Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 307 | Temmuz  2004

                   

 

 


  NATO ZİRVESİ İSTANBUL’DA…

NATO Zirvesi’nin İstanbul’da toplanması kuşkusuz yukarıda sözünü ettiğimiz proje açısından çok büyük öneme sahiptir. Ancak NATO Zirvesi’ne gelmeden önce mercek altına alınması gereken bir G-8 Zirvesi gerçekleşti. Dünya politikasının oluşumunda büyük bir öneme sahip G-8’in bu seferki toplantısında ilginç simaları da görmek mümkün oldu. Türkiye Başbakanı R. Tayyib Erdoğan ile birlikte Irak Cumhurbaşkanı Gazi el-Yaver’in de yer aldığı bu toplantıda BOP’ne uygun başka isimler de yerini aldı. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, uluslararası sistemin gündemindeki birinci madde Irak konusudur. Ve bu bağlamda Türkiye de hem Irak sorununda, hem de söz konusu proje bağlamında sistemin kilit ülkesi olarak yerini almış gözükmektedir. Bu arada, Irak Savaşı sırasında yara almış gözüken ABD-AB ilişkilerinde yeni bir açılım göze çarpmaktadır. Artık ABD’nin tek-yanlı hareketinin bir çıkış sunmadığı, "ittifak içinde bir davranış" sergilemenin zamanının geldiği anlaşılmaktadır. Bu yönde, gündeme gelen BM Güvenlik Konseyi kararıyla da yeni Irak’ın kuruluşuna meşruiyet kazandırmaya yönelik adımlar atılmaktadır. BM kararına göre, çok-uluslu gücün Irak’ta konuşlandırılması ve 30 Haziran’da Irak’ta "egemenliğin Iraklılara devredilmesi" söz konusu edilmektedir. Ve bu karar ABD-AB ilişkileri açısından önemlidir…
Yanısıra G-8 Zirvesi’ne, "demokratik ortak" olarak davet edilen Türkiye’nin hem ABD açısından, hem de "Ortak Savunma ve Güvenlik Politikası" (BAP) oluşturmaya çalışan AB açısından stratejik öneminin farkında olunduğunun, bir kez daha somut olarak ortaya konmuş olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Uluslararası sistem açısından stratejik öneminin farkında olan Türkiye de, Başbakan’ının ağzından BOP’a destek verirken, hem iç kamuoyuna hem de Arap kamuoyuna mesaj vermesiyle yeni misyonuna hazır olduğunu ortaya koymuş bulunmaktadır: "Dayatma ters teper; iç dinamikleri dışlayan her değişim projesi sağır kalacaktır." Filistin ve Irak sorunlarını çözmedikçe bölgeye yönelik politikaların masa başında kalacağı uyarısında da bulunan Erdoğan, Ortadoğu’da olumlu değişim yönündeki çabaların desteklenmesi, Türkiye’nin paylaştığı hedeftir, tespitiyle de hem AB’ye hem de ABD’ye güven telkin etmekten de geri kalmamıştır. Aynı zamanda da çok önemli kararlara gebe NATO Zirvesi’ne hazır olduğunun sinyalini vermiş oldu. Zaten Batı’nın büyük bir kısmı anladı ki, artık toplumdan kopuk, bölgenin sorunlarını görmezden gelen anlayışlarla sömürüyü sürekli kılmak mümkün gözükmemektir. Bunun için; demokrasi mutlaka dünyada yaygınlaştırılmalı ve bu operasyon her ülkenin kendi koşulları dikkate alınarak ve iç dinamikler harekete geçirilmek suretiyle gerçekleştirilmelidir. Dolayısıyla öyle anlaşılıyor ki, bu projenin başarısı için öncelikle AB tarafından da benimsenmesi ve nimet paylaşımı konusunda ABD’nin hasis davranmadığı taktirde her iki emperyalist gücün çıkarlarının ortak olduğunun benimsenmesi gerekmektedir. Türkiye’nin ise bu projedeki kilit rolü konusunda tüm taraflar mutabık gözükmekte ve Türkiye’ye önemine uygun ilgiyi özellikle son yıllarda göstermektedirler. Keza başta Arap ülkeleri olmak üzere tüm işbirlikçi yönetimlerin, yöntem açısından bazı çekincelerine rağmen küresel güç odaklarıyla işbirliğinde kusur etmemeleri gereği vardır. İşte bu noktada küçük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Zira projenin detayları ortaya çıktıkça işbirlikçiler kendi iktidarlarıyla ilgili kaygılara kapılmakta ve bu kaygılarını yöntem konusunun arkasına saklanarak ifade etmektedirler. Ancak tam anlamıyla bir açmaz içinde bulunan bu işbirlikçi yönetimler için çıkış gözükmemektedir.
Sonuç olarak, yeni emperyalizm için vazgeçilmez gözüken bir proje, G-8, İKO ve NATO gibi uluslararası kuruluşlarda tartışılmakta ve olgunlaştırılmaktadır. Bu çerçevede NATO Zirvesi’nden çıkacak sonuçlar hem genel anlamıyla BOP bağlamında önem arz edecekken, hem de NATO’nun yeni konjonktüre uyumu, yeniden yapılandırılması açısından büyük önem taşıyacaktır. Zira, NATO, Soğuk Savaş sonrası, doğal olarak yeniden yapılandı. Şimdi bu yapılanmada yeni tadilatlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bilindiği gibi NATO’nun genişleme süreci de yeniden yapılanmasına paralel olarak gerçekleşti. Öncelikle, Doğu Avrupa ülkeleri ile Balkanlar ve Karadeniz’i çevreleyen, Kafkasya ve Hazar havzasından kanat ülkeler dahil edildi. Sonra da Doğu Akdeniz’e, Kuzey Afrika ülkelerini de içine alacak bir genişleme planlaması yapıldı. Gelişmelere paralel olarak, bu yönde somut adımlar atılması da gündeme gelecektir. Asıl önemlisi de, yeni tehdit algılamasına paralel olarak Komünizm’in yerine İslam’ın ikame edilmesinden sonra NATO’nun güvenlik doktrini değişti. Dolayısıyla buna paralel olarak bir çok ülkenin güvenlik konseptlerinde de değişiklikler meydana geldi. Bu çerçevede 1990-2000 yılları arasında Türkiye, stratejik öneminin bilinciyle yeni konsepte göre konumunu yeniden belirledi. Bu yöndeki etkin ve önemli rollere hazırlanan Türkiye, kendine sunulan yeni fırsatlarla ve dış dinamiklerin güçlü baskısıyla bir değişime, yeniden yapılanmaya tabi tutuldu ve bu süreç devam etmektedir. Tüm bunlar dikkate alındığında NATO Zirvesi’nin amaçları kısaca şöyle özetlenebilecektir: 1) Terör ile mücadelede ortak hareketin daha da sistematik hale getirilmesi, 2) Bu arada ABD ile AB arasındaki görüş ayrılıklarının en aza indirgenmesi, 3) Yukarıdaki iki hususta ortaya çıkacak mutabakatlar doğrultusunda NATO’nun yeniden yapılandırılması sürecinin işletilmesi…
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...