Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 307 | Temmuz  2004

                   

 

 


  

BOP ve Kadın

Mustafa ÖZCAN / 21.06.2004 / YENİ ASYA

Cezayirliler bu yıl yazın gecikmesine çok sevinmişler. Adeta bayram etmişler. Yaz başlangıcında bizdeki gibi havalar gayri mustakır, değişkenmiş. Havaların kararsızlığı ve dağınıklığı bu ülkedeki giyinik çıplakların (kasiyat ariyat) planlarını akamete uğratmış. Cezayir bir terör belasından kurtuluyor, diğerine yakalanıyor. Bu sonuncu terör, çıplaklık terörü.
Güneydoğu’dan da benzeri haberler geliyor. Terörün yerini eğlence ve fuhşiyat nevinden şeyler alıyor. Müstehcenlik ile terör sanki halef selef. 12 Eylül’den önce de böyleydi. Cezayir’in de böyle olduğu gazete haberlerinden anlaşılıyor.
Cezayir’de mutad her perşembe Kur’ân-ı kerim Radyosunda İslâm Fıkıh Sofrası programı yapılıyormuş. Programın yapımcısı ülke genelinde tanınmış bir alim Şeyh Ebu Abdusselam. Perşembe günü onu arayan bir bayan feryadla yalvarma karışımı bir ses tonuyla: "Açık kızlara nasihat edin de, şu sokakta tüneyen gençlere acısın ve merhamet etsinler" diyor. Müftü Abdüsselam ne yaptıysa kadının kızgınlığını yatıştıramıyor. Ama şunları söylemeden de edemiyor: "Mesele kızlarda bitmiyor. Meselenin, aile, baba ve okul ve cami gibi ayakları da var.." Benzeri bir hadise Sakarya’da yaşanmıştı. İlin müftüsü Ahmet Şark kadınlara nasihat edecek olmuştu karşısında basını bulmuş ve kovuşturma geçirmişti. Artık nasihat etmek bile yasak. Yaşanılanların karşısında sade bir seyirci olarak dilinizi yutacak ve kahrolup gideceksiniz.
El Kuds el Arabi gazetesi muhabiri Mevlüt Mürşidi’ye göre (19/6/2004) Cezayir’de umumi belva haline gelen ve ortalığı kasıp kavuran çıplaklık belası ile ilgili kadının feryadı ne ilk ne de sonuncusu. Muhabire göre, kadının feryadında zerre kadar mübalağa da yok. Besbelli ki yazın bastırmasıyla çıplaklık daha da alevleniyor. Telefon muhaveresinden iki gün sonra bu defa da başkent Cezayir’in işlek caddelerinden birinde yetmişli yaşlarında ihtiyar bir kadın böyle bir kızı sarsarak kavralamış ve çevreye göstermiş. Çevreye adeta, ‘bakın bakın ne hallere düştük’ der gibi kızı teşhir etmiş. Sözkonusu nevzuhur kızlardan birisiymiş. Tepeden tırnağa vucudunu teşhir eden kıyafetlerle bezenmiş.
***
Adeta yaşlı kadın ‘erkek avcısı’ rolündeki bu kızları protesto etmek istiyor ve hamiyeti galeyana gelerek bu yola tevessül ediyor. Yakasına yapışmış olduğu halde çevreye bakarak şöyle sesleniyor: "Allah için bana söyleyin: Sokaktaki gençler bunu neden parçalamıyorlar?" Feryadı göklere yükseliyor ama cevap veren yok. Sanki her taraf duvar sessizliğine bürünmüş.
Sokaklarda kapalı çıplaklığın bu dereceye ulaşmasını Cezayirliler yabancı kültüre ve televizyonlara bağlıyorlar. Bu kanallar ruhi boşluk içindeki gençleri özenti ile bu hayata cezbediyorlar. ‘Neden’ sorusunun cevabı genellikle şöyle oluyor: Kuşağımızın modasını, gençliğimizi yaşıyoruz işte! Peki bize ne demeli? Türkiye olarak bizim öyle bir mazeretimiz de yok. Bizimkiler bize yetiyor.
Başkent Cezayir sokaklarında fink atan bir benzer kız fotomodeli de bu kez Filistin’de karşımıza çıkıyor. Dina adlı kızı da süsleyerek dikkatli bakışların önüne atıyorlar. Kurnaz bir İsrailli girişimci ‘barış ancak benzerler arasında tesis edilir’ diye kendisine göre gayet akıllıca bir yöntem keşfetmiş. Güzellik yarışması adı altında iki tarafın şuh kızlarını biraraya getirmeyi ahdetmiş. Amaç, özendirerek çığır açmak. Ama ‘güzellik’ bu kez Şaron’un duvarına toslamış. Organizatör Azi Nagar’ın ‘Miss Seam Line’ güzellik yarışmasına Yahudi kızlarıyla birlikte ikna ettiği sekiz Hıristiyan asıllı Filistinli kızı, Filistinli örgütlerin tehditleri yüzünden son anda çekilmek zorunda kalmışlar. Dina Muhreyz hayli direnmiş ama sonunda o da pes etmiş.
Arap güzellerin olmadığı yarışmada tacı 17 yaşındaki Ortal Balilti giymiş. Balilti’nin mesajı ise oldukça manidar: "Yarışma durumu değiştirmedi ama bir şeyi ortaya koydu, Filistinli ve İsraillliler bir arada yaşayabilirler..." Demek ki güzelliğin teşhiri , çıplaklık ve ibahiye kültürü, ortak yaşamın köprüsü. Kutsal ve manevi değerler ise bune geçit vermiyor!
***
Bu yüzden kadın BOP’ta büyük bir yer tutuyor. Kadını dönüştürdüğünüzde toplumu da içeriden dönüştürebiliyorsunuz. Meşhur Musevi asıllı yazar Thomas Friedman kadının toplumu içeriden fethedeceğini müjdelemiş! İsabet kaydetmiş. Hürriyet’ten Zeynep Göğüş, ‘Friedman, kadınlar, vs...’ başlıklı makalesinde (19/6/2004) bütün bu söylenenleri özetler ve tasdik edercesine şöyle yazıyor: "Bernard Lewis, ‘Ortadoğu’adlı kitabında bölgenin kaderini belirleyecek üç faktörden biri olarak kadını göstermiştir. Ortadoğu’nun Amerika olmadan içeriden reformla demokratikleşmesinde ‘kadın meselesi’ önemli bir yer tutuyor. Türkiye bu alanda model olacak ise bu rolü vehhabi geleneğinin parçası olan türbanla yapamaz. Kafasının içi aydınlanan kadınların çoğunluğunun -eğer ciddi bir baba, ağabey ya da kocadan kaynaklanan erkek baskısı ile karşı karşıya değilse- türbanı attığını biliyoruz. Ortadoğu’da demokratikleşmenin en önemli ayağı kadındır..."
Gerçekten de çarpıcı bir tesbit. Durum ortada. Bu bakımdan, cemiyeti bekleyen en büyük tehlike dünyevileşme ve bunun bir parçası olan kadın meselesidir. Dejenerasyon, manevi iklimi kurutuyor sadece cemiyeti dönüştürmekle kalmıyor aynı zamanda açıklık erkeği de iğdiş ediyor. Amaç onlar açısından, düşmanı bozmaktır. En azından kendine benzetmektir.
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...