Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 307 | Temmuz  2004

                   

 

 


  

Ortadoğu’nun Geleceği Türk-İslam Model Çatışmasına Bağlı

Sedat LAÇİNER / 24.06.2004 / ZAMAN

Türk hükümeti için halkının tamamına yakını Müslüman olan bir ülkeye karşı ABD’nin yanında savaşa destek olmak gerçekten zor bir karardı.
Üstelik ‘İslami’ olarak algılanan bir hükümet için bu karar siyaseten intihar anlamına da gelebilirdi. Fakat AKP Hükümeti tezkereyi geçirebilmek için çok uğraştı. Ardından asker gönderebilmek için büyük gayret sarf etti. Savaştan aylar sonra asker gönderme kararını TBMM’den geçirebildi, fakat bu kez de ABD Türk askerini Irak’ta istemedi. Takip eden aylarda Amerika’nın Irak’ta belki de en çok ihtiyaç duyduğu gelişme Türkiye’nin ABD’ye asker göndermesi olabilirdi. Ancak El Salvador’un dahi askerlerine ihtiyaç duyan ABD, Türkiye’nin asker gönderme konusundaki arzusuna olumlu cevap veremedi. Hem Ankara, hem Washington istemesine, ABD’nin Türk askeri ve siyasi desteğine inanılmaz ihtiyaç duyuyor olmasına karşın Türkiye, Irak’tan askeri ve siyasi olarak adeta ‘bir güç tarafından’ uzak tutuldu.
İsrail, Kürt devletini neden istiyor?
Türkiye-ABD yakınlaşması yaşanır gibi olduğu anlarda Türkiye’ye yakın grupların ofisleri basıldı, Türkmenlerin önde gelen isimleri öldürüldü, gösteriler patlak verdi(!). Olmadık anlarda Kürt aşiret reisleri alışılmadık bir şekilde Türkiye’yi tehdit etmeye başladılar. Tüm bunları Kürt aşiretlerinin yaptığını, böylesine hassas manevraları Talabani veya Barzani’nin hesapladığını düşünmek en hafif tabiriyle saflık olsa gerektir. Türkiye ‘gizli bir güç’ tarafından Irak’tan uzak tutulurken, ayrılıkçı unsurlar güçlendirilmiş, istikrarsızlık ortamı desteklenmiştir.
Sanılanın aksine bu gizli güç ne CIA’dir, ne Kürt aşiretleridir, ne de PKK’dır. Bu güç İsrail değilse bile şu anki İsrail yönetimine hakim olan aşırı dinci yönetim ve onun Amerika’daki uzantısı olan gruplardır. Yahudi dincileri ile Hıristiyan dincileri birleştiren bu ittifakın yaklaşımı tüm bölgeyi Filistinleştirecek bir niteliktedir ve bu anlayışı başarısızlığa uğratacak tek yaklaşım ‘Türk yaklaşımı’dır. Bu nedenle Türkiye, Irak’tan uzak tutulmak istenmekte, ABD-Türkiye yakınlaşması engellenmekte, bunu fark eden Türkiye ise İsrail’e karşı sesinin tonunu geçmişte çok az görülür ölçüde yükseltmektedir. Başbakan Erdoğan’ın İsrail’i ‘devlet terörü’ ile suçlayan sözleri sadece Filistin ile değil tüm Ortadoğu, hatta tüm dünya düzeni ile yakından ilgilidir. Ve denebilir ki dünyanın kaderini İsrail ve Türk yaklaşımlarından hangisinin başarılı olacağı çizecektir.
