Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 307 | Temmuz  2004

                   

 

 


  AB SÜRECİNDEKİ TÜRKİYE VE AYRILIKÇI KÜRTLER

Bölgemizde önemli gelişmelere zemin hazırlayacak projeler gündemdeyken, bu doğrultuda önemli zirveler, toplantılar yapılagelmektedir. Bu arada Türkiye, "muasır medeniyet" olarak adlandırılan Batı medeniyeti ile bütünleşmek adına önemli ve stratejik adımlar atarak hızla AB ile üyelik görüşmelerine başlamaya doğru yol almaktadır. Nitekim Türkiye’nin AB yolunda yaptığı reformlardan en önemlisi olan Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın ve kültürel faaliyetlere izin veren anayasal ve yasal değişikliklerden sonra uygulamada da önemli bir eşik aşıldı. Bazı çevreler tarafından yeterli görülmese de, bir tabunun yıkılması konusunda önemli bir gelişme bu. Ancak TRT’de Kürtçe lehçeleri ve bu yayınları kamufle etmeye yönelik diğer dillerde (ki birçoğuyla ilgili talep bile söz konusu değil) yayınların başlaması kamuoyunda ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi. Öyle ki, TRT’de Kürtçe lehçeleriyle yayınların başlamasıyla PKK ile işbirliği yaptıkları için mahkum olan Kürt milletvekillerinin DGM’lerin kaldırılmasıyla zorunlu olarak başlayan yeni yargı süreci vesilesiyle, siyasi yönü ağır basan bir yargı kararıyla tahliye olmaları ve söz konusu milletvekillerinin ve DEP’in açıklamaları Türkiye’deki bazı hassasiyetleri yeniden kaşımaya başladı. Oysa Türkiye’nin dış dinamiklerinin zorlamasıyla da olsa aldığı bazı kararlar ve yaptığı reformların, çok daha olumlu yansımaları bulması beklenmekteydi. Ama beklenildiği gibi olmadı. PKK-Kongra-Gel, ateşkesi tek-taraflı olarak sona erdirdiğini ilan etti. Ve hemen akabinde de kanlı eylemlerini başlattı. Bununla birlikte PKK-Kongra-Gel’in uzantıları, bir taraftan örgütün emriyle savaş başlamış iken, diğer taraftan da Abdullah Öcalan’ı da kapsayacak "genel af" çıkarılması konusunda kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar. Yani asıl amacı, hiçbir zaman gasp edilen hakların mücadelesi olmayan, zihniyet çarpıklıkları ve buna bağlı zulümlerle beslenen örgüt, adeta terör ile elde ettiği zehabına kapıldığı bazı kazanımların yanı sıra yeni taleplerini de terör ile elde edecek güçte olduğunu ilan etmektedir. Ne var ki durum hiç de söz konusu terör örgütünün iddia ettiği gibi değildir. Artık terör örgütünü besleyen konjonktürel şartlar büyük oranda değişmiştir. Örgüt, Türkiye içerisinde hızla tabanını kaybetmeye başlamıştır. Bazı dengelerin henüz test edilemediği Irak’ta şimdilik yaşama imkanı bulabilse de bu durumun da geçici olduğu gözükmektedir. Öyleyse PKK-Kongra-Gel’in ateşkesi tek-taraflı sona erdirdiğini açıklaması ne anlama gelmektedir?
Daha çok dışsal nedenlerin belirleyici olduğu anlaşılan bu kararda örgütün terörle beslenen Leninist bir örgütlenmesinin yeniden diriltilmesi de önemli role sahip görülmektedir. Değişen koşullara karşın örgütün yapısını yenileyememesi çatışmanın öne çıkarılmasına neden olmuştur. Dışsal nedenler arasında ise öne çıkan hususun Türkiye’nin AB’ne üyeliğine sıcak bakmayan odakların tetiklemesini tespit etmek zor olmasa gerektir. Aynı zamanda AB’ne karşı olan ulusalcı cephenin gelişmelere vereceği tepkinin de söz konusu çevrelerin işini kolaylaştıracağı söylenebilir. Bu vesileyle PKK-Kongra-Gel’in de ulusalcı cepheye dahil olduğu iddia edilebilir. Ayrıca, Irak’taki gelişmelerin yoğunlaştığı bir dönemde Türkiye’nin bölge sorunlarından uzak tutularak tekrar terör ve iç çekişmelerle uğraşması da ayrılıkçı güçleri olduğu gibi Türkiye’nin AB’ne üyeliğine karşı odakları da memnun edici nitelikte gözükmektedir. Bunlara ilaveten İsrail’deki mevcut yönetim ile AKP hükümeti arasındaki gerginlik (?!) dolayısıyla Türkiye’ye terör yoluyla baskı yapıldığı söylenmektedir. Bu iddia tartışmaya açık olsa da İsrail’in çeşitli mülahazalarla bölgedeki ayrılıkçı Kürtlerle ilgilendiği ve Yahudi Kürtler aracılığıyla onları manipüle ettiği bilinen bir gerçektir. Her ne kadar İsrail hükümeti bu iddiaları reddetse de, bu konudaki bilgi kaynağının niteliği ve Iraklı Kürt grupların çelişkili açıklamaları bu konudaki kuşkuları ortadan kaldırmaktadır.
Keza 1975 ve 1981’de iki kez net bir şekilde ihanete uğramış olmalarına karşın Irak’taki ayrılıkçı Kürt gruplar, ısrarla ABD-yanlısı tutum sergilemeye devam etmektedirler. Bunun nedeni, şüphesiz, ABD’nin Kürtlerin güvenlik ihtiyacını karşılayabilecek yegane güç olmasıdır. Oysa konjonktürel olarak bu gruplara tavizkar davranan ABD, şartlar değiştiğinde, Kürtlere vereceği her türlü taahhüdün, Irak’ın egemenliğinin kalıcı ihlali anlamına geleceğinin de farkındadır. Bu çok açık gerçeğe rağmen hala ayrılıkçı Kürt grupların ABD ve İsrail ile işbirliği içerisinde olmaları tarihten ders almadıklarını ve siyasi miyopluklarını ortaya koymaktadır. Şu husus çok net olarak bilinmelidir ki Batı emperyalizminin bir manivelası misyonuyla oluşabilecek bir Kürt örgütlenmesi hiçbir zaman bir devlet olamayacaktır. Ama söz konusu ayrılıkçı Kürtler, başta İran ve Suriye olmak üzere Irak ve Türkiye’yi istikarsızlaştıracak potansiyele sahip bulunmaktadırlar. Dolayısıyla bu güçlerini kullanarak ABD’den bazı taleplerde bulunmaktadırlar. Ne var ki, ABD ve İsrail işbirlikçisi ve ırkçı politikalarıyla bölge insanının nefretini kazanmaya devam etmektedirler. Aynı zamanda bölge insanıyla ciddi bir sorunu olmayan, aynı dine mensup olmaları nedeniyle ortak tarihe ve kültüre sahip Müslüman Kürtleri de zor durumda bırakmaktadırlar. Çünkü ne yazık ki, toplumun tüm kesimleri bu önemli farklılıkları görememekte ve etnik ayrımlara yönelmektedir...
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...