|

İmha Siyasetleri
Atasoy Müftüoğlu
İdeolojik ihtiraslar, ekonomik/politik ihtiraslar, tarihin her döneminde
olduğu gibi; bugünde, şiddetli üreten, çoğaltan koşulları oluşturuyor.
Günümüz dünyasına egemen olan siyasetleri, ideolojik paranoya
biçimlendiriyor. Bugünün dün-yası zorbalığa teslim olmuş bir dünyadır.
Ame-rikan megalomanlığı zorbalığı meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Küresel
egemenlik, emperyalist egemenlik İslam Dünyasını büyük bir hapishanaye
dönüştürmeye çalışmaktadır. Amerika’nın şeytani imparatorluğu küresel
propoganda aygıtlarıyla büyük bir dil/söylem terörü geliştirmiştir.
Bütün bir insanlık bu dil/söylem terörüne maruz bırakılmaktadır.
Güçlü olanın bütün yaptıklarını meşru telakki eden bir zihniyet, bütün
toplumları ve insanlığı köleliğe sürüklüyor. Güçlü’ler emperyalistler/
faşistler hiç bir ahlaki ve hukuki sorumluluk taşımıyor. Müslüman
halklara/toplumlara karşı işlenmeye devam eden ağır insanlık suçları
kolektif vicdanda gereği gibi yankısını bulmuyor. Mazlum/ masum/mahzun
halklar seslerini, acı-larını, yalnızlıklarını duyuramıyor. Acı çeken
halkları unutuyoruz, bu acılar zamanla gündemimizden çıkıyor. Halbuki
bütün bu acıların, zulümlerin kaydını tutmamız gerekiyor. Bugün
özellikle İslam Dünyası ülkelerine, katliam, imha, vahşet, barbarlık ve
işkence yoluyla “demokrasi” daya-tılıyor. Bütün modern, postmodern
kavramlar Amerikan çıkarları için sınırsız bir biçimde suistimal
ediliyor. İslam Dünyası toplumlarına imha siyasetleri yoluyla ihraç
edilmek istenen “demokrasiler” kuşkusuz Amerika’nın uzaktan kumanda
etmek istediği “demokrasi”lerdir. Bugünün dünyası ideolojik
ortodokslukların ağır baskısı altındadır. İdeolojik ortodoksluklar
nedeniyle, özellikle İslam Dünyası toplumlarında düşünceler, kimlikler,
kişilikler ve karakterler ağır bir bunalım içerisine girmişlerdir.
Hayatın her alanında duyarlıkların olumsuz bir biçimde de-ğiştiğini
görüyoruz. Ahlaki kurumlar ve yaklaşımlar aşınıyor. Bugünün dünyasında
hayatın her alanı ve bütün ilişki biçimleri ekonomiye boyun eğmiş
bulunuyor. İnsanları birbirlerinden ve anlamlardan uzaklaştıran bir meta
dünyasında yaşı-yoruz. İlişkilerimizde formalizm ve protokoler
i-lişkiler belirleyici olamaya başlamıştır. Kimi durumlarda formalizm ve
protokoler ilişki gerekli olabilir, ancak bu ilişki biçimlerinin ahlaki
olmadığını bilmek gerekir.
En ucuz bayağılıkların dünyası ile karşı karşıyayız. Nitelik kaypları,
içtenlik kayıpları, alçaltıcı dü-şüşlere, tercihlere ve yönelişlere
neden oluyor. Tekdüze, duygusuz, mekanik, insansız, resmi ha-yatlar
yaşıyoruz. İslami paylaşıma, insani paylaşıma, kalbi paylaşıma imkan
vermeyen yıpratıcı hayatlar yaşıyoruz.
Müslümanlar olarak, hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda
kurumsallaşmış bir paranoya ile karşı karşıyayız. Kuralsızlığa boyun
eğmiş bir dünyada, yağmacı bir uygarlık, ülkelerimizi özgürce işgal
ediyor, özgürce yağmalıyor ve masum halkları özgürce katliama tabi
tutuyor. Müslümanlara yönelik imha siyasetleri ve keyfi şiddet güçlü bir
sorgulanmaya tabi tutulamıyor. İslam Dünyası ülkeleri kendilerine değil,
Ame-rika’ya güveniyor, kendilerine karşı değil, Amerika’ya karış sorumlu
olmayı tercih ediyor. Her alanda sömürü, baskı ve şiddet üreten
tota-liter bir sistem karışısında algılarımız ruhunu yitiriyor.
