zannetmişlerdi."
(A'raf: 30)
Hidayetin ve sapıklığın gerçekleşmesi için Allah bir takım şartlar
koymuştur. İmtihanı kazanmak isteyen kimse hidayetin şartlarını yerine
getirerek hidayeti hak eder. (Örneğin hidayetin temel şartı Allah'ın
kitabına uymaktır.)
Dalaletin şartlarına/sebeplerine uyanlar da sapıklığı hak ederler.
(Allah'ın kitabını anlamaya yanaşmamak, dinlememek, görmemek, kalbini
Allah'ın sözlerine açmamak, içinde bulunduğu ortamı hidayet zannetmek,
şeytanın kuruntuları ile yaşamak.)
"Ey Ademoğulları, size içinizden, ayetlerimizi size anlatan peygamberler
gelir de kimler sakınır ve nefsini ıslah ederse, işte onlara hiçbir
korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir." (A'raf: 35)
"Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklük taslayanlar ise,
cehennem ashabıdırlar, onlar orada ebedirler." (A'raf: 36)
"... Rabbimiz, biz, kendi liderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik;
onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar. Rabbimiz, onlara iki kat azap
ver ve onlara büyük lanet et!" (Ahzab: 67-68)
Allah'ın sapmanın ve hidayetin gerçekleşmesi için koyduğu kanunlardan
habersiz olanlar, ayetleri yanlış olarak yorumlayarak "insanları
Allah'ın sapıklığa yönelttiğine ve bilfiil sebepsiz yere, sırf sapmasını
dilediği için saptırdığına" inanırlar. Oysa bu kimseler ayetleri önceki
ve sonraki ayetlerle birlikte okuyup düşünseler, böyle bir yanlış
anlayışa düşmezler. Örnek olarak bir ayeti inceleyelim: (Zümer Suresi
23. ayet) "... İşte bu (kitap) Allah'ın hidayetidir. Onunla dilediğine
hidayet verir. Allah, kimi de sapıklıkta bırakırsa (bazı mealler hatalı
olarak "saptırırsa" şeklinde anlam veriyorlar.) artık onun için hiçbir
yol gösteren bulunmaz."
Bu ayetten önce gelen ayetler Kur'an'ın yol göstericiliğini açıklıyor,
Allah'tan korkanların kitaba nasıl sarıldıklarını belirtiyor. Kafirlerin
ise "Allah'ın kitabına/zikrine karşı kalpleri katılaşmış kimseler
oldukları" ve bu sebeple sapıklık içinde bulundukları bildiriliyor.
(Ayet: 22 ye bakınız) Görüldüğü gibi, Allah dilediği kimseleri zorla
sapıklığa itmiyor, aksine onlara gerçekleri görmeleri ve hidayete tabi
olmaları için ayetleri sıralıyor. Fakat sonuçta onlar imandan kaçtıkça
Allah onların sapıklıkta kalacaklarını ve bir yol gösterici
bulamayacaklarını hatırlatıyor.
e. Allah'ın iyiliği ve kötülüğü dilemesi:
Allah, varlıkları ve fiilleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır. Her
birinin gerçekleşmesi için belirli kanunlar koymuştur. Mutlak manada
istediği gibi hareket etme yetkisi elinde olan Allah, yaptığı her işte
adaleti gözetmiş ve Rahman, Rahim bir ilah olduğunu, biz aciz kullarına
göstermiştir.
Allah, bazen bizi bela ve musibetlerle imtihan eder. Bu bela ve
musibetler çoğunlukla bizim yaptığımız hataların, işlediğimiz suçların
bir bedelidir. Fakat, biz bunun farkında olmayız. İşlediğimiz hatalar,
bazen ferdi, bazen de toplumsaldır.
"İnsanların elleriyle işlediklerinden dolayı karada ve denizde fesat
ortaya çıkar; Allah da belki dönerler diye işlediklerinin bir kısmının
cezasını onlara (dünyada) tattırır." (Rum: 41)
Başlangıçta Allah, kullarına karşı iyiliği ister, fakat kullar azgınlık
yapmaya ve günah işlemeye başladıkları zaman onları cezalandırır.
"Bir, memleketi helak etmek istediğimiz zaman oranın ileri gelen şımarık
zenginlerine emrederiz. Buna rağmen orada fesad çıkarırlar da hüküm
aleyhlerinde gerçekleşir. Artık orayı yıkıp, yerle bir ederiz." (İsra:
16)
"Allah, ağızlarıyla "iman ettik" diyen; fakat kalpleriyle kafir olan,
yalan dinlemeye bayılan, kafirler için casusluk yapan, Allah'ın
ayetlerinin anlamını kaydırmak için kelimelerin manasını bozan, heva ve
heveslerinden başka bir şey düşünmeyen kimselere bela ve musibet diler.
Onları dünya ve ahirette rezil, aşağılık bir mahluk kılar ve ateş ile de
cezalandırır." (Maide: 41)
"Allah, iman edip, doğru hareket edenlerin de yeryüzünün hakimiyet ve
zenginliğine sahip olmalarını diler." (Nur: 55)
Bu dünyada imtihan olarak bazı musibetlere uğrayan mü'minler
karşılığında ahireti kazanırlar. Cennetlerde ağırlanırlar.
"Sizi, biraz korku, açlık, mallardan, canlardan, ürünlerden yana
eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele!
Onlar, bir musibete uğrayınca:
-Biz, Allah’a aitiz ve elbette O’na döneceğiz derler.
Onlara, Rab’lerinden bir mağfiret ve rahmet vardır. Hidayete ermiş
olanlar, işte onlardır." (Bakara: 155-157)
Bu dünyada nimet ve her türlü imkanı bulan, kafirler için de ahirette
hiç bir alacak kalmaz.
Allah, onlara dünyada iken yaptıkları iyiliklere karşılık olarak bol
nimetler bağışlar. Yaptıkları kötülüklere karşılık olarak da cehennem
azabını hazırlamıştır.
"Kafirlerin diyar diyar dolaşmaları seni aldatmasın.
Az bir geçimlik sonra varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü
yerleşim yeridir.
Rab’lerinden korkanlara da altlarından ırmaklar akan ve içinde temelli
kalacakları cennetler vardır.
Allah katından bir ağırlanmadır / ikramdır. Allah katında olanlar, iyi
kimseler için daha hayırlıdır." (Al-i İmran: 196-197)
|
|
 |
|
 |
|
|
...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır
:::... |
|
|