|

Ortadoğu’nun Geleceği Türk-İslam
Model Çatışmasına Bağlı
Sedat
LAÇİNER / 24.06.2004 / ZAMAN
Türk
hükümeti için halkının tamamına yakını Müslüman olan bir ülkeye karşı
ABD’nin yanında savaşa destek olmak gerçekten zor bir karardı.
Üstelik ‘İslami’ olarak algılanan bir hükümet için bu karar siyaseten
intihar anlamına da gelebilirdi. Fakat AKP Hükümeti tezkereyi
geçirebilmek için çok uğraştı. Ardından asker gönderebilmek için büyük
gayret sarf etti. Savaştan aylar sonra asker gönderme kararını TBMM’den
geçirebildi, fakat bu kez de ABD Türk askerini Irak’ta istemedi. Takip
eden aylarda Amerika’nın Irak’ta belki de en çok ihtiyaç duyduğu gelişme
Türkiye’nin ABD’ye asker göndermesi olabilirdi. Ancak El Salvador’un
dahi askerlerine ihtiyaç duyan ABD, Türkiye’nin asker gönderme
konusundaki arzusuna olumlu cevap veremedi. Hem Ankara, hem Washington
istemesine, ABD’nin Türk askeri ve siyasi desteğine inanılmaz ihtiyaç
duyuyor olmasına karşın Türkiye, Irak’tan askeri ve siyasi olarak adeta
‘bir güç tarafından’ uzak tutuldu.
İsrail, Kürt devletini neden istiyor?
Türkiye-ABD yakınlaşması yaşanır gibi olduğu anlarda Türkiye’ye yakın
grupların ofisleri basıldı, Türkmenlerin önde gelen isimleri öldürüldü,
gösteriler patlak verdi(!). Olmadık anlarda Kürt aşiret reisleri
alışılmadık bir şekilde Türkiye’yi tehdit etmeye başladılar. Tüm bunları
Kürt aşiretlerinin yaptığını, böylesine hassas manevraları Talabani veya
Barzani’nin hesapladığını düşünmek en hafif tabiriyle saflık olsa
gerektir. Türkiye ‘gizli bir güç’ tarafından Irak’tan uzak tutulurken,
ayrılıkçı unsurlar güçlendirilmiş, istikrarsızlık ortamı
desteklenmiştir.
Sanılanın aksine bu gizli güç ne CIA’dir, ne Kürt aşiretleridir, ne de
PKK’dır. Bu güç İsrail değilse bile şu anki İsrail yönetimine hakim olan
aşırı dinci yönetim ve onun Amerika’daki uzantısı olan gruplardır.
Yahudi dincileri ile Hıristiyan dincileri birleştiren bu ittifakın
yaklaşımı tüm bölgeyi Filistinleştirecek bir niteliktedir ve bu anlayışı
başarısızlığa uğratacak tek yaklaşım ‘Türk yaklaşımı’dır. Bu nedenle
Türkiye, Irak’tan uzak tutulmak istenmekte, ABD-Türkiye yakınlaşması
engellenmekte, bunu fark eden Türkiye ise İsrail’e karşı sesinin tonunu
geçmişte çok az görülür ölçüde yükseltmektedir. Başbakan Erdoğan’ın
İsrail’i ‘devlet terörü’ ile suçlayan sözleri sadece Filistin ile değil
tüm Ortadoğu, hatta tüm dünya düzeni ile yakından ilgilidir. Ve
denebilir ki dünyanın kaderini İsrail ve Türk yaklaşımlarından
hangisinin başarılı olacağı çizecektir.
Dikkat edilirse Irak Savaşı’ndan ABD, müttefikleri İngiltere, İspanya
gibi ülkeler de dahil olmak üzere hiçbir devlet kârlı çıkmış değildir.
Fakat şaşırtıcı bir şekilde savaş İsrail’in savaş öncesi askeri ve
siyasi hedefleri ile birebir örtüşmektedir. Savaş öncesinde İsrail,
ısrarla Irak, Suriye ve İran’ın vurulması gerektiğini savunuyordu.
