Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 307 | Temmuz  2004

                   

 

 


  

Basarab Nicolescu: Hikmet-Bilim Bağını Koparmayalım

Nuriye AKMAN / 06.06.2004 / ZAMAN

Fatih Üniversitesi geçen hafta, Uluslararası Üniversite Eğitimi Kongresi düzenledi. Kongrenin ana konusu ‘21’inci Yüzyılda Üniversite Eğitimine Bakışlar’ idi. 92 Türk bilim adamının yanı sıra, 35 ülkeden 76 bilim adamının katıldığı kongre ilgi gördü.
Katılımcılardan biri de ‘Disiplinlerötesinin Manifestosu’ adlı kitabın yazarı Basarab Nicolescu idi. Röportaj yapmak için onu seçtim. Hem ‘disiplinlerötesi’ kavramı hem de yazarının bir kuantum fizikçisi oluşu bana çok çekici geldi. Üstelik, geçen yıl State University of NewYork Press tarafından basılan kitabın İngilizce çevirisini gerçekleştiren Karen-Claire Voss, Fatih Üniversitesi’nin öğretim üyelerinden biriydi ve röportaj sırasında yanımızda olacaktı. İngilizce gerçekleştireceğimiz konuşmanın kasetini aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Murat Alakel çözecekti. Nicolescu, Paris’te Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde görev yapıyor. Uluslararası Disiplinlerötesi Araştırma Okulu’nun da kurucusu.
Disiplinlerötesi kavramını 1970’te, ilk defa kullanan Jean Piaget. Bu kavramın gelişmesinde katkıda bulunan isimler arasında Ludvig Van Bertanfly ve genel sistem teorisyenleri olarak Eric Jantsch ve Edgar Morin’in adı geçiyor. Disiplinlerötesi, kuantum fiziği temeli üzerine oturan ve her alana uygulanabilecek bir yaklaşım. Biliyorsunuz, Aristo mantığına göre bir şey hem A hem de A olmayan değildir. Yani kapı ya açıktır ya da kapalıdır. Bu mantık ‘arada’ ya da ‘gri’ olanı dışlıyor. Kuantum mekaniğinin mantığı ise diyor ki, ‘arada’ ya da ‘gri’ olan, gerçekliğin parçasıdır ve dikkate alınması gerekir. Disiplinlerötesi yaklaşım da gerçekliğin birden fazla düzeyinin olduğunu, her durum ya da düzeydeki gerçekliklerin kendi kanunları ve mantığı olduğunu bize hatırlatıyor. Bu kavramı Nicolescu ile çok genel boyutlarıyla konuşabildik. Ancak Fatih Üniversitesi’nde enine boyuna tartışıldı. Bu bildirilerin kitap olarak yayınlanmasını da dört gözle bekliyorum.
İstanbul’a ilk defa mı geliyorsunuz?
Evet ama bu son gelişim olmayacak. Çok özel bir yerde olduğumun farkındayım. İstanbul, farklı kültürleri, Avrupa’yı, Asya’yı, Ortadoğu’yu ve ayrıca farklı dinleri birbirine bağlayan bir kavşak. Ben de iki farklı kültür havzasından gelmekteyim, Romen ve Fransız kültürel havzaları. Babam Romen, annem ise Ankara Rumlarındandır. Çocuklarım ise Fransız’dır. Bunlar İstanbul’da kendimi evimde hissetmemi sağlamaktadır.
Biraz okudum, öğrendim ama birde sizin ağzınızdan dinleyeyim. Disiplinlerötesi ne demek?
Disiplinlerötesini, ‘çoklu disiplinler’ ve ‘disiplinlerarası’ kavramlarıyla karıştırmamak gerek. Disiplinlerötesi, "Farklı disiplinleri aşan-kesen, disiplinlerin ilerisinde-ötesinde ya da dışında olan." demektir. Burada dışarıda kalan, ötesi nedir? diye sorduğumuzda cevabımız insanoğludur ki bu sözde objektif yaklaşımlar tarafından sıklıkla unutulur. Disiplinlerötesi yaklaşım yeni bilgi nesneleri oluşturur ve bunlar farklı disiplinler tarafından eşgüdümlü çalışır. Bir moda değildir, tam tersine bir ihtiyaçtır. Sadece akademik düzeyde değil, sosyal ve siyasi alanlarda da uygulanmalıdır.