Dikkat edilirse Irak Savaşı’ndan ABD, müttefikleri İngiltere, İspanya gibi ülkeler de dahil olmak üzere hiçbir devlet kârlı çıkmış değildir. Fakat şaşırtıcı bir şekilde savaş İsrail’in savaş öncesi askeri ve siyasi hedefleri ile birebir örtüşmektedir. Savaş öncesinde İsrail, ısrarla Irak, Suriye ve İran’ın vurulması gerektiğini savunuyordu. İsrail’in bir diğer ısrarı bu ülkelere karşı kendisinin Filistin’de uyguladığı yöntemlerin aynen uygulanmasıydı. Bugün Irak’ta Amerikan askerleri ile İsrailli askerlerin Filistin’deki durumu arasında fark görebilmek oldukça güçtür. İsrail yaklaşımının en hayati bir diğer noktasını ise Irak’ın parçalanması ve ‘bağımsız’ bir Kürt devletinin kurulması oluşturmaktadır. Üstelik bu hedef yeni de değildir. İsrail neredeyse yarım asırdır ayrı bir Kürt devleti kurulmasını hedeflemektedir. Bunun en önemli nedeni İslam dünyasının parçalanmasıdır. İlk olarak Arap olmayan bir Müslüman ülkenin dostluğu sayesinde Müslüman coğrafyanın blok halinde muhalefeti kırılacak ve sorun salt Arap-İsrail sorunu halini alacaktır. İkinci olarak Türkiye, Irak, Suriye ve İran arasında ‘kullanıma hazır’ bir Kürt devleti, zaten içlerinde hatırı sayılır bir Kürt nüfus barındıran adı geçen ülkelerin tamamının kontrol edilmesinde kilit bir rol üstlenecektir. Üçüncü olarak Kürt devleti ile Irak gibi Arap dünyasının en agresif ve güçlü ülkesi; iktisadi, siyasi ve entelektüel açılardan Araplara İsrail karşısında liderlik yapabilecek bir ülke, yani Irak her açıdan zayıflatılmış olacaktır. Dördüncü olarak bağımsız bir Kürdistan, İsrail’e gerçek anlamda bir bölgesel müttefik de sağlayacaktır. Suriye veya başka bir Arap ülkesi ile silahlı çatışmaya giren İsrail, Kürtlerin aynı anda Irak veya İran ile gireceği bir çatışma sayesinde tüm bölge ülkelerini karşısında bulmaktan kurtulacaktır. İsrail bu sayede adeta Türkiye, Suriye, İran ve Irak arasında bir ileri karakola sahip olacaktır. Bu en temel kazançların dışında Kuzey Irak’taki petrol sahaları, bu petrolün İsrail’e pompalanması, Kürtler sayesinde sağlanan istihbarat, Ortadoğu ve Kafkasya’da siyasi nüfuz artışı da ayrı bir Kürt devletinin İsrail için ilave kazançlarıdır. Bu kazanç hesapları içinde İsrail’in 1970’lerde ve sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak Kürt ayrılıkçı hareketlerini gerek İran’a, gerekse Irak’a karşı desteklediği ve kullandığı bilinen bir gerçektir. Ancak bu destek hiçbir zaman bağımsız bir devlet kurulmasına yetmemiş, bölge dengeleri hep Iraklı Kürtler aleyhine gelişmiştir. Birinci Körfez Savaşı ise bu konuda büyük bir fırsat sunmuş ve İsrail 1990’lar boyunca Kürt aşiretlerinin bağımsız bir devlet olmaları için her türlü alt yapıyı hazırlamıştır.
Peşmergeleri eğitme işi yeni değil
Bunun için ABD ve İngiliz desteğini de alan İsrail’e bu hedefinde en çok yardım eden ülke ise şaşırtıcı bir şekilde Türkiye olmuştur. Bugün ‘Kürt devleti’ tehdidinden bahseden ve farklı düşünenleri ‘vatan haini’ ilan eden bir çok siyasetçi 1990’larda Irak’ın kuzeyindeki oluşuma maddi ve siyasi neredeyse her türlü desteği vermiş, ancak bu desteğin içini doldurmayarak adeta Irak’ın kuzeyini yukarıda tasvir edilen yaklaşıma terk etmiştir. Birinci savaş esnasında Amerikan ve İngiliz istihbaratıyla bölgeye sızan İsrail güçleri bölgedeki Yahudi Kürtler ve bir anlamda ‘dönme Kürtler’in de yardımıyla bölgedeki nüfuzunu arttırmıştır. Özellikle Yahudi bağlantısı oldukça kuvvetli olan Barzani ve ailesi İsrail politikalarında özel bir rol oynamıştır. Bu çalışmalar içinde dikkat çekici bir diğer gelişme ise İsrail’in özel kişiler, çeşitli NGOlar ve kuruluşları vasıtasıyla yoğun bir şekilde bölgede toprak satın alıyor olmasıdır. Bu bağlamda sayıları 200.000’i bulan ve 1950’lerden bu yana İsrail’de yaşayan Yahudi Kürtlerin Irak’a geri dönmeleri de gündemde tutulmaktadır. 