İsrail’in bir diğer ısrarı bu ülkelere karşı kendisinin Filistin’de
uyguladığı yöntemlerin aynen uygulanmasıydı. Bugün Irak’ta Amerikan
askerleri ile İsrailli askerlerin Filistin’deki durumu arasında fark
görebilmek oldukça güçtür. İsrail yaklaşımının en hayati bir diğer
noktasını ise Irak’ın parçalanması ve ‘bağımsız’ bir Kürt devletinin
kurulması oluşturmaktadır. Üstelik bu hedef yeni de değildir. İsrail
neredeyse yarım asırdır ayrı bir Kürt devleti kurulmasını
hedeflemektedir. Bunun en önemli nedeni İslam dünyasının
parçalanmasıdır. İlk olarak Arap olmayan bir Müslüman ülkenin dostluğu
sayesinde Müslüman coğrafyanın blok halinde muhalefeti kırılacak ve
sorun salt Arap-İsrail sorunu halini alacaktır. İkinci olarak Türkiye,
Irak, Suriye ve İran arasında ‘kullanıma hazır’ bir Kürt devleti, zaten
içlerinde hatırı sayılır bir Kürt nüfus barındıran adı geçen ülkelerin
tamamının kontrol edilmesinde kilit bir rol üstlenecektir. Üçüncü olarak
Kürt devleti ile Irak gibi Arap dünyasının en agresif ve güçlü ülkesi;
iktisadi, siyasi ve entelektüel açılardan Araplara İsrail karşısında
liderlik yapabilecek bir ülke, yani Irak her açıdan zayıflatılmış
olacaktır. Dördüncü olarak bağımsız bir Kürdistan, İsrail’e gerçek
anlamda bir bölgesel müttefik de sağlayacaktır. Suriye veya başka bir
Arap ülkesi ile silahlı çatışmaya giren İsrail, Kürtlerin aynı anda Irak
veya İran ile gireceği bir çatışma sayesinde tüm bölge ülkelerini
karşısında bulmaktan kurtulacaktır. İsrail bu sayede adeta Türkiye,
Suriye, İran ve Irak arasında bir ileri karakola sahip olacaktır. Bu en
temel kazançların dışında Kuzey Irak’taki petrol sahaları, bu petrolün
İsrail’e pompalanması, Kürtler sayesinde sağlanan istihbarat, Ortadoğu
ve Kafkasya’da siyasi nüfuz artışı da ayrı bir Kürt devletinin İsrail
için ilave kazançlarıdır. Bu kazanç hesapları içinde İsrail’in
1970’lerde ve sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak Kürt ayrılıkçı
hareketlerini gerek İran’a, gerekse Irak’a karşı desteklediği ve
kullandığı bilinen bir gerçektir. Ancak bu destek hiçbir zaman bağımsız
bir devlet kurulmasına yetmemiş, bölge dengeleri hep Iraklı Kürtler
aleyhine gelişmiştir. Birinci Körfez Savaşı ise bu konuda büyük bir
fırsat sunmuş ve İsrail 1990’lar boyunca Kürt aşiretlerinin bağımsız bir
devlet olmaları için her türlü alt yapıyı hazırlamıştır.
