|

NATO
ZİRVESİ İSTANBUL’DA…
NATO
Zirvesi’nin İstanbul’da toplanması kuşkusuz yukarıda sözünü ettiğimiz
proje açısından çok büyük öneme sahiptir. Ancak NATO Zirvesi’ne gelmeden
önce mercek altına alınması gereken bir G-8 Zirvesi gerçekleşti. Dünya
politikasının oluşumunda büyük bir öneme sahip G-8’in bu seferki
toplantısında ilginç simaları da görmek mümkün oldu. Türkiye Başbakanı
R. Tayyib Erdoğan ile birlikte Irak Cumhurbaşkanı Gazi el-Yaver’in de
yer aldığı bu toplantıda BOP’ne uygun başka isimler de yerini aldı.
Ancak, öyle anlaşılıyor ki, uluslararası sistemin gündemindeki birinci
madde Irak konusudur. Ve bu bağlamda Türkiye de hem Irak sorununda, hem
de söz konusu proje bağlamında sistemin kilit ülkesi olarak yerini almış
gözükmektedir. Bu arada, Irak Savaşı sırasında yara almış gözüken ABD-AB
ilişkilerinde yeni bir açılım göze çarpmaktadır. Artık ABD’nin tek-yanlı
hareketinin bir çıkış sunmadığı, "ittifak içinde bir davranış"
sergilemenin zamanının geldiği anlaşılmaktadır. Bu yönde, gündeme gelen
BM Güvenlik Konseyi kararıyla da yeni Irak’ın kuruluşuna meşruiyet
kazandırmaya yönelik adımlar atılmaktadır. BM kararına göre, çok-uluslu
gücün Irak’ta konuşlandırılması ve 30 Haziran’da Irak’ta "egemenliğin
Iraklılara devredilmesi" söz konusu edilmektedir. Ve bu karar ABD-AB
ilişkileri açısından önemlidir…
Yanısıra G-8 Zirvesi’ne, "demokratik ortak" olarak davet edilen
Türkiye’nin hem ABD açısından, hem de "Ortak Savunma ve Güvenlik
Politikası" (BAP) oluşturmaya çalışan AB açısından stratejik öneminin
farkında olunduğunun, bir kez daha somut olarak ortaya konmuş olduğu
gözden kaçırılmamalıdır. Uluslararası sistem açısından stratejik
öneminin farkında olan Türkiye de, Başbakan’ının ağzından BOP’a destek
verirken, hem iç kamuoyuna hem de Arap kamuoyuna mesaj vermesiyle yeni
misyonuna hazır olduğunu ortaya koymuş bulunmaktadır: "Dayatma ters
teper; iç dinamikleri dışlayan her değişim projesi sağır kalacaktır."
Filistin ve Irak sorunlarını çözmedikçe bölgeye yönelik politikaların
masa başında kalacağı uyarısında da bulunan Erdoğan, Ortadoğu’da olumlu
değişim yönündeki çabaların desteklenmesi, Türkiye’nin paylaştığı
hedeftir, tespitiyle de hem AB’ye hem de ABD’ye güven telkin etmekten de
geri kalmamıştır. Aynı zamanda da çok önemli kararlara gebe NATO
Zirvesi’ne hazır olduğunun sinyalini vermiş oldu. Zaten Batı’nın büyük
bir kısmı anladı ki, artık toplumdan kopuk, bölgenin sorunlarını
görmezden gelen anlayışlarla sömürüyü sürekli kılmak mümkün
gözükmemektir. Bunun için; demokrasi mutlaka dünyada yaygınlaştırılmalı
ve bu operasyon her ülkenin kendi koşulları dikkate alınarak ve iç
dinamikler harekete geçirilmek suretiyle gerçekleştirilmelidir.
Dolayısıyla öyle anlaşılıyor ki, bu projenin başarısı için öncelikle AB
tarafından da benimsenmesi ve nimet paylaşımı konusunda ABD’nin hasis
davranmadığı taktirde her iki emperyalist gücün çıkarlarının ortak
olduğunun benimsenmesi gerekmektedir. Türkiye’nin ise bu projedeki kilit
rolü konusunda tüm taraflar mutabık gözükmekte ve Türkiye’ye önemine
uygun ilgiyi özellikle son yıllarda göstermektedirler. Keza başta Arap
ülkeleri olmak üzere tüm işbirlikçi yönetimlerin, yöntem açısından bazı
çekincelerine rağmen küresel güç odaklarıyla işbirliğinde kusur
etmemeleri gereği vardır. İşte bu noktada küçük sorunlar ortaya
çıkmaktadır. Zira projenin detayları ortaya çıktıkça işbirlikçiler kendi
iktidarlarıyla ilgili kaygılara kapılmakta ve bu kaygılarını yöntem
konusunun arkasına saklanarak ifade etmektedirler. Ancak tam anlamıyla
bir açmaz içinde bulunan bu işbirlikçi yönetimler için çıkış
gözükmemektedir.
Sonuç olarak, yeni emperyalizm için vazgeçilmez gözüken bir proje, G-8,
İKO ve NATO gibi uluslararası kuruluşlarda tartışılmakta ve
olgunlaştırılmaktadır. Bu çerçevede NATO Zirvesi’nden çıkacak sonuçlar
hem genel anlamıyla BOP bağlamında önem arz edecekken, hem de NATO’nun
yeni konjonktüre uyumu, yeniden yapılandırılması açısından büyük önem
taşıyacaktır. Zira, NATO, Soğuk Savaş sonrası, doğal olarak yeniden
yapılandı. Şimdi bu yapılanmada yeni tadilatlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Bilindiği gibi NATO’nun genişleme süreci de yeniden yapılanmasına
paralel olarak gerçekleşti. Öncelikle, Doğu Avrupa ülkeleri ile
Balkanlar ve Karadeniz’i çevreleyen, Kafkasya ve Hazar havzasından kanat
ülkeler dahil edildi. Sonra da Doğu Akdeniz’e, Kuzey Afrika ülkelerini
de içine alacak bir genişleme planlaması yapıldı. Gelişmelere paralel
olarak, bu yönde somut adımlar atılması da gündeme gelecektir. Asıl
önemlisi de, yeni tehdit algılamasına paralel olarak Komünizm’in yerine
İslam’ın ikame edilmesinden sonra NATO’nun güvenlik doktrini değişti.
Dolayısıyla buna paralel olarak bir çok ülkenin güvenlik konseptlerinde
de değişiklikler meydana geldi. Bu çerçevede 1990-2000 yılları arasında
Türkiye, stratejik öneminin bilinciyle yeni konsepte göre konumunu
yeniden belirledi. Bu yöndeki etkin ve önemli rollere hazırlanan
Türkiye, kendine sunulan yeni fırsatlarla ve dış dinamiklerin güçlü
baskısıyla bir değişime, yeniden yapılanmaya tabi tutuldu ve bu süreç
devam etmektedir. Tüm bunlar dikkate alındığında NATO Zirvesi’nin
amaçları kısaca şöyle özetlenebilecektir: 1) Terör ile mücadelede ortak
hareketin daha da sistematik hale getirilmesi, 2) Bu arada ABD ile AB
arasındaki görüş ayrılıklarının en aza indirgenmesi, 3) Yukarıdaki iki
hususta ortaya çıkacak mutabakatlar doğrultusunda NATO’nun yeniden
yapılandırılması sürecinin işletilmesi…
|