Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 320 | Ağustos  2005

                   

 

 


İmha Siyasetleri

Atasoy Müftüoğlu

İdeolojik ihtiraslar, ekonomik/politik ihtiraslar, tarihin her döneminde olduğu gibi; bugünde, şiddetli üreten, çoğaltan koşulları oluşturuyor. Günümüz dünyasına egemen olan siyasetleri, ideolojik paranoya biçimlendiriyor. Bugünün dün-yası zorbalığa teslim olmuş bir dünyadır. Ame-rikan megalomanlığı zorbalığı meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Küresel egemenlik, emperyalist egemenlik İslam Dünyasını büyük bir hapishanaye dönüştürmeye çalışmaktadır. Amerika’nın şeytani imparatorluğu küresel propoganda aygıtlarıyla büyük bir dil/söylem terörü geliştirmiştir. Bütün bir insanlık bu dil/söylem terörüne maruz bırakılmaktadır.

Güçlü olanın bütün yaptıklarını meşru telakki eden bir zihniyet, bütün toplumları ve insanlığı köleliğe sürüklüyor. Güçlü’ler emperyalistler/ faşistler hiç bir ahlaki ve hukuki sorumluluk taşımıyor. Müslüman halklara/toplumlara karşı işlenmeye devam eden ağır insanlık suçları kolektif vicdanda gereği gibi yankısını bulmuyor. Mazlum/ masum/mahzun halklar seslerini, acı-larını, yalnızlıklarını duyuramıyor. Acı çeken halkları unutuyoruz, bu acılar zamanla gündemimizden çıkıyor. Halbuki bütün bu acıların, zulümlerin kaydını tutmamız gerekiyor. Bugün özellikle İslam Dünyası ülkelerine, katliam, imha, vahşet, barbarlık ve işkence yoluyla “demokrasi” daya-tılıyor. Bütün modern, postmodern kavramlar Amerikan çıkarları için sınırsız bir biçimde suistimal ediliyor. İslam Dünyası toplumlarına imha siyasetleri yoluyla ihraç edilmek istenen “demokrasiler” kuşkusuz Amerika’nın uzaktan kumanda etmek istediği “demokrasi”lerdir. Bugünün dünyası ideolojik ortodokslukların ağır baskısı altındadır. İdeolojik ortodoksluklar nedeniyle, özellikle İslam Dünyası toplumlarında düşünceler, kimlikler, kişilikler ve karakterler ağır bir bunalım içerisine girmişlerdir. Hayatın her alanında duyarlıkların olumsuz bir biçimde de-ğiştiğini görüyoruz. Ahlaki kurumlar ve yaklaşımlar aşınıyor. Bugünün dünyasında hayatın her alanı ve bütün ilişki biçimleri ekonomiye boyun eğmiş bulunuyor. İnsanları birbirlerinden ve anlamlardan uzaklaştıran bir meta dünyasında yaşı-yoruz. İlişkilerimizde formalizm ve protokoler i-lişkiler belirleyici olamaya başlamıştır. Kimi durumlarda formalizm ve protokoler ilişki gerekli olabilir, ancak bu ilişki biçimlerinin ahlaki olmadığını bilmek gerekir.

En ucuz bayağılıkların dünyası ile karşı karşıyayız. Nitelik kaypları, içtenlik kayıpları, alçaltıcı dü-şüşlere, tercihlere ve yönelişlere neden oluyor. Tekdüze, duygusuz, mekanik, insansız, resmi ha-yatlar yaşıyoruz. İslami paylaşıma, insani paylaşıma, kalbi paylaşıma imkan vermeyen yıpratıcı hayatlar yaşıyoruz.

Müslümanlar olarak, hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda kurumsallaşmış bir paranoya ile karşı karşıyayız. Kuralsızlığa boyun eğmiş bir dünyada, yağmacı bir uygarlık, ülkelerimizi özgürce işgal ediyor, özgürce yağmalıyor ve masum halkları özgürce katliama tabi tutuyor. Müslümanlara yönelik imha siyasetleri ve keyfi şiddet güçlü bir sorgulanmaya tabi tutulamıyor. İslam Dünyası ülkeleri kendilerine değil, Ame-rika’ya güveniyor, kendilerine karşı değil, Amerika’ya karış sorumlu olmayı tercih ediyor. Her alanda sömürü, baskı ve şiddet üreten tota-liter bir sistem karışısında algılarımız ruhunu yitiriyor.