Peşmergeleri eğitme işi yeni değil
Bunun için ABD ve İngiliz desteğini de alan İsrail’e bu hedefinde en çok
yardım eden ülke ise şaşırtıcı bir şekilde Türkiye olmuştur. Bugün ‘Kürt
devleti’ tehdidinden bahseden ve farklı düşünenleri ‘vatan haini’ ilan
eden bir çok siyasetçi 1990’larda Irak’ın kuzeyindeki oluşuma maddi ve
siyasi neredeyse her türlü desteği vermiş, ancak bu desteğin içini
doldurmayarak adeta Irak’ın kuzeyini yukarıda tasvir edilen yaklaşıma
terk etmiştir. Birinci savaş esnasında Amerikan ve İngiliz
istihbaratıyla bölgeye sızan İsrail güçleri bölgedeki Yahudi Kürtler ve
bir anlamda ‘dönme Kürtler’in de yardımıyla bölgedeki nüfuzunu
arttırmıştır. Özellikle Yahudi bağlantısı oldukça kuvvetli olan Barzani
ve ailesi İsrail politikalarında özel bir rol oynamıştır. Bu çalışmalar
içinde dikkat çekici bir diğer gelişme ise İsrail’in özel kişiler,
çeşitli NGOlar ve kuruluşları vasıtasıyla yoğun bir şekilde bölgede
toprak satın alıyor olmasıdır. Bu bağlamda sayıları 200.000’i bulan ve
1950’lerden bu yana İsrail’de yaşayan Yahudi Kürtlerin Irak’a geri
dönmeleri de gündemde tutulmaktadır. 1990’lı yıllar boyunca
çalışmalarını daha çok perde gerisinden yürüten ve
istihbarat/yönlendirmeye ağırlık veren İsrail için Irak Savaşı inanılmaz
bir fırsattır ve bu tarihten sonra adımlar daha büyük atılmaya
başlanmıştır: İngilizler ile birlikte peşmergelerin eğitimi ve özel Kürt
birliklerinin yetiştirilmesi, seçilmiş peşmergelerden bir kısmının resmi
olarak da İsrail tarafına geçirilmeleri ve siyasi alanda Barzani ve
Talabani’nin bağımsız devlet çıkışlarının başlaması ayrı bir devlet için
atılan adımların bir kaçıdır. Bu aşiret reislerinin tarihlerinde ilk
defa olarak Türkiye ile savaşma tehdidinde bulunmaları ve Türkiye’ye
meydan okumaları da tesadüf değildir. Çünkü İsrail yaklaşımını bölgede
işlemez hale sokabilecek tek ülke Türkiye’dir. Çünkü Türkiye’nin
uygulanabilir bir Ortadoğu ve Irak modeli vardır. Üç kademeli
entegrasyona dayanan bu modele göre Irak bir bütün halinde kalmalıdır,
bölge kendi içinde bütünleşmelidir ve bölge küresel sistemle
bütünleşmelidir. Üstelik Türkiye’nin böyle bir modeli uygulama ve
bölgesel liderlik yapma yeteneği de bulunmaktadır. Oysa ‘İsrail modeli’
Irak’ın bölünmesi, Suriye ve İran ile aktif savaş ve diğer bölgesel
ülkelerin sınırlarıyla ve rejimleriyle radikal bir şekilde oynanmasını
öngörmektedir. Denebilir ki, şu ana kadar Bush yönetimi eliyle ‘İsrail
modeli’ uygulanmaktadır ve sonuçları ortadadır. Türkiye bölgede dışarıda
bırakılmaya devam ettiği sürece model uygulanmaya devam edecektir ve
modelin son 2 yıl boyunca geldiği en önemli aşama Irak’ın bölünmesi,
Filistin’in devlet olamayacak bir güce indirgenmesi ve ayrı bir Kürt
devletinin kurulmasıdır. Bir sonraki aşamada ise kurulacak Kürt
devletinin kullanılacağı alanlar vardır. Türk ve İsrail yaklaşımlarının
çatışma alanı Kuzey Irak dikkat çekmektedir. İsrail, Türkiye Kürtleri
üzerinde de uzun zamandır çalışmaktadır ve daha düne kadar solcu ve
İsrail karşıtı görünen Kürtçü hareketlerin bazıları ayrılıkçı
Kürtçülüğün Türkiye’deki en önemli destekçisinin de İsrail olabileceğini
savunmaya başlamışlardır.
Türkiye sadece söylem düzeyinde ayrı bir Kürt devletine karşı çıkarak,
Irak denkleminin dışında tutularak sonuç alamaz. Ortada büyük bir
anlayışlar çarpışması vardır. Bölgede özerk veya bağımsız bir Kürt
yapılaşmasının yakın bir gelecekte gerçekleşeceği kesin gibidir. Önemli
olan bunun hangi ellerde olacağıdır. Iraklı Kürtler kuracakları bağımlı,
özerk ya da bağımsız bir devletle bölgesel bir entegrasyona mı hizmet
edeceklerdir, yoksa Irak’ın ve bölgenin daha kanlı bir şekilde
bölünmesine mi? Türkiye, Irak dengelerinin dışında kaldığı sürece tüm bu
tehlikelerden uzaklaşmış olmayacak, aksine tehlikenin büyüyüp karşısına
çıkacağı günü ertelemiş olacaktır.
*18 MART ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
|
 |
|