1990’lı yıllar boyunca çalışmalarını daha çok perde gerisinden yürüten ve istihbarat/yönlendirmeye ağırlık veren İsrail için Irak Savaşı inanılmaz bir fırsattır ve bu tarihten sonra adımlar daha büyük atılmaya başlanmıştır: İngilizler ile birlikte peşmergelerin eğitimi ve özel Kürt birliklerinin yetiştirilmesi, seçilmiş peşmergelerden bir kısmının resmi olarak da İsrail tarafına geçirilmeleri ve siyasi alanda Barzani ve Talabani’nin bağımsız devlet çıkışlarının başlaması ayrı bir devlet için atılan adımların bir kaçıdır. Bu aşiret reislerinin tarihlerinde ilk defa olarak Türkiye ile savaşma tehdidinde bulunmaları ve Türkiye’ye meydan okumaları da tesadüf değildir. Çünkü İsrail yaklaşımını bölgede işlemez hale sokabilecek tek ülke Türkiye’dir. Çünkü Türkiye’nin uygulanabilir bir Ortadoğu ve Irak modeli vardır. Üç kademeli entegrasyona dayanan bu modele göre Irak bir bütün halinde kalmalıdır, bölge kendi içinde bütünleşmelidir ve bölge küresel sistemle bütünleşmelidir. Üstelik Türkiye’nin böyle bir modeli uygulama ve bölgesel liderlik yapma yeteneği de bulunmaktadır. Oysa ‘İsrail modeli’ Irak’ın bölünmesi, Suriye ve İran ile aktif savaş ve diğer bölgesel ülkelerin sınırlarıyla ve rejimleriyle radikal bir şekilde oynanmasını öngörmektedir. Denebilir ki, şu ana kadar Bush yönetimi eliyle ‘İsrail modeli’ uygulanmaktadır ve sonuçları ortadadır. Türkiye bölgede dışarıda bırakılmaya devam ettiği sürece model uygulanmaya devam edecektir ve modelin son 2 yıl boyunca geldiği en önemli aşama Irak’ın bölünmesi, Filistin’in devlet olamayacak bir güce indirgenmesi ve ayrı bir Kürt devletinin kurulmasıdır. Bir sonraki aşamada ise kurulacak Kürt devletinin kullanılacağı alanlar vardır. Türk ve İsrail yaklaşımlarının çatışma alanı Kuzey Irak dikkat çekmektedir. İsrail, Türkiye Kürtleri üzerinde de uzun zamandır çalışmaktadır ve daha düne kadar solcu ve İsrail karşıtı görünen Kürtçü hareketlerin bazıları ayrılıkçı Kürtçülüğün Türkiye’deki en önemli destekçisinin de İsrail olabileceğini savunmaya başlamışlardır.
Türkiye sadece söylem düzeyinde ayrı bir Kürt devletine karşı çıkarak, Irak denkleminin dışında tutularak sonuç alamaz. Ortada büyük bir anlayışlar çarpışması vardır. Bölgede özerk veya bağımsız bir Kürt yapılaşmasının yakın bir gelecekte gerçekleşeceği kesin gibidir. Önemli olan bunun hangi ellerde olacağıdır. Iraklı Kürtler kuracakları bağımlı, özerk ya da bağımsız bir devletle bölgesel bir entegrasyona mı hizmet edeceklerdir, yoksa Irak’ın ve bölgenin daha kanlı bir şekilde bölünmesine mi? Türkiye, Irak dengelerinin dışında kaldığı sürece tüm bu tehlikelerden uzaklaşmış olmayacak, aksine tehlikenin büyüyüp karşısına çıkacağı günü ertelemiş olacaktır.
*18 MART ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...