Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 307 | Temmuz  2004

                   

 

 


  

İslam Protestanları ve Yeni Laiklik

H. Bülent KAHRAMAN / 09.06.2004 / RADİKAL

Laikos'la laiklik arasındaki ilişki, Batı demokrasisinin temel kurucusudur.
Çünkü, kurucu özne olan laikos, varlığını, kilisenin ve Tanrı-kralın elinde bulunan iktidarı onlardan almaya borçludur. Batı'da, burjuvazi siyaset meydanına böyle çıkar. Bununla özdeş olan hareket ise Protestanlıktır.
Protestanlık kavramı, sanıldığı gibi, bu cemaatin reddiyeci bir kültüre bağlı olduğunu işaret etmez. Tersine, Protestanlar, Katoliklere göre çok daha muhafazakârdır denebilir. Buna mukabil, Protestanlık, ruhban sınıfını aradan kaldırmak suretiyle iktidarın ve siyasetin sekülerleşmesinin en önemli adımıdır.
Gene yaygın bir kanıya göre liberalizm, din sürecinin sekülerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu kısmen bir yanılgı. Klasik liberal doktrinde piyasanın ve her şeyin, kendiliğinden, müdahale olmaksızın en iyi şekilde işleyeceğine dönük inancın altında, Tanrı'nın her şeyi kusursuz yarattığına dönük bir algılama vardır. Bu itibarla, Amerikan liberalizminin din konusundaki esnekliği klasik liberal doktrinin bu konudaki özgürlüğünden değil, federatif yapıdan kaynaklanır. Hatta, Amerikan liberalizminin din konusundaki seküler mantığının klasik liberal doktrinin atomistik birey anlayışından hiç hazzetmediği de söylenebilir. Ama gene de bu olgu liberal demokrasinin gelişiminde çok önemli bir pay sahibidir.
Türkiye'de bu sürecin yaşanmamış olması ve merkezi devlet geleneğinden geliniyor olması bir şeyi değiştirir mi?
Son 80 yılda değiştirdi. O nedenle devlet dini denetimi altına aldı. Oysa bugün Türkiye'nin ilk Protestanları olan Kemalist cumhuriyetçiler yerlerini daha somut bir 'protestanlığa' bırakıyor. Bunu da bütün bir Anadolu diye görmek mümkün. Toplum, dinin daha fazla devlet tekelinde tutulmasını istemiyor. Çünkü, devleti, Batı'daki kilise-ruhban sınıfı-krallık/imparatorlukla eşanlamlı görüyor. Şimdi, Anadolu'da kendi varlığıyla bütünleşmek isteyen bir yeni cemaat var. Bu hareket ekonomiye dayanıyor. Türk burjuvazisi bugün de devlet kaynaklarını kullanmak, hatta sömürmek istiyor. Bu, onun doğasında olan bir tepki. Ne var ki, bu burjuvazi bundan 100 yıl önceki 'olmayan' burjuvazi değil. Kendisine ait bir gücü var ve büsbütün bağımsızlaşmak istiyor.
Hal böyle olunca, ekonomik bağımsızlaşma çabasıyla siyasal/toplumsal/ kültürel bağımsızlaşma at başı gidiyor ve Batı'da Protestanlığın verdiği mücadele şimdi burada tekrarlanarak, çok ilginç bir tarihsel 'replika' çıkıyor ortaya. Din alanının cemaatlere terk edilmesi talebi Türkiye'de din temelli sermayenin bir talebidir ve sosyo-ekonomik ve tarihsel bir dayanağı vardır.
Bunda korkacak bir şey yok. Bu noktaya gelmiş olan bir cemaat ve sekülarizm anlayışı, bizde her zaman iddia edildiği gibi, devleti bölüp parçalamaz. Tam tersine, ekonomik bir tabana dayandığından devletin mevcudiyeti onun en önemli kaygısıdır. Geriye bir tek şey kalıyor: farklı cemaatlerin farklı uygulamaları. Bunu söylemek zaten 'Ben nesir konuşuyormuşum' demek kadar anlamsız. Elbette öyle olacak. Zıtlaşmanın olmamasının baş çaresi de bu. Aksi takdirde, devletin tekelinde tuttuğu ve empoze ettiği Sünni kaide karşısında diğer mezheplerin tepki göstereceği açık. Devletin bu süreçte işlevi, huzursuzluk yaratan dinsel uygulamayı denetlemek olmalı. Bunu sadece bireysel hak kavramına dayanarak hukuk aracılığıyla gerçekleştirmelidir devlet. Önyargılar ve 'önkaygılar'la değil.
Sonuç belli: laikosa kendi kendisini yönetme hakkını gerçek anlamda vermek ve devletin dini siyasallaştıran amil olmaktan çıkması. Demokrasi asıl o zaman başlar.
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...