Geleceğe ilişkin özgürlük umutlarını, yalnızca direniş
eylemleri/geleneği/bilinci yaşatıyor. Dün-yanın rakipsiz devasa
askeri-teknolojik gücü görüldüğü üzere, direniş bilincini/ahlakını
yenemiyor, yenemeyecek. İslam Dünyasına yönelik olarak sürdürülmekte
bulunan ağır ve dayanılmaz tahakküm/imha politikaları, modern zamanların
ve modern uygarlığın ölçüsüz bir biçimde yüceltilen, takdis edilen
kavramları aracılığıyla sürdürülüyor. Her hangi bir söylem, tezi ne
olursa olsun; bu kavramların şemsiyesi altında gündeme girince akan
sular duruyor, bu kavramları sorgulamak kimsenin aklından bile geçmiyor.
Batı’ya ait, ideolojik/politik kavram ve kurumlar mutlaklaştırılarak,
siyasal düşüncenin, siyasal ha-yatın vazgeçilemez temeli sayılabiliyor.
Siyasal prağmatizmi tek geçerli yol sayan siyasal dünyamız, sömürgeci
bilgi’ye, sömürgeci algı biçimlerine teslim oluyor. modernitenin de,
Batılı siyasal sistemin de sınırları olduğu, olması gerektiğini
unutuyoruz. Siyasal elitist projelerin, halkların duygularına,
düşüncelerine ve hassasiyetlerine saygıları yok. Siyasal elitizm her
ülkede Tür-kiye’de olduğu gibi traji-komik bir ideolojik dil kullanıyor.
İdeolojik gerçeklik ile, hakiki gerçeklik arsında, hakiki gerçeklik ile
resmi ideolojik arasında büyük uçurumlar var.
Günümüzde Batı, bir model değil, kültür ve uygarlığımız için, saldırgan,
müdahaleci ve ırkçı bir tehdittir. Avrupa aklının her zaman ırkçı bir
akıl olduğunu yaşayarak görüyoruz. Avrupa demek siyasal oportünizm
demektir. Sorgulayıcı içeriklerle ve çözümlemelerle Avrupa merkezci
düşünsel perspektiflari aşabilmeliyiz. Toplumla-rımızın kaderi
ideolojik/politik içerikli kavramların himayesine terkedilemez.
Toplumlarımızın iradesi ve hayat tarzları hiçe sayılarak, toplumlarımız
zorlayıcı ve baskıcı Batılılaştırmaya ter-kedilemez. Avrupa çapında
yükselen şoven yönelişleri doğru okumak gerekir. Halklar arasında gerçek
anlamda eşitlik ve karşılıklı saygı olmaksızın diyalog olamaz. Diyalog
iki tarafın da içtenlikle birbirlerini anlamak için bir çaba içerisinde
bulunmalarıyla mümkündür. Bugünün dünyasında ulusal bencillikler ve tek
yönlü tezler anlamlı/erdemli bütün ilişkileri tehdit ediyor. Ulusal
çıkar düşüncesi ahlaki ve insani hassa-siyetler üzerinde
temellendirildiğinde anlaşılır olabilir.
Düşüncesiz iyimserliklere kapılmamak gerekir.
Renk vermeyen sessizlikleri aşmak gerekir.
Tarihin içindeki tavırlarımızı ve tercihlerimizi temelinden yeniden
düşünerek, sorgulayabilmemiz gerekir.
Emperyalist dünya tarafından çizilen bir dünya imajı hiç bir biçimde
kabul edilemez.
Dış koşullardan, etkilerden bağımsız olarak düşünmeyi, üretmeyi ve
yapmayı başarabilmeli-yiz. Fiilen yaptıklarımızla, inançlarımız,
düşün-celerimiz, fikirlerimiz arasında bir uygunluk olmalı. Temel
sorunlarımız etrafında ortak bir zemin oluşturabilmeliyiz. Varsa eğer,
aşırı yönelişlerimiz etrafında kalıcı çözümlemeler yapabilmeliyiz.
Çıkara dayalı bencilliklere, baştan çıkarıcı yararcılıklara tenezzül
etmemeliyiz. Hizip/ grup dogmalarını her şeyin üzerinde tutan ilişki
biçimlerinin gayrı ahlaki olduğuna inanmalıyız.
Ateşli bir inançla, ateşli bir umutla ve çabayla nitelikleri üzerinde
yoğunlaşmalıyız. Geleceğe yönelik tasarılarımızı kendi kültür ve
uygarlığımıza ait kavramlarla oluşturmalıyız. |