Geleceğe ilişkin özgürlük umutlarını, yalnızca direniş eylemleri/geleneği/bilinci yaşatıyor. Dün-yanın rakipsiz devasa askeri-teknolojik gücü görüldüğü üzere, direniş bilincini/ahlakını yenemiyor, yenemeyecek. İslam Dünyasına yönelik olarak sürdürülmekte bulunan ağır ve dayanılmaz tahakküm/imha politikaları, modern zamanların ve modern uygarlığın ölçüsüz bir biçimde yüceltilen, takdis edilen kavramları aracılığıyla sürdürülüyor. Her hangi bir söylem, tezi ne olursa olsun; bu kavramların şemsiyesi altında gündeme girince akan sular duruyor, bu kavramları sorgulamak kimsenin aklından bile geçmiyor. Batı’ya ait, ideolojik/politik kavram ve kurumlar mutlaklaştırılarak, siyasal düşüncenin, siyasal ha-yatın vazgeçilemez temeli sayılabiliyor.

Siyasal prağmatizmi tek geçerli yol sayan siyasal dünyamız, sömürgeci bilgi’ye, sömürgeci algı biçimlerine teslim oluyor. modernitenin de, Batılı siyasal sistemin de sınırları olduğu, olması gerektiğini unutuyoruz. Siyasal elitist projelerin, halkların duygularına, düşüncelerine ve hassasiyetlerine saygıları yok. Siyasal elitizm her ülkede Tür-kiye’de olduğu gibi traji-komik bir ideolojik dil kullanıyor. İdeolojik gerçeklik ile, hakiki gerçeklik arsında, hakiki gerçeklik ile resmi ideolojik arasında büyük uçurumlar var.

Günümüzde Batı, bir model değil, kültür ve uygarlığımız için, saldırgan, müdahaleci ve ırkçı bir tehdittir. Avrupa aklının her zaman ırkçı bir akıl olduğunu yaşayarak görüyoruz. Avrupa demek siyasal oportünizm demektir. Sorgulayıcı içeriklerle ve çözümlemelerle Avrupa merkezci düşünsel perspektiflari aşabilmeliyiz. Toplumla-rımızın kaderi ideolojik/politik içerikli kavramların himayesine terkedilemez. Toplumlarımızın iradesi ve hayat tarzları hiçe sayılarak, toplumlarımız zorlayıcı ve baskıcı Batılılaştırmaya ter-kedilemez. Avrupa çapında yükselen şoven yönelişleri doğru okumak gerekir. Halklar arasında gerçek anlamda eşitlik ve karşılıklı saygı olmaksızın diyalog olamaz. Diyalog iki tarafın da içtenlikle birbirlerini anlamak için bir çaba içerisinde bulunmalarıyla mümkündür. Bugünün dünyasında ulusal bencillikler ve tek yönlü tezler anlamlı/erdemli bütün ilişkileri tehdit ediyor. Ulusal çıkar düşüncesi ahlaki ve insani hassa-siyetler üzerinde temellendirildiğinde anlaşılır olabilir.

Düşüncesiz iyimserliklere kapılmamak gerekir.

Renk vermeyen sessizlikleri aşmak gerekir.

Tarihin içindeki tavırlarımızı ve tercihlerimizi temelinden yeniden düşünerek, sorgulayabilmemiz gerekir.

Emperyalist dünya tarafından çizilen bir dünya imajı hiç bir biçimde kabul edilemez.

Dış koşullardan, etkilerden bağımsız olarak düşünmeyi, üretmeyi ve yapmayı başarabilmeli-yiz. Fiilen yaptıklarımızla, inançlarımız, düşün-celerimiz, fikirlerimiz arasında bir uygunluk olmalı. Temel sorunlarımız etrafında ortak bir zemin oluşturabilmeliyiz. Varsa eğer, aşırı yönelişlerimiz etrafında kalıcı çözümlemeler yapabilmeliyiz. Çıkara dayalı bencilliklere, baştan çıkarıcı yararcılıklara tenezzül etmemeliyiz. Hizip/ grup dogmalarını her şeyin üzerinde tutan ilişki biçimlerinin gayrı ahlaki olduğuna inanmalıyız.

Ateşli bir inançla, ateşli bir umutla ve çabayla nitelikleri üzerinde yoğunlaşmalıyız. Geleceğe yönelik tasarılarımızı kendi kültür ve uygarlığımıza ait kavramlarla oluşturmalıyız.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...