|

Sayın Başbakan, Kendinize İftira
Etmeyin!
K. BUMİN /
22.06.2004 / YENİ ŞAFAK
Necip Fazıl
Kısakürek, doğumunun 100. yıldönümü dolayısıyla düzenlenentörenlerle
anıldı. "Üstad"ı sevenler bu münasebetle mutlaka birçok toplantı ve
yayın gerçekleştirdiler. Toplantılardan birisini de Kültür Bakanlığı
düzenledi.
Bu toplantıya katılanlar arasında Başbakan Erdoğan da vardı. Gazetemizin
haberine göre, toplantıyı düzenleyenler salonda bulunanlara
Kısakürek'in"Zindandan Mehmet'e mektup" şiirini Başbakan'in sesinden
dinleterek bir de sürpriz yapmışlar. Başbakan da, salondakileri
hüzünlendiren bu olaydan sonra Kısakürek'in "İdeolocya"sının "kendisine
bugünkü ufukları açtığını" söylemiş....
Sizlere (Yeni Şafak okurlarına) hatırlatmaya gerek yok; Kısakürek, şair
vedüşünür olarak ülkenin "muhafazakar" kesiminin önemli bir bölümünün
gönlünde yatan bir şahsiyet... Ancak yine bildiğiniz gibi, "Üstad"ın
"şiirini" ve "düşüncesini" birbirinden ayrı değerlendirenler de mevcut.
Yani kısaca, "Şair Necip Fazıl'a tabii ki evet!" diyen ama "düşünür"
Necip Fazıl ile aralarına mesafe koyanlar da mevcut.
Bu sınıflandırmayı yapanların sadece şiirsever "solcu" kesimde
bulunduğunu sanmayın... Bakın, Taha Akyol gibi kendisini eskiden
"milliyetçi", bugün "liberal" olarak tarif eden bir yazar bile bu
fikirde: "İşte Üstad'dan geleceğe kalan; onun 'İdeolocya Örgüsü' değil,
felsefi çilesi ve yüksek şiir sanatıdır." (Milliyet) "Şiir" ve "şair"
üzerine hüküm verecek donanımı kendimde görmesem de, Akyol'un bu
yargısına doğrusu ben de katılıyorum. Ayrıca Akyol'un bu değerlerdirmeyi
(yanılıyor muyum acaba), aynı zamanda, Başbakan Erdoğan'ın "İdeolocya"
hakkındaki (hani "kendisine bugünkü ufukları açtığını" söylüyordu ya...)
sözlerine üstü kapalı bir eleştiri olarak yaptığını da sanıyorum.
Eğer öyleyse, Akyol doğrusunu yapmış, derim. Hatta (eğer tahminim
doğruysa) keşke bu eleştiriyi açıkça yapsaydı, derim. Bu durumda
isterseniz Akyol'un yarıda bıraktığı işi ben tamamlayayım. Başbakan'a
bugün sahip olduğu "ufukları" açan şu "İdeolocya"yı biraz daha yakından
inceleyip veya hatırlayıp, Başbakan'ın bu sözleri ile kendisine "iftira"
edip etmediğine karar verelim!
Necip Fazıl'ı bir "düşünür" olarak kabul edip kitaplarını okuyanların
hiç değilse bir bölümü hatırlayacaktır: "Üstad"ın "İdeolocya Örgüsü"
adıyla yayınladığı kitabı haddinden fazla "problemli" bir çalışmadır.
Tamamen "deneme" tarzında kaleme alınmış olan bu çalışma "Üstad"ın
özellikle bazı bölümlerinde kaleminin gücünü iyi sergilese de, bütününde
hiç mi hiç "sistematik" olmayan bir niteliktedir. Kitabın bu özelliği
"İçindekiler" bölümünden de kolayca anlaşılır zaten. "Adımız, Davamız,
Manâmız" başlığıyla açılan kitap, "Nasıl bozulduk", "Beklediğimiz
inkılap" gibi birbirine çok benzer sayfalardan sonra "Devlet ve İdare
Mefkûremiz" başlığı atılmış ve Platon'un "Devlet"inden esinlenen ama bu
esintiyi İslami-Türki bir yönde geliştiren bir "ütopya" ile devam eder.
Bana sorarsınız, "İdeolocya Örgüsü"nün asıl "ruh"u bu "ütopya" bölümünde
açığa çıkar.
Ama ne "ütopya"!... Hani hakkında "Kapılardan uzak olsun!" diye dua
edilen türden "ütopyalar" vardır ya, aynen öyle, hatta onların "dik
âlâsı"....
Unutmayalım; "Üstad"ın "şairliğini" tamamen ayrı tutuyoruz.... Bu hususu
bir kez daha özellikle belirtiyorum, çünkü hiçbir okurumun "öfkelenip"
elindeki gazeteyi yazının bundan sonrasını okumadan kaldırıp bir kenara
atmasını istemiyorum!
İsterseniz, "İdeolocya Örgüsü"nün vaktimizi uzunca alacağı belli olan
"Ütopya" faslına geçmeden önce bugünlük kitabın başka bir bölümünden
birkaç kısa alıntı yapmakla yetinelim. Kitapta yer alan şekliyle "Doğu
ve Batı Muhasebesi" bölümünü açıp oradan rastgele aktarmaya başlayalım.
Bakalım bu bölüme damgasını vurmuş olan "mefkûre"nin bugün Başbakan'a
"ufuk açacak" ne gibi özellikleri var? Şöyle şeyler mesela:
"Biz, hangi milleti ve siyasi zümresiyle olursa olsun, Avrupalının
hoşuna gittikçe ve alkışını topladıkça, böbürlenmek yerine başımızı
taştan taşa vursak daha iyi ederiz. Zira bizim, hangi milleti ve siyasi
zümresiyle olursa olsun,
Avrupalının hoşuna gitmemiz ve alkışını toplamamız, ancak kendi
kendimizi tahrip ve inkârımız nisbetinde kabildir." "Şu yüzden ki, biz
Avrupalının kendi familyasından sandığı bir millet değiliz. İstediğimiz
kadar ondan olduğumuzu iddia edelim, onun kılığına bürünelim ve
harfleriyle yazalım, Avrupalı bu iddiamızı, hatta bu iddiada
muvaffakiyetimizi alkışlarken, için için bize gülecek, bizden tiksinecek
ve tuzağa kendi ayağıyla düşen bu safdil avı kaçırmamak için her
şaklabanlığı yapacaktır." Tahmin ettiğiniz gibi bu sözler böyle sürüp
gidiyor.... Dolayısıyla ne dersiniz; bu satırlar "ufuk açıcı" nitelikte
midir? "Üstad"ın kaleminden çıkan bu "uygarlık tarihi", arkadan gelen
"ütopya"ya kıyasla hiçbir şey aslında. Yarınki yazıda sıra "Devlet ve
İdare Mefkûremiz"e gelsin de siz asıl o zaman görün "yeni ufukları"!
Bugünlük toparlayacak olursak: Başbakan kendisine gerçekten de "iftira"
ediyor.... "Dün"ü geride bıraktığımıza göre, bugün Başbakan'ın "Üstad"ın
"İdeolocya"sı ile uzaktan yakından ne gibi bir ilgisi olabilir? Başbakan
kendine haksızlık ediyor...
|
 |
|