Dinlerötesi kavramıyla ne kastediyorsunuz?
Dinlerötesi bütün dinleri aşan-kesen, bütün dinlerin arasında olan ve bütün dinlerin ilerisinde-dışında-ötesinde olan demektir. Dinlerötesi ‘McDonald’ tarzı yeni bir din değil, bütün dinlerin kültürel birliği anlamına gelmektedir.
Siz bir kuantum fizikçisisiniz. Disiplinlerötesi yaklaşımını benimsemenizde sanırım bunun büyük rolü oldu.
Haklısınız. Kuantum dünyasının kanunlarının bizim kendi durumumuzu düzenleyen kanunlarla temelde aynı olduğunu gözlemledim. Bu sonuç beni 1985’te ‘Nous, the Particle and the World-Biz, Atomlar ve Dünya’ başlıklı kitabı yazmaya götürdü. Disiplinlerötesinin temel amacı gerçekliğin birden çok düzeyleri olduğunu ispatlamaktır. Bu sonuç benim kendi alanım olan kuantum fiziğinin yapısını daha iyi anlamama yardımcı oldu.
Yalnız, dinlerötesi kavramı biraz açıklık istiyor. Bu, uygulama hiçbir dini kabul etmemeyi ya da dinlerin kişilere göre iyi yönlerini alıp kötü yönlerini atması anlamına da geliyor mu?
Hayır. Size bir örnek vereyim: Ben size "Tanrı benimle." diyorum. Siz de "Hayır, Tanrı benimle." diyorsunuz ve siz de biliyorsunuz ki Tanrı adına insanlar birbirlerini öldürüyorlar. Şayet çok Tanrı olsaydı biz bu durumu anlayabilirdik. Fakat tek bir Tanrı var ve siz kendi Tanrı’nızın diğerlerininkinden daha iyi ve daha güçlü olduğuna inanıyorsunuz. Problem burada ortaya çıkıyor. Dinlerötesi yaklaşımın iddiası ateizm gibi Tanrı’yı yok saymak değildir. Bu sadece aşkın bir birlikteliktir. Temsil ya da klasik algılamaların, teorilerin dışındadır, her şeyin birliğidir. Bunu birey sadece kalbine koyabilir. Bizim kalbimizde farklı şeyler olabilir. Bu iç dünyamıza göre değişir, dış dünyamıza göre değil. Ben mesela Ortodoks Hıristiyanım. Bundan da çok mutluyum, ama ben kendimi Budist tapınağında da çok iyi hissediyorum. Aynı şekilde camiye gittiğimde de o manevi havayı hissedebiliyorum. Ayasofya bir müzeyi andırıyor. Oysa Sultanahmet’in manevi atmosferi çok etkileyici.
Biz Allah’ın diğer peygamberlerini kabul etmezsek zaten Müslüman olamıyoruz. İslamiyet’te Allah kendisini herkesin Allah’ı olarak ifade ediyor. Bu bağlamda anlattıklarınızda yeni olan nedir?
Elbette herkes bunu görüyor. Fakat farklı medeniyet ve kültürlerle karşılaştığımızda, eylemlerimiz farklı oluyor. Derinden düşünen herkes iç dünyasında Tanrı’nın tek ve aynı olduğunu biliyor. Fakat dış dünyalarında Tanrı adına birbirlerini öldürebilmekteler. Hepimiz şiddete, tecavüze ve zorbalığa maruz kalıyoruz. Tanrı adına teröristlik yapan teröristlerimiz var ve biz de onları Tanrı adına öldürüyoruz. Sorun yeni olan bir şeyi söylemede değil, tam tersine olan biteni anlamada. Anlamadığımız için var olmanın sonunu getiriyoruz. Biz tükeniyoruz. Temel problem budur.
Disiplinlerötesi yaklaşımın eğitim programı adına önerileri ne?
Tabii ki eğitim birinci önceliğimiz. İlk olarak, çocuk küçük yaşta iken, çocuğun eğitimi için farklı gerçeklik seviyelerinin temsil ve anlama kapasitelerinin göz önüne alınması gerekiyor. Çünkü çocuk çabuk zarar görebilir, hassastır. Çocuk farklı disiplinleri harekete geçirecek anahtar rolündedir. Çocuk doğal olarak gerçekliğin farklı düzeylerini ortaya çıkarır. Fakat normal modern eğitimde yapılmaya çalışılan şey, başlangıçtan itibaren çocuğa bilgiyi sadece analitik düzeyde öğretmektir. Bu yaklaşım tarzı, onun farklı gerçeklik düzeylerine çıkmasını engeller. Bilgi düzeyinde ne kadar yukarıya doğru çıkmaya çalışsak da başlangıçtan günümüze kadar gelen analitik mantık, var olan bilginin tekrarına sebep olur ve eleştirel bakışa yer vermez. Analitik mantık, eğitim için gerekli bir süreçtir. Ama bunu abartıyoruz.
Niçin?
13. yüzyılda kurulan ilk üniversite zamanında yedi disiplin vardı. Bunlar Quadrium ve Colladrium, yani kesin ve kesin olmayan bilimler şeklinde ikiye ayrılmıştı. Şimdi ise biz, bu çağda 8 bin farklı disipline sahibiz. Bu sayım Milli Bilim Kurumu tarafından 2000 yılında yapılmıştır. Bu sayı şimdi daha da artmıştır. Akademik dünyada bunların daha hepsi sayılmamıştır. İş hayatında daha çok farklı disiplinler var. 8 bin farklı disiplinin önünde yaşam hakkında nasıl karar vereceksiniz?
Veremiyoruz zaten, hayatın anlamını bütünüyle kaybediyoruz!
8 bin farklı disiplinin yanında yaşamın bir anlamı yok. Çünkü her disiplinin kendi otonomisi vardır. Disiplinler kıskançtır ve sadece kendi doğrularını size takdim edeceklerdir. Örneğin şairseniz şiir dünyasını, müzisyenseniz müzik dünyasını, fizikçiyseniz somut fizik verilerini öne süreceksiniz. Sosyal, kültürel, siyasi ve uluslararası kararlarda 8 bin farklı disiplin karşısında yolunuzu nasıl bulacaksınız? Bu, 8 bin farklı gerçek demektir ki kimsenin kendi başına karar veremeyeceği anlamına gelir. Ben bir fizikçi olarak her alana hakim olamam. Burada disiplinlerötesi yaklaşımın getirisi bağlantı kurmaya çalışmak. Siz 8 bin disiplini öğrenemezsiniz. Fakat bunlar arasında nasıl bağlantı kuracağınızı öğrenebilirsiniz. Disiplinlerötesi bir link bilimidir, bir sanattır.
Link dediniz de... Yani beynimizdeki nöronlar gibi mi hareket ediyor?
Evet, çok teşekkür ederim bu benzetme için. Çok açıklayıcı oldu. Harika bir örnek nöron benzetmesi. Bu yerinde benzetmenizi kullanacağım. İnsanları birbirine bağlayan özeti gibidir disiplinlerötesi yaklaşım. Beyin her zaman holistik çalışır. Beyin öyle inşa edilmiştir ki bir problemi parçalara ayırabilir, tekrar tamamıyla yeniden yapılandırabilir. Bu yönüyle disiplinlerötesi holistiktir. Normal eğitim sisteminde öğretilen analitik mantık, tümdengelim metodudur. Bu rasyonel bir düşüncedir, harikadır. Ama yeterli değildir. Amerika’da Howard Gardner farklı zeka seviyelerinin olduğunu ispatladı. Mesela duygusal zeka var, beden zekası var. Burada temel unsur insanın kaybedilmemesi ya da unutulmamasıdır. Biz toplumda çok fazla başarılı olanları ödüllendiriyoruz; ama diğerlerini de dışlıyoruz. Şayet siz büyük bir zeka ve vizyona sahipseniz, daha geniş bir perspektif geliştirerek problemi aşabilirsiniz. Disiplinlerötesi öyle bir yaklaşım ki şimdi işsizlik sorununa eğiliyor. Birçok araştırma, projeler gelişti bu konuda. UNESCO konuyla çok yakından ilgilendi. Birçok program ve konferanslar düzenlendi. Tabii ki bunlar beni çok onore etti.
Bu çalışmaların yansıması ne oldu?
Birçok önemli başvurular ve öneriler oldu. Özellikle Kanada ve Brezilya’dan. Bu ülkeler, Türkiye gibi geçiş sürecinde olan ülkeler. Brezilya farklı kültürlerin, bilinçlerin, dinlerin, azınlıkların ve etnik grupların çok karıştığı bir bölge olduğu için bu trende uyması gayet doğal.
Peki niçin Amerika değil?
Genelde çok gelişmiş ülkeler iyi işleyen bir sistemi problem çıkarmıyorsa değiştirmek istemez. Gelişmekte olan ülkelerde bu yaklaşıma ilgi var. Nedenini tam olarak bilmiyorum, ama belki açık fikirli insanlar yetiştirmek, farklı din ve kültür sorunlarının aşılmak istenmesidir. Kanada bu yaklaşımı sağlıkta denedi. Örneğin çalışma esnasında meydana gelen kazalara nasıl müdahale edileceği gibi birçok konuda bu yaklaşım faydalı oldu.
Tekno bilim hepimizi şizofren yaptı
Disiplinlerötesi yaklaşımının pratikte ne tür yansımaları oldu?
Benim yeni olarak takdim ettiğim şey bütünüyle tarihin negatif olarak takdim edildiğini vurgulamaktır. Dinler daima bir şeyler söyler, fakat bilim-din bağlamında bir şey söylemez. Ben modern ve aktif bir bilimci olarak, sadece kendi bilimim tarafından eğitilmek istemiyorum. Aynı zamanda dini inançlarla da bir bağlantı kurmaya çalışıyorum. Günümüzde modern bilim hakkında bildiğimiz şeyler sanki çağımızın dini gibi oldu. Gelişmiş ülkelerde, din, tekno bilimdir. Bu sebeple hepimiz şizofren kişiler haline geldik. Bir tarafta derin dini inançlara sahibiz. Öte yandan modern bilim, ürettiği şeylerle pratik yaşamımızdaki her şeyi değiştiriyor. Söyler misiniz; bu ikisi arasında bir bağlantı var mıdır? Yoktur! Modernitenin bu meydan okumasına, disiplinlerötesinin meydan okuması bu noktadadır. Hikmet ile bilim arasındaki bağlantıyı koparmayalım diyorum ben.
Bu çağın dini dışlamasına tepki veriyorsunuz özetle.
Doğru. Biz bilim sayesinde mükemmel, rasyonel bir dünya görüşüne sahibiz. Bilim, deney yaparak ve teknoloji üreterek bütün modern hayatı zenginleştiriyor. Fakat diğer yönden iç dünyalarımızda çok fakiriz, çok zayıfız. Tüm bu geçmişten edindiğimiz hikmetlere, dinlere ve felsefelere rağmen. ‘Bu konuda hiç kimse uğraşmadı’ demiyorum. Birçok insan uğraştı. Fakat bu bir lüks değil, zorunluluktur. Ben bunu dönüştürmeye çalışıyorum. Çünkü, bunu yapmayarak tekno-bilime katılır isek eski hikmet anlayışımızı tamamen kaybederiz. Çünkü din, Tanrı ve kültür adına sorunlarımız var. Bunların çözümü için tekno-bilimi kullanıyoruz. 11 Eylül olayını gerçekleştiren insanlar at ya da araba kullanmadı. Onlar uçağı yani tekno-bilimi kullandı.
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...