|

BOP ve Kadın
Mustafa
ÖZCAN / 21.06.2004 / YENİ ASYA
Cezayirliler
bu yıl yazın gecikmesine çok sevinmişler. Adeta bayram etmişler. Yaz
başlangıcında bizdeki gibi havalar gayri mustakır, değişkenmiş.
Havaların kararsızlığı ve dağınıklığı bu ülkedeki giyinik çıplakların
(kasiyat ariyat) planlarını akamete uğratmış. Cezayir bir terör
belasından kurtuluyor, diğerine yakalanıyor. Bu sonuncu terör, çıplaklık
terörü.
Güneydoğu’dan da benzeri haberler geliyor. Terörün yerini eğlence ve
fuhşiyat nevinden şeyler alıyor. Müstehcenlik ile terör sanki halef
selef. 12 Eylül’den önce de böyleydi. Cezayir’in de böyle olduğu gazete
haberlerinden anlaşılıyor.
Cezayir’de mutad her perşembe Kur’ân-ı kerim Radyosunda İslâm Fıkıh
Sofrası programı yapılıyormuş. Programın yapımcısı ülke genelinde
tanınmış bir alim Şeyh Ebu Abdusselam. Perşembe günü onu arayan bir
bayan feryadla yalvarma karışımı bir ses tonuyla: "Açık kızlara nasihat
edin de, şu sokakta tüneyen gençlere acısın ve merhamet etsinler" diyor.
Müftü Abdüsselam ne yaptıysa kadının kızgınlığını yatıştıramıyor. Ama
şunları söylemeden de edemiyor: "Mesele kızlarda bitmiyor. Meselenin,
aile, baba ve okul ve cami gibi ayakları da var.." Benzeri bir hadise
Sakarya’da yaşanmıştı. İlin müftüsü Ahmet Şark kadınlara nasihat edecek
olmuştu karşısında basını bulmuş ve kovuşturma geçirmişti. Artık nasihat
etmek bile yasak. Yaşanılanların karşısında sade bir seyirci olarak
dilinizi yutacak ve kahrolup gideceksiniz.
El Kuds el Arabi gazetesi muhabiri Mevlüt Mürşidi’ye göre (19/6/2004)
Cezayir’de umumi belva haline gelen ve ortalığı kasıp kavuran çıplaklık
belası ile ilgili kadının feryadı ne ilk ne de sonuncusu. Muhabire göre,
kadının feryadında zerre kadar mübalağa da yok. Besbelli ki yazın
bastırmasıyla çıplaklık daha da alevleniyor. Telefon muhaveresinden iki
gün sonra bu defa da başkent Cezayir’in işlek caddelerinden birinde
yetmişli yaşlarında ihtiyar bir kadın böyle bir kızı sarsarak kavralamış
ve çevreye göstermiş. Çevreye adeta, ‘bakın bakın ne hallere düştük’ der
gibi kızı teşhir etmiş. Sözkonusu nevzuhur kızlardan birisiymiş. Tepeden
tırnağa vucudunu teşhir eden kıyafetlerle bezenmiş.
***
Adeta yaşlı kadın ‘erkek avcısı’ rolündeki bu kızları protesto etmek
istiyor ve hamiyeti galeyana gelerek bu yola tevessül ediyor. Yakasına
yapışmış olduğu halde çevreye bakarak şöyle sesleniyor: "Allah için bana
söyleyin: Sokaktaki gençler bunu neden parçalamıyorlar?" Feryadı göklere
yükseliyor ama cevap veren yok. Sanki her taraf duvar sessizliğine
bürünmüş.
Sokaklarda kapalı çıplaklığın bu dereceye ulaşmasını Cezayirliler
yabancı kültüre ve televizyonlara bağlıyorlar. Bu kanallar ruhi boşluk
içindeki gençleri özenti ile bu hayata cezbediyorlar. ‘Neden’ sorusunun
cevabı genellikle şöyle oluyor: Kuşağımızın modasını, gençliğimizi
yaşıyoruz işte! Peki bize ne demeli? Türkiye olarak bizim öyle bir
mazeretimiz de yok. Bizimkiler bize yetiyor.
Başkent Cezayir sokaklarında fink atan bir benzer kız fotomodeli de bu
kez Filistin’de karşımıza çıkıyor. Dina adlı kızı da süsleyerek dikkatli
bakışların önüne atıyorlar. Kurnaz bir İsrailli girişimci ‘barış ancak
benzerler arasında tesis edilir’ diye kendisine göre gayet akıllıca bir
yöntem keşfetmiş. Güzellik yarışması adı altında iki tarafın şuh
kızlarını biraraya getirmeyi ahdetmiş. Amaç, özendirerek çığır açmak.
Ama ‘güzellik’ bu kez Şaron’un duvarına toslamış. Organizatör Azi
Nagar’ın ‘Miss Seam Line’ güzellik yarışmasına Yahudi kızlarıyla
birlikte ikna ettiği sekiz Hıristiyan asıllı Filistinli kızı, Filistinli
örgütlerin tehditleri yüzünden son anda çekilmek zorunda kalmışlar. Dina
Muhreyz hayli direnmiş ama sonunda o da pes etmiş.
Arap güzellerin olmadığı yarışmada tacı 17 yaşındaki Ortal Balilti
giymiş. Balilti’nin mesajı ise oldukça manidar: "Yarışma durumu
değiştirmedi ama bir şeyi ortaya koydu, Filistinli ve İsraillliler bir
arada yaşayabilirler..." Demek ki güzelliğin teşhiri , çıplaklık ve
ibahiye kültürü, ortak yaşamın köprüsü. Kutsal ve manevi değerler ise
bune geçit vermiyor!
***
Bu yüzden kadın BOP’ta büyük bir yer tutuyor. Kadını dönüştürdüğünüzde
toplumu da içeriden dönüştürebiliyorsunuz. Meşhur Musevi asıllı yazar
Thomas Friedman kadının toplumu içeriden fethedeceğini müjdelemiş!
İsabet kaydetmiş. Hürriyet’ten Zeynep Göğüş, ‘Friedman, kadınlar, vs...’
başlıklı makalesinde (19/6/2004) bütün bu söylenenleri özetler ve tasdik
edercesine şöyle yazıyor: "Bernard Lewis, ‘Ortadoğu’adlı kitabında
bölgenin kaderini belirleyecek üç faktörden biri olarak kadını
göstermiştir. Ortadoğu’nun Amerika olmadan içeriden reformla
demokratikleşmesinde ‘kadın meselesi’ önemli bir yer tutuyor. Türkiye bu
alanda model olacak ise bu rolü vehhabi geleneğinin parçası olan
türbanla yapamaz. Kafasının içi aydınlanan kadınların çoğunluğunun -eğer
ciddi bir baba, ağabey ya da kocadan kaynaklanan erkek baskısı ile karşı
karşıya değilse- türbanı attığını biliyoruz. Ortadoğu’da
demokratikleşmenin en önemli ayağı kadındır..."
Gerçekten de çarpıcı bir tesbit. Durum ortada. Bu bakımdan, cemiyeti
bekleyen en büyük tehlike dünyevileşme ve bunun bir parçası olan kadın
meselesidir. Dejenerasyon, manevi iklimi kurutuyor sadece cemiyeti
dönüştürmekle kalmıyor aynı zamanda açıklık erkeği de iğdiş ediyor. Amaç
onlar açısından, düşmanı bozmaktır. En azından kendine benzetmektir.
|